Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
20. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
20. Bölüm
Soğuk rüzgar
Soohyo’nun saçlarını dağıttı ve genç kız ceketini dahada sıkı sardı etrafına. Derin bir nefes aldı. Bu gün kaçıncı
düşünceli nefesiydi bilmiyordu. Elindeki telefona bakti ve ‘3’e basıp favori
listesindeki üçüncü kişiyi aradı.
Bir kere, iki kere… beş kere çaldı. Ama kimse almadı telefonu.
Altıncı çalışını duyamadan, arkadan bir ses onun ismini bağırdı. Soohyo
telefonu kulağından çekip arkasına döndü. Seunghyun ona doğru koşuyordu.
“Seunghyun?” diye selamladı yakışıklı adamı.
Telefonunun hala açık olduğunu fark edince hemen kapattı ve telefonu cebine
koydu. Altıncı çalışından sonra diğer tarafın telefonu aldığını bilmiyordu.
“Arabamla bu yoldan geçiyordum ve seni burda yalnız otururken gördüm. Bugün çok
soğuk, neden dışarıdasın?” diye sordu Seunghyun ve bankta Soohyo’nun yanına
oturdu. Soğuk hava yüzünden park’ta kimse yoktu.
Bu park Soohyo’nun apartmanın yanındaki parktı. Ister istemez Soohyo’nun aklına
bir düşünce geldi… Acaba Seunghyun onu görmek için mi bu yoldan gelmişti? Ama
olamazdı… bu yol çünkü Seunghyun’un evine giden kestirme bir yoldu. Karısını
daha çabuk görebilmek için kestirme yolu almış olmalıydı kesin.
Soohyo yorgunca gülümsedi. “Biraz temiz havaya ve düşüncek zamana ihtiyacım
vardı.”
“Anlatmak ister misin? Kahve içmeye gidebiliriz.” dedi Seunghyun, ve hemen ardına,
“Arkadaşlar birbirlerini dinler.” diye ekledi.
Soohyo gülümsedi. “Olur tabi.”
“Gidelim öyleyse.”
Seunghyun’un arabasına doğru yürümeye başladılar ve birden Soohyo’nun telefonu çaldı.
“Alo? Ah, evet, seni aradım ama sen almadın… bu yüzden kapattım. Şey… hayır,
sana sadece eve geç gelceğimi haber vermek istemiştim. Bu akşam yağmur yağcak
gibi görünüyor, evimde bütün camları kapattığıma bakabilir misin? Tamam, sağol.”
Soohyo telefonu kapatınca Seunghyun’un gözlerinin ona baktığını hissetti.
Seunghyun’a döndüğünde ama Seunghyun ona gülümsedi ve arabanın kapısını açtı
onun için.
Beş dakika sonra, beraber bir café’nin sessiz bir köşesinde oturuyorlardı.
“Ne oldu anlatır mısın?”
“Hani sana daha büyük bir pozisyona transfer oldum demiştim ya?”
“Evet,” dedi Seunghyun ve arkadaşını dikkatlice dinledi.
“Şey… aslında bu pozisyonumun yükselmesi bugün açıklanacaktı bir memo olarak
firmada her işciye dağıtılcaktı. Ama bu memo yazılmadan önce bile herkes, hatta
özel iş verenim bile bana bu daha yüksek pozisyonun kesinlikle benim olduğunu
söylemişlerdi, çünkü geçenlerde çok büyük bir proje hazırlamıştım firma için ve
bunun için büyük tebrikler almıştım. Aslinda benim yükselmem yüzde yüz kesindi,
ve sadece firmanın başkanı tarafından memo olarak yazılacaktı.” diye açıkladı
Soohyo.
“Yoksa…?” diye başladı Seunghyun.
Soohyo üzgünce kafasını sallayarak onayladı. “Memo kağıdı bu sabah dağıtıldı ve
o yüksek pozisyonda benim yerime başka bir işcinin ismi yazıyordu…”
“Ama neden? Kendi iş verenin bile sana senin olcağını söylerken?”
“Bilmiyorum. Herkes şaşırdı. Onları hayal kırıklığına uğrattım sanırım.”
“Bu senin suçun değil ki.”
Soohyo elindeki kahve bardağına baktı düşüncelice. “O proje için çok çalıştım, çok
zaman harcadım, çok emek sarfettim. Aslında… aslında o projeyi ayrıldığımız
günlerde yapmıştım… ayrıldıktan sonra ayrılığımızı düşünmemek için kendimi iş
eve projeme adamıştım ve uyumadan sabahtan akşama kadar onu çalışmıştım aklımı
başka düşüncelerden uzak tutmak için. Sen aslında projeyi tam yarılamışken
benden ayrıldın… galiba ilk başta bu proje için çok zaman harcamam yüzünden
aramızda bu boşluk oluştu…”
“Soohyo, bunlar geçmişte kaldı.” diye mırıldadı Seunghyun. “Öyle yada böyle
birbirimizden ayrılırdık. Ama lütfen kendini suçlama.”
Soohyo hafiften gülümsedi, “Anlıyorum. Merak etme, ben iyiyim. Beni tanırsın, problemlerimi sadece birine anlatıp
rahatlamak isterim hep. Ondan sonra kendimi daha iyi hissederim. Sana şimdi
anlattıktan sonra kendimi daha rahat hissediyorum.”
Seunghyun güldü. “Kimseye yada hiç bir şeye bir günden fazla kızgın kalamıyorsun.”
Soohyo derin bir nefes aldı. “Sanırım bu benim daha çok çalışmak zorunda olduğumun
bir sinyalidir. Belki bidahaki sefere daha yüksek pozisyona geçebilirim.”
Seunghyun kafasını sallayarak onayladi. Soohyo’nun optimist olma huyunu oldum
olası severdi. “Peki… Jaejoong’a anlatcak mısın bunu?”
Soohyo Seunghyun’un gözlerine baktı ve onun önceki telefon konuşmasını kastettiğini
anladı. Soohyo’nun telefonda yağmur ve pencere konusunda yalan söylediğini
anlamıştı.
“Sen gelmeden önce onunla bu meseleyi konuşmak için aramıştım onu… ama sonra
sen geldin ve seninle konuşmanın daha iyi bir karar olduğunu düşündüm.”
“Neden?”
“Ona söylemek istemiyorum. Beni tanırsın, birine problemlerimi anlatırsam,
sadece anlatıp… söylemek istiyorum. Beni dinleyen kişiyi daha belik üzüp kızdırmak
istemiyorum, sadece konuşmak istiyorum. Ama Jaejoong… o ‘aksyon’ insanıdır.
Benim o pozisyonu neden almadığımı öğrenmek için elinden geleni yapardı! Buda
problem açardı…” diye açıkladı Soohyo.
“Ben farklı mıyım yani?” diye sordu Seunghyun.
“Evet farklısın. Sen kararlarımı saygıyla karşılıyorsun. Sen beni istediğim
gibi dinleyip teselli ediyordun. Jaejoong gibi kızıp ortalığı yıkmazdın.”
Seunghyun derin bir nefes aldı. “Soohyo, belki bu senin Jaejoong’la olmanın bir
sebebi dahadır. Sana istediğin şeyi değil, ihtiyacın olduğu şeyi veriyor. Senin
için en iyi olan herşeyi o biliyor.”
Soohyo biraz düşündü ve sonra kafasını sallayarak onayladı. Seunghyun tamamen
haklıydı.
“O senin için yaratılmış sende onun için.” dedi Seunghyun Soohyo’ya güçlendirici
bir gülümseme sunarak. “Onu kaçırma. Onun gibisini bir daha bulamazsın.”
---
Yazan: Cassıe
Arkadaslar, sizce Soohyo neden bu pozisyonu almadi? Bunun sebebi ne sizce? =)
Ve sizce seunghyun Soohyo’yu hala seviyor mu? Jaejoongun onun icin iyi oldugunu
söyledigine gore, artik sevmiyor demi?
düşünceli nefesiydi bilmiyordu. Elindeki telefona bakti ve ‘3’e basıp favori
listesindeki üçüncü kişiyi aradı.
Bir kere, iki kere… beş kere çaldı. Ama kimse almadı telefonu.
Altıncı çalışını duyamadan, arkadan bir ses onun ismini bağırdı. Soohyo
telefonu kulağından çekip arkasına döndü. Seunghyun ona doğru koşuyordu.
“Seunghyun?” diye selamladı yakışıklı adamı.
Telefonunun hala açık olduğunu fark edince hemen kapattı ve telefonu cebine
koydu. Altıncı çalışından sonra diğer tarafın telefonu aldığını bilmiyordu.
“Arabamla bu yoldan geçiyordum ve seni burda yalnız otururken gördüm. Bugün çok
soğuk, neden dışarıdasın?” diye sordu Seunghyun ve bankta Soohyo’nun yanına
oturdu. Soğuk hava yüzünden park’ta kimse yoktu.
Bu park Soohyo’nun apartmanın yanındaki parktı. Ister istemez Soohyo’nun aklına
bir düşünce geldi… Acaba Seunghyun onu görmek için mi bu yoldan gelmişti? Ama
olamazdı… bu yol çünkü Seunghyun’un evine giden kestirme bir yoldu. Karısını
daha çabuk görebilmek için kestirme yolu almış olmalıydı kesin.
Soohyo yorgunca gülümsedi. “Biraz temiz havaya ve düşüncek zamana ihtiyacım
vardı.”
“Anlatmak ister misin? Kahve içmeye gidebiliriz.” dedi Seunghyun, ve hemen ardına,
“Arkadaşlar birbirlerini dinler.” diye ekledi.
Soohyo gülümsedi. “Olur tabi.”
“Gidelim öyleyse.”
Seunghyun’un arabasına doğru yürümeye başladılar ve birden Soohyo’nun telefonu çaldı.
“Alo? Ah, evet, seni aradım ama sen almadın… bu yüzden kapattım. Şey… hayır,
sana sadece eve geç gelceğimi haber vermek istemiştim. Bu akşam yağmur yağcak
gibi görünüyor, evimde bütün camları kapattığıma bakabilir misin? Tamam, sağol.”
Soohyo telefonu kapatınca Seunghyun’un gözlerinin ona baktığını hissetti.
Seunghyun’a döndüğünde ama Seunghyun ona gülümsedi ve arabanın kapısını açtı
onun için.
Beş dakika sonra, beraber bir café’nin sessiz bir köşesinde oturuyorlardı.
“Ne oldu anlatır mısın?”
“Hani sana daha büyük bir pozisyona transfer oldum demiştim ya?”
“Evet,” dedi Seunghyun ve arkadaşını dikkatlice dinledi.
“Şey… aslında bu pozisyonumun yükselmesi bugün açıklanacaktı bir memo olarak
firmada her işciye dağıtılcaktı. Ama bu memo yazılmadan önce bile herkes, hatta
özel iş verenim bile bana bu daha yüksek pozisyonun kesinlikle benim olduğunu
söylemişlerdi, çünkü geçenlerde çok büyük bir proje hazırlamıştım firma için ve
bunun için büyük tebrikler almıştım. Aslinda benim yükselmem yüzde yüz kesindi,
ve sadece firmanın başkanı tarafından memo olarak yazılacaktı.” diye açıkladı
Soohyo.
“Yoksa…?” diye başladı Seunghyun.
Soohyo üzgünce kafasını sallayarak onayladı. “Memo kağıdı bu sabah dağıtıldı ve
o yüksek pozisyonda benim yerime başka bir işcinin ismi yazıyordu…”
“Ama neden? Kendi iş verenin bile sana senin olcağını söylerken?”
“Bilmiyorum. Herkes şaşırdı. Onları hayal kırıklığına uğrattım sanırım.”
“Bu senin suçun değil ki.”
Soohyo elindeki kahve bardağına baktı düşüncelice. “O proje için çok çalıştım, çok
zaman harcadım, çok emek sarfettim. Aslında… aslında o projeyi ayrıldığımız
günlerde yapmıştım… ayrıldıktan sonra ayrılığımızı düşünmemek için kendimi iş
eve projeme adamıştım ve uyumadan sabahtan akşama kadar onu çalışmıştım aklımı
başka düşüncelerden uzak tutmak için. Sen aslında projeyi tam yarılamışken
benden ayrıldın… galiba ilk başta bu proje için çok zaman harcamam yüzünden
aramızda bu boşluk oluştu…”
“Soohyo, bunlar geçmişte kaldı.” diye mırıldadı Seunghyun. “Öyle yada böyle
birbirimizden ayrılırdık. Ama lütfen kendini suçlama.”
Soohyo hafiften gülümsedi, “Anlıyorum. Merak etme, ben iyiyim. Beni tanırsın, problemlerimi sadece birine anlatıp
rahatlamak isterim hep. Ondan sonra kendimi daha iyi hissederim. Sana şimdi
anlattıktan sonra kendimi daha rahat hissediyorum.”
Seunghyun güldü. “Kimseye yada hiç bir şeye bir günden fazla kızgın kalamıyorsun.”
Soohyo derin bir nefes aldı. “Sanırım bu benim daha çok çalışmak zorunda olduğumun
bir sinyalidir. Belki bidahaki sefere daha yüksek pozisyona geçebilirim.”
Seunghyun kafasını sallayarak onayladi. Soohyo’nun optimist olma huyunu oldum
olası severdi. “Peki… Jaejoong’a anlatcak mısın bunu?”
Soohyo Seunghyun’un gözlerine baktı ve onun önceki telefon konuşmasını kastettiğini
anladı. Soohyo’nun telefonda yağmur ve pencere konusunda yalan söylediğini
anlamıştı.
“Sen gelmeden önce onunla bu meseleyi konuşmak için aramıştım onu… ama sonra
sen geldin ve seninle konuşmanın daha iyi bir karar olduğunu düşündüm.”
“Neden?”
“Ona söylemek istemiyorum. Beni tanırsın, birine problemlerimi anlatırsam,
sadece anlatıp… söylemek istiyorum. Beni dinleyen kişiyi daha belik üzüp kızdırmak
istemiyorum, sadece konuşmak istiyorum. Ama Jaejoong… o ‘aksyon’ insanıdır.
Benim o pozisyonu neden almadığımı öğrenmek için elinden geleni yapardı! Buda
problem açardı…” diye açıkladı Soohyo.
“Ben farklı mıyım yani?” diye sordu Seunghyun.
“Evet farklısın. Sen kararlarımı saygıyla karşılıyorsun. Sen beni istediğim
gibi dinleyip teselli ediyordun. Jaejoong gibi kızıp ortalığı yıkmazdın.”
Seunghyun derin bir nefes aldı. “Soohyo, belki bu senin Jaejoong’la olmanın bir
sebebi dahadır. Sana istediğin şeyi değil, ihtiyacın olduğu şeyi veriyor. Senin
için en iyi olan herşeyi o biliyor.”
Soohyo biraz düşündü ve sonra kafasını sallayarak onayladı. Seunghyun tamamen
haklıydı.
“O senin için yaratılmış sende onun için.” dedi Seunghyun Soohyo’ya güçlendirici
bir gülümseme sunarak. “Onu kaçırma. Onun gibisini bir daha bulamazsın.”
---
Yazan: Cassıe
Arkadaslar, sizce Soohyo neden bu pozisyonu almadi? Bunun sebebi ne sizce? =)
Ve sizce seunghyun Soohyo’yu hala seviyor mu? Jaejoongun onun icin iyi oldugunu
söyledigine gore, artik sevmiyor demi?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder