6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (25. Bölüm) FINAL - Part 2

25. Bölüm (Final Part2)


karşımda aylarca beraber çalıştığım, aynı ülküyü paylaştığım sadık adamlarım... onların karşısında ellerim songun ellerinde öylece duruyorum...



ne söylenebilirdi ki, zaten ellerim her şeyi açıklamıyor muydu...? songun ellerini daha sıkı tuttum... içimde tarifi imkansız bir suçluluk duygusu var... gerekçem ne kadar kuvvetli de olsa bundan kurtulamıyorum... derin bir nefes alıp devam ettim...



"beni dinleyin...!" sesim huzursuz havayı delip geçti... adamlarımın ve diğerlerinin tüm bakışlarının bana yöneldiğini hissedebiliyorum... söyleyeceğim sözler beni hain olmaktan kurtaramayacak...



"itiraf et, köstebek misin...?!" bu sözler benim adamımdan geliyordu... ağzımdan çıkacak sözleri dinlemeden söylediği bu sözler diğerleri arasında büyük bir huzursuzluğa neden oldu... gözlerine baktığımda bana duydukları nefreti görebiliyorum... içim acıyor...



"hayır...!"



---son---



eun a bakıyorum... yüzündeki tarifi imkansız bir keder var... bir çıkmazın içinde, derdini anlatmak için çırpınıyor... ama karşı taraftakiler bunu asla anlayamazlar... tüm gücümle onu hem onun adamlarından hem de kendi adamlarımdan korumak istiyorum...



eun bir köstebek değil... ama elimi tutması bir köstebek olmasa da bir hain olduğunu gösteriyor... bu çıkmazın içinde debelenip duruyoruz...



---eun---



"kendi kanına ihanet ettin...!"

"asla...!" boğazım yırtılırcasına haykırıyorum... ben hain değilim... ama bunu nasıl anlatabilrim...?!



"neden onun elini tutuyorsun peki...?! onun düşmanımız olduğunu bilmiyor musun...?! bir çok kardeşinin kanını döken, senin ve bizim ailelerimizin kanını döken onlar... ama sen onun elini tutuyorsun...! hiç vicdanın sızlamıyor mu...?!"



başım çatlayacak şekilde sızlıyor... söylenilen her cümle kalbime bıçak gibi saplanıyor... söyledikleri doğru... kelimesi kelimesine... bu yakıcı bir gerçek, tüm bedenimi yakıp geçiyor... sahi bunlardan kaçabilecek miyim...? her şey yoluna girse bile, bu gerçekle nasıl yaşacağım...? song a her baktığımda kaybettiğim ailemi hatırlamayacak mıyım sanki...? onlar benim ailemin katilleri, doğru... ama song a aşığım... bundan kurtulamıyorum... allahım bana yardım et...



"yeterince kan döküldü...! buna artık bir son vermeliyiz..." sözler song un ağzından dökülüyordu... beynimi kemiren düşüncelerimden ancak bu şekilde kurtuldum... yüzüne baktım... ben song dan nefret edebilir miyim gerçekten...?



songun sözleri hepimizin üzerinde başka bir şok dalgasına neden oldu... daha yarım saat önce birbirimizi deli gibi öldürüyorduk, halbuki...



"sen ne dediğinin farkında mısın...?!"

"evet...!"

"onlar senin aileni öldürdü...! nasıl bunları söylersin...?!"

"bizde onları öldürdük, bu gerçek...!"

"ideallerinden bu kız için mi vazgeçeceksin...?! sen bu davanın sahibinin torunusun, efendimize bunu nasıl açıklayacaksın...?!"

"bu zamana kadar öldürdük de ne oldu...?" bakışını kendi adamlarından benim adamlarıma çevirdi...

"ne kazandık...?! hepimiz ailelerimizi kaybetmedik mi...? ne için, bir kılıç için...! ailemizden daha mı önemli bu kılıç...!?"



"sen kendi davana ihanet ediyorsun... veliaht olsan da bu affedilemez...!"



adamları artık gözünü karattı... tüm bu karşıklığın içinde sağıma döndüğümde adamlarımın bana doğru hızla ilerlediğini fark etim... biz artık ortak düşmandan başkası değildik... bunca yıl tek ortak noktaları kılıç olan bu grubun artık ikinci bir ortak noktası daha çıktı... bizi öldürmek...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



song un adamları ikiliye doğru ellerinde kılıçlarıyla ilerlemeye başladı... song sıkıca tuttuğu eun un elini bıraktı, gözlerinin içine bakıp,

"seni seviyorum eun..."

eun yaşlı gözlerle song a baktı...

"hayır, burdan beraberce kurtulacağız... bana veda eder gibi konuşma lütfen..."



song kederli bir gülümsemeyle eun a baktı... hızla kolundan tutup onu arkasına attı... ona kılıça yaklaşan adamdan korumak için...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



song beni arkasına atar atmaz kendimi kılıçlarıyla bana doğru ilerleyen adamlarımın arasında buldum... bana nefretle bakıyorlardı, ve emin olduğum şey, kılıcı ele geçirmekten çok beni ortadan kaldırmayı istiyorlardı...



onlarla kılıçla mücadele ederken bir yandan da song u korumaya çalışıyordum... bu kadar çok adamın ortasında sırt sırta vermiş hayatlarımız için savaş veriyoruz... bu çok acı bir durum... şimdi kendimi gerçek bir hain gibi hissediyorum...



elimde kılıcımla kendimi savunmaya çalışırken bir yandan da olanca gücümle bağırıyorum...

"durun...! sizi öldürmek istemiyorum... yapmayın...!" ama sözlerim onların kin dolu bağırtıları be kılıç sesleri arasına kaybolup gidiyor...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



kılıç seslerini bozan imparatorluk borazanı oldu.... herkes bir an duraksadı ve etrafını sarmış olan saray muhafızlarına baktı... dört tarafları sarılmış ve muhafızların başında atının üzerinde bekleyen chun duruyor... elinde kılıcı kendin emin bir şekilde kalabalığa seslendi...



"herkes kılıçlarını bıraksın... bu bir imparatorluk emridir... emre karşı gelen derhal öldürülecektir...!"



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



sanırım bu en kötünün de kötüsüydü... etrafımız saray muhafızlarıyla çevrili ve biz onların ortasında kıskaca alınmış bekliyoruz... song un ve benim adamlarım bizi bırakıp, hemen kendilerine bir barikat oluşturdular... bu teslim olmayacağız anlamına geliyordu... telaşla song un yüzüne baktım... gözlerinde kederi gördüm...



"sana git dediğimde gitmeliydin eun..."

"seni bırakamazdım..."

"burdan kurtuluş yok eun... adamların elinden kurtulmuş olmak bir şey ifade etmiyor, biz artık ülkesine ihanet eden hainleriz..."

"ben ölümden korkmuyorum..."

"eun..."

"korkum seni kaybetmek... sen gittikten sonra yaşadım mı sanıyorsun...?! her gün binlerce kez öldüm ben... şimdi senin yanında yaşıyorum ben, asıl şimdi nefes alıyorum... gittiğimde yaşayacağımı mı sanıyorsun...?"



gözleri doldu....



"burdan kurtuluş yok..."



hafifçe tebessüm ettim...

"sen yanımda olduğum sürece her zaman bir kurtuluş var..."



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



atın üzerindeki adam yeniden bağırdı...



"karşı gelenler, hemen burada öldürülecekler...! kılıçlarınızı bırakın...!"



söylenilen sözler kimseye tesir etmedi... herkes elinde kılıcıyla siper pozisyonunda bekliyor...



kılıçlar yeniden şakımaya başladı... gecenin karanlığında ayın az da olsa aydınlattığı alan yeniden kana bulanmaya başladı...



atın üzerindeki chun, büyük bir hızla alanın ortasında birbirlerini korumaya çalışan iki kişiye doğru hızla yol almaya başladı....



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



"eun...!"

son ani bir hareketle son anda eun u atlının kılıç darbesinden korudu... ikisi atın bıraktı tozun ardından savrulup yere yuvarlandılar... son, kolları arasında bir zarar gelmesin diye sıkıca tuttuğu eun un hemen yüzüne eğildi...



"eun, eun...! iyi misin...?!"



atlı duyduğu ismin şokuyla atının iplerini sonuna kadar çekti ve birden atını ardında koyu bir toz bulutuyla durdurdu...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



gözlerimi açtığımda bana doğru eğilmiş song u gördüm... bana korkulu gözlerle bakıyordu... en son hatırladığım şey yanımdan süratle bir şeyin geçtiğiydi... hemen toparlandım ve ayağa kaldım...kalmaya çalışırken song bana hala endişeli gözlerle bakmaya devam ediyordu...



"merak etme iyiyim ben... sen nasılsın, yaralandın mı yoksa...?"

"hayır ben iyiyim..."



karşıya baktığımda bana doğru hızla gelen atlıyı gördüm... song hemen benim kolumdan çekip, beni kenara itti... bu o kadar ani oldu ki, ne olduğunu anlayamadım...



atlı bize doğru hızla gelirken birden durdu... elinde kılıcıyla atından atlayıp, telaşla sağa sola bakıyordu... ağzından çıkan sözler ise beni derinden sarsacak cinstendi...



"eun...?!" olduğum yerde öylece kala kaldım... bu ses chun un sesiydi ve bana doğru gelen de chun dan başkası olmazdı... chun bana doğru gelirken birden song önüne çıktı ve kılıcıyla önünü kesti...



kalbim ağzıma geldi sandım... hemen ikiliye doğru koştum ve,



"song dur...!" bana meraklı gözlerle bakarken gözlerimi bana seslenen adama çevirdim...



"eun... sen misin gerçekten...?!"

"abi...?"



chun un gözlerinde abi şefkatinden başak bir şey yoktu... bu şefkat kalbimi derinden derine ısıttı... hemen kollarımdan sıkıca tuttu... merak dolu gözlerle bir yandan bana bakıp bir yandan da sorusunu soruyordu...



"iyi misin sen...? bir şeyin yok ya...?"

"hayır iyiyim..."

"seni bulamayacağım diye çok korkuyordum eun... şükür ki buldum seni..."

"ben mi arıyordun...?"

"evet... sana söz verdim, seni koruyacağım dedim..."



birden içimde derin bir korku oluştu...gözlerim chun un elbisesi üzerinde geziniyor... o bir kraliyet muhafızı... sahi chun beni bir hain olmaktan da koruyabilir miydi...?



"biz kraliyet askerlerine kılıç çektik..." sözümü söylerken songun elinden tutup yanıma çektim... sözlerimdeki manayı anlayan chun başını önüne eğdi... derin bir nefes alıp devam etti...



"siz köstebeksiniz..."

"ne...?!"

"şimdi susun ve hiçbir şey yapmadan bir kenarda bekleyin..."



zaten çatışma neredeyse bitmişti... bizlerin sayısı kraliyet askerlerine oranla çok azdı... kısa süre içinde kimisini öldürdüler, kimisini de yakalayıp bağladılar... alan boyu boyunca serilmiş cesetlerle kana bulanmıştı... birine gözüm takıldı... bu en sadık adamımdı...



yaşadıklarımı gözden geçirmeye çalıştım... neler yaşamıştım şu ana kadar... çok fazla acı çektim ama en büyük mutluluklarımı da sığdırmayı başarabildim... şimdi song un yanında bir ağacın altında öylece bekliyoruz...

ben...yüzlerce adam öldüren bir suikastçı... ben... en büyük düşmanına aşık olan ben... ihanet duygusunun bu kadar yakıcı olduğunu bilemezdim... insanı bu kadar yaraladığını... ne ondan vazgeçebilirim, nede ona düşman olabilirim... yanında sessizce bekliyorum, öylece... korkuyorum, yüzüne her baktığımda ona aşkımdan başka duygular beslemekten korkuyorum... zamanla bu ihanet duygusunun aşkıma galip gelmesinden... onu sonsuza kadar kaybetmekten... nefret ediyorum bu hayattan, beni seçimlere zorlayan insanlardan... kimliğimi benliğimi kaybetmeme neden olan, beni bu yollara sürükleyen insanlardan...



sessizce song un yüzüne bakıyorum... korkuyorum, bana sevgiyle bakan bu gözlerin değişmesinden korkuyorum...



***



"efendim, görev başarıyla tamamlandı" dedi ve elindeki tahta kutu içinde bulunan kılıcı chun a uzattı... uzaktan uzağa sorgulayıcı gözlerle bize bakıyordu...



"efendim ya onları ne yapacaksınız...?"

"hiçbir şey..."

>"anlamadım efendim...? ama onlar--"

"köstebek... bizim için çalışan köstebekler..."

"ama bunlar muhafız alayından değiller..."

>"evet..."

"..."

"dışarıdan tuttum onları..."

"anlıyorum efendim..."

"sen adamları topla... yakaladığınız adamlara dikkat edin, elinizden kaçırmayın sakın..."



ben ağacın altında song un yanında sessizce durup, bu derin düşüncelerimle boğuşurken bize doğru yaklaşan chun u görünce düşüncelerimden sıyrıldım...



"artık gidebilirsiniz..." -chun-

"adamlarımıza ne yapacaksınız...?"-song-

"merak etmeyin..."-chun-

"onlar benim adamlarım...!"-song-

"sizi öldürmeye çalışan adamların...!"-chun-

"chun..."-eun-

"bu bizim için çok zor...kendi adamlarımızı..." lafımı kesti net bir şekilde konuşmaya başladı...

"bunu yapmak zorundayım... hepimiz için..."-chun-



o an hepimiz sustuk... ne söyleyebilirdik ki... chun haklıydı... eninde sonunda bizi öldüreceklerdi... bu kadar acımasız bir hayatın parçası olduğum için kendimden utandım... en yakın adamlarıma ihanet ettim için...



"artık gidin... burada fazla kalamazsınız..."-chun-

"abi... teşekkür ederim..."-eun-

"abiler küçük kardeşlerini korurlar değil mi...?"-chun- bu soğuk ortamı hafif tebessümüyle renklendirmeye çalıştı.. ama bu asla yeterli değil... sahte bir tebessümle karşılık verdim...

"ne zaman yardıma ihtiyacın olursa, beni bul..."

"tamam..."



bu geceki son konuşmamızı yaptıktan sonra, chundan ayrıldık...



***



sessizce ormanın derinliklerine doğru ilerliyoruz, tek kelime söz söylemeden... kavuşmanın mutluluğunu doyasıya yaşayamıyoruz... ihanet duygusu tüm ağırlığıyla üzerimize çöküyor... aklıma yerde yatan adamlarım geliyor... onları o şekilde bırakıp gitmek zorunda kalışım... birden duruyorum...



"bunu yapamayız..."



song bana meraklı gözlerle bakarken, aklımdan geçenleri tahmin etmeye çalışıyor... ama yüzünden onunda mutsuz olduğunu anlıyorum...



"bizi öldürmeye çalışsalar bile, bunu onlara yapamayız... onlar bizim-" lafımı kesip bana doğru yaklaştı...



"onlar bizim adamlarımız..."

"yeterince belaya bulaştık... ama onların ölümü üzerine mutluluk kuramayız..."

"ne zaman birbirimize baksak, o an aklımıza gelecek... eun, ben bunla yaşayamam..."

"bende..."

"geride en ufak bir pürüz bırakmamalıyız eun..."

"gidelim..."



***



gecenin ilerleyen saatleri... kestirme bir yol bulup önlerine çıkmayı planlıyoruz... ölebilme ihtimalimiz çok yüksek... ama buna değer.. hain olarak yaşamaktansa, ölmeyi yeğliyoruz...



adamları sarp kayalıkların ve olduğu yerde kıstırmayı düşünüyoruz... bu şekilde kolaylıkla kaçabiliriz...



doğru zaman ve doğru hamle... song yanımdayken korkularım silinip gidiyor...



--------------------------------------------------



eun kalabalığın dikkatini çekmek için ucunda ateş yanan bir oku tam kalabalığın önüne fırlattı... ardından song da ardından bir tane daha fırlattı... istenilen tepki oluşmuştu, atlar kişneyerek geriye doğru çekilmeye başladı... yerdeki adamlar ise savunma pozisyonuna geçmeye başladı... chun atın üzerinden adamlarına dikkatli olmaları gerektiğini bağırırken, okların nerden geldiğini çözmeye çalışıyordu...



ay bulutların arasına saklandı... karanlıkta göz gözü görmezken, eun ve song hızla yerlerinden fırlayıp, esir adamlarına doğru koşmaya başladılar...



askerler esir admalara doğru gelen bu iki kişiyi ancak adamların ipleri çözülmeye başlayınca fark edebildi... eli çözülen her bir adam diğerini çözmeye çalışırken, song ve eun, adamlarına kaçmalarını emrini veriyordu...



ortalık toza dumana bulandı... serbet kalanlar hızla kaçmaya çalırken, askerler çoktan peşlerine düşmüştü bile...



kaçan adamlardan birinin aklında eun un söylediği sözler çınlıyordu... "ben ihanet etmedim..."



eun bir fırsatını bulup, askerleri yarmayı ve chuna yaklaşmayı başardı... o etrafındaki adamlara emir verirken birden eunu fark etti... toz dumanın arasında göz göze geldiler...eun chun a iyice yaklaştı ve



"üzgünüm... onlar da benim kardeşlerim..."

"bu çok tehlikeli..."

"ben tehlikenin yabancısı değilim..."

-------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



iki sevgili bir ağacın altında güneşin doğuşunu seyrediyoruz... başımı song un omuzuna dayadım... aklımda koca bir günde yaşadıklarım gitmiyor... yine de kendimi biraz olsun hafiflemiş hissediyorum... adamlarıma ihanet etmedim... peki ya, kendi ailem...?



"ne düşünüyorsun eun...?"

"yaşadıklarımızı..."

"yeni bir sayfa açacağız, tertemiz, kan bulaşmamış bir sayfa..."

"umarım..."

"korkularımızı bir kenara bırakmak zorundayız eun..."

"ya geçmişiz...? onu nasıl bir kenara bırakacağız...?"



sustu hiçbir şey söylemedi... evet... ne kadar uzaklaşsak da kendimizden geçmişimizden uzak kalamazdık... o hep bizimle çünkü...



"korkuyorum... gözlerine baktığımda geçmişimi görmekten korkuyorum song..."

"..."

"bana sevgiyle bakan gözlerinin bir gün değişmesinden korkuyorum... ben senin aileni öldü--" sözümü kesti... omuzlarımdan tuttu ve gözlerime baktı...



"hayır eun... asla, sana olan sevgim asla değişmeyecek... ne sen benim ailemi öldürdün, ne de ben senin aileni...? onların kanına giren başka insanlardı... başkalarının günahlarını neden biz srtlanalım eun...? neden başkalarının günahlarının ortakçısı olalım...? eminim ailelerimiz yaşasaydı, bizim yaptığımızla gurur duyarlardı... "



yavaşça eğildi... sıcak dudaklarını yanağımda hissettim... gözlerimi kapadım, o an içimdeki tüm korkuların uçup gittiğini hissettim... bundan sonra song ve ben olacaktık... yanlızca biz...





************************************************************



iki yıl sonra



************************************************************



sarayda büyük bir hazırlık var... tüm davetliler toplanmış sarayın büyük kırmızı beyaz mavi kurdelalarla süslenmiş avlusunda yapılan gösteriyi izliyorlar... sarayın mutfağında hummalı bir çalışma hakim... aşçılar en iyi yemekleri yapmanın telaşındalar...



prensesin odası... hizmetçiler ayakta geleneksel kıyafetiyle bekleyen prensesi en iyi şekilde düğüne hazırlamaya çalışıyorlar... prenses mavi beyaz elbisesinin içinde etrafında olanı biteni sessizce izliyor ve karşısında duran aynada yüzüne öylece bakıyor...





***********************************************************



song ve eun büyükçe bir salonda ayakta gelecek olan song un dedesini bekliyorlar... ikisi de savaşçı kıyafetlerini giymiş, bu lüks atmosfere uymayacak şekilde biraz sonra kopacak kıyamete hazır bekliyorlar...



kapıdan tüm heybetiyle dede içeri girdi... kapıyı sonuna kadar açan muhafızlar adam içeri girer girmez yavaşça kapıları kapadı... adam yavaş adımlarla yerine doğru ilerlerken nefret dolu bakışlarını ayakta duran ikiliye yöneltiyor...



yerine oturan adam derin bir nefes aldıktan sonra oturduğu büyükçe minderin üzerinden gür sesiyle konuşmaya başladı...



"uzun zaman oldu song..."

"evet..."



adam nefret dolu gözlerle kızı süzerken kız gayet ciddi bir şekilde başı önde konuşmaları dinliyordu...



"karşıma çıkmaya yüzün olmadığı için bu kadar geciktiğini biliyorum..."

"ben yanlış olan bir şey yapmadım..."

"düşmanına aşık olarak mı...?!"

"bana söz verdin... her şey bittikten sonra istediğim kişiyle evelenebileceğimi söyledin, ama sen sözünde durmadın...!"

"sen eş olarak bir düşmanı seçtin...! ailenin kanını akıtan bir düşmanı hem de...!"



song sustu tek laf edemedi... dedesi haklıydı, o düşmandı... yaşlı adam hışımla yerinden doğruldu... hırsından kesik kesik nefes alırken song ve euna iyice yaklaştı... kızı hala nefret dolu gözlerle süzüyordu...



***********************************************



bu prenses mayanın düğünü...



büyük kalabalığın içinde chun prensese doğru ilerliyor... prenses başı önde ama ona doğru yaklaşan eşinin varlığını hissediyor...



geçen yıllar içinde prenses kılıcı babasına teslim ederek, verilen görevi en iyi şekilde yerine getirebileceğini ispatladı... chun elinden kaçırdığı adamlara rağmen derecesini korumayı başarabildi... ancak ilerleyen zamanlarda yerine getirdiği görevlerle sarayda yetkilerini genişletti... kral bu geniş yetkilere sahip adamını yanında muhafaza edebilmek için prensesle evlendirme kararı aldı...



her ne kadar prenses karşı bir antlaşmanın bedeli olmasa da yine saray içi politikasın bir refleksi olarak bu evliliği yerine getirdi... tek bir farkla, bu kendi istediği doğrultusunda gerçekleşen bir evlilik oldu...



******************************************************



"dede, biz buraya bizi affetmen için gelmedik...!"

yaşlı adam hala nefret dolu gözlerle kızı inceliyordu... song ani bir hareketle eun un elini sıkıca tuttu...



"bu kılıç uğruna evlatlarını kaybettin sen...! en sadık dostların öldü...! ama sen hala inadından vazgeçmiyorsun dede...! ne istiyorsun benim de ölmemi mi...?! bu kılıç yüzünden ölümle defalarca burun buruna geldim ben...! yıllarım eğitim kaplarında, tapınaklarda geçti... ne elde ettik...? hiçbir şey...! kılıç bizde olsaydı, her şey bitecek miydi, kaybettiğim ailem geri mi gelecekti...?! hayır, getireceği sadece daha fazla kan...! ben bu işin içinde artık yokum...! istersen beni öldü bil, ne yaparsan yap...!"



"ben senin dedenim...!"

"evet, bir kılıcı torununa değişebilecek bir dede...! artık gözlerini aç...! bu kadar kan yetmedi senin gözlerini açmaya...?!"

"peki bu kız...! o senin---"

"benim ailemi o öldürmedi... ne de ben onun ailesini öldürdüm... başkalrının günahlarını neden üstlenelim...? bu gereksiz kuruntularla neden hayatımızı zindan edelim ki...? eğer babamgil hayatta olsaydı, onlarda böyle olmasını dilerdi..."



****



iki genç el ele büyük odadan çıkarken, yaşlı adam başını ellerinin arasına almış, başı önce öylece duruyordu...



---eun---



hayata dair bütün korku ve endişelerim silinip gitti... song yanımdayken hiçbir şeyden korkmuyorum... evet haklı, eğer annem babam yanımda olsaydı onlarda bunun böyle olmasını dilerlerdi... bende karnımda songla ikimizin çocuğunu taşırken bir annenin neyi isteyeceğinden emin oluyorum... elimi karnımda gezdiriyorum ve bebeğimizin orada olduğunu düşünürken, song un elini daha sıkı tutuyorum...





not: umarım hikaye hoşunuza gitmiştir... biraz ağır tempoda ilerledi ama yine de eğlendiğinizi umuyorum... bu uzun yolda bana arkadaşlık ettiğiniz için hepinize çok çok teşekkürler... ben çok eğlendim... bölüm geciktiği için kusura bakmayın...



bu arada torpaam, bu son bölüm özellikle senin içindi... Smile) kötü bitmesin kötü bitmesin diyodun ya, uzun zaman önce karar vermiştim mutlu sonla bitirmeye ama, süprizi kaçmasın diye sana söylemedim... :DD çok kötüyüm dimi :DD

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder