16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (9.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

9. Bölüm


Seunghyun eve girdiğinde oturma odası boştu. Zaten pek umrundada değildi. Şu an
tek istediği bir şişe vodka ve ona herşeyi unutturabilen bir haptı.

Kravatını bolaltıp koltuğa attı kendini. Kafası ağrıyor, kalbi acıyordu.

Ama sinirini Bahar’dan çıkaramazdı. Normal davranmalıydı ona. Onun hiçbir suçu
yoktu.

Bahar nerdeydi ki?

Seunghyun kravatı koltuğa atıp kalktı. Mutfağa baktı , ama Bahar’ı bulamadı. Onun yerine masa’da yanmış bir pasta
buldu.

Yanmış pasta mı? Bahar hiçbir zaman bir hata yapmazdı yemek yaparken. Hata yapmak
için çok iyiydi.

Yoksa birşey mi olmuştu?

Seunghyun’un kalbi korkuyla doldu ve hemen merdivenlerden çıkıp yukarı katı
aramaya başladı. Kimseyi bulamadı. Yine aşağı koştu ve sonunda Bahar’ı bahçe’de
gördü. Yine Hollywood salıncağında oturuyordu.

Seunghyun kapıyı açmaya başladı ama Bahar yüzünü havaya doğru kaldırınca durdu.
Gökyüzüne bakıyordu ve gözlerinden pırlanta gibi yaşlar akıyordu.

Bahar ağlıyordu! Seunghyun hemen kapıyı açtı ve Bahar’a koştu.

Bahar kapı’nın açılışını duyunca yüzünü Seunghyun’a çevirdi. Ona doğru koştuğunu
görünce hemen ayağa kalkıp gözyaşlarını sildi.

“Seung…Seunghyun-sshi, hoşgeldin. Eve geldiğini bilmiyordum.” diye konuştu
titrek sesle, ama omuzlarını dik tutuyordu.

“Bahar…”

“Şey… ben akşam yemeğini hazırlamaya gideyim.” diye mırıldadı ve Seunghyun’u geçmeye
çalıştı.

Seunghyun bileğini tuttu. “Bahar…”

“Lütfen bırak beni.” Bahar kolunu ayırmaya çalışırken sesi yine titredi.

Seunghyun Bahar’ın elini çekip kollarını etrafına sardı. Bahar’ın yüzü
Seunghyun’un göğsüne yaslandı ve göz yaşları gömleğini ıslattı.

Seunghyun gözlerini kapadı ve Bahar’ın ağlamasını dinledi. Bahar zaten güçlü
bir insan değildi. O hassas ve güçsüz bir melekti.

Onun ona karşı hislerini saklayamıyacağını bilmeliydi Seunghyun. Bahar yalan
söylemek için çok masum, saf ve dürüst’tü. Böyle bir melek acı çekmeyi hak
etmiyordu.

Neden onun mutlu olmasına bir şans verilmesin ki? Neden Seunghyun bir insanı
daha üzsün ki?

Soohyo şimdi Jaejoong’la beraberdi. Seunghyun’un Soohyo’ya geri dönceği günü
beklemesi anlamsızdı.

Soohyo artık onun için üzülmüyordu, yinede Seunghyun hayatı boyunca Soohyo için
üzülecekti. Ama Bahar’ında üzülmesine sebep olmak istemiyordu.

Bir insanın acıması, iki insanın acımasından daha iyidir.

Neden Bahar’a hak ettiği mutluluğu vermesin ki?

Bahar’ın ağlaması durdu ve Seunghyun’dan ayrıldı. Seunghyun yinede kolunu
belinden çekmedi. Üzgün gözleri Seunghyun’unkileri arıyordu. Seunghyun içinde
neyi bulacağını merak ediyordu.

“Seunghyun…”

“Melekler ağlamaz,” diye fısıldadı Seunghyun. “Benim için gülümse.”

Bahar şaşkınca baktı. Seunghyun kafasını kenara eğip gülümsedi. Onun
gülümsemesini görünce, Bahar’da aynısını yaptı.

-=-=-=-=-=-=-=-

Bahar mutfakta yemek pişiriyordu. Seunghyun ise onu kenardan izliyordu
sessizce.

Bahar’ın yemek yapma sevgisine hayrandı. Yemek yaparken, onun moralini hiçbir şey
bozamıyordu. Mutluydu.

Bu yüzden o pastayı yakınca çok üzgün olmuştur. Yemek yaparken bu meleğin
moralini hiçbirşey bozamaz sanmıştı Seunghyun, ama yanılmıştı. Moralini birşey çok
kötü bozabiliyordu.. oda Seunghyun’a karşı hissettiği gizli aşktı.

“Nerdeyse bitti. Sofrayı hazırlar mısın?” diye gülümsedi Bahar ona. Gülümsemesi
eskisi gibi gözlerine ulaşamıyordu. Kim Bahar çok berbat bir yalancıydı,
kendine bile yalan söyleyemiyordu.

Seunghyun tabak ve bardakları yemek odasına götürdü ve hemen ardından Bahar
elindeki yemek tepsisiyle çıktı.

Tepsi’yi masa’ya yerleştirdikten sonra, Seunghyun Bahar’ın sandalyesini tuttu
ve Bahar oturdu teşekkür ederek. Seunghyun bir gentleman, bir erkek arkadaşı,
bir koca gibi davranmalıydı Bahar’a. Pek sık konuşamıyordu Bahar’la çünkü her
konuşmak istediği an, Bahar’ın yaşlı gözleri gözünün önüne geliyordu ve kalbi
pişmanlıkla doluyordu.

“Iş nasıldı?” diye başladı Bahar yemeği yerken.

“Her zamanki gibi.” diye cevapladı Seunghyun. “Bu gerçekten güzel olmuş,
ellerine sağlık.”

“Afiyet olsun.” diye güldü Bahar. Ama gözleri hala gülmüyordu.

“Peki senin günün nasıl geçti?”

“Evi temizlemekten başka pek birşey yapmadım.”

“Bunu yapmalı değilsin. Temizlikci tutabiliriz.”

“Hayır, zevk alıyorum. Bir insanı mutlu eden şeyler hayattaki en basit şeylerdir.”

Hayatın basit şeyleri. Neden hayatın basitliğini bozalım ki?

“Yarın Pazar. Dışarı çıkmak ister misin?” diye sordu Seunghyun.

“Gerçekten mi? Işin yok mu?” diye sordu Bahar şaşkınca.

“Hayır yok. Istersen önce luna parkına, sonra sinema’ya gidebiliriz. Sonrada akşam
yemeğine gidebiliriz. Dünkü gittiğimiz yere geri gidebiliriz… seni orda bırakıp
gittiğim yere.” Seunghyun pişmanca yüzünü eğdi ve çubuklarıyla pirincine
dürttü.

Bahar tatlıca gülümsedi. “Önemli değil. Arkadaşın daha önemlidir.”

‘Arkadaş.’ Bahar Soohyo’nun sadece bir ‘arkadaş’ olduğunu düşünüyordu.

Seunghyun hala dün gece dedikleri şeyi hatırlamaya çalışıyordu. Yataktayken
Soohyo’nun ismini söylediyse… çok kötü olurdu.

“Daha çok pirinç ister misin?” dedi Bahar ve Seunghyun’un düşüncelerini böldü.

Seunghyun yüzünü eğip tabağına baktı. Pirinci nerdeyse bitmişti. “Evet,
lütfen.”

Bahar tabağını aldı, ve Seunghyun Bahar’ın ona elinin deymemesine dikkat ettiğini
fark etti.

Geri kalan zamanı Bahar luna parkında hangi oyunları oynamak istediğini konuşmakla
geçirdi. Onun sonsuz konuşmalarını dinlerken Seunghyun onun bir çocuk, bir
melek olduğunu düşündü. Seunghyun’un onu kırmaya hakkı olmayan bir melek.

Çok komikti aslında. Kim Bahar’a bakınca, Seunghyun onun masumluğunu, gülüşünü,
tatlılığını, mutluluğunu korumak istiyordu. Kendi Soohyo ile beraber mutluluğu
bitmisti, ama bu Seunghyun’a Bahar’ın mutluluğunu bozmaya hak vermiyordu.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder