16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (14.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

14. Bölüm


“Nereye
gidiyoruz?”

“Süpriz,” diye sırıttı Bahar ve birleşik ellerini salladı havaya.

“Ama gözlerimi kapatmak illaki şart mı?”

“Gözlerin kapalı olmazsa süpriz kalmaz!” diye güldü Bahar.

“Peki ama ellerimizi sallamayı bırak, sıkıca tut yoksa düşerim.”

“Düşersen seni tutarım ben.”

Seunghyun gülümsedi. “Biliyorum.”

Baharın gülümsemesi yüzünden silindi ve Jihoon’la dünkü konuşması geldi aklına.
Merak ediyordu…

“Seunghyun-ah.”

“Hmm?”

“Düşersen… yani esastan değilde… kalbinde düşersen… o zamanda seni tutarım.“

Seunghyun akıllıydı. Anlardı ne demek istediğini. Ve Bahar Seunghyun’un
cevabınında romantik olmasını bekliyordu.

Ama Seunghyun’un tek cevabı “Teşekkür ederim”di. Yüzünde rahatsız bir gülümseme
vardı.

Bahar üzgün gözlerle yere baktı. Sonra ama kendini mutlu görünmeye zorladı. Normal
‘tatlı‘ sesiyle konuştu. “Nerdeyse geldik!”

Seunghyun konu’nun değiştiğine sevindi. “Gözümdeki kumaşı çıkarabilir miyim?”

“Biraz daha,” dedi Bahar ve Seunghyun’u durdurdu. Güneş batışının görüntüsünü içine
çekti. Sonra Seunghyun’a döndü. Güneşin kırmızı, pembe ve sarı karışımları
Seunghyun’un yüzüne vuruyordu ve onu olduğundan dahada yakışıklı yapıyordu. Baharın
o an tek istedigi şey Seunghyun’u öpmekti.

Bahar saatine baktı ve dakikaların geçmesini bekledi.

[GERI BAKIŞ]
“En sevdiğin yer neresi?”

Seunghyun’un gözleri havaya baktı düşünürken. Bahar Seunghyun’un bunu düşünürken
çok yaptığını fark etti.

“Dağlarda olmasını çok severim, doğu taraflarda bitane var, ama bayağı uzak.
Eskiden hep oraya çıkardım. Saatime bakardım ve tam saat 7:30’da, aklıma gelen
herşeyi bağırırdım dağlardan. Çok rahatlatıcı birşey.“ diye cevapladı
Seunghyun. “Peki seninkisi ne?”

“Benim en sevdiğim yer senin yanın.” diye cevapladı Bahar sırıtarak ve
Seunghyun’a dahada sıkı sarıldı. Seunghyun güldü ve Bahar’ın anlını öptü.

[GERI BAKIŞ –SON–]

Saat 7:30 olmuştu.

Bahar Seunghyun’un gözlerini kaplayan kumaşı çekti. “Doğum günün kutlu olsun!”

Seughyun’un tepkisine dikkatlice baktı. Ilk önce güneşin batışından büyülenmiş
gibi bakıyordu, sonra Bahar’ın sözleri aklına oturdu.

“Doğum günüm,” diye mırıldadı Seunghyun. “Tamamen unuttum!”

“Bu yüzden sana hatırlatacak karın var!” diye güldü Bahar. “Hadi çabuk ol, saat
7:30! Bişeyler bağır!”

Seunghyun etrafına bakındı. Dağın tam üstündeydiler. Dağ zaten çok büyük
değildi. Seunghyun Bahar’a döndü ve gülümsedi, sonra yine güneş batışına döndü.
Tüm gücüyle bağırdı, “Teşekkür ederim, Bahar!”

Bahar güldü. Ellerini ağzının etrafına koydu ve oda bağırdı. “Doğum günün kutlu
olsun, Seunghyun! Seni seviyorum!”

Bahar ellerini yine indirdi ve Seunghyun’un tepkisine baktı. Şok olmuş gibi
görünüyordu ve gözleri Bahar’dan kaçıyordu.

Sonra kendini gülümsemeye zorladı. “Teşekkür ederim.” dedi normal bir sesle.

Bahar’ın kalbi sıkıştı. Seunghyun’unda ona onu sevdiğini söylemesi çok mu
zordu?

“Birşey degil,” dedi Bahar ve kocasının ellerini tuttu. “Bu senin en sevdiğin
yer olduğunu söyledin, bende seni buraya getirdim. Buraya arabayla gelmek
zorunda kaldım. Gözlerin kapalıyken düşüp yaralanmanı göze alamazdım.”

Seunghyun gülümsedi. “Beni çok şımartıyosun.”

“O zaman sende beni biraz şımart!”

Seunghyun güldü. “Tamam, bundan sonra gidip pasta alırız, sende hepsini
yiyebilirsin!”

“Yuppiii!” diye sevindi Bahar ve birleşık ellerini havaya kaldırdı.

Birden arkalarından bir ses geldi. “Kimleri görüyorum?”

Seunghyun ve Bahar sesin geldiği yere döndü ve Jaejoong ve Soohyo’yu gördü.
Jaejoong onlara bir kaşını kaldırmıştı, Soohyo ise yere bakıyordu sessizce.

Seunghyun hemen elini Bahar’dan ayırdı ve Bahar ona üzgünce baktı. Bahar boş
ellerine baktı. Seunghyun’un ellerini sırtında sakladığını gördü.

Kalbi acıyordu.

Seunghyun Jaejoong ve Soohyo’yu görünce şok olmuştu. Ilk tepkisi refleks olarak
elini Bahar‘dan ayırmaktı, Soohyo’yu kırmamak için. Ama hemen ayırdıktan sonra
Soohyo’nun onu artık unuttuğunu hatırlamıştı.

Yinede ellerini sırtında tuttu ve onlara doğru döndü.

Jaejoong’u dövmek istiyordu.
Ama ondan daha çok, Soohyo’nun neden burda olduğunu bilmek istiyordu.

Seunghyun Bahar’ın onun sözlerini unutmadığına sevinmişti. Ona en sevdiği yeri
söylemişti ve tam 7:30’da aklına gelen herşeyi bağırdığını anlatmıştı… ama
birşeyi saklamıştı Bahar’dan. Bu yeri ona Soohyo’nun gösterdiğini, ve her yıl
doğum gününde Soohyo ile beraber buraya geldiklerini söylememişti. Aynı bugün Bahar’la
yaptığı gibi.

Soohyo hatırlamış mıydı? Geçmişlerini hatırlamak içinmi buraya gelmişti? Soohyo
Seunghyun’u hala seviyor muydu?

“Sevgilime bakmaya doyamadın galiba.” Jaejoong sessizliği bozdu.

Soohyo yüzünü kaldırıp Seunghyun’un baktığını merak ediyordu. Ama Seunghyun
hemen yüzünü yana çevirdi ve Bahara baktı. Bahar üzgün görünüyordu.

“Soohyo, aşkım en iyisi biz geri dönelim, bugünlük yeterince dolaştık şu dağları.”
Jaejoong Soohyo’nun elini tuttu ve onu diğer tarafa çevirdi.

Seunghyun bir ay önceki olayları hatırlıyordu. Jaejoong o günde Soohyo’yu ondan
ayırmıştı. O gün Soohyo daha arkasına dönüp Seughyun’a bakmıştı, ama bu sefer
dönmeden gidiyorlardı el ele.

Onlar gittikten sonra, Seunghyun kendini Bahar’a bakmaya zorladı. Bahar’ın
ellerini sıktığını gördü; Seunghyun’un bıraktığı eller.

“Bahar…” diye başladı Seunghyun. Devam edemiyordu. Ne diyeceğini bilmiyordu.

“O… O mu Soohyo?” diye sordu Bahar sonunda. Yüzünü eğip ayakkabılarına bakıyordu.

Seunghyun soruyu anlamadı. “Ne demek istiyorsun?”

Bahar kendini gülümsemeye zorladı, ve Seunghyun’un kalbi sıkıştı. “Hep
Soohyo’nun kim olduğunu merak ederdim… Hatta o gün restoranda karşılaştığımız
kız olabilir mi diye düşünmüştüm… gece eve sarhoş geldiğin o gün…”

Seunghyun’un gözleri büyüdü. Hep Soohyo’nun ismini söylediğini merak ediyordu…
o geceden beri.

…şımdi biliyordu.

“Bahar…”

Bahar acıca güldü. “Aslında beni ona benzetmen çok şaşırtıcı değil. Benimde
saçım kahve rengi.”

“Bahar, özür dilerim. Ama o artık geçmişte kaldı. Geçmiş bitti.”

“Bitti mi gerçekten?”

Seunghyun Baharın ellerini tuttu. Bahar yüzünü kaldırıp Seunghyuna baktı.
Seunghyun karısının gözlerindeki acıyı gördüğünde kalbi kırıldı.

“Soohyo ve ben geçmişte kaldık. Gelecek ‘biz’iz, sen ve ben. Söz veriyorum.”
diye rahatlatmaya çalıştı Seunghyun. “Lütfen bana inan.”

Güvenilmek ve affedilmek istiyordu.

Bahar’ın hafiften ellerini sıktığını hissetti. “Sana inanıyorum.”

Seunghyun kendini rahat hissetmeliydi bunlari duyunca, ama kendini dahada kötü
hissetti. Bahar hep iyiydi, hep affediyordu, hep tatlıydı, ve Seunghyun onu
yine kırmıştı.

Seunghyun Baharı kollarına aldı ve sıkıca sarıldı. “Ellerimi senden ayırmam
salak birşeydi. Korkağın tekiyim. Onu kırmak istemiyordum, ama aynı zamanda
seni kırdım. Özür dilerim.”

Bahar’ın dudakları boynuna değiyordu ve gülümsediğini hissetti. “Sana inanıyorum.”
diye tekrarladı. “Seni seviyorum, sana inanırım.”

Yine o sözler. Seunghyun’un kalbi ve aklı duygularla doluydu. Aklında, Bahar’a
özür diliyordu. Kalbinde ise, ona karşı ne hissedeceğini bilmiyordu.

“Hadi sana o pastayı almaya gidelim.” dedi Seunghyun ve konuyu değiştirdi.

Bahar’ın yüzünün eğilmesini hissetti, ama yinede sevimli bir sesle konuştu.
“Tamam!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder