16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (19.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL. 
19. Bölüm


“Baharın son
zamanda rahatsız olmasının nedenini biliyor musun? Çok… depresif ve üzgün
görünüyor.”

“Bende fark ettim.
Yemekleri bile kötüleşti.” dedi Jihoon. Açık bir café’de oturuyorlardı ve
rahatca konuşuyorlardı.

“Choi Seunghyun ona kötü mü davranıyor yoksa?” diye sordu Mr. Kim.

“Orasını bilmem, ama Seunghyun yüzünden Bahar’ın böyle olduğundan eminim.”

Mr. Kim derin bir nefes aldı. “Bahar aşk hariç herşeyde çok iyi. Aşk’ta
kaybediyor hep. Annesine çekmiş.”

“Hayır, bence sana çekmiş. Bu senin neden hala yine evlenmediğinide açıklar.”
diye düzeltti Jihoon.

Mr. Kim bir kaşını kaldırdı. “Sanki sen çok daha iyisin. Bahar’la beş yıl önce
ayrıldığından beri hiç biriyle beraber değildin.”

“Kariyerimle meşguldum.” dedi Jihoon basitce.

“Kim önce ilişkiyi bitirdi? Işler çok iyi gidiyordu, birbirinizle evlenmenizi
bekliyordum.”

“Ilişkimizi bitiren oydu aslında.” dedi Jihoon ve kahvesinden bir yudum aldı.

[GERI BAKIŞ]

“Jihoon, konuşmalıyız.” dedi Bahar ciddi bir sesle. Gözleri Jihoon’a dikkatlice
bakıyordu.

Jihoon elinde tuttuğu poşete baktı. Içinde en sevdiği atıştırılan tatlısı vardı:
kurutulmuş mango parçaları. Ağzındaki mango parçasını çiğnedi ve yuttu.

Bahar ona ‘Jiji’ demediği zaman birşeyin doğru yolda gitmediği anlamına gelirdi.
Bu yüzden Jihoon Bahara konuşma fırsatı vermeden kendisi konuştu. “Önce ben birşey
diyebilir miyim?”

“Tabi.”

“Ayrılalım.” dedi yakışıklı adam basitce.

Bahar ona şaşkınca baktı. “Gerçekten mi?”

“Evet, yani fark ettiysen, son bir aydır birbirimizden gittikce dahada çok
uzaklaşıyoruz. Sen üniversteyle meşgulsun, bende işimle meşgulum. Aramızdaki o
duygular gittikce azalıyor.”

“Evet, fark ettim.” diye mırıldadı Bahar.

“Bahar… hala arkadaş kalabilir miyiz?” diye sordu Jihoon ve kafasını kaldırıp
Bahar’ın gözlerine baktı.

Bahar gülümsedi, “Tabiki.”

Jihoon kendini sevimli görünmeye zorladı. “Tamam öyleyse! Ben şimdi gitmeliyim.
Sonra görüşürüz! Al, bunlar senin olsun.”

Bahar’ın eline içi kurutulmuş mango dolu poşeti verdi ve ona arkasını dönüp
café’den dışarı koştu.

Ne kadar koştuğunu bilmiyordu, ama önemlide değildi zaten. Sonunda küçük bir
yan cadde’de durdu ve bir köşe’ye çömelip bütün gece ağladı.

[GERI BAKIŞ -SON-]

“Yani, ilk sen mi ayrılmayı istedin?” diye sordu Mr. Kim. Kafası karışmıştı.

“Aslında, o benden ayrıldı. Ben sadece sözleri ondan önce söyledim.” dedi
Jihoon basitce, sanki bu anın onun için bir önemi yokmuş gibi.

“Ya, her lafı iple mi çekmeliyim ağzından? Herşeyi güzelce anlatsana be evladım!”
diye sordu Mr. Kim.

Jihoon derin bir nefes aldı. “Beş yıl önce, ben daha çok genç ve saf’tım, ama
salak değildim. Bahar’ın iki yıllık ilişkimizden yavaş yavaş bıktığını
anlayabilmiştim.”

“Ve Bahar birşeyden bıkınca daha fazla uzatmayı sevmeyen bir insandır.” diye
ekledi Mr. Kim.

“Evet, ve onun o gün benimle ayrılmak isteyeceğini anlayacak kadar iyi tanıyordum
onu.” dedi Jihoon. “Eski ilişkilerini biliyordum. Adamdan ayrılırdı ve adamın
onu takip etmemesi ve onu rahatsız etmemesi için onunla bütün alakasını
keserdi. Bu yüzden… ona benim ondan ayrılmak istediğimi söyleyince… onu takip
edip onu rahatsız etmeyeceğimden emin olmuştu. Bu benim en azından… en azından,
onun arkadaşı kalma planımdı… ve onun yanında durmak istiyordum… ondan uzakta
durmak, beni çok kırardı.”

“Bu demek oluyor ki…”

Jihoon Mr. Kim’in lafını böldü. “Onunla hiç ayrılmak istemiyordum. Onu hala
seviyorum. Üniversteyi bitirip sizin firmanızda bir işe başvurdum, ona yakın
olmak için. Onun arkadaşı kalabilmek için ondan aşkımı gizli tutuyorum.” diye açıkladı
Jihoon.

Jihoon bir yetim olarak büyümüştü ve bu yüzden Mr. Kim’i bir baba gibi
görüyordu. Bir gün bu adama bir damat olarak ‘baba’ demeyi hayal etmişti, ama
bu hayal artik kırılmıştı.

Mr. Kim onun ailesiydi. Onunla herşey üzerinde konuşabilirdi ve çok açık bir
adamdı… bazen, çok fazla açıktı.

“Onu unutmalısın.” diye mırıldadı yaşlı adam.

Jihoon Mr. Kim’e tatlı bir gülümseme sundu. “Yarın birgün unuturum yavaş yavaş.”

Bu sırrını birine söylemiş olmak çok iyiydi. Jihoon kendini şimdi biraz daha
rahat hissediyordu. Mr. Kim’e bu meseleyi açıkca anlattığının nedenini ise
bilmiyordu.

Mr. Kim’in gözleri yola çevirikken, Jihoon kendi kahve bardağını alıp bir yudum
daha aldı. Yaşlı adamın gözleri Jihoon’a geri döndüğünde, yakışıklı adamın başka
bir yere baktığını fark etti. Oda kafasını çevirip Jihoon’un baktığı yere baktı
ve onlardan bir kaç metre uzakta duran güzel ve genç bir kadın gördü.

Kadın şık bir iş takımı giymişti ve gözleri Jihoon’u görünce birbirlerine saygılıca
gülümsediler birbirinin varlığını fark ettiklerini göstermek için. Sonra kadın
bir masa’ya oturu ve sırtı onlara dönüktü.

Mr. Kim masa’da iki kişinin daha oturduğunu fark etti, muhtemelen kadının
arkadaşlarıydı, ama Jihoon hala sadece o kadına bakıyordu.

“Kim o?” diye sordu Mr. Kim ve Jihoon’u hayal aleminden geri dünyaya getirdi.

“Hmm?”

“Sana gülümseyen kadın.” dedi Mr. Kim.

“Ah, ismi ‘So Bendis’. Işcilerinden biri.”

“O kadar çok işcilerim var ki her birini tanımak imkansız.”

“Choi Corporation’a gönderilen işcilerden birisi.” diye açıkladı Jihoon.

“Ne zamandan beri benim için çalışıyor?” diye sordu Mr. Kim meraklıca.

“Bahar’ın geçmişini bilecek kadar uzun değil, merak etme.” diye rahatlattı
Jihoon. Jihoon bu kadını araştırmıştı. So Bendis firma’da yaklaşık iki buçuk
aydır çalışıyordu. Bahar’ın geçmişini tanıması imkansızdı.

“Onu biliyorum… bu ama sormamın nedeni değildi.”

“Peki neden sordun?”

“Onu üç aydan fazla tanımıyorsun, ama café’ye girer girmez bütün ilgini tamamen
kendine çekebildi.” diye konuştu Mr. Kim ve bir kaşını Jihoon’a kaldırdı.

“Buda ne demek oluyor?” Jihoon Mr. Kim’in kalkık kaşına kendininkinle cevap
verdi.

“Bu demek oluyor ki Baharı unutacaksın, yada belki çoktan unuttun bile.”

-=-=-=-=-=-=-=-

“Yoruldunuz mu bile?”

Bendis’in karşısında duran iki arkadaşı zorlukla hava alıyorlardı ve elleriyle
birbirlerini havalıyorlardı.

“Sen neden yorulmadın? Biz devam oynamak istemiyoruz!” diye sordu arkadaşlarından
biri.

“Peki peki, bir tur daha, sonra gidebilirsiniz.” diye pazarlık yapmaya çalıştı
Bendis.

“Hayır! Sen beni çok yoruyosun! Hem bundan sonra kız arkadaşımla buluşmalıyım.”

“Bende kardeşimi okuldan almalıyım.”

“Ya!” diye bağırdı Bendis. Arkadaşları ondan kaçar gibicesine tenis kortunu
terk etti koşarak.

“Ben seninle oynayabilir miyim?” diye sordu arkadan bir ses. Bendis arkasına
döndü ve onun yaşlarında çok güzel bir kadının elinde bir tenis raketi ve
yüzünde tatlı bir gülümsemeyle ona baktığını gördü.

“Süper olurdu.” diye sırıttı Bendis. Ikisi tur üstüne tur, saatlerce tenis
oynadılar, ama ikiside çok iyi olduğu için sonunda kimin kazanacağı belli
olamayacağından, oyunu bitirmişlerdi.

Ikiside şimdi bir bankta oturup deli gibi su içiyorlardı ve terlerini
siliyorlardı.

“Çok iyisin. Ne zamandan beri oynuyorsun?” diye sordu Bendis.

“Hatırlamıyacak kadar uzun.” diye cevapladı diğer genç kadın. Su şişesinin kapağını
kapattı ve elini Bendis’e uzattı. “Ben Bahar. Tanıştığımıza memnun oldum.”

“Bende Bendis.” diyerek Bendis kadının elini sıktı.

“Bendis, benim kim olduğumu biliyor musun?”

“Bilmem, ama profesyönel olmadığın kesin, yoksa tenis oyuncular kartı
koleksiyonumda senden bir resim olurdu.” diye şakalaştı Bendis gülerek.

Bahar kikirdedi. “Ben Jeong Jihoon’un en iyi arkadaşıyım. Onu tanıdığından
eminim.”

“Mr. Jeong? Tabiki tanıyorum, Choi Corporation’a transfer olayında yöneticim.”

“Onu nasıl buluyorsun?”

Bendis bu ani soruyu beklememişti ve şaşkınca baktı Bahara. “Ne demek
istiyorsun?”

“Hiiiç…” diyerek basitce gülümsedi Bahar. “Eee, Bendis… hafta’da kaç sefer
oynuyorsun?”

Bendis konunun ani değişimine şaşırdı, ama daha kolay soruyu cevaplamaya karar
verdi. “Haftada dört kere geliyorum buraya. Birbirimizi bir daha görup oynamamızı
çok isterdim.”

“Bende sevinirim buna. Bu arada, eve gitsem iyi olur.” dedi Bahar ve kolundaki
saate baktı. Bendis’in parmağındaki yüzüğe baktığını fark etti.

“Kocan sensiz delirmeden önce eve yetişmek mi istiyorsun?” diye şakalaştı
Bendis.

Bahar’ın gülümsemesi hafiften silindi. “Keşke öyle olsa,” dedi aynı şakalı
sesle, ama ciddiydi. “Bu arada, sana birşey daha sormak istiyorum. ‘Aşk’
üzerinde ne düşünüyorsun?”

Bendis bu soruyu gerçekten beklemiyordu ve şaşkınlığını saklamaya çalışmadı.
“Neden soruyorsun? Kocanla aranızda… problemler mi var?”

Bahar sırıtarak omuzlarını salladı. “Sadece her günkü küçük kavgalar.” diye yalan
söyledi.

“Üzgünüm, sana yardım edemem. AŞK DENEN ŞEYin ne olduğunu tam olarak bende
bilmiyorum açıkcası.” diye güldü Bendis, ve utangaçca saçlarını dağıttı eliyle.

Bahar önündeki kadına dikkatlice bakarak kafasını yana eğdi. “O zaman sana birşey
söylememe izin ver: Aşık olduğun insanı bulunca, kendi mutluluğun için savaşmalısın...
ve aşk’ınla senin arana giren herşeyi yoldan çekmelisin, kendi mutluluğun için.”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder