6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (25. Bölüm) FINAL - Part 1

25. Bölüm (Final Part1)


kendimi toparlamaya çalışırken bana doğru hızla gelen adamı gördüm... işte doğru zaman ve doğru hamle buydu... ama yapan ben değildim...





elinde kılıcıyla bana doğru hızla koşarken ani bir hamleyle kendimi sola doğru attım... gözlerim bir kaç saniye önce oturduğum yerde oluşan kılıç darbesiyle derin oyuk oluşturan yere takılıp kaldı... başımı kaldırdığımda bana doğru hızla gelen kılıcı gördüm... hemen solumda bulunan ağacı kendime siper ettim... kulağımda kılıcın ağaca çarpan sesi yankılanırken, ani bir hareketle çaprazımdaki ağaca basıp havalandım...



ağacın dallarına basarak ilerlerken arkamda gelen adamı zar zor seçebiliyorum... yaprakların arasından süzülerek ilerliyorum... bir kaç ağaç dalına basarak biraz yükselip tekrar alçalıyorum... yapraklar peçeli yüzüme değdikçe irkiliyorum...



mesafeyi koruduktan sonra artık hamle yapma sırasının bana geldiğini düşünüyorum...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



ormanı saran karanlığı ay ışığı delip geçiyor... yapraklarla ve çimlerle kaplı alanda iki suikastçı ölümüne savaşıyor... kılıç sesleri ve bağırtılar gecenin sessizliğini delip geçerken, kılıç darbesiyle yerden havalanan toprak ortaya saçılıyor... her ikisi de bu savaştan galip çıktıkları taktirde yaralarının iyileşeceğini düşünüyor... her kılıç darbesi vuslatı sonlandırmaya biraz daha yakın çünkü...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



ikimizin de çok yorulduk... artık yorgunluktan kol kaslarımın kasılmasını kontrol edemiyorum... ama can korkusu ve bu geceden sonra ulaşacağım hedefimi düşündükçe biraz daha sabretmem gerektiğini kendime söyleyip duruyorum... terden yüzümdeki peçe tamamen yapıştı... sadece ben nefes aldıkça ağız kısmında oynama oluyor... karşı tarafında benden bir farkı yok... kutu içinde muhafazalı kılıç bir ağacın altında öylece duruyor ve gecenin rakibinin elinde ödül olmayı bekliyor...

arada bir gözüm ormanın içinden gelecek ve benim sonumu belirleyecek olan gruba takılıp kalıyor... içimde gelecek kişilerin adamların olmasını diliyorum...





yüzümdeki peçeden sıkılıyorum artık... bu gecenin rakibi de olsam galibi de olsam artık bu peçenin bir önemi kalmayacak... ama öncesinde rakibin yüzündeki peçeyi çıkarmak zorundayım...



ani bir hareketle havalanıyorum... karşı taraf hamle yapmak için havalanıyor... her saniye de biraz daha yaklaşıyorum rakibe... kalbimde ölüm korkusu, elimde kılıcım yaklaşıyorum...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



kılıçlar havada çarpışarak çınladı... her iki rakip karşı tarafa doğru savrulurken, kılıçlar havada çınlamaktan başka bir şey daha yaptılar...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



çok yakındı, mesafe birini öldürecek kadar yakındı... ama bu fırsatı rakibin yüzündeki peçeyi indirmek için kullandım... bu çok riskli ama yaptım... ayaklarım yere bastığında yanağımda hafif bir sıcaklık hissettim... bir damla kan yüzümden aşağı doğru süzülürken, yüzümü yoklayan elim peçemin olmayışını çabuk kavradı... ufak çaplı bir paniğin yerini şimdi vurdumduymazlık alıyor... ölen ya o yada ben olacak olduktan sonra, yüzümün görünmesinin ne kıymeti var ki... artık sonu yaşamıyor muyuz zaten...?



hızlı bir hareketle yerimle doğruldum...

kulağımı yırtan bağırışımla karşı hamle yapmak için hızla dönüp rakibe doğru koşuyorum... ben koştukça yanağımdan süzülen ılık kanın boynuma doğru hızla ilerlediğini hissediyorum...

her adımda biraz daha yaklaşıyorum...



her adımda beni öldürmeye hazırlanan adamın yüzünde tanıdık bir şeyler buluyorum... terden ve handan alaca bulaca olmuş yüzünden zar zor seçtiğim gözleri kalbimin yanmasına neden oluyor...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



eun hızla adama yaklaşırken birden durdu... ama hızla gelen adam hızını kesmedi... eun a biraz daha yaklaşınca, afalladı, duraksadı... kadın ve adam biraz önce birbileriyle öldüresiye savaşmalarının aksine şimdi birbirlerinin yüzüne saşkınlık, acı ve sevgi yüklü bakışlarla bakıyorlar...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



kalbim büyük bir acıyla kavruluyor... karşısında kaskatı kesilmiş, gözlerinin içine kederle bakıyorum... ellerim ve bütün vücudum titriyor... artık titreyen ellerime hakim olamıyorum, ve elimdeki kılıç yere düşüp doza bulanıyor...



bunun nasıl bir kader olduğunu artık beynim kavrayamıyor... bunca zaman yolunu gözlediğim, hayatımın manası dediğim kişi benim en sevdiğim; en büyük düşmanımdı demek... bunca zaman ona karşı kılıç kullanmak için mi eğitim aldım...? beni ona karşı kılıç kullanayım diye mi yetiştirdi...? bir kişi için aynı anda hem aşk hem de nefret beslenebilir mi...? o bana yaşlı gözlerle bakarken sessizliği bozan benim hıçkırıklarım oldu...



bir anda elindeki kılıcı yere atıp beni kollarının arasına aldı... sıkıca sardı beni... gözlerimi yavaşça kapadım, her şeyi unutmak, bütün bu olanlardan sıyrılmak istedim... o beni sardıkça gözyaşlarım daha çok akmaya başladı, içimdeki bütün zehri boşaltırcasına... titreyen ellerimle onu sıkıca sardım, bırakmamacasına... başımı boynuna gömdüm, gözyaşlarım kanlı elbisesinin üzerine akmaya başladı... o benim saçlarımı okşamaya başlarken konuşmaya başladı...



"eun..."



onu sıkıca saran ellerimi gevşetiyorum... gözlerimde yaşlar akmaya devam ederken, ona dönüp, döşüne vuruyorum, defalarca...



"neden... neden beni bıraktın... neden tek bir söz söylemeden gittin...?"



başım önde ona bağırırken o sıcacık elleriyle ellerimi tuttu... avuçlarının içine sıkıca aldı ellerimi... tüm direncim kırıldı... ellerim gevşedi ve yanlarıma düştü... başımı omzuna dayadım, ağlamadım, ağladım... hiçbir şey söylemedi... sadece sustu...



sıcak ellerini şimdi yüzümde hissediyorum... yüzümü ellerinin arasına aldı, başımı kaldırdı... gözlerim gözyaşlarından sırılsıklam olmuş yüzünü ve hala yaş akıtan gözlerini gördü...



kalbim ezildi birden... onu bu halde görmeye dayanamazdım... ellerimi yüzüne götürdüm, gözyaşlarıyla sırılsıklam olmuş yüzünü silmeye çalıştım... gözlerine baktıkça onu ne kadar çok sevdiğimi ve özlediğimi bir kez daha anladım... devam etti yavaşça...



"özür dilerim eun... seni bırakıp gittiğim için özür dilerim... hiç bir bahane beni affettiremez..." dedi ve sözünü hıçkırıkları böldü... içim parça parça oldu... o başını önüne eğmiş, önümde ağlarken kalbim bir mengenenin çarkları arasında sıkışıyordu sanki...



"ağlama, nolur..." dedim ve ellerimle başını kaldırmaya çalıştım... suçlu gözlerle bana bakarken hafifçe tebessüm ettim ve

"sen burdasın, şimdi yanımdasın ya..."



zoraki tebessüm etti... beni kendine çekip, alnımı alnına dayadı... gözlerimi kapadım... yüzüme değen nefesini hissettim...



"söz veriyorum" dedi kısık bir sesle...

"söz veriyorum, sonunda ölüm bile olsa, seni asla bırakmayacağım eun..."



beni yeniden sıkıca sardı... kollarımız birbirini kenetlerken bu an hiç bitmesin diledim... sonsuza kadar böyle kalmak istedim...



***



ileriden bazı sesler duydum... hemen songdan ayrıldım... ama içime derin bir acı saplandı... song da sessleri duymuş olacak ki, hemen etrafına bakınmaya başladı... elimi sıkıca tuttu... o elimi tutunca tü korkularım birden gidiverdi, tıpkı tapınaktaki gibi...



"eun sen hemen saklan, kaç burdan..."



elini sıkıca tuttum... bu benim beklediğim cevap değildi... hızla oan dönüp,



"hayır...!"

"eun, çok yoruldun, sen git..."

"seni bırakmam, bir daha asla seni bırakmam... beraber mücadele edeceğiz..."

"peki ya bizimkilerse...?!" diye inledi song...

"ya bizimkilerse...?!" diye itiraz ettim...



gözlerimiz gözlerimizde kilitli, birbirimize karşı itiraz ederken, gürültüyle birlikte onlarca adam etrafımızı sardı... hemen yerdeki kılıçlarımıza sarıldık... ikimizin tahminide doğruydu... benim adamlarım ve song un adamları etrafımızı sarmıştı...



adamlarım bana şaşkın gözlerle bakıp, beni sorguluyorlardı... song a baktım, onunda benden farkı yoktu... şimdi asıl sorun bu işin içinden nasıl çıkacağımızdı... biz birbirimizi deli gibi sevsek de sonuçta düşman olan bir gurubun adamlarıydık...



sessizliği bozan benim adamım oldu...



"bu durumu açıklamayacak mısın...?!"

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder