Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
23. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
23. Bölüm
“Birdaha ki sefer dağlara gideriz! Orda tatlılarıyla meşhur olan bir restoran
var!“
“Böyle devam edersem domuza dönüşcem! Herkes senin gibi değil, bazılarımız kilo
alıyor!”
“Ama öyle yada böyle güzel görünürsün.” diye güldü Jihoon. Bendis’in yüzü kızardı.
Yüzü kızarırken kafasını başka tarafa çevirdiği için arkalarda Jaejoong’un
arabasını görebiliyordu. “Jihoon, beni burda bırakabilir misin?”
“Ama evin burda değil ki…”
“Yürümek istiyorum, biraz harekete ihtiyacım var.”
Jihoon ona şaşkınca baktı. “Emin misin?”
“Evet, lütfen.” Bendis Jihoon’un şaşkınlığını gidermek için gülümsedi.
“Peki,” diye cevap verdi Jihoon. Bendis’in ona nedenini söylemesini zorlamak
istemiyordu. Arabayı durdurdu ve Bendis dışarı çıktı.
“Bugün için teşekkür ederim. Birdaha görüşmek üzere!” diye sırıttı Bendis.
“Umarım ‘birdaha’ yakın zamandadır.” diye güldü Jihoon. Bendis Jihoon’un arabası
gidesiye kadar arkasından el salladı.
Jihoon arabasının arka aynasından Bendis’in kendi evine doğru giden yolu aldığını
izledi. Bendis’ten ayrılmak istememesi tuhaf birşeydi.
Gözleri yanındaki boş oturmağa kaydı, ve boş olmamasını diledi. Ama boşta değildi
zaten. Bendis’in cep telefonu oturmağın arasına sıkışmıştı.
Harika! Bendis’i yine görmek için bir sebep daha!
Jihoon deli bir adam gibi sırıttı ve bir U-dönüşü yaparak Bendis’e doğru sürdü
arabasıyla. Ama biraz ileride duran iki insanı görünce hemen frene bastı ve
arabasını durdurdu.
Bendis’in çok yakışıklı sarışın bir adamın elini tutup evinin içine girmesini
gördü.
-=-=-=-=-=-=-=-
“Seni görebilirdi!” diye bağırdı Bendis ve Jaejoong’u elinden tutarak evinin içine
çekti.
“Beni daha önce hiç görmediyse beni tanıyamazdı.” dedi Jaejoong ve bir kaşını
kaldırdı. “Hem bana onunla bir randevun olduğunu söylememiştin.“
“Randevu değil.” diye inkar etti Bendis. “Sadece takıldık biraz.”
“Tabi tabi, kendine yalan söylemeye devam et.”
“Ne istiyorsun, niye geldin?”
“Yeni birşey… daha doğrusu yeni ‘birini’ buldum. Ama sanırım sen bununla
ilgilenmek için çok körsün şu an.” diye şakalaştı Jaejoong.
“Ben kör değilim.” diye sinirlice baktı Bendis.
“Ah, sevgili arkadaşım. Aşk seni kör etmiş.”
“Senin probleminde aşktan kör olmaman.”
Aslında Bendis’in dedikleri doğru değildi. Jaejoong aşk’tan kör olmasaydı,
Soohyo’yu mutlu etmek için bu kadar şey yapar mıydı?
“Konuya geri dönelim.” dedi Jaejoong.
“Tamam,” Bendis konu değişimi için mutluydu.
“Kim Bahar’ın bir abisi var.”
“Ne? Ne zamandan beri?”
“Bu ne biçim soru, Bendis. Jeong Jihoon seni aptal mı yaptı?”
“Onun üzerinde konuşmayı bırakır mısın?”
“Sende onu düşünmeyi bırakır mısın? Seni salak yapıyor.”
Bendis sinirli gözlerle elini kaldırdı havaya ve baş parmağı ve işaret parmağının
arasında bir santimlik bir ara gösterdi Jaejoong’a. “Yumruğumu sana yedirmeme
tam bu kadarcık kaldı.”
“O zaman kolunu kaybederdin.” diye geri attı Jaejoong.
“Konuya geri dönelim.” diye tekrarladı Bendis Jaejoong’un önceki sözlerini.
“Kim Bahar’ın bir abisi mi var?”
“Kim Jeong Hoon. Ondan iki yaş büyük, ve karısıyla Çin’de yaşıyor.”
“Neden Çin’de, ve neden kimse onun varlığını bilmiyor?”
“Bunun için aile ağaçlarını çok dikkatlice inceledim. Sonunda adamlarım Kim
Jeong Hoon’un bir eski okul arkadaşını buldular. O arkadaşı bize Kim Jeong
Hoon’un okul günlerinde şimdiki karısına aşık olduğunu söyledi, ama Kim Bahar
ve babası bu ilişkiye karşı çıkmışlar ve kıza büyük bir miktar para vererek onu
onlardan uzaklaştırmaya çalışmışlar.”
“Neden karşı çıkmışlar?”
“Çok fakir bir aile’den geldiği için. Babası bir alkolikmiş, annesi ise uyuşturucu
kullanıyormus… Kim ailesinin ismine yakışmayan bir aile.”’
“Beklenir birşey.” dedi Bendis sarkastik bir sesle.
“Jeong Hoon bunu öğrendiğinde Bahar ve babasıyla büyük bir kavga çıkarmış.
Sonrada hayatının aşkıyla Çin’e kaybolup ailesinden bütün bağlarını kesmiş.”
“Peki kız parayı almış mı?”
“Hayır, arkadaşının bize anlattığına göre, kız bir kuruşunu dahi almamış. Adamlarım
Çin’de onları araştırıp adreslerini buldular. Ikiside bir kaç işi aynı anda
yaparak kiralarını ödeyip fakir oldukları halde mutlu bir hayat sürdürüyorlar
gibi görünüyor.”
“Aşk muhteşem birşey.” diye mırıldandı Bendis.
“Sana beni sırtımdan vurdurcak kadar muhteşem mi?” diye sordu Jaejoong bir kaşını
kaldırarak.
Ama Bendis onun şaka yaptığını hemen anladı ve oda ona bir kaşını kaldırdı.
“Gerçekten yumruğumu yemek mi istiyorsun?”
“Gerçekten kolunu kaybetmek mi istiyorsun?”
Bendis gözlerini çevirirken Jaejoong güldü.
Fakat Bendis içinden kendi kalbine sordu. ‘Ya kalbimi kaybettiysem bile?’
-=-=-=-=-=-=-=-
“Moralin neden bu kadar bozuk?”
“Buna kıskançlık denilir. Başkaları gibi…” diyerek Jihoon Seunghyun’a baktı.
“…ben en azından kıskançlığımı belli ediyorum.”
Seunghyun Jihoon’a bir kaşını kaldırdı. Bu çocuk ona şimdi kıskançlığını belli
etmediğini mi söylüyordu? Sinirlice Seunghyun gazeteyi okumaya devam etti.
“Ama senin moralin bozuk olunca bütün sinirini yemeklerimden çıkarıyorsun.”
dedi Bahar küsmüş bir sesle. “Tabağından bir ısırım bile almadın!”
“Bu yemeğin ne kadar ekşi olduğunun farkında mısın?”
“Sabahın köründe evimi bastın ve sana kahvaltı yapmamı istedin! Şimdi beğenmiyor
musun? Misafir umduğunu değil bulduğunu yer!”
Jihoon ona hiç dikkat etmeden Seunghyun’a döndü. “Sen bu kadının şaheser’lerini
nasıl yiyorsun?”
“Ben alıştım.” diye cevapladı Seunghyun basitce.
Jihoon yine Bahar’a döndü. “SENİN moralin asıl neden bu kadar bozuk? Buraya
erken gelmekle yoksa birşeyi mi böldüm?”
“Ayrıntı ister misin?” diye sordu Bahar sırıtarak.
“’EX’ kelimesine uyaklıysa bilmek istemem.”
Seunghyun güldü. “Bittin mi? Bittiysen git. Bahar ve benim senin problemlerini
dinlemekten daha önemli işlerimiz var.”
“’EX’ kelimesiyle uyaklı mı bu iş?”
“Jihoon!” diye bağırdı Bahar, yüzü kızarmıştı.
Jihoon çenesini kaşıdı. “Onunla bugün ne yapcaktıysan, sonra yapamaz misin?
Yine çöpçatan olmalısın.” dedi Jihoon ve Bahar’ın gözlerine baktı. Acaba
Jihoon’un gizli mesajı Bahar’a gelmiş miydi? Aslında bugün Bendisle buluşmaya
gitmeyeceklerdi. Başka önemli bir işleri vardı.
Bahar onun demek istediğini anlayarak Seunghyun’a döndü. “Gidebilir miyim?”
“Onu perişan görmek beni her ne kadar mutlu etsede, sonunda karımın en iyi
arkadaşına bu kadar kötü davranamam.” diye derin bir nefes aldı Seunghyun.
“Bende seni seviyorum.” diyerek dilini çıkardı Jihoon Seunghyun’a ve
sandalyesinden kalktı. “Bir iş görüşmem daha var. Yarım saat sonra ofisimde ol,
Bahar.”
Sonra Jihoon ceketini giyip ev’den çıktı. Bahar derin bir nefes aldı ve önlüğünü
çıkardı. “Bende giyinsem iyi
olur.”
“Yardım etmemi ister misin?” diye teklif etti Seunghyun gözünü kırparak.
Bahar güldü. “Bana yardım edersen hiçbir işi başaramayız.” dedi. “Senin için
sorun olmadığından emin misin? Yani anne ve babanı ziyarete gidecektik.”
“Sorun değil, kızmazlar.”
“Tamam, onları yakında ziyarete gelceğimi söylersin.”
Seunghyun kafasını sallayarak onayladı ve Bahar merdivenlerden yatak odasına çıktı.
On dakika sonra, Bahar yine taze bir görünüşle aşağı indi. Seunghyun gazeteyi
okumayı bıraktı ve Bahar’ın görünüşünü içine çekti. Bahar’a pembe gerçekten çok
yakışıyordu.
Bahar merdivenin son basamağında durup çantasında anahtarları arıyordu. Sonra
birden durdu ve kafasını yana eğip havaya baktı.
“Noldu?” diye sordu Seunghyun.
“Canım birden tiramisu çekti.” dedi Bahar düşünceli bir ifadeyle.
Seungyun kahkahayla güldü. Bahar ama bugün birden fazla söylemişti canının
tiramisu çektiğini. Gerçekten bu kadar istiyorsa… o zaman Seunghyun gidip ona
bir tane alabilirdi… yada kendisi yapabilirdi…
“Neyse, sonra görüşürüz!” diye sırıttı Bahar ve ev’den çıktı.
Seunghyun gazeteyi büküp masa’ya koydu ve koltuğa yürüyüp üstünde duran
telefonunu aldı. Fakat kapı yine birden açıldı ve Bahar içeri koştu, bu yüzden
Seunghyun hemen telefonu yine yerine bıraktı.
Seunghyun Bahar’a merakli gözlerle bakti. “Birşey mi unuttun?”
Bahar Seunghyun’un sinirsel hareketini görünce telefonla ne yapmak istediğini
merak etti, ama daha fazla soru sormak için çok az zamanı vardı. Sadece
Seunghyun’a doğru yürüdü bir gülümsemeyle. “Evet birşeyi unuttum.”
“Hmm?”
Bahar ayak parmaklarında durarak Seunghyun’un alnına bir öpücük kondurdu.
Seunghyun bu basit hareketin tatlılığına gülümsedi.
“Alnının her köşesini öpmeye çalışsam, bir gün geçerdi herhalde.”
Bahar bu romantik anı böyle mi bozmalıydı? =(
“Ya! Büyük bir alnımın olduğunu biliyorum. Söylemene gerek yok. Bu konuda hassasım.” diye küsmüş gibi alt
dudağını şişirdi Seunghyun. En son ne zaman böyle çocuksu davranmıştı? Bahar
onu gerçekten çok değiştirmişti.
Bahar güldü. ‘Ne zamandan beri’ olduğunu bilmiyordu Seunghyun, ama her
seferinde Bahar’ın gülmesine neden olursa, Seunghyun hayatının sonuna kadar çocuk
gibi davranmaya razıydı.
“Sonra görüşürüz, Seunghyun.” Bahar yanağını öperek kızardı. Sonrada kaçarcasına
ev’den çıktı.
Yüzünde çocuksu ve şımarık bir gülümseme vardı Seunghyun’un ve kalbi deli gibi
atıyordu. Yine telefonunu koltuktan aldı ve bir numara çevirdi.
“Alo?”
“Hey, bugün işin varmı?”
“Hayır, Pazar günleri iş yok, unuttun mu?”
“Süper! Dünya’nın en iyi tiramisu tarifi’nin sende olduğunu biliyorum! Bu
yüzden sana o tarifi bana vermeni isticektim.”
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun’un doğru şeyleri aldığından emin olmak için Soohyo poşetlerin içine
baktı dikkatlice. Sonra gülümseyerek Seunghyun’a döndü. “Herşeyi almışsın,
afferin.”
“Tabi! Benim mükemmelliğim işte.” diye sırıttı Seunghyun.
“Bende ondan korkuyordum aslında. Eskiden hiç iyi alış veriş yapmazdın.” diye
güldü Soohyo.
“Geçmiş umrumda değil.” dedi Seunghyun.
Soohyo güldü ve Seunghyun’un sözleri aralarında rahatsızlık açmadığına şaşırdı.
Ikiside birbirini çoktan bırakmış demekti bu.
“Iyi öyleyse tiramisu yapmaya başlayalım!”
“Ne kadar sürer?”
“Işlerin çoğunu bana yaptırırsan, yaklaşık bir saat.”
“Peki işlerin çoğunu ben yaparsam?” diye sordu Seunghyun.
Soohyo burnunu kıvırdı. “Şanslıysak iki saat olabilir.”
“O kadar kötü değilim!”
“Inan bana, çok kötüsün.”
Seunghyun gözlerini çevirdi. “Banane; en çok işi ben yapmak istiyorum. Bahar
için özel birşey olsun istiyorum. Yoksa Jaejoong’un birden evi basmasına hazırlıklı
mı olmalıyım?”
Soohyo önündeki büyük çanağa baktı düsüncelice. “Merak etme, istediğin kadar
dursan bile Jaejoong buraya gelmez.”
“Neden?“
“Bir iş gezisine çıkmış.”
“Ne için?”
“Bilmiyorum.” dedi Soohyo ve parmakları çanağın etrafını gezdi.
“Nereye?”
“Bilmiyorum.” diye tekrarlayarak derin bir nefes aldı Soohyo.
“Ne zaman?”
“Bilmiyorum, Seunghyun.”
Seunghyun arkadaşına dikkatlice baktı. “Soohyo, neyin ar?”
Korku dolu gözlerle Soohyo yüzünü kaldırıp Jaejoong’a baktı. “Bana sadece
telefonumun cevap makinesine bir mesaj bırakması ve bir süreliğine yurtdışında
olması beni endişelendiriyor, o kadar.” diye yalan söyledi.
“Normalde herşeyi sana daha çok ayrıntılı söylediği için endişeleniyorsun, öyle
mi?” dedi Seunghyun Soohyo’nun diyemediği sözleri.
“Bana sorduğumdan daha çok bilgi veriyordu hep. Hatta şaka olarak düğünümüzü
nasıl istediğini ve ileride kaç çocuk istediğini yada çocukların isimlerini
bile söylerdi…”
“Bunu son zamanda yapmıyor mu?”
Soohyo üzgünce kafasını eğdi. “Ona bana aşık olmamasını söyledim ama… benimle
arkadaşlığını kesmesini istemiyorum…”
“Soohyo, Jaejoong’a aşık mısın?”
Soohyo şaşkınca yüzünü kaldırıp Seunghyun’a baktı. “N…ne?”
Seunghyun gülümsedi. “Aşık olmak kötü birşey değil. Hem Jaejoong senin için
mükemmel.”
“Hayır, hayır.” diye inkar etti Soohyo. “Ona aşık değilim. Sadece son zamanda çok
değiştiğine üzülüyorum.”
Seunghyun bunun büyük bir yalan olduğunu Soohyo sözleri söylemeden önce bile
biliyordu. “Sen bilirsin, ama çok bekletme onu.” dedi Seunghyun.
En iyisi konu’yu değiştirmekti.
“Hadi tiramisu’ya başlayalım, yoksa hiç bitemicez. Ben taze kahve yapıyım,
sende kremasını hazırla.”
“Tamam!”
-=-=-=-=-=-=-=-
Jihoon Mr. Kim’in başkan koltuğunda oturup bilgisayarında video oyunu
oynuyordu. Bahar Mr. Kim’in özel tuvaletinde üstünü değiştirip bir bayan takım
elbisesi giyiyordu.
“Mr. Jeong, Mr. Song burda,” dedi sekreterin sesi makine’den.
“Bahar, hazır mısın?” diye bağırdı Jihoon.
Bahar tuvalet’ten dışarı çıktığında bambaşka biri gibi görünüyordu. Üzerinde
sabah giydiği pink buliz yerine artık bir kadın takım elbisesi vardı ve saçlarını
sıkıca bağlamıştı arkaya. Çok ciddi ve acımasız görünüyordu.
Jihoon kolunu uzatıp bir düğmeye baştı, ve sekretere seslendi. “Içeri gönder.”
Bahar eski başkanlık koltuğuna oturdu ve bacağı bacak üstüne çeldi. Jihoon ise
yanında durdu bir koruma gibi. Bahar babasına bugün firma’ya gelmemesini
söyledi. Zaten güçsüz kalbi buna dayanamazdı.
Mr. Song kapıdan içeri girdi ve Bahar’ı görünce şok oldu. Bahar’ın burda olması
iyi bir sinyal değildi.
“B…Bahar, geri mi geldin evladım?”
“Sadece bu günlüğüne, Song amca.” diye cevapladı Bahar sopsoğuk bir sesle.
“Ben… ben, babanın beni görmek istediğini sanıyordum.”
“Bende bir ‘Kim’ değil miyim?” diye hatırlattı Bahar, duygusuz gözleri önünde
duran yaşlı adam’a soğukca bakıyordu. “Uzatmadan işlerimizi halledelim.”
Bahar eliyle arkasında duran Jihoon’a sinyal verdi. Jihoon kafasını sallayarak
onayladı ve büyük masa’nın üstüne bir zarf fırlattı.
Mr. Song’un gözleri korkuyla doldu. “Ne? Bunun anlamı ne?”
“Kovuldun.” dedi Bahar yine soğuk bir sesle. Merhametsiz gözleri Mr. Song’a
bakıyordu.
“Ne? Hayır! Beni kovamazsın! Sen bu firma’dan uzun süre önce çıktın!”
“Seni kovma hakkım hala var. Zarfı al ve ödemelerinin gerisinide topla. Seni bu
firma’da birdaha görmek istemiyorum.” diye uyardı Bahar.
“Ama bu işe ihtiyacım var! Ailem benim gelirime bağlı! Buna ihtiyacım var!”
diye yalvardı yaşlı adam.
Bahar daha fazla Mr. Song’a bakmak istemediği için yüzünü hafiften çevirdi
duygusuzca. “Jihoon, korumayı çağır.”
“Bunu yapamazsın! Baban bunu yapmana izin vermez!”
“Babamın bugün burda olmama sebebi bana seni kovma gücünü çoktan verdiğidir.
Defol,” Bahar’ın sesindeki soğukluk gözlerindeki soğukluğa eşlik ediyordu.
“Lütfen! Beni kovmayın! Sen doğmadan önce bile burda çalışıyordum! Karım hasta
ve oğluma hangi parayla bakcam ben? Yalvarırım!” diye dizlerine çöktü yaşlı
adam. “Benim yaşımda başka bir iş bulmam imkansız! Ekonomi bu haldeyken asla
bir iş bulamam! Yalvarıyorum!”
Ifadesiz yüzünü Jihoon’a çevirdi ve tekrarladı. “Korumayı çağır.”
Jihoon kapıya doğru yürüdü ve sekreterin korumayı çağırmasını söyledi. Bahar
bacak bacak üstüne çelik bir halde önünde çömülen adama ifadesiz gözlerle bakıyordu.
“Kahretsin, nasıl bu kadar acımasız olabilirsin?!”
Sinirlice Mr. Song yerden kalktı ve masa’nın arkasına koşup Bahar’ın yakasından
tuttu. Genç kadını koltuğundan kaldırdı ve gözleri aynı hizaya geldi.
Bahar sinirli adamın ne kadar güçlü olduğuna şaşırdı, ama bu şaşkınlığı
ifadesiz yüzüne yansımadı.
Jihoon büyük adımlarla adamı Bahar’dan ayırmaya gitti, ama onlara yetişesiye
kadar Mr. Song Bahar’ı sertce itmişti. Jihoon’u şaşırtan Mr. Song’un bir kadına
el kaldırması değildi. Jihoon’u asıl şaşırtan Bahar’ın ayak üstünde duramadığı
ve yere düşmesiydi.
Jihoon hemen Bahar’ı kaldırmaya yardım etmeye çalıştı, ama Bahar güçsüzce ona
yasladı sırtını. Jihoon birşeyin tuhaf olduğunu anladı.
“Bunu ödeyeceksin Kim Bahar!” Mr. Song genç kadına sinirlice parmağını gösterdi
ve sonra büyük ve pahalı ofisten dışarı koştu.
Jihoon Bahar’a baktı. “Neyin var?”
Bahar Jihoon’un omzuna bir elini koydu ve kalkmaya çalıştı. Kendini çok kötü
hissediyordu.
“Başım dönüyor.” dedi ve gözleri kapalıyken kaşlarını çattı. Sonra gözlerini
yine açtı, ama hala herşeyi bulanık görüyordu. Bir eli hala Jihoon’un
omzundayken, diğer elini karnına bastırdı. “Karnım ağrıyor.”
“Bahar, hasta mısın?” diye sordu Jihoon.
Bahar gözlerini açtı ve Jihoon’a baktı. Mr. Song’dan kolaylıkla sakladığı
korkuyu şimdi gözlerinde Jihoon’a gösteriyordu. “Bilmiyorum. Bir kaç gündür şüpheliydim…
belki şey’dir diye…” diyerek titredi Bahar’ın sesi. Sonra kafasını salladı.
“Hayır, olamaz. Hasta değilim… bilmiyorum… hasta olamam.”
Karnındaki ağrı dahada arttı birden ve bacakları dayanamayıp Bahar yere düştü.
“Jihoon, karnım…”
“Bahar!” diye bağırdı Jihoon ve hemen arkadaşının yanına çömeldi.
“Karnım ağrıyor!” diye zorlukla söyledi Bahar sıktığı dişleri arasında. Elleri
yumruk halinde karnını örten kumalı sıkıyordu.
“Seni hastaneye götürüyorum!”
-=-=-=-=-=-=-=-
“Kendini iyi hissetmediğinde neden doktora gitmedin?”
“Korkuyordum.”
“Neden?” diye sordu Jihoon.
“Annem miğde kanserinden öldü. Benim belirtilerim onunkilerle… çok aynı…”
“Kanser olduğunu mu düşünüyorsun?”
“Evet…” dedi Bahar. Kendini ağlamamakta zor tutuyordu. Derin bir nefes aldı.
“Belki gitsek daha iyi olur. Seunghyun merak etmeden eve gitmeliyim.”
“Doktor’a görünmezsen, belirtiler dahada kötüleşir sadece. O zaman, Seunghyun
dahada merak eder seni, bunu mu istiyorsun?”
“Jihoon…”
“Bahar, sen hayatında hiç birşeyden korkup kaçmazdın. Şimdi başlama.”
Bahar yüzünü eğip ellerine baktı düşüncelice. Yine derin bir nefes aldı. Ya
kanser’se? Seunghyun‘a söylese miydi? Babasına söyleyemezdi, bu kesindi.
Yakında ölecek miydi? Ama… hayat herşeyi geri bırakmak için çok güzeldi. Babası
vardı. Arkadaşları vardı. Seunghyun vardı. Abisini özlüyordu. Daha ölemezdi!
Genç doktor kadın oda’ya girdi ve Bahar birden kaçmak istedi. Ölecektiyse, o
zaman bilmek istemiyordu. Bu kadar sevgi ve pişmanlığı geride bırakmak
istemiyordu.
Jihoon Bendis’den ne kadar hoşlansada, ve arkadaşının sağlığına ne kadar önem
versede, içeri giren genç ve güzel doktor kadınını görünce içindeki Playboy
yine uyandı ve kadının gözlerinde yakışıklı görünmek için bir elini masa’ya
koydu ve poz verir gibi durdu.
“Bahar hanım, hamileliğiniz daha çok ilerlemiş bir durumda değil, bu yüzden
bebeğin sağlığı tehlikede. Yere düştüğünüzde bebeğinizin düşmediğine şükredebilirsiniz.”
dedi doktor.
Bahar’ın gözleri büyüdü şoktan ve ağzı açık kaldı. Jihoon’un ise şaşkınlıktan
eli masa’dan kaydı ve dengesini kaybederek hastane’nin yerine yüz üstü düştü.
Karizması sıfırın altına indi böylece.
Doktor Jihoon’a tuhaf tuhaf baktı. “Siz kocası mısınız?”
Jihoon yerdeyken hala şokta olan Bahar’a çevirdi yüzünü. “Bilmiyorum. Kocanın
tepkisi böyle mi olur?”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder