16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (11.Bölüm)









Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

11. Bölüm



“Orda değil.”

Soohyo hemen cam’dan ayrıldı ve tuvalet’ten çıkan Jaejoong’a döndü. “Ne demek
istiyorsun? Ben sadece öylesine bakmıştım dışarı…”

“Soohyo, bana yalan söylemenin luzumsuz olduğunu sende biliyorsun.” diye hatırlattı
Jaejoong. “Haftalardır aşağıda saklandığını görüyorum ve nerelerde olabilceğinide
biliyorum. Orda değil.”

“Nerden biliyordun?”

“Onu fark etmeyen kör olurdu. Hem, ben bizim departmanın baş polisi’yim. Her
gün aynı yerde, aynı saatlerde duran bir kişiyi fark etmeseydim bu görevime karşı
çok utanç verici olurdu.”

Soohyo kafasını sallayarak onayladı. Kendisi zaten hiç bir şeyi fark etmicek
kadar depresyondaydı son günlerde.

“Içecek birşey ister misin?” diye sordu Soohyo.

“Kendim getiririm.” dedi Jaejoong, ve sonra gülümsedi. “Sanada birşey getireyim
mi? Seni sarhoş yapıp senden faydalanabilirim. Yada sen beni sarhoş yapip
benden faydalanabilirsin.”

Soohyo ister istemez Jaejoong’un şakasına güldü. Hep böyle sapık sorular
sormasa olmuyordu. “Hayır, teşekkür ederim.”

Jaejoong kaşlarını kaldırdı ve koltuktan kalktı. “Sen bilirsin.”

Soohyo Jaejoong’un mutfağa gitmesini izledi ve son kez cam’dan aşağıdaki
yollara baktı. Kimse yoktu.

Jaejoong yine gelip onun umut dolu gözlerini yakalamadan önce hemen cam’dan ayrılıp
koltuğa oturdu. Bir süre sonra
elinde bir soda kutusuyla geri geldi Jaejoong.

“Buz dolabında hiç bira yok,” dedi ve koltuğa oturdu.

“Bira içmiyorum, alkol sağlığa çok zararlı.”

“Olabilir, ama benim aklımı başına getiren alkoldür.” dedi Jaejoong. Soohyo yüzünü
yana eğip Jaejoong’a baktı gülümseyerek. Sarışın adam kaşlarını çattı, “Bana
öyle bakmaya devam edersen, sonunda bana aşık olduğunu düşüncem.”

Soohyo güldü. “Umudunu hiçbir şey
bozamıyor mu senin?”

Jaejoong elindeki soda kutusunu masa’ya koyup Soohyo’nun kucağına koydu kafasını
ve bacaklarını koltukta uzattı. “Seni güldürebildiğim sürece hala umut var
demektir. Benim apartmanım tam karşıdayken sürekli senin evinde olduğuma kızıyor
musun bana?”

“Hayır, tabiki hayır.” diye cevapladı Soohyo hemen. “Beni hiç yalnız bırakmadığına
asıl teşekkür etmeliyim.”

Jaejoong yüzünü Soohyo’ya çevirdi ve
onun gülümsemesini gördü, ama aynı zamanda umutsuz gözlerinide fark etti.
“Soohyo-ah, senin gülümsemeni özlüyorum.”

Soohyo ona şaşkınca baktı. “Ne demek istiyorsun?”

“Eskisi gibi gülümsemiyorsun artık. Choi Seunghyun’la beraber gülüp oynarken
hep arkadan izleyip kıskanırdım seni, ama en azından içten gülüyordun. Şimdi
ama… sahte’den bile mutlu rolü yapamıyorsun. Seni böyle görmek kıskanmaktan bin
kat daha kötü.”

“Jaejoong…” Soohyo derin bir nefes aldı.

“Öyle derin nefes alma. Senin mutlu olmanı istiyorum, ama bu senin yine
Seunghyun’la beraber olmanı istediğim anlamına gelmiyor. Ben öyle bir kahraman
değilim.” diye güldü Jaejoong.

“Çok iyi bir insansın. Sen en iyisini hak ediyorsun. Ben ‘en iyi’ olmaktan çok
uzaktayım.”

Jaejoong gözlerini kapattı. “Ilk okul’da sınıf arkadaşlarımdan şeker çaldım,
orta okulda benden büyük çocukları dövdüm, lise’de anne ve babamın uyarılarını
dinlemeyip bir dövme yaptırdım, ve şimdi apartmanımda Choi Seunghyun’un ‘kaza’
ölümünü planladığım bir odam var.” dedi Jaejoong. Son cümlesi bir şakaydı
tabiki. Yine gözlerini açtı. “Yani kısacası, ben çok kötü bir insanım. Kötü
insanlar ‘en iyi’sini hak etmez.”

“Hayır, iyi bir insansın. Bunu sadece göstermesini sevmiyorsun, çünkü insanların
güzel yüzünden öte bakmalarını istemiyorsun.”

Doğruydu. Kimse Jaejoong’a ilk baktığında onun bir polis olduğunu ve departmanındaki
en iyi timlerden birinin lideri olduğunu düşünmezdi.

“Beni bu kadar iyi tanıdığına göre, evlenebiliriz.”

Soohyo güldü. “Benden daha iyisini hak ediyorsun.”

Jaejoong Soohyo’nun kucağından kalktı ve ona sırtı dönükken konuştu.

“Kendim olmak ‘daha iyisini hak ediyorum’ demek oluyorsa, seni hak etmek için
kötü bir insan olmayı tercih ederim.”

-=-=-=-=-=-=-=-

Karanlık sinemada oturup korku filmini izliyorlardı. Sinema’ya girdiklerinde
Seunghyun’un ilgisini çeken ilk film bu olmuştu, ve Bahar bunu fark etmişti.
Seunghyun’un ilgisini görmüştü ve hemen bu filme gitmek istediğini söylemişti.

Seunghyun Bahar’ın bir melek olduğu için bu filmi korkarak izleyeceğini
biliyordu ve ona başka bir filme girmelerini teklif edecekti, ama Bahar
elindeki para’yı alıp kasa’ya gidip biletlerini ödemişti bile.

Filme başlayalı daha 15 dakika olmuştu ve Bahar’ın elleri başından beri
gözlerini kaplıyordu korkudan ve parmaklarının arasından bakıyordu filme.
Seungyun tatlılığına gülmek istiyordu. Korku filmi artık Seunghyun’un ikinci
ilgisi olmustu. Ilk ilgisi tabi Bahar’di.

Bugün’ün ‘randevu’sundaki son durak sinemay’dı, ama ikiside bu günü bir
‘randevu’ gibi geçirmemişlerdi. El tutuşmuyorlardı ve sarılmıyorlardı. Bugün
sadece arkadaşlar arasında bir günmüş gibi görünüyordu; sevgili yada evli bir çift
değil: sadece arkadaş.

Bahar bunu hak etmiyordu. Bu randevu’yu kocasıyla geçirmeyi hak ediyordu.

Bahar filme konsantre olurken, Seunghyun elini uzatıp gözlerini kaplayan elini
tuttu. Bahar şaşkınca ona yüzünü çevirdi.

Seunghyun gülümsedi ve ellerini birleştirdi, avuc avuca. Bahar’a doğru eğildi
ve fısıldadı, “Insanların parmak arasındaki boşluklar sevgilisinin bunu
doldurması için yaratılmıştır, korku filmlerinde arasından bakmak için değil.”

Bahar’ın filme ilgisi birden kayboluverdi ve yüzünü eğip birleşik ellerine baktı.
Sonra yine Seunghyun’a şaşkın, mutlu ve korkulu bir ifadeyle baktı.

Korku mu?

“Seunghyun-sshi, ben… ben anlamıyorum.”

Bahar rüya görmediğinden emin degildi.

Seunghyun Baharın korkusunu
gidermek için gülümsedi. “Biz evliyiz. Ben senin kocanım, ve sen benim karımsın.
El tutmamız çok normal birşey değil mi?”

Bahar tekrar tekrar gözünü kırptı ve Seunghyun’un sözlerine bir anlam vermeye çalıştı.
“E-evet, … ama sen… sen sadece arkadaş olmak istiyorsun…”

“O benim salaklığımdı. Çok tatlı ve güzel bir karım var ve onun değerini iyice
öğrenmeden kaybedip pişman olmama izin veremem.” Seunghyun Bahar’ın elini sıktı.
“Benim için çok mu geç?”

Bahar cevap vermek için ağzını açtı, ama o kadar mutluydu ki, bir ses bile çıkaramadı.
Şoktaydı, heyecanlıydı, ve çok mutluydu. Sonunda kafasını sallayıp ağzını
kapattı. Kollarını Seunghyun’un boynuna dolayıp sıkıca sarıldı kocasına.

Bahar ona okadar sıkı sarılmıştı ki, aralarındaki koltuk ayırması Seunghyun’un
karnına dürtüyordu. Ama önemli değildi. Bahar’a hak ettiği mutluluğu vermek için
acı çekebilirdi.

-=-=-=-=-=-=-=-

Sinema’dan çıktıklarından beri elleri birleşikti. Filmi sonuna kadar
izlemediler, çünkü Bahar korku filmine gülerek bakıyordu mutluluktan.

Beraber araba park’ına doğru yürürken Seunghyun kendini çok iyi ve doğru
hissetti. Sanki dünyanın en kötü hastalıklarını çözen bir ilaç bulmuş gibi.

“Seunghyun-sshi,” diye başladı Bahar.

“Hmm?”

Bahar ağzını açtı, ama hemen yine kapadı. Dudağını ısırdığında rahatsız
görünüyordu. “Boşver.”

“Noldu?” diye sordu Seunghyun. Bahar sinema’daki gibi gülümsemiyordu artık.

“Önemli bişey değil.” diye yalan söyledi Bahar.

Seunghyun yürümeyi bıraktı ve Bahar’ı omuzlarından kendine çevirdi. “Bahar,
seni mutsuz görmek istemiyorum. Bana neyin olduğunu söylersen, seni yine mutlu
yapabilirim ancak.”

Bahar yüzünü eğip birleşik ellerine baktı. “Değişmenin…sebebi ne diye sormak
istemiştim. Ama cevabından korkuyorum. Bunu unutabilir miyiz?”

Seunghyun’un kalbi sıkıştı. Yalan söylemeye karar verdi. “Benim değişmeme sebep
olan sensin. Seni görmemezlikten geldim, ve sana kötü davrandım, yinede sen
bunlara alınmayıp bana iyi davranmaya devam ettin. Çok iyi ve güzelsin, dünya’nın
en tatlı meleğisin. Mükemmel bir kadın’sın.”

Bahar yüzünü kaldırıp Seunghyun’un gözlerine baktı, gözlerindeki doğru’yu görmek
için, emin olmak için. Seunghyun gözlerinin onu ele vermemesine dua ediyordu.

“Teşekkür ederim.” diye fısıldadı Bahar.

“Hayır, ben sana sen olduğun için ve beni değiştirdiğin için teşekkür etmeliyim
asıl.” diye gülümsedi Seunghyun, Bahar’ın sözlerine inandığına sevinerek. “Hadi
şimdi eve gidelim, geç oldu.”

Bahar kafasını sallayarak onayladı. “Evet, evimize gidelim.”

‘Evimiz’... kalbimizin olduğu yer.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder