Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
21. Bölüm
“Bana kendini
Jeong Jihoon’un arkadaşı olarak tanıttı. Mr. Jeong’u tanıyıp tanımadığımı
sordu, ama cevabını bildiğinden eminim. Sonra bana Mr. Jeong’u nasıl bulduğumu
sordu.”
“Sanırım sizi beraber getirmeye çalışıyor.” dedi Jaejoong ve elindeki kalemi
havaya attı.
“Sanırım sende komik olmaya çalışıyorsun.” dedi Bendis. “Sonuç: Epik başarısızlık.”
Jaejoong gözlerini çevirdi ve konuyu değiştirmeye karar verdi. “Eee, bugün bana
haberin yok mu?”
“Ofis’te Kim Bahar üzerinde ima bırakıp duruyorum, ama Choi Seunghyun’dan hiç
tepki gelmiyor.”
“Bu adam sağır mı?” Jaejoong kaşlarını çattı.
“Dedikodu’ya sağır olmak imkansız. Bence umrunda değil.”
Jaejoong elindeki kalemi havaya fırlattı ve yine tuttu. “Soohyo onun
dedikodulara inanmadığını söylemişti. Hem, bu sözleri rastgele bir kaç işcinin
ağzından duyunca hiç inanmaz.”
“Ya Kim Enterprises’ın kovulan işcilerin tanıklıkları?” diye önerdi Bendis.
“Onlarda yararsız olur. Bahar onları toptan kovduğu için onların öyle kötü konuştuğunu
düşünür.”
“Öyleyse biz ne yapabiliriz? Elimizde hiçbir şey yok.”
“Onu gözetlemeye devam etmeliyiz. Sabırlı olmalıyız.”
“Jaejoong, bana bir ay önce gözetlemeyi durdurmamı söylemiştin. Firma’dan
istifa etmeye bile hazırdım. O gün beni arayıp bana yine bu görevi verme sebebin
neydi? Fikrini ne değiştirdi?” diye sordu Bendis.
Jaejoong’un gözleri Bendis’ten elindeki kaleme gezdi. Üzerinde kendi ismi yazıyordu;
Soohyo’nun ona doğum günü hediyesiydi.
“Herşeyin bittiğini sandığım için sana durmanı söyledim. Soohyo’nun Seunghyun’u
unutmaya hazır olduğunu sanmıştım. Ama… o gün onları park’ta gördüm. Soohyo
arkadaş olmak istedi. Kendini onunla arkadaş kalmayı zorlayacak kadar çaresizdi.
Aşık olduğun biriyle arkadaş olmayı istemek çok zor birşey. Bunu kendimde
biliyorum.”
“Choi’u hala seviyor mu yani?”
“Evet.”
“Emin misin?”
“Kesinlikle,” Jaejoong iç çekti. “Bu yüzden benim için araştırmaya devam
etmekte görevlendirdim seni. Işten daha çıkmadığın benim şansımdı… ve Choi Corporation’a
gidecek transfer işci aramalarıda tam zamanındaydı.”
“Beni o transfer grubuna sokan sendin demek.” diye mırıldandı Bendis. Jaejoong’un
bir polis olması bazen çok işe yarıyordu. “Ama neden Seunghyun ve Bahar’ı ayırmak
istiyorsun?”
“Içimde bir his Choi Seunghyun’un karısıyla iyi anlaşmasının nedeni ona acımasından
dolayı olduğunu söylüyor. Onunla ona acıdığı için beraber. Ama acımak aşk değil.
Zamanla karısına gerçekten aşık olmasından korkuyorum. Buna izin veremem.”’
“Bu senin aslında isteyeceğın birşey olmalı değil miydi?” diye sordu Bendis.
“Aslında olmalıydı.” dedi Jaejoong.
“Ama değil, öyle mi?” diye mırıldandı Bendis.
Jaejoong gülümsedi. En iyisi konuyu değiştirmekti. “Akıllısın sen Bendis. Ama
aklın Jeong Ji Hoon’a yetiyor mu?”
“Buda ne demek oluyor?”
“Hiiiç, öyle sordum işte. Ama merak ediyorum, senden bir date isterse ne
yapardın?”
Bendis Jaejoong’a şaşkınca baktı. “Umarım istemez!”
-=-=-=-=-=-=-=-=-=-
“Date ister misin?”
“NE?!” Bendis seslice bağırdı ve yakışıklı adama büyük gözlerle baktı. (Date =
Burda İng. sözünü kullanmaya karar verdim, date’in ingilizcede iki anlamı vardır,
biri randevu, diğeri hurma.)
Jihoon korkudan bir adım geriye attı. Bendisin tepkisine şaşırmıştı. “Rahat ol,
sana sadece meyve ikram ediyordum.” dedi ve elindeki kurutulmuş date dolu poşeti
gösterdi Bendise.
Bendis Jihoon’un elindeki kahverengi, buruşuk meyveye baktı. Büyük bir üzüme
benziyordu. Yüzü kızardı ve date’i elinden aldı. “Teşekkür ederim.”’
“Bunları daha önce hiç görmedin mi?” diye gülümsedi Jihoon.
“Hayır,” diye itiraf etti Bendis.
“Bu meyvenin ismi ‘date’. Üreticiler bunu ağacın dalından koparıp
kurutuyorlar. Tatlı bir tadı var. Bidaha
ki sefer sana daha çok kurutulmuş meyve getiririm. Şu an sadece bunlar var;
date en sevdiklerim.” diye açıkladı Jihoon.
“Gerçekten mi?” Bendis gözlerini Jihoon’un çocuksu gülüşünden ayıramıyordu.
“En sevdiğin kurutulmuş mango parçaları olduğunu sanıyordum.” diye böldü
arkalarından bir ses. Ikiside kafalarını çevirip Bahar’ı gördü.
“O eskidendi.” diye cevapladı Jihoon.
Bahar Bendise döndü ve ona sevimli bir gülümseme sundu. “Normalde kurutulmuş meyvelerini
kimseye vermez. Ayrıldığımız gün, elime mango parçalı poşetini bırakıp kaçtı. O
an benden ayrılmakla mutlu olmadığını anladım.”
Jihoon’un ağzı açık kaldı şoktan. “O zamandan beri biliyor muydun? Yoksa baban
mı söyledi sana?”
“Babam söylemişti, ama ondan öncede biliyordum.” dedi Bahar basitce. Bendis
onların arasındaki konuşmayı şaşkınlıkla takip ediyordu. “Emin ol Bendis, mango
parçalarıydı.”
“Ve bu yüzden ‘date’ yemeye başladım.” dedi Jihoon.
Bahar gülümsedi. “Babamın bana söyliceğini biliyordun, değil mi? Ama ona açıkca
söylediğine göre, beni artık unuttun anlamına geliyor.”
“Evet, seni unuttum. Senin kaybın.” dedi Jihoon.
“Wow, siz… birbirinize çok ciddisiniz.” dedi Bendis, ama bu durum için ‘ciddi’
yanlış kelime gibi geldi ona.
“Bence buna patavatsız desek daha iyi olur.” diye düzeltti Bahar gülerek. “Hadi
şimdi oynamaya gidelim.”
“Onuda mı tenis oynamaya davet ettin?” diye sordu Bendis ve Jihoon aynı anda.
“Evet, yoksa ikinizde aynı yerde beklemenizin bir tesadüf olduğunu mu
düşündünüz?” diyerek bir kaşını kaldırdı Bahar.
Bendis ve Jihoon birbirine baktı ve sonra Bahara döndü. “Hayır.”
Aslında, bunun bir tesadüf olmasını… yada ‘kader’in onları bir araya getirdiğine
inanmak istemişlerdı. Ama maalesef, bu Bahar’ın ‘plan’ıydı.
Iki saat sonra, Jihoon ve Bendis hala tenis oynuyorlardı. Bahar ise banka gidip
onları ordan izlemeye karar verdi. Jihoon’un çantasını çerez için kurcalarken
kendini biraz hasta hissediyordu. Iyiki Jihoon ve Bendis tenis oynamakla o
kadar meşguldüler ki, Bahar’ın çerezleri bitirmesini fark etmediler.
Bu Bahar’a Bendis’in Jihoon için doğru bir seçim olduğunun kanıdıydı.
Üç saat sonra, Bendis ve Jihoon ter içindeydiler ve Bahar’a doğru yürüdüler.
“Ya! Çerezlerim nerde?!” diye bağırdı Jihoon.
“Burlarda biyerde.” diyerek karnını ovdu Bahar.
“Şişko olcaksın!” diyerek kaşlarını çattı Jihoon.
“Öyle kötü davranma bana, Bendis bakıyor.” dedi Bahar sırıtarak. Jihoon utancından
Bendise bakamadı. Sonra Bahar yine konuştu. “Sen git bizim için biraz daha
yemek al, suda getir.”
Jihoon Bahar’a cehenneme gitmesini söylemek istedi, ama Bendis’e bakınca bundan
vazgeçti. Yenilgisini kabullenerek, Bahar için yemek almaya ayrıldı onlardan.
“Otursana,” diye davet etti Bahar. Bendis bankta yanına oturdu.
“Kendini kötü hissettiğini söylemiştin. Iyi misin?” diye sordu Bendis.
“Ah, hayır kötü değildim. Yemeklerini yiyebilmek için bir yalandı…” dedi Bahar
ve gülümsedi. “…ve size biraz yalnız zaman vermek için.”
Bendis bir kaşını kaldırarak Bahara baktı. “Ikimizi birleştirmeye mi çalışıyorsun?”
Bahar sırıttı. “Bunu dahada belli etmeme gerek varmı? Hala anlamadın mı?”
“Iyide, neden?” diye sordu Bendis.
“Çünkü çok uzun zamandır kalbi bende; birinin gelip onu benden çalma zamanı
geldi. Ve bunu yapabilen tek kişi sensin sanırım.”
Bendis’in gözleri Bahar’ın gülümsemesine takıldı ve ister istemez yanında
oturan kadına sempati duydu. Bu Jaejoong’un onu gözetlemekle görevlendirdiği
bencil ve acımasız Kim Bahar mıydı gerçekten?
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun evin kapısını açtı ve içeri girdi. Evrak çantasını masaya koyup
kendini koltuğun üstüne attı. Koltuk çok rahattı, ama Seunghyun birşeyin eksik
olduğunu fark etti.
Oturma pozisyonuna geçti ve etrafına bakındı. Bahar yine evde değildi.
Daha yeni evliyken, Seunghyun eve döndüğünde Bahar hep onu bekliyor oluyordu. Ama
son günlerde, Bahar hiç evde değildi ve akşam yemeği hep mikro dalgada ısıtılcak
hazır yemekti… Seunghyun yalnız yiyordu her akşam.
Neden?
Seunghyun bilmiyordu, ama bu meselenin onu çok rahatsız ettiğini kesinlikle
biliyordu.
Bir süre sonra Bahar eve girdi. Seunghyun hemen kalktı ve karısına doğru
yürüdü. “Nerdeydin?”’
Bahar arkasından kapıyı kilitledi ve Seunghyun’a döndü. “Tenis oynamaya gittim
Jihoon ve…”
Seunghyun’u delirtmeye yeten tek kelime ‘Jihoon’du. “Ve ne?! Yemek mi yediniz?
Sinemaya mı gittiniz? El ele tutuşup öpüştünüz mü?!”
“Ne demeye çalışıyorsun?” diye sordu Bahar şaşkınca.
“Eski sevgilinin sana hala aşık olduğunu söylüyorum!”
“Evet, HALA bana aşık!” diye bağırarak onayladı Bahar, ve Seunghyun dahada
sinirlendi. Sonra Bahar devam etti. “Ve bu yüzden ona başka birini bulmaya çalışıyorum!”
Seunghyun’un öfkesi geldiği gibi gitti ve kendini bir moron gibi hissetti.
“Ne?”
“Jihoon ve Bendis’le tenis oynamaya gittim. Bendis’i tanıman gerekir; işcilerinden
biri.”
Seunghyun o an kendini dövmek istiyordu. “Hm.”
Bahar yorgunca bir nefes aldı. Seunghyun’un kızgınlığının Jihoon’u kıskandığı için
olabilir miydi? Kıskançlık olmasına dua edebilir miydi? Edemezdi. Bahar kendini
çok yorgun hissediyordu. “İyi geceler, Seunghyun.”
-=-=-=-=-=-=-=-
Bahar Seunghyun’un yatak odasına girdiğini duydu. Gözlerini hala kapalı tuttu
ve uyuyormuş gibi yaptı.
Bahar bile bile sırtının üstünde yatıyordu, Seunghyun’un ona sarılmasını
kolaylaştırmak için. Seunghyun’un yatağın diğer tarafına girmesini hissetti ve
bekledi.
Aklında dakikaları saydı. Bir dakika. Iki dakika. Üç.
Kalbini bir öfke dalgası salladı ve Bahar seslice pozisyonunu değiştirip yanına
döndü. Sırtı şimdi Seunghyun’a çevirikti ve bile bile yorganı kendi tarafına
çekti.
Eli sıkıca yorganın köşesini kavradı ve sinirinden dünyalara bağırmak istedi
Bahar.
Sonra ne kadar öfkeli olduğunu fark etti, ne kadar ağlamak istediğini, ve bu
hislerin ne kadar şiddetli olduğunu… ve birden canı limon pastası çekti.
Tanrı aşkına, Bahar’a neler oluyordu?
-=-=-=-=-=-=-=-
Aynı zamanda Seunghyun sırtında yatarak tavana bakıyordu. Aklinda dakikaları
saydı. Bir, iki, üç…
Tüm cesaretini toplayarak derin bir nefes aldı ve hareket etmeye başladı. Elini
Bahar’ın beline sarmak ve genç kadına sarılarak uyumak istiyordu.
Ama Bahar’ın ani hareketi ve sırtını Seunghyun’a dönmesi yakışıklı adamı çok
şaşırttı. Elini hemen geri çekti ve uyuyormuş gibi yaptı.
Bahar’ın yorganı çektiğini hissetti ve Seunghyun’un vücudunun şimdi sadece
yarısı kaplıydı. Tenindeki soğukluğu hissedince titredi.
Kafasını çevirerek Bahar’ın sırtına baktı. Aynı yataktalardı, ama
birbirlerinden çok uzaktalardı.
Daha bir kaç gün önce Bahar’la mutlu bir çift değilmilerdi?
Tanrı aşkına, neler oluyordu?
-=-=-=-=-=-=-=-
Soohyo tavadaki sosu karıştırırken o günün olaylarını düşündü.
[GERI BAKIŞ]
“Soohyo, benim için bu dosyayı en üst katta firma başkanına götürebilir misin?
Bugün trafik çok yoğun ve karımın doğum günü partisine geç kalmak istemiyorum.”
diye yalvardı iş vereni.
Soohyo güldü. “Sizi yarın mor bir gözle görmek istemem. Tabiki yukarı
götürebilirim. Zaten şu an çok işim yok.”
“Çok sağol!” diye sırıttı iş vereni ve kapıdan dışarı koştu.
Soohyo gülümsedi. Iş vereni
ona hep çok iyi davranıyordu ve hep yeni yeni şeyler öğretiyordu elinden
geldikçe. Yükselemediği için iş verenini düş kırıklığına uğrattığından emindi.
Ama yinede Soohyo’yu teselli etmişti, ve sanki bu habere o Soohyo’dan daha çok
üzülmüş gibi görünüyordu.
Bu düşüncelerden kaçınmak için gülümsemeye devam etti Soohyo ve elindeki
dosyaya baktı. Her kısmın murakipinin ay sonunda firmanın başkanına verceği
rapordu.
En üst kata giden asansörü aldı ama masa’da sekreter oturmuyordu. Firmanın başkanının
ofisi camdandı ve içi görülüyordu. Başkan Soohyo’nun gölgesini gördü ve hemen
koltuğundan kalkıp ona doğru yürüdü. ”Bana bir rapor mu getirdiniz?“
“Evet efendim.” Soohyo ona iki eliyle tuttuğu dosyayı verdi ve saygılıca eğildi
karşısında.
“Çok nazik bir hanımefendisiniz, Mrs. Kwon. Arkadaşımla çay içiyordum, bize katılmak
ister misiniz?” diyerek yaşlı adam eliyle odanın içine gösterdi.
Soohyo odanın içine baktığında boğazında bir şok tumoru hissetti. Ofiste oturan
genç kadın… Seunghyun’un karısıydı! Soohyo onu heryerde yine tanırdı! O gün onu
restoranda gördüğünden beri onun yüzünü unutamıyordu.
“Iyi günler, bize katılmak ister misiniz?” diye sordu genç kadın saygılı, ama
aynı zamanda kötü bir gülümsemeyle. “Bu çay çok
nadir bir Ingiliz çayıdır. Bu günlerde bu çay türünü bulmak neredeyse
imkansızdır, ama ben her zaman istediğim şeyi elde edebilirim… yolumda ne
olursa olsun. Akıllı bir insan yolumdan çekilir.”
[GERI BAKIŞ –SON-]
O kadın kesin Seunghyun’un karısıydi. Soohyo yanılmış olamazdı. Onu bir kere
görmüştü bile. Soohyo yanılmış olamazdı! Aşkını ondan alan kadının yüzünü nasıl
unutabilirdi ki?
Soohyo aptal değildi. Kadın ona herşeyi açıkca belli etmişti. Soohyo’ya ‘akıllı’
olup onun ‘yolundan çekilmesini’ söylemişti.
Yani Seunghyun’dan çekilmesini.
Promosyon. Yüksek bir pozisyona geçme şansını elinden alan bu kadın mıydı
yoksa?
Soohyo bunu düşünmek istemiyordu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder