Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
8. Bölüm
Bahar mutfaktaydı
ve mükemmel kokan bir yemek hazırlıyordu… Seunghyun çok açtı. Özellikle dün öğle
yemeği yemediği için.
Sonra hatırladı. Dün Bahar’ı restoran’da bırakmıştı! Soohyo’nun peşinden dışarı
koşup birdaha dönmemişti!
Ayakları merdivenin son basamağında durdu. Kendini çok pişman hissediyordu.
Karnı açlıktan ağrımaya başlamıştı, ama bunu hak ediyordu. Seunghyun acı çekmeyi
hak ediyordu; her ne kadar küçük yada büyük bir ceza olursa olsun.
Mutfaktan karısının mırıldamasını duydu. Yumuşak ve tatlı bir melodiydi...
güzel bir ses eşliğinde. Karısı şarkı söylüyordu.
“Zutto kono mama, Anata no soba ni iru kara, Kitto shinjita omoi wa, Koko ni
aru kara [Sonsuza kadar böyle, senin yanında kalmak istiyorum. Çünkü en sevdiğim
duygu, senin yanında olmak.]”
Şarkı söylediğinde bilmediği yerlere rasgele bir söz ekliyordu kendi aklına
göre.
Seunghyun onun şarkı söylemeye devam etmesini istiyordu, ama Bahar sustu ve
mutfaktan merdiven’e doğru yürüdü. Gözleri rahatsız bir anlığına birleşti, ve
Seunghyun hemen gözlerini kırpıp utancından yere baktı.
“Ah, uyandın mı?” diye sordu Bahar sevimli bir sesle. “Tamda kahvaltı hazırladım.
Gel otur.”
Seunghyun yine yüzünü Bahar’a çevirdi ve onun masa’ya bir tabak yerleştirip
yine mutfağa gitmesini izledi. Bahar’ın yaptıklarını anlayamıyordu. Neden böyle
davranıyordu?
Ama aslında… Seunghyun Bahar’ın ne tür davrancağınıda bilmiyordu.
Genç kadın yine elinde bir kaç tabakla yemek odasına girdi. “Hadi çabuk, soğumadan ye. Yeni bir
tarif denedim bugün.”
Seunghyun merdiven’den indi ve masa’ya Bahar’ın önüne oturdu. O oturduğunda
Bahar yemeye başladı.
Önündeki yemek dolu tabağa bakıyordu. Çok açtı, ama… bunu hak ettiğini düşünmüyordu.
“Bahar…”
Bahar’ın ağzı çiğnemeyi bıraktı ve gözleri Seunghyun’a baktı. “Neden
yemiyorsun? Amerikan kahvaltısını sevmiyor musun? Istersen başka birşey hazırlayabilirim.”
“Bana böyle davranmayı bırak.”
Bahar ona şaşkınca baktı. “Nasıl davranmayı?”
“Böyle işte! Senin bana böyle davranmandan nefret ediyorum!”
“Yani benim sana iyi davranmamı istemiyorsun?”
“Evet! Çünkü senin iyiliğini hak etmiyorum.”
Bahar bir peçete ile ağzının kenarını sildi. “Buna hala ben karar
veririm.”
Seunghyun sinirlice saçlarını dağıttı. “Bak, dün gece…”
“Dün gece eve sarhoş geldin. Kendi üzerine kustun ve çarşafları batırmaman için
seni soydum. Sana yatağımı verip, kendim oturma odasında uyudum. Bunu neden
yaptım, biliyor musun? Çünkü arkadaşlar böyle şeyleri birbirleri için yaparlar,
birbirlerine iyi davranırlar.” diye çabukca konuştu Bahar ve tabağındaki yemeğe
baktı sanki Seunghyun’a bakmaktan korkuyormuş gibi.
Seunghyun kulaklarına inanamıyordu. Evet, Bahar’ın ikisinin eşyalarını yerden
topladığını biliyordu, ama bu gerçeği kapatmak için yetmez ki!
“Bahar…”
“Lütfen yemeğini ye. Benim yaptığım yemekleri yememen beni üzüyor… özellikle
bunun gibi iyiyse.”
Seunghyun üzgünce tabağına baktı. “Senin yaptığın hiçbirşey ‘iyi’ denilcek
kadar kötü değil. ‘Iyi’ bir hakaret olurdu.”
Bahar hafiften gülümsedi ve Seunghyun’a baktı. “Teşekkür ederim!”
Çocuksu gülüşüyle yemeğini yemeye devam etmişti. Seunghyun kendi yemeğini
yemeye başladi.
Bahar dün gece’nin olaylarını unutmaya karar vermişti. Çünkü Seunghyun’a aşık
olduğunu ona anlattırmayacağını söylemişti.
Bahar gerçekten kendine yalan söyleyebilir miydi? Seunghyun Bahar’ın kendine
yalan söylemesine izin verir miydi? Ve Seunghyun kendine yalan söylebilir
miydi?
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun firma’dan çıktı. Her gün işten sonra Soohyo’nun evi altında onu
izlemeye gidiyordu bir saatliğine. Ama bugün…
Ve bugün… önceki günlerden farklı olmayacaktı.
Yirmi dakikalik yolu bitirdiğinde arabasını bir gölge’ye park edip içinde
oturarak yüzünü Soohyo’nun apartmanının camına çevirdi. Saat daha 5:30’du, ama
yağmur yağmak üzere olduğu için gökyüzü kara bulutlarla doluydu, ve daha geç
görünüyordu.
Perdeler kapalıydı, ama apartmanın ışıkları açıktı… ve Seunghyun camın arkasında
iki gölgeyi görebiliyordu.
Bir gölge diğer gölgeyi büyük cam’a doğru çektiğinde gözleri ateş doldu
Seunghyun’un. Sonra ilk gölge diğer gölge‘ye sarıldı, tatlı bir çift gibi.
Yada gerçekten tatlı bir çiftlerdi.
Seunghyun’un karnı ağrımaya başladı. Dudağını sıkıca ısırdı. Jaejoong Soohyo için
sahte erkek arkadaş olduğunu sanıyordu, ama bu gölgeleri görünce artık o kadar
emin değildi.
Sonraki olanları görünce Seunghyun’un gözleri şok’tan büyüdü ve tırnakları sıkıştırdığı
ellerinin etini kesiyordu nerdeyse. Gölgeler şimdi sarılmayı bırakmıştı ve öpüşüyorlardı.
Seunghyun hemen kafasını çevirdi. Gözleri yaşlarla yanıyordu, ama akmalarına izin
veremezdi.
Titreyen eli araba’nın anahtarını çevirip motorunu açtıktan sonra hızlıca ordan
uzaklaştı arabasıyla.
-=-=-=-=-=-=-=-
Aynı zamanda…
“Neden perdeleri kapattın?” diye sordu Soohyo ve Jaejoong’un oturma odasındaki
tüm ışıkları açmasını izledi.
Sonra Jaejoong büyük cam’a gitti ve elini uzatarak, Soohyo’ya “Gel buraya.”
dedi.
Şaşkınca Soohyo Jaejoong’un elini tuttu ve onu cam’a çekmesine izin verdi.
“Ne yapıyors…?” diye başladı Soohyo, ama Jaejoong kollarını beline sardığında
sustu şok’tan. “Jaejoong…”
“Shh, bunda sende oynamalısın.” Jaejoong Soohyo’nun sırtına sarılıyordu ve çenesini
omzuna koydu.
Soohyo perdelere baktı ve sonra anladı. Seunghyun yine aşağıdaydı ve onları
izliyordu.
Yorgunca vücudunun Jaejoong’a karşı rahatlamasına izin verdi. “Teşekkür
ederim.” diye fısıldadı.
Jaejoong hafiften ayrıldı ve Soohyo’nun yüzüne baktı. “Onun gitmesine sadece
sarılmamız yetmiyor.”
Soohyo korku dolu gözlerle Jaejoong’a baktı. Jaejoong’un dudakları ona doğru
yaklaşıyordu.
“Jaejoong, lütfen…”
Birşey demeden, Jaejoong Soohyo’yu omuzlarından tutup sırtını perdelere doğru çevirdi.
Sonra alnını Soohyo’nun alnına yasladı.
“Seni öpmiyeceğim. Gölgeler ve pozisyonlar iyi bir iluzyon yapabilir.”
Soohyo gözlerini yere çevirdi. “Teşekkür ederim.”
“Benim seni öpmemi istemediğin sürece yapmam. Ama bir gün bunu istemene dua
ediyorum.”
Soohyo yüzünü kenara çevirdi. “Yardımın için çok teşekkür ederim. Sana
minnettarım. Ama… sen minnettarlık yüzünden sevilmeyi hak etmiyorsun. Sen
aşk’tan sevilmeyi hak ediyorsun.”
“Ben neyi hak ettiğimi iyi biliyorum. Bana acındığından beni sevilmesini
istiyorsam, o zaman onu hak ediyorum.” dedi Jaejoong ve bir süre sustu, sonra
yine konustu. “Maalesef sen acıdığın birine aşık olamıyorsun.”
“Jaejoong…”
“Bende maalesef seni zorlayamıyacak kadar çok seviyorum.” Jaejoong kollarını
Soohyo’nun belinden çekti ve ondan ayrıldı. Perdelerden dışarı baktı.
“Choi Seunghyun gitmiş.”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder