28 Mayıs 2011 Cumartesi

Playboy (16. Bölüm)

[16.Bölüm]



John tebessüm edip Myeong'a döndü.



-Myeong-dae, Mi-cha'yı kimin hakettiğinden çok onun kimi seçtiğini önemsiyorum artık. Onu hala çok seviyorum, inkar etmiyorum. Fakat Mi-cha sevdiği kişi yüzünden kalp ağrısı çekerken benim onun kalbine girmeye çalışmam onu daha çok acıtır ve yıpratır. Bu saygısızlık.



Myeong-dae başını yere eğdi.



-Haklısın sanırım John..



John hiçbirşey demeden hastaneye girdi. Elleri cebinde yavaşça koridorlardan geçiyordu. Sang-ho'nun odasının olduğu koridorun başına gelince duvarın dibine çöküp ağlayan Mi-cha'yı gördü. Ellerini cebinden çıkarıp ona koştu. Omuzlarından tutup ayağa kaldırdı. Mi-cha elleriyle yüzünü kapatmış ağlıyordu. John onu kendisine çekti.



-Mi-cha, bana ağlamayacağına söz vermiştin.



-Kendime engel olamıyorum.



John onun hıçkırıklarını duydukça büyük bir acı hissediyordu. Kalbi sıkışıyordu. Mi-cha'yı kendisinden çekip yüzünü kapattığı ellerini tutup indirdi. Mi-cha'nın gözyaşlarını sildikten sonra ona gülümseyerek baktı.



- Bu güzel gözler kırmızılaşırsa John onların lunaparkı görmesine izin vermeyecek. Gülümserse bir şansı olabilir ama.



Mi-cha yavaşça gülümsedi. John elini Mi-cha'nın omzuna koyup gülümsedi.



-O zaman istikamet lunapark! Bu sefer oyuncak kazanacağız. FIGHTING!



Mi-cha gözlerinin altını silip gülümsedi ve tek elini yumruk yapıp havaya kaldırdı.



-FIGHTING!



Mi-cha ve John hastane koridorunda ilerlerken yanında birçok korumanın olduğu bir adam gördüler. John yavaşça önünde eğilip selam verdi.





-Merhaba Bay Choi.



Adam sadece başını yavaşça eğip selamladı.Gidecekken kafasını Mi-cha'ya çevirip baştan aşağı süzdü. Memnun olmayan bir tavırla yanındakilere döndü.



-Bu o kız değil mi?



-Galiba o efendim.



John hemen atıldı.



-Evet Bay Choi. İsmi Song Mi-cha.



Choi Sung Wook alaycı bir bakış atıp Sang-ho'nun odasına yöneldi.

John bir müddet onların arkasından baktı. Mi-cha şaşkın bir tavırla John'a döndü.



-Kimdi o? Bana neden öyle baktı?



-Sang-ho'nun babası, Choi Sung Wook. Aynı zamanda babamın da ortağı. Sang-ho'nun hastanede yattığı Kore'ye duyulunca Choi Sung Wook nedenini araştırmış olmalı. Bu yüzden sana öyle baktı.



Mi-cha şaşkın bir ifadeyle gözlerini kocaman açtı.



-Sang-ho'nun babası ile baban ortak mı?



John Mi-cha'nın kolundan tutup yürümeye başladı. Bir yandan da konuşuyordu.



-Evet. Kendimi bildim bileli ortağız. Babamın böyle biriyle ortak olmasına hala şaşıyorum. Kendisinden başkasını düşünmeyen bencilin tekidir. Dünyada tek arkadaşı babam. Bundan eminim. Sang-ho'nun annesi de bu adama daha fazla dayanamayıp boşandı.



Mi-cha duyduklarına çok şaşırmıştı. John onun bu sevimli ifadesini görünce gülümseyip onun elini tuttu.



-Şu an konumuz Choi Sung Wook değil. Eğlence bizi bekliyor. Hadi gidelim



*~~~~~*~~~~~*



Choi Sung Wook her zamanki asık suratıyla Sang-ho'nun odasını tıklatmadan girdi. Sang-ho olduğu yerden doğruldu. Sang-ho gülümsedi. Ağzını açacakken Choi Sung Wook aceleyle konuşmaya başladı.



-Şu haline bak sersem! O aptal kız için mi bu hale geldin?



-Sung Wook bana sesini yükseltme!



Sung-wook Sang-ho'yu dinlemeden bağırarak konuşmaya devam etti.



-Bazen oğlum olduğuna inanamıyorum. Robin Hood'a mı özeniyorsun? Bir aptal için ölümü göze alacak kadar beyinsiz misin?



-Ona böyle hakaret edemezsin!



-Kes sesini! Ben senin babanım.



-O zaman bana yardımcı olmak için çık odamdan.



Sung wook gözlerini devirip Sang-ho'ya yaklaştı.



- Farkında mısın bilmiyorum ama yine magazinlere çıktın ve bu da şirketimizin kariyerini sarsıyor. Bu aptal aşktan vazgeç. Ben Sang-ho'yu tanırım. O kimseye aşık olmaz.



Sang-ho sinirlenmişti. Yüzünü başka yere çevirip dişlerini sıkarak konuştu.



-Lütfen çık odamdan.



İçeri Myeong-dae geldi. Choi Sung Wook'u görünce eğilip selam verdi. Choi Sung Wook onu görmeden hızla yanındaki adamlarla dışarı çıktı.

Myeong-dae onun arkasından baktıktan sonra Sang-ho'ya yaklaştı.



-Birşey mi oldu?



-Sung wook gibi bir baban varsa birşey mi oldu sorusu çok saçma.



-Onu önemseme o zaman.



Sang-ho yüzünü Myeong'a çevirdi.



-Mi-cha'nın nesi var?



Myeong-dae oldukça soğukkanlı bir şekilde cevap verdi.



-İddeayı biliyor.



Sang-ho'nun gözleri büyümüştü. Vücudunu ateş sardı.



-N..nasıl yani?



-O gün Kang hyun denen adi herif her ne dediyse hepsini duymuş.



Sang-ho iri gözlerle boşluğa bakım mırıldandı.



-Bu...olamaz...



Sang-ho tekrar kafasını Myeong-dae'ye çevirip bağırdı.



-Mi-cha'yı gerçekten sevdiğimi söylemediniz mi?!



Myeong-dae bakışlarını Sang-ho'dan çekip yere baktı. Susuyordu.

Sang-ho yutkundu.



-Siz de mi inanmıyorsunuz artık?



-Sang-ho onu seviyor olabilirsin fakat geçmişin onu da seni de yıpratacak gibi görünüyor.



Sang-ho çok sinirlenmişti. Sesini daha yükseltti.



-Geçmiş öyle mi? Geçmiş...!!! Benim Mi-cha uğruna bir kenara attığım şeyden mi bahsediyoruz Myeong? Geçmişten mi?



Myeong derin bir nefes aldı. Hala onun yüzüne bakamıyordu.



-Sang-ho... Sen benim tek ailemsin. Benim için çok değerlisin. Ben sadece üzülmemeni istiyorum.



-O halde Mi-cha'ya beni adi bir playboy gibi göstermeyi bırakın.!!



-Biz öyle göstermiyoruz.



-O zaman onun öyle görmesini engelleyin.



Myeong hızla ayağa kalkıp Sang-ho'nun omuzlarını itti ve yavaşça yatırdı. Üstünü örttü.



-Hiçbirşey düşünme. Dinlenmelisin.. 2 gün sonra çıkacaksın.



*~~~~~*~~~~~*



John ve Mi-cha arabadan inip hastaneye doğru ilerlediler. John yanaklarını şişirip üfledi. Mi-cha da dudağını büzdü. John ona suçlu gözlerle bakıp çocuksu bir tavırla konuştu.



-Özür dilerim. Yine oyuncak kapamadım.



Mi-cha gözlerini kısıp dişlerini sıktı ve elini yumruk yaptı.



-Senin suçun değil. O adam kandırıyor bence. Kimse oyuncak alamıyor niyeyse.



John Mi-cha'nın bu tatlı mimiği karşısında güldü ve yanağını sıktı. Mi-cha da ona bakıp gülümsedi. Sang-ho'nun odasının önüne gelince Mi-cha'nın gülümseyen yüzü şekil değiştirdi. John'a bakıp fısıldadı.



-Ben eve gideyim. Getirdiğim yemekleri Sang-ho'ya verirsin. Mi-cha gidecekken John onun omzundan tuttu ve Sang-ho'nun odasına iteledi. Mi-cha gözlerini kocaman açıp John'a baktı. John gülümseyip kapıyı kapattı ve dışarı çıktı. Kalbi acıyordu fakat Mi-cha Sang-ho'dan vazgeçinceye kadar böyle yapmalıydı. Mi-cha yavaşça içeri girdi. Odada sadece Sang-ho vardı. Mi-cha'yı görünce hemen doğruldu. Hızla doğrulduğunca ayağı yatağın kenarına çarptı. Mi-cha hemen koşup düşmemesi için sarıldı.



İkisi de şaşırdı. Mi-cha hafifçe öksürüp kendisini Sang-ho'dan çekecekken Sang-ho onun belinden tutup iyice sardı.



-Sang-ho lütfen...



-Böyle kalalım Mi-cha.



Mi-cha kendisini çekmeye çalıştı fakat Sang-ho daha çok sarıyordu. Mi-cha'nın kalbi eskisi gibi atmaya başladı. Bu durumdan rahatsızlık duyuyordu. Gözleri dolmaya başladı. Çenesi ve sesi titriyordu.



-Sang-ho bırak lütfen.



-Bırakmam Mi-cha. Beni dinlemeden bırakmam.



Mi-cha'nın gözlerinden damlalar tane tane düşüyordu. Gözyaşlarını Sang-ho'nun sıcak vücudu ve kalp atışları tetikliyordu. Mi-cha bağırmaya başladı.



-Neyi dinlemem gerekiyor? İddean uğruna yaptıklarını mı?



Sang-ho daha sıkı sarıldı.



-Mi-cha...



Mi-cha onu susturup bağırmasına devam etti.



-Geçmişinde ne yaşadığın umrumda değildi. Değişeceğin umuduyla bekledim. Keşke hayallerimdeki gibi kalsaydın. Keşke!



-İddeaya girdim evet. Bunu inkar etmiyorum. Seni aşık edip sevgilin olacaktım. Fakat hiç hissetmediğim şeyler hissettim.



-Ne o? Hala beni kandırmaya mı çalışıyorsun? İddea bitti Sang-ho!



Mi-cha kendisini Sang-ho'dan çekmeye çalıştıkça Sang-ho daha da sıkı sarılıyordu.



-Aptal! Sözümü kesme ve dinle. Bu iddea zaten bitti. John seni sevdiğini söylediği gün bitti. O gün seni sevdiğimi söylediğim günden çok önceydi.



Mi-cha hafifçe kendisini çekti. Sang-ho bu kez izin vermişti. Çünkü Mi-cha'nın bu kez gitmek için çekilmediğini biliyordu. Mi-cha çocuksu tavrıyla Sang-ho'ya baktı. Sang-ho gözlerini devirip ellerini beline attı



-Eğer seni kandırmış olsaydım şu an neden her tarafım morluklar içinde olsun gerizekalı!



Mi-cha başını yere eğdi. Sang-ho Mi-cha'nın kafasını hafifçe vurdu.



-Sende çalışmayan bu organın şimdi anladı mı acaba?



-Ahh. Ne vuruyorsun?



Mi-cha'nın aklı karışıktı. Saçlarını karıştırıp arkasını döndü. Birkaç adım atamadan Sang-ho kolundan tutup onu hızla kendisine çekti ve öptü. Mi-cha'nın gözleri kocaman açıldı. Sang-ho yavaşça kendisini çekip Mi-cha'nın yüz ifadesine güldü.



-İlk öptüğümde söylediğim şeyi bir daha söylettirme. Gerçek olduğunu bil yeter.



Umarım beğenirsiniz. Yorumlarınıza tek tek cevap vermem zor oluyor ama beni çok mutlu ettiğini bilin yeter Very Happy 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder