Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
22. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
22. Bölüm
Soohyo yemeği hazırlarken
Jaejoong oturma odasında oturuyordu. Aklı dün telefonunu açtığında Soohyo’nun
‘Seunghyun!’ diye bağırmasına kaydı. Sonra telefonu yüzüne kapatmıştı. Herhalde
onun telefonu açtığını fark etmemişti.
Soohyo Jaejoong’u öylesine aramış olmalıydı, ama Seunghyun gelince Soohyo’nun
aklını kolaylıkla kendine çekebilmeyi başarmıştı.
Ve bu Jaejoong’un kendi koyduğu kuralları yıkmasının sebebiydi. Bahar ve
Seunghyun’u ayırmak artık Jaejoong’un hayat amacı olmuştu. Soohyo sadece Seunghyun
ile mutlu olacaksa, o zaman elinden geleni yapmalıydı…
Derin bir nefes alarak masadaki kağıtlara baktı. Soohyo yine büyük bir proje
üzerinde çalışıyordu. Soohyo bir proje’ye çalışırken, etrafındaki herşeyi
unutuyordu, yemek yemesini, temizlemesini, hatta başka bir insanın varlığını
bile. Jaejoong Soohyo’yu zorlayıp yemek yapmaya ikna edebildiğine mutluydu.
Bu yüzden Soohyo yemek yaparken, Jaejoong ona en azından temizlemekte yardım
edebilirdi. Sarışın adam masanın üstündeki kağıtları toplayıp düzenlemeye başladı
birer birer. Bunların arasında ilgisini çeken bir kağıt buldu.
Soohyo’nun çalıştığı firma’nın tüm işcilerine dağıtılan bir memo kağıtıydı. Bir
anons’du… promosyon üzerinde… ama Soohyo’nun ismi üzerinde yazmıyordu.
“Jaejoong, yemek hazır…” diyerek Soohyo mutfaktan dışarı çıktı, ama Jaejoong’un
elindeki kağıdı görünce durdu. “Jae…”
“Senin ismin burda yazmalı değil mi?”
“Hayır…” Soohyo yüzünü çevirdi ve ellerini birbirine sürttü rahatsızca.
“Bana söyleyecek miydin? Bu mesele seni çok rahatsız etmiştir. Seni dinlemem için
beni arayacak mıydın?” diye sordu Jaejoong emir eder gibi bir sesle.
“Ben…”
“Yoksa bu yüzden mi dün Seunghyun’la beraberdin?”
Soohyo Jaejoong’a şaşkınca baktı. “Bunu nerden bil…”
Jaejoong lafını böldü. “Sen telefonu tam kapatırken ben almıştım. Onun ismini
söylediğini duydum.”
Jaejoong kendini bu sözleri söylemeye zorlayabiliyordu… ama kalbinin söylemek
istediği şeyleri söyleyemiyordu: Choi Seunghyun her zaman ilk seçenek olacaktı.
Ve Jaejoong bunu zaten bilmiyor muydu? Bunu kabul etmeyi öğrenmemiş miydi?
Evet, öğrenmişti. Denemişti. Bu yüzden kıskanç olmamakta zorlamalıydı kendini.
“Jaejoong, sana gitmememin sebebi…”
“Hayır, dur.” Jaejoong elini kaldırarak Soohyo’yu susturdu. “Benim aptallığım.
Açıklamana gerek yok. Yemek hazır mı?”
Soohyo buna nasıl tepki vereceğini bilmiyordu. Sadece kafasını sallayarak
onayladı.
Jaejoong sanki hiçbirşey olmamış gibi gülümsedi. “Süper! Açlıktan ölebilirim!”
Her zamanki gibi yemek masasına koştu küçük bir çocuk gibi… Sanki hiçbirşey
olmamış gibi, sanki Soohyo’ya ilk ona değilde Seunghyun’a gittiğine kızmamış
gibi.
Ve Jaejoong’un bu normal davranışları Soohyo’yu çok rahatsız ediyordu. Nedenini
bilmesede.
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun asansöre bindi. Bir kat aşağı indikten sonra asansörün kapıları açıldı
ve iki adam içeri girdi. Bina’nın bu katında rönovasyon çalışmaları olduğu için
iki adamın elinde büyük bir tahta parçası vardı ve köşede duran Seunghyun’u
tamamen kaplıyordu.
Asansör aşağı gitmeye devam etti, ama yine bir katta durup bir kaç işci daha
girdi. Bu işciler firmanın başkanını büyük tahta yüzünden göremiyorlardı, ve
konuşmaya başladılar.
“Iş verenin karısı üzerindeki dedikoduları duydun mu?”
“Evet! Kendi firmasının işcilerinin yarısından fazlasını kovmuş! Gazetelere’de
gelmiş bu haber… ama o zamanlar çok iflas olayı olduğu için çok ilgi görmemiş
bu haber.”
“O gazete’nin yayın gününü biliyor musun? Gerçek olup olmadığını görmek
istiyorum!”
“Mart‘ın ortaları gibiydi doğru hatırlıyorsam.”
Asansörün kapıları açıldı ve dedikodu eden işciler ve tahtayı taşıyan işciler
ard arda dışarı çıktı. Sonundada Seunghyun kafasını sallayarak çıktı.
Dedikoducular gerçekten abartıyorlardı. Bu dedikodu nasıl oluşmuştu? Seunghyun
bu işcilerin gazeteyi arayıp bu haberi bulamadıklarında yaptıkları ifadeyi
görmek istiyordu dogrusu. Çünkü bu dedikoduların hiçbiri doğru olamazdı.
Ama Seunghyun bu dedikoduları kafaya takmıyordu işcilerinin çalışmasını
engellemediği sürece. Aksine, işler çok iyi gidiyordu.
En azından mutlu olcak birşeyi vardı.
Seunghyun firmanın girişinden çıktığında önünde Bahar’ı buldu… elindede bir
buket kırmızı gül!
“Bahar?” Seunghyun’un gözleri büyüdü şaşkınlıktan.
Güller Bahar’ın yüzünün yarısını kaplıyordu ve karısının utangaç gözleri çiçeklerın
arasından ona bakıyordu. “Merhaba, benimle bir randevu’ya çıkar mısın?”
Seunghyun’un karnında kelebekler uçuşuyordu, sanki ilk defa aşık olan kücük bir
çocuk gibi. Içi kıpır kıpır oldu ve uçmak istedi birden. Kahretsin, bu duygular
için çok yaşlıydı, ama yinede… çok hoşuna gitmişti!
“Ben… şey…” diye kekeledi.
“Beni red mi edeceksin?” diye sordu Bahar ve gözleri üzüntüyle doldu.
“Hayır!” dedi Seunghyun hemen. “Tabiki hayır!”
Bahar gülümsedi ve Seunghyun’un kalbi sevinçle doldu. Elindeki gülleri Seunghyun’a
verdi. Etraftakı insanlar onlara tuhaf tuhaf bakıyordu. Bir kadın bir erkeğe çicek
mi veriyordu?
Bahar’ın ama umrunda değildi.
Seunghyun’un elinden tutup arabaya doğru yürüdü Bahar. Kendisi direksiyona
oturdu ve sürmeye başladı.
“Nerden geldi aklına böyle birşey?” diye sordu Seunghyun. Güllerin kokusunu içine
çekti.
“Bendis ve Jihoon’u yine beraber getirmek için bir randevu organize ettim, ama
sanki ben üçüncü teker mişim gibi benimle hiç ilgilenmediler. Gözleri sadece
birbirlerini görüyordu sanki, bende onlardan ayrıldım. Onların bir randevusu
olmasını kıskandığım için, bizimde randevumuz olsun istedim.”
“Özür dilerim,” dedi Seunghyun ve üzgünce kafasını eğdi.
“Hayır, ben özür dilemeliyim.” dedi Bahar ve derin bir nefes aldı.
“Ne için?”
“Bilmem. Aynı yatağı paylaşmak istememe nedenin neyse onun için.”
“Ama aynı yatağı paylaşıyoruz.”
“Fakat aramızda o kadar çok boşluk varki, sanki ayrı yatakta yatıyor muşuz
gibi…”
Seunghyun dün akşam ondan uzaklaşanın Bahar olduğunu hatırladı. “Ama dün sen…”
“Şişko olduğum için mi?” diye sordu Bahar birden.
Seunghyun bunu hiç beklemiyordu. “Ne?”
“Babam ve Jihoon bana son zamanda şişko olduğumu söylüyorlar. Bendis yüzüme
söylemicek kadar nazik, ama onunda aynı şeyi düşündüğünden eminim. Şişko olduğum
için mi? Bu yüzden mi bana sarılmıyorsun artık?”
Seunghyun gülsemiydi ağlasamıydı bilmiyordu. “Ne? Tabiki…”
“’Evet’ dersen o gülleri sana yediririm! Senin için bir diyet yapcağımı sanma.
Senide şişko yaparım olur biter!”
Seunghyun güldü ve Bahar yüzünü çevirip kocasının gülüşüne baktı bir saniyeliğine.
Seunghyun baş parmağıyla yanağına dürttü. “Yola çevir gözlerini ve beni dinle. Ne
kadar çok kilo alırsan, vücudunda o kadar çok sevilcek yer var demektir. Şişko
yada ince… benim için sen hala melek yüzlü Bahar’sın. Şen sen olduğun sürece
görünüşün beni ilgilendirmez.”
Bahar gözlerini yol’a çevirdi ve Seunghyun’un sözlerine güldü. Ama üzgün bir
gülümsemeydi, çünkü aklında sessizce cevapladi: ‘Ama gerçek yüzümü tanımıyorsun.”
-=-=-=-=-=-=-=-
Restoranin bir köşesinde oturup yemeğin gelmesini bekliyorlardı. Seunghyun
cam’dan dışarı bakıp gece hayatını izliyordu ve Bahar’a güzel bir restoran seçtiği
için iltifat etti.
Bahar ise kendi düşüncelerine dalmıştı.
Seunghyun ona ‘sen sen olduğun sürece’ demişti, ama daha fazla birşey söylememişti.
‘Sadece seninle olmak istiyorum’, yada ‘Seni seviyorum’ dememişti. Hayır, hiçbir
zaman ‘Seni Seviyorum’ demezdi.
Yemek geldi ve Bahar sessizce yemeye başladı.
“Bahar, yavaş ol!” diye güldü Seunghyun.
“Ama iyi yemek!”
“Yangından mal mı kaçırıyorsun? Daha önümüzde bütün gece var!”
Ama önümüzde ‘sonsuza kadar’ yok, değil mi?
Bahar bu sözleri Seunghyun’a söylemek istiyordu, ama yapamadı. Aklına ne kadar
depresif düşünceler geliyorsa, o kadar yedi Bahar… kendini başka şeyleri düşünmekte
zorlamalıydı.
“Şarap içelim mi?”
“Tamam, ama abartma.” diye tembih etti Seunghyun.
Bahar cevap vermeden şarap ısmarladı.
Seunghyun’u şarap içerken izledi ve aklından ‘Senin sarhoş olmanı istiyorum, çünkü
sadece sarhoşken bana gerçekten aşıkmışın gibi bakıyorsun’ diye düşündü.
Seunghyun bardağını bitirdiğinde Bahar hemen yine doldurdu. “Bahar…”
“Cuma akşamı. Yarın iş yok. Eve taksi çağırırız.” diye böldü lafını genç kadın.
“Peki…” diye cevapladı Seunghyun. Bahar’ı rahatsız eden birşey vardı, bunu
anlamıştı.
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun boynunda bir acıyla uyandı ve pozisyonunu değiştirmeye çalıştı, fakat
kıynaşamadı. Gözlerini açtı ve koltuğun kenarında yattığını fark etti. Üzerinde
Bahar yatıyordu ve genç kadın göğsünü bir yastık olarak kullanıyordu.
Seunghyun kafasını yana eğerek Bahar’ın melek yüzüne baktı. Ister istemez
gülümseyiverdi. Bahar gerçekten biraz kilo almıştı, ama bu onu çok daha tatlı
gösteriyordu.
Bahar’ın stresli olduğundan yemek yemediğine dua ediyordu. Masum meleğin stresli
olmasını istemiyordu.
Bahar stresli miydi? Onu rahatsız eden şey neydi? Neden Seunghyun’la bunun
üzerinde konuşmuyordu? Seunghyun Bahar’ın problemlerini anlatacak ilk insan
olmalıydı.
Ama Bahar Seunghyun’un problemlerini anlatacak ilk insan mıydı? Seunghyun
bilmiyordu… ama cevap kesinlikle ‘hayır’ değildi.
Bahar uyurken kaşlarını çattığını fark etti yakışıklı adam ve karısının saçını
okşamaya başladı. Bir kabus mu görüyordu?
Sonra genç kadın’ın eli karnını sıkıca tuttu ve acı çeker gibi bir ifade geldi
yüzüne.
“Bahar, ne oluyor?”
Bahar gözlerini açıp Seunghyun’a baktı. Bir koluyla kendini koltuktan oturma
pozisyonuna itti ve bir anlığına şaşkınca baktı. Sonra gözleri korkuyla büyüdü
ve diğer eli hemen ağzını kapattı.
Bahar Seunghyun’un üzerinden atlayıp alt kattaki tuvalete koştu hemen. Seunghyun
hemen ayağa kalkıp karısını şaşkınca ve endişeli gözlerle takip etti.
Tuvalete girdiğinde Bahar’ın yerde oturup tuvaletin içine kustuğunu gördü.
Seunghyun hemen yanına çömeldi ve sırtını okşadı. Kusağa bakıp kendide kusmaması
için yüzünü çevirdi.
Bahar bittiğinde, Seunghyun eline tuvalet kağıdın’dan sardı ve Bahar’a verdı.
“Iyi misin?”
“Evet, sanırım dün akşam… biraz fazla alkol içtim. Yemekle karışınca… miğdem
kaldıramadı.”
“O kadar çok yememeni söylemiştim. Hadi, seni yatağa götüreyim.”
Bahar’a kalkmakta yardım edeceğine, Seunghyun eğilip Baharı kollarına alıverdi.
Bahar ona şaşkınca baktı.
Seunghyun karısını kolaylıkla merdivenlerden yukarı taşıdı ve yatağına yerleştirdi.
Yorganı üzerine örtüp arkasını dönüp odadan çıkmaya hazırlandı.
“Bekle,” diye durdurdu Bahar onu. “Benimle… yatar mısın? Daha erken ve bugün işin
yok.”
Seunghyun tereddüt etti. Aslında Bahar için bir doktor çağırmaya gitmek
istiyordu. Bahar ama onun tereddüt etmesini onunla aynı yatağı paylaşmak
istememesi olarak algıladi ve kalbi kırıldı.
Ama yinede utanmadan yalvardı. “Lütfen? Sarılcak bir ayıcığım olsa daha çabuk
iyileşirim.”
Seunghyun Bahar’ın tatlılığına gülümsedi. Bu masum meleğin üzerinde nasıl böyle
dedikodu edebilirlerdi?
Yorganı kaldırdı ve altına girer girmez Bahar ona sıkıca sarıldı. Seunghyun ona
geri sarılırken gülümsedi.
“Bahar,” diye konuştu bir kaç dakika sonra.
“Hmm?” diye cevap verdi Bahar.
“Yumuşak ayıcık olmak istemiyorum.”
“Ne?” Bahar gözlerini açıp kocasına şaşkınca baktı.
“Çocukken hep tavşanlarla oynardım. Tavşan olabilir miyim?”
Bahar seslice güldü ve Seunghyun dayanamayıp alnını öptü. Acaba Bahar’ın gülüşünü
telefonuna çekip zil sesi mi yapsaydı?
“Tabi!” diye sırıttı Bahar ve Seunghyun’a dahada sıkı sarılıp mutlu ifadesini
kocasının boynuna sakladı.
“Iyi!” diye güldü Seunghyun. “Ben senin tavşanın olurum, sende benim sevimli
meleğim.”
Bahar’ın gülümsemesi silindi yüzünden.
‘Melek’.
Bahar bu düşünceyi aklından silmeye zorladı kendini ve Seunghyun’a dahada sıkı
sarıldı. Onu hiç bırakmak istemiyordu.
‘Melek’.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder