16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (10.Bölüm)









Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL. 
10. Bölüm
 
Seunghyun çalar saatine baktı. Saat nerdeyse 12 olmuştu. Uyuya kalmıştı… tamda
Bahar’la çıkmak istediği günde!

Yataktan fırladığı gibi sabahlık rutinini yaptı, yüzünü yıkadı, dişlerini fırçaladı,
üstünü giyindi. Merdivenlere yetiştiği zaman saat 12.20 olmuştu. Hemen aşağı koştu
ve oturma odasında koltukta oturan ve yemek kitabı okuyan Bahar’la karşılaştı.

Onu görür görmez kalbinin etrafı pişmanlıkla sarıldı.

“Bahar…”

Bahar başını kitap’tan kaldırdı ve ona gülümsedi. “Günaydın!”

“Öğle oldu,” diye hatırlattı Seunghyun.

“Haa, doğru. O zaman iyi öğleler mi demeliyim?” diye güldü Bahar.

“Özür dilerim,” Seunghyun Bahar’ın oturduğu koltuğun yanına gitti.

“Ne için?” Bahar ona şaşkınca baktı.

“Saat 10’da çıkmak istemiştik. Beni uyarsaydın keşke…”

“Önemli değil. Yorgun görünüyordun, seni uyarmak istemedim.”

Bahar’ın tatlılığına Seunghyun’un kalbi eridi. “Tamam şimdi gidelim o zaman.
Hala tüm oyunları oynayabiliriz. Arasında öğle yemeği yeriz, sonundada akşam
yemeği yeriz, ne dersin?”

“Ama sen hala kahvaltı etmelisin.”

“Yok lazım değil.”

“Hayır, yemelisin.”

“Geçmişimde zaten pek kahvaltı yemedim. Bu yüzden ölceğimi sanmıyorum.”

“Seunghyun, lütfen, kahvalti çok önemli bir öğün. BÜTÜN oyunları oynamalıda değiliz.”

“Emin misin?”

“Evet, hem, başka bir sefer gidip oynamadığımız oyunları oynayabiliriz…demi?”

Bahar böyle bir günün birdaha mı olcağını soruyordu Seunghyuna. Seunghyun’un
yine onunla geçirmek istediği bir günün olmasını istiyordu.

“Evet,” diye cevapladı Seunghyun Bahar’ın umut dolu gözlerini görünce. “Doğru
söylüyorsun; Bütün oyunları oynamaya dünyanın zamanı var elimizde.”

Bahar‘ın yüzündeki gülümseme sözlerle anlatılamazdı. “Okay! Ben sana hemen
kahvaltı hazırlıyım.”

-=-=-=-=-=-=-=-

Luna parkındaki eğlence treni’ne doğru yürüyorlardı Seunghyun ve Bahar. Tam
önüne varınca köşe’den bir ağlama sesi geldi ve Seunghyun bir kaşını kaldırarak
sesi takip etti. Küçük bir kız bir köşe’de çömelip ağlıyordu. Kayıp
görünüyordu.

Seunghyun hemen yanına çömeldi. “Yolunu mu kaybettin?” diye sordu tatlı bir
sesle.

“Annemi bulamıyorum,” kız ona büyük yaşlı gözlerle baktı ve Seunghyun’un kalbi
eridi.

“Annenin nasıl göründüğünü söyler misin? Sana onu bulmana yardım ederiz.”
diyerek küçük kızın yüzündeki yaşları sildi Seunghyun.

“Çok uzun saçları var ve Tinkerbell tişörtü var. O benim en sevdiğim çizgi
filmi.”

Seunghyun kalktı ve Bahar’a baktı. “Sen burda onunla kal. Ben korumaya haber
veriyim, belki buluruz.”

Bahar kafasını sallayarak onayladı ve Seunghyun’un diğer tarafa koşmasını
izledi. Seunghyun çocuğu Bahar’la bırakmanın güvenli olduğunu düşündü. Bahar,
Bahar’dı değil mi?

Sonunda Seunghyun üstünde ‘Koruma’ yazan bir adam buldu ve ona hemen olanları
anlattı. Koruma bunun üzerine telsizinden diğer korumalara bir mesaj gönderdi.
Bir süre sonra üzerinde Tinkerbell tişörtlü kayıp çocuğunu arayan ve ağlayan
bir kadın buldular ve hemen onu kızına götürdüler.

Çocuğa doğru giderken, Seunghyun uzaktan Bahar’ı görebiliyordu. Ama Bahar onun
beklediği gibi kızın yanında öömelip ona herşeyin iyi olcağını söylemiyordu,
ona sarılmıyordu. Aksine, Bahar taş gibi orda omuzları dik bir şekilde
duruyordu ve sanki dünya umrunda değilmiş gibi etrafına bakıyordu. Yüzündeki
ifadeyi okuyamıyordu Seunghyun. Küçük kız onun yanında durup hala ağlıyordu.
Bahar neden onu teselli etmiyordu?

Bahar yüzünü Seunghyun’a çevirince hemen gülümsedi. Kadın kızına koşup onu
kollarına aldı ve sıkıca sarıldı.

“Çok teşekkür ederim!” diyerek üç-dört kere eğildi kadın.

“Önemli değil. Dikkatli olun ama.” diye gülümsedi Seunghyun. Bahar’ın o gün o
küçük çocuğu kurtarınca annesine dedikleri aklına geldi birden.

Anne ve kız onlardan ayrıldı. Seunghyun Bahar’a döndü. “Iyi misin?”

“Evet, tabiki.” Bahar gülümsedi. “Neden sordun?”

“Bilmem… benzin sarı görünüyor. Neyse, oyun oynayalım mı?”

“Tamam! Sana bir oyuncak kazanırım”

Seunghyun güldü. “Bunu bir söz olarak kabul ediyorum!”

-=-=-=-=-=-=-=-

Luna parkında geçirdikleri saatlerde, Seunghyun Bahar’ın yeteneklerini öğrendi.
Bir profesyonel gibi tenis oynayabiliyordu ve kimse’nin yüzükten geçiremediği
topu ard arda geçirebiliyordu bir atışla. Oyun oynarken çok dikkatli oynuyordu
ve gücü inanılmazdı bir kadın için. Nedense, Seunghyun Bahar’a bu yetenekleri
yakıştıramıyordu, çünkü Bahar bir melekti, kırılgan ve tatlı bir melek.

“Işte ödülünüz efendim!” Şişko, tatlı adam Bahar’a büyük kristal yüzük şeklindeki
hediyesini verdi.

Bahar hemen hediyesini elinden alıp Seunghyun’a uzattı. “Al buda senin!”

Seunghyun Bahar’ın tatlılığına güldü. O kadar heyecanlıydı ki, adam’a teşekkür
etmeyi bile unuttu.

Ileride gördüğü başka bir oyun Bahar’ın ilgisini çekti ve hemen o tarafa doğru
yürümeye başladı. “Teşekkürler,” dedi Seunghyun şişko adam’a ve Bahar’ı takip
etti.

“Bahar, sinema’ya geç kalcaz.” diye hatırlattı Seunghyun genç kadın’a.

Seunghyun kendisi bugün çok oyun oynamamıştı, ama bugün son bir kaç haftadan
daha çok güldüğünden emindi, hepside Bahar’ın sayesindeydi.

“Bir oyun daha! Sadece bir tane!” diye yalvardı Bahar.

Seunghyun güldü. “Peki, bir tane daha.” diye izin verdi. Ellerindeki oyuncaklarıı
düşürmemeye çalışıyordu. Karısı ona en az 10 oyuncak almıştı oynadıkları
oyunda.

Bahar son oyunu oynamaya başladı ve Seunghyun onun arkasında onu izledi. Sonra
arkasından iki tatlı ses duydu, “Annecim, bak Micky ve Minnie’yi kazanmış!”

“Annecim, doğum günün için hediye kazanamadım…”

Seunghyun yüzünü çevirdiğinde iki aynı boyda çocuk gördü. Ikizlerdi, biri oğlan
biri kız. Anneleri onlara gülümsüyordu. Seunghyun yanlarına gitti.

“Micky ve Minnie’yi istiyor musunuz?” diye sordu.

“Gerek yok, efendim. Çok şımarıklar.” diye güldü anneleri.

“Ikiniz annenize iyi davranmaya söz verirseniz, size bunları veririm.” dedi
Seunghyun. Anneleri Seunghyun’un tatlılığına gülümsedi.

“Söz veriyoruz!” diye bağırdı ikizler aynı anda.

“Tamam, o zaman alın,” diyerek elindeki tüm oyuncaklar arasından Micky ve
Minnie’yi çocuklara verdi.

“Teşekkür ederiz!” Ikizler Seunghyun’un önünde eğildiler. Seunghyun’un kalbi
eridi. Küçük çocukları çok severdi.

“Çok teşekkür ederim.” Anneleride eğildi.

“Rica ederim. Iyi günler!”

Ikizler ve anneleri Seunghyun’dan ayrıldılar ve Seunghyun onların gitmesini
izledi. Ikizler dönüp annelerine ellerindeki oyuncakları uzattılar, ve beraber,
“Doğum günün kutlu olsun annecim!” dediler.

Aynı zamanda, Bahar oyununu bitirmişti ve Seunghyun’a geri dönmüştü. Elinde
birşeyin eksik olduğunu fark etti. “Seunghyun, Micky ve Minnie nerde?”

“Ordaki ikizlere verdim, annelerinin doğum günüymüş…”

“Öylemi.” diye lafını böldü
Bahar ve yüzünü eğdi. Üzgün görünüyordu. Seunghyun gözlerini göremedi.

“Bana kızgın mısın?”

“Hayır! Tabiki hayır!” diye inkar etti Bahar hemen ve gülümsedi. “Sadece benide
bekleseydin iyi olurdu diye düşündüm. Çocukların yüzlerindeki gülümsemeleri
görmek isterdim.”

Seunghyun Bahar’ın salak tatlılığına güldü. “Peki, bidaha ki sefer seni
beklerim öyleyse.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder