12 Mayıs 2011 Perşembe

MAZE (Labirent) (16.Bölüm)



Adı: MAZE (Labirent)

Oyuncular: Jung Min, Büşra, BoA, Taemin, Yunho,
Merve

Türü: Romantik, Komedi

Yazan: Cassie

NOT: Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.



16. Bölüm


Büşra’nın yeni evine taşınması bir kaç hafta olmuştu, ama
şimdiye kadar hiç Jungmin’in arabasını görmemişti. Jungmin hep erken işe çıkıyordu
ve geç eve geliyordu, o yüzden Büsra’nın arabasını görme şansı hiç olmadı.



Apartmanın garajına gittiler ve Jungmin heyecanlandı. “Sen hiç
arabamı görmedim, demi? Bil
bakalım burdakilerden hangisi benim bebeğim.”



“Senin bir bebeğin mi var?” Büşra masumca sordu.



Jungmin gözlerini çevirdi. “…Boşver.”





Siyah bir
SUVa doğru yürüdü. Çok lüks ve pahalı görünüyordu. “Bumu senin
araban?”

“Evet, bebeğim’e ‘Merhaba’ de. Dünyadaki en güzel şey!” Jungmin gururla
gülüyordu.

“Aslında dünyada çok daha güzel şeyler var, mesela…” diye başladı Büşra, ama
Jungmin onun lafını böldü.



“Tamam, tamam anladık! Her lafımı düzeltmesen olmaz sanki… Atla arabaya.”

Büşra gülümseyerek arabanın içine oturdu ve etrafına bakınca ağzı açık kaldı.
Arabanın içi pırıl pırıl ve tertemizdi! Hiçbir yerde pislik yada toz bile
yoktu!





“Inanmıyorum…” Büşra kendi kendine mırıldandı.

“Evet, ınanılmazdır benim biricik bebeğim!” Jungmin motoru çalıştırdı. “Hatta
High Quality spikerleride var!”



Jungmin müziği açtı ve spikerleri son dereceye ayarladı. Büşra birden sesli
müziği duyunca kulakları nerdeyse patlıyordu ve Jungmin’e büyük gözlerle baktı.






Jungmin araba sürerken kafasını bir yandan öbür yana
sallıyordu ve Büşra kaza yapcaklar diye korkuyordu. Hemen müziği kapattı.

“Evet, spikerlerin güzelmiş, ama ben rüzgarı dinlemesini tercih ediyorum.” dedi
ve camı yarısına kadar açtı.

“Oda olur! Benim bebeğim o kadar hızlı gidebiliyor ki, rüzgarı’da duyabilirs—“





Büşra lafını böldü. “Boşver! Ben kendi nefesimi dinlemek istiyorum, tamam
mı?”





Jungmin o kadar hızlı sürerse, kalp krizi geçirceğinden
emindi Büsra. “Şimdi gidebilir miyiz?”

“Tamam, nereye gidiyoruz? Bana adresi ver, seni oraya götüreyim. Yolu tarif
etmene gerek yok.”





“Anne ve babamın mezarlığına gitmek istiyorum. Adres
burda,” deyip, cebinden bir kağıt parçası çıkardı ve Jungmin’e verdi.

“Mezarlığa mı?”





“Evet, lütfen.”

“Peki, gidelim öyleyse.” Jungmin kağıttaki adrese doğru yol aldı ve hızı gittikçe
arttı.



“Bir şey daha rica edebilir miyim?” Büşra Jungmin’in araba sürmesini çok sevdiğini
anlamıştı ve araba sürerken etrafında herşeyi unuttuğunu fark etmişti.





“Ne?”

“Mezarlığa diri olarak gitmek istiyorum, ölü olarak değil!” dedi Büşra ve
Jungmin’in bu dediklerini anlayıp, hız limitini aşmamasını bekledi.



Ama Jungmin bu dediklerini anlamamaya karar verdi.



----------------






Jungmin arabadan gülümseyerek çıktı ve arabanın öbür
yanına yürüdü Büşra’nın çıkmasını beklemek için. Ama Büşra hala arabada ağzı açık
oturuyordu.



Jungmin kapıyı açtı. “Ya! Neden çıkmıyosun?”



Büşra kafasını kaldırdı ve Jungmin’e sessizce baktı. Sonra arabadan çıkmaya çalıştı.

Büşra’nın benzi bembeyazdı şoktan ve iki ayağını yere koydu, sonra yavaşca
kalktı, ama birden dizleri titredi ve öne doğru düştü.

Jungmin hemen bir kolunu
Büşra’nın beline sardı ve kendine doğru çekti. Göğüsleri birbirine değiyordu ve
ikisininde kalbi hızlı atmaya başladı.



Yüzleri birbirine çok yakındı ve ikiside birbirinin gözlerine baktı. Ikiside diğerin
gözlerinde ne aradığını bilmiyordu, ama önemlide değildi zaten.



Yavaşca, Jungmin Büşra’nın gözlerin’den dudaklarına baktı.



Büşra hala Jungmin’in gözlerine bakıyordu. „Ben…“ diye başladı.





Jungmin Büşra’ya
dahada yakınlaştı. “Evet?”





„Ben… kusmak istiyorum.”





Jungmin bunu
duyunca kendine geldi ve Büsra’dan hemen uzaklaştı.



“Ben… yani… üff, abartma be! Sadece limiti birazcık aştım, o kadar.”
Jungmin Büşra hariç heryere bakıyordu utançtan.





Büşra bacaklarının üstünde durabiliyordu şimdi, ama
bir eli hala arabadaydı. “Birazcık mı?” diye bağırdı. “Jungmin, limit 50ken,
sen 130la sürdün! Yakında radar yada polis olmadığı için şanslısın.”





“Bu tür arabalar hızlı sürülmesi için yapıldı.”





“Yani arabanın içinde oturan dahada mı hızlı gitmesi
lazım?”



“Nereye?”

“ÖLÜME!” Büşra çok sinirliydi. “Her yıl araba kazası yüzünden kaç insan ölüyor
biliyor musun?”



“Ya! Bırak abuk zubuk konuşmayıda mezara gidelim.” Büşra’nın sesi Jungmin’in
kulağına her ne kadar hoş gelsede, şu an hiç dinlemek istemiyordu.

Arabayı kilitledi ve mezara doğru yürüdüler.

Kalbinin demin ne dediğini anlayınca, Jungmin birden durdu. Büşra’nın sesi?
Kulağına hoş’mu geliyordu? Hayatta olmaz!





“Neyin var?” diye sordu Büşra, Jungmin’in durduğunu
fark edince.





“Hiçbişey… sen git, ben burda beklerim seni.” diye
cevap verdi.





Büşra’dan biraz uzak kalıp, kalbin’le erkek erkeğe bir
konuşması lazımdı. Her ne kadar garip olsada. =P





“Şey… anne
ve babamın mezarına beraber gidemez miyiz?” Büşra ona gülümsedi.

Jungmin ona garipce baktı. Büşra neden korkuyordu? Öcülerden mi?



“Tamam, ama benim bundan çıkarım ne olcak? Seni buraya zaten bedavaya getirdim!”
Jungmin eski para delisi haline geri dönmüştü.

Büşra’nın gülümsemesi dahada büyüdü. “Evet, bedavaya beni buraya getirdiğin için
çok teşekkür ederim. Buranın yakınlarında bir büfe restoranı var, istersen
oraya götürebilirim seni sonra.”

“Süper!” Jungmin zaten çok acıkmıştı.





Beraber
mezara girdiler ve Büşra’nın anne ve babasının mezarının önünde durdular.
Mezarda ikisinden birer resim vardı, ve Jungmin anne ve babasını görünce, Büşra’nın
bu güzelliğinin nerden geldiğini anladı.





Bunu düşündükten
hemen sonra kafasını salladı. Büsra hiç mi hiç güzel değildi. Hatta dünyanin en
çirkin insanıydı! O kadar çirkindi ki Jungmin’in kuscağı geliyordu ona her
bakışında.





Bu tür düşüncelerle
kendi kendine yalan söyledi Jungmin.

“Annecim, babacım, bakın size bir arkadaşımı getirdim.” Büşra anne ve
babasının resmine gülümsedi. Sonra kafasını kaldırdı ve Jungmin’e baktı, sanki
onun bir şey söylemesini bekler gibi.



“Ah, evet… Merhaba.” dedi Jungmin ve mezarın önünde eğildi. “Tanıştığımıza
memnun… şey, yani…” Jungmin kendisini bir aptal gibi hissediyordu. Insan hiç ölmüş
birine tanıştığımıza memnun oldum dermi? Kafasının arkasını kaşıdı utançtan.



Ama Büşra ona hiç kızgın değildi. “Onlara kendinden bahsetsene biraz, Jungmin. Eminim seni daha
iyi tanımak istiyorlardır.”



Jungmin ona şaşkınca baktı, ama yinede dediğini yaptı. Dik durdu ve ellerini
saygıdan cebinden çıkardı. “Ismim Park Jungmin, 24 yaşındayım, bir ablam ve bir
erkek kardeşim var. Ablam BoA çok iyi bir insandır ve kardeşimi ve beni çok
sever. Küçük kardeşim Taemin ve ben hep kavga ederiz, ama başkasının diğerine çatmasınada
tahammül edemeyiz.”

“Ya senin anne ve baban?” diye sordu Büşra.

Jungmin’in yüzündeki tüm ifadeler birden silindi ve yüzü bembeyaz oldu
Büsra’nin sorusunu duyunca. “Neden bana kaynana ve kaynatamla tanışıyormuşum
gibi geliyor? Bu saçma! Beni büfe’ye götürceksin diye, senin kulun olduğum
anlamına gelmiyor!”

Büşra Jungmin’in bir anda değişmesine çok şaşırdı. Içinde bir his Jungmin’in
anne ve babasınla kavgalı olduğunu söylüyordu.



“Bende anne ve babamla hep kavga ederdim, Jungmin.” diye başladı Büşra.



“Bu beni ilgilendirmez.” Jungmin soğukça cevapladı.



Büşra anne ve babasının resmine dokunmak için mezar taşına yaklaştı. “Anne ve
babam öldüğünde çok pişman olmuştum. Neden onları daha çok sevmedim? Ama sonra
anladım ki, ‘daha çok sevmek’ gibi birşey yoktu dünyada. Her yaptığımızın
sonucunu önceden bilseydik, ona göre davranırdık, ama olmuyor işte. Anne ve
babamı çok erken kaybettim, ve herşey için pişmanım. Demek istediğim şu;
dünyada kimseye anne ve babana güvendiğin kadar güvenemezsin. Nereye gidersen
git, ve ne olursa olsun, onlar hep senin arkandalar.”

“Bırak abuk zubuk konuşmayı. BoA bile aramızdaki problemi çözemiyor, öyleyse
sen asla çözemezsin!”

“Hiç ablanla konuşmayı denedin mi? Hiç anne ve babanla konuşmayı denedin mi?”

“Sen anlamıyorsun!” Jungmin ona bağırdı.

“Anlamayı deneyebilirim.”

“Off, siktir git! Kendi problemlerinle ilgilen ve beni rahat bırak!”





Büşra’nın yüzündeki acı ifadeyi görünce Jungmin
söylediği laflara hemen pişman oldu.





“Doğru söylüyorsun, özür dilerim. Kendi problemlerimle
ilgilensem daha iyi olur.” dedi, ve sonra yine mutlu bir maske takıp Jungmin’e
gülümsedi. “Gidelim mi? Büfe burdan beş dakika uzakta.” Yüzündeki acı ifade
birden silinmişti.

Jungmin Büşra’nın hislerini ve gerçek yüzünü kapatmakta çok iyi olduğunu anladı.





“Boşver, aç değilim. Seni eve götürüyorum, zaten
Taemin’le buluşmalıyım.”

Bunlar eve gidesiye kadar aralarındaki son sözler oldu. Arabada bile
birbirleriyle konuşmadılar.





Zaten daha
denilcek birşey mi vardı?





--------------------



“Çok akıllı olduğunu sanıyor! Nerdeyse anlatıyordum ona herşeyi, ama ben ondan
daha akıllıyım! Ona bağırdım ve sonra çenesini kapadı.” Jungmin Taemin’e anlattı.





“Büşra’ya bağırdın mı? Öyle bir yüzü olan insana bağırmak
imkansız dıye düşünüyordum.” Taemin ağzına bir kimbap attı.



“Ne demek istiyorsun ‘öyle bir yüzü olan insana’ derken? Büşra
çok çirkin!”





“Abartma abi. Sen neye kızgınsın şimdi, bana onu bi
söyle. Onun kolaylıkla seni nerdeyse konuşturması mı?“



“Hiçte öyle değil Taemin!” diye yalan söyledi kardeşine. Ama Taemin’in
dedikleri doğruydu. Nerdeyse Büşra’ya tüm dertlerini anlatıyordu, ve bu onu çok
sinirlendirdi.





“Öyle değilse,
neden bu kadar kızgınsın?”

Jungmin bir cevap arıyordu, ama bulamadı.


“Ben kızgın değilim. Hatta çok mutluyum. Büşra bana aşık
olmadığını söyledi, sadece bana çok iyi davranıyordu, o kadar.”



“Bu iyi bir haber… sana aşık olmaması.” dedi Taemin. “Ama sen bunun için pek
mutlu görünmüyorsun.”





“Ben çok mutluyum!” diye cevap verdi Jungmin.





“Tabi tabiii….” Taemin gözlerini çevirdi. “Ne komik olurdu biliyomusun, abi?”

“Senin gözünü morartmak.”

Taemin cevaba dikkat etmeden devam konuştu. “Ondan kurtulmak için o kadar şey
yaptın. Şimdi sen birden ona aşık olursan çok komik olurdu.”

“Bu imkansiz.” Jungmin kafasını salladı. “Konuyu değiştirelim. Daha fazla o
aptal kızdan konuşmak istemiyorum.”



Taemin portakal suyundan bir yudum aldı ve başka bir konu düşünmeye çalıştı.
“Yarın BoA’nın photoshoot’u var, unutmadın demi?”



Jungmin Taemin’e büyük gözlerle baktı. Unutmuştu.






-----------------

“Taemin, hani bugün gelmicekti? Neden Yunho burda?” Jungmin Taemin’e fısıldadı.
Yunho’yu görünce yine panik içine girdi.

“Bilmiyorum abi, belki senin bu işi nasıl yaptığını görmek istiyordur?”

“Herşeyi doğru yaptım. Tüm kıyafetler hazır, kamera ve ışık ayarlandı, daha ne
istiyor be?”

“Onu etkilemek için bayağı uğraşıyorsun bakıyorum.” Taemin bir kaşını kaldırdı.





“Para için herşeyi yaparım, biliyorsun.” Jungmin
Taemin’e dilini çıkardı.

“Peki anlaşmayı getirdin mi?”

Jungmin’in yüzü bembeyaz oldu. “An…anlaşma mı?”



“Bana evde unuttuğunu söyleme lütfen! Offff, abi dün akşam sana vermemeliydim!”

“Neden verdin öyleyse? Sarhoş muydun?”

“Sana vermemi söyledin! Yunho’yu etkilemek icin HERŞEYi senin yapmak istediğini
söyledin! Offf abi, ne yapcaz şimdi? Seni kesin kovar!”

“Işte şimdi boku yedim.” Jungmin kafasını salladı.

“Bana küfürlü konuşmayacağını söz verdiğini sanıyordum?” arkadan bir ses kardeşlerin
konuşmasını böldü. Ikiside dönüp kapıya baktı ve Büşra elinde mavi bir dosya
ile onlara doğru yürüdü.

“Anlaşma!” Jungmin Büşra’ya koştu ve elinden mavi dosyayı alıp kabını öptü.
Sonra Büşra’ya sıkıca sarıldı.



“Abi, bıraksana kızı, hava alamıyor.” Taemin abisinin omzunu salladı.



“Ah, evet, özür.” Jungmin Büşra’dan ayrıldı.

“Özüre gerek yok. Yardımcı olabildiğime
sevindim. Şimdi gitsem iyi olur.”



“Aslında burda kalıp ablamı izleyebilirsin. Zaten evde ne yapardın ki? Hem, dün
zaten heryeri temizledin, yani temizlicek bi yerde kalmadı.”



“Gerçekten mi? Kalabilir miyim?” Büşra çok sevindi.

“Tabi kalabilirsin. Jungmin’in hayatını kurtardın nede olsa.” Taemin güldü.

Hemen sonra giyinme odasının kapısı açıldı ve BoA dışarı çıktı. Stüdyoda tüm
gözler BoA’ya döndü. Üzerinde güzel bir tenis kıyafeti vardı ve sarı saçları kıyafeti
dahada güzel gösteriyordu.



BoA çok heyecanlı ve rahatsız görünüyordu kıyafetin içinde. Taemin, Jungmin,
Yunho, Büsra ve ürünün sahibi ona doğru yürüdüler.



“Bu kıyafet çok güzel. Senin üzerinde dahada güzel görünüyor.” diye iltifat
etti Büşra. BoA’nın yüzü kızardı.



“Çok güzel,” dedi ürünün sahibi ve çenesini kaşıdı. “Ama sanki birşey eksik…”



“Bir dakika,” Taemin BoA’nın önüne geçti ve ceketinin fermuarını biraz daha
indirdi. Simdi BoA’nın göğüsleri biraz daha ortaya çıkmıştı.



“Ya!” diye bağırdı BoA ve fermuarı yine yukarı çekmeye çalıştı, ama Taemin
ablasının elini tuttu.

“Böyle olması daha iyi abla. Açık bırak,” Taemin güldü.

BoA birşey demek istiyordu, ama Jungmin’in gözlerinde yine o
‘lütfen-abla-gözünün-yağını-yiyim’ ifadesi vardı ve birşey dememeye karar
verdi.





“Peki, başlayabilir miyiz? Bundan sonra bir meeting’im
var.”

“Aman abla, meeting dediğin annemin sana yine bir koca bulması ve sizi akşam
yemeğinde tanıştırması, öyle değilmi?”





“Taemin!” BoA kardeşine sinirlice baktı, ve Jungmin’e
döndü. Jungmin çok sinirlenmişti, ama BoA’ya sırtını dönüp fotoğrafcıyla konuşmaya
gitti.






Büşra Jungmin’in sinirini fark etti.

Yunho’da fark etti, ve konuyu değiştirmeye karar verdi. Ürünün sahibine döndü,
“Ne düşünüyorsunuz, bay Choi?”



“Fena değil, yüzü çok güzel, çok ilgi göreceğinden eminim.” BoA ona gülümsedi.





“Teşekkür ederim,” dedi ve eğildi, ama aslında
kendisini hiç rahat hissetmiyordu bu giyisiler içinde. Giyinmesini ve yeni
giyisiler denemesini çok seviyordu, ama kendisi için, başkası için değil.



“Öyleyse başlayalım.” Yunho BoA’ya gülümsedi.






----------------

Yarım saat sonra, fotoğrafcı bir mola verdi. Büşra o yarım saat içinde markete
gitmişti ve herkes için içecek almıştı. Herkes içeceklerle dolu masaya toplandı.



“Meyve suyu, su, ve çay? Kahve yokmu, Büşra?” diye sordu Jungmin.

“Kahve almadım.” diye cevap verdi Büşra. “Bunlar daha sağlıklı.”



“Fena değil,” Mr. Choi Büşra’nın ona tavsiye ettiği çay’ı içiyordu. Masada oturan
diğer çalışanlarda kafalarını sallayarak onayladı. Yunho bile içecekleri sevdi,
o yüzden Jungmin birşey söyleyemezdi.





Birden, BoA’nın telefonu çaldı ve Mr. Choi’a döndü. “Profesyonel değilim, özür dilerim,
ama bu önemli bir arama.”





“Sorun değil, zaten mola’dayız.” Mr. Choi ona
gülümsedi.



“Teşekkür ederim” BoA’da ona gülümsedi ve telefonu cevaplamak için masa’dan ayrıldı.

“Kesin onlardır.” Jungmin Taemin’e fısıldadı.

“Kim?” diye sordu Büşra.

“Kimse.” Jungmin Büsra’ya yine soğuk davranmaya başladı. Taemin kafasını salladı.





Sonra Yunho tuvalete gitmek için masa’dan kalktı.
Tuvalete doğru yürürken bir köşe’de BoA’yı telefonda konuşurken gördü ve daha
yavaş yürümeye başladı.



“Efendim? Restoran değişti mi? Ne dedin? Seni duyamıyorum anne, buranın servisi
kötü. Alo? Bidaha söylermisin? ‘Timeless’ restoranı mı? Tamam, 5te orda olmaya çalışırım,
ama geç kalırsam, bensiz yemeye başlayın, olur mu? Tamam, bye.”





Telefonu kapattığında, Yunho yine hızlandı ve tuvalete
girdi.



BoA telefonda annesiyle konuşuyordu herhalde. Saat 5te ‘Timeless’
restoranında olması gerekiyordu. Öncedende Taemin anne ve babasıyla akşam yemeğine
gideceğini söylemişti.


Yunho kendi kendine gülümsedi. Işleri biraz karıştırma
vakti gelmişti.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder