Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
24. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
24. Bölüm
“Bu güzel pazar
günününde moralini bozan şey ne?”
“Bahar ve ben anne ve babamı ziyarete gitcektik, ama Bahar’ın işleri çıktı. Hem
son günlerde canının tiramisu istediğini söyledi bir kaç kere, bende ona
tiramisu yapayım dedim, hazır boş günümken.”
Soohyo Seunghyun’un kremanın malzemelerini karıştırırken yaptığı konsantre ifadesini
izledi. Ister istemez, Bahar’la bir kaç gün önceki olayı düşündü, onu firma’nın
başkanıyla gördüğünde.
“Işleri mi çıktı?“ diye mırıldandı Soohyo.
“Evet, bir arkadaşı için birini ayarlamaya çalışıyor. Ilk başta biraz endişelenmiştim,
çünkü Bahar çok masum ve tatlı. Ara sıra çocuksu davrandığı için arkadaşı’na o
kızı ayarlamakta hata yapar diye düşündüm hep. Ama yanılmışım, işler iyi
gidiyormus. Ona daha çok güvenmeliyim, ama ister istemez onu korumak geliyor içimden.“
‘Masum’ ve ‘tatlı’ Soohyo’nun o gün ofiste gördüğü kadın’a hiç bir şekilde
uymuyordu. Ama Seunghyun’un Bahar’ı konuşurken yüzündeki tatlı ifadeyi ve
sesindeki aşkı duyunca, Soohyo ona o gün Baharı gördüğünü anlatamadı. Yeterince
cesur değildi. Seunghyun’un kalbini kırmak istemiyordu.
Ve Kim Bahar Soohyo’nun Seunghyun’a bunu söylemiceğini biliyordu zaten.
Soohyo Kim Bahar üzerinde ne düşüneceğini bilmiyordu… bildiği tek şey Seunghyun’un
karısına deli gibi aşık olduğuydu.
Bunu anlamak hiçte zor değildi.
Geçmişte Soohyo kaç kere Seunghyun’a onunla pasta yapması için yalvarmıştı? Ve
bu yalvarmaların hiçbiri işe yaramamıştı, ve Seunghyun hayatında Soohyo için
bir kek bile yapmamıştı. Şimdi Bahar’dan habersiz, sadece bir kaç gündür canının
tiramisu çektiği için, ona bir pasta yapmak istiyordu.
Kim Bahar ona yalvarmalı bile değildi.
Ama Soohyo’yu şaşırtan, bunları anlayınca içinde hiç bir gram kıskançlığın
olmamasıydı.
“Soohyo?”
“Hmm?” Soohyo düşüncelerinden uyandı ve Seunghyun’a bakti.
“Bunu doğru’mu yapıyorum?”
Soohyo kremalı çanağa baktı. “Evet, doğru görünüyor.”
“Kremayı renkli yapamaz mıyım? Beyaz krema çok basit görünüyor.”
“Kahve’yi ekleyince biraz kahverengi olur, merak etme.”
“Ama ben pembe olmasını istiyorum. Pembe yapabilir miyim?” diye sordu Seunghyun
bir çocuk gibi, ama ifadesi tamamen ciddiydi. “Bahar pembeyi sever.”
Soohyo Seunghyun’a o gün Bahari gördüğünü o kadar çok söylemek istiyordu ki
anlatamazdı… ama bunu ona söyleyince Seunghyun’un üzülmesini istemiyordu.
Kendini küçük bir çocuktan şeker çalmış gibi hissederdi. “Seunghyun…”
“Hmm?” diye sırıttı Seunghyun ışıldayan gözleriyle. “Bu tiramisu’yu görünce ilk
ifadesini hayal edebiliyorum! Çok çok mutlu olcak, biliyorum!”
Soohyo gözlerindeki üzüntü’yü saklamaya çalıştı. “Evet, mutlu olur. Dolap’ta kırmızı
yemek rengi var. Kremanın içine birazcık katarsan pembe olur.”
“Süper!” diye sevindi Seunghyun ve hemen dolaba hücum etti.
Soohyo alnını ovdu. Gerçek ve yalan’ı birbirinden ayırmak kafasını ağrıtıyordu.
-=-=-=-=-=-=-=-
Yarım saat sonra, Soohyo ve Seunghyun mutfakta bitmiş tiramisu’ya bakıyordu.
Soohyo kendini gülmemekten tutamadı. “Afedersin ama götüme benziyor.” diye
güldü. Böyle konuşmak ona hiç yakışmıyordu, ama kendini tutamadı.
“Kapa çeneni,” diyerek sinirlice baktı Seunghyun. “Bence çok çok güzel oldu.”
“Sana sadece gerçeği söylüyorum. Gercekleri söylemememi mi tercih edersin?”
diye sordu Soohyo.
“Beni üzerse söylemesen daha iyi edersin!” diye güldü Seunghyun. “Tamam, arkadaş.
Nasıl daha güzel yapabilirim?”
Soohyo derin bir nefes aldı ve çirkin tiramisu’ya baktı. “Üç kelime.”’
“Bu kadar basit mi?”
“Üstüne ‘I love you’ yaz. En azından bunu okuyunca Bahar bu… deforme olan… şey’le
pek ilgilenmez.”
“Bu bir ‘tiramisu’, ‘şey’ değil.”
“Sana üstüne yazcak şeyleri getiriyim.” diyerek Soohyo Seunghyun’a sırtını
döndü. Ama merakından yine arkadaşına döndü ve sordu, “Ona hiç onu sevdiğini
söyledin mi?”
“Niye söyliyim ki?”
Soohyo kafasını salladı. “Işte bu senin problemin. Bu sözlerin gereksiz olduğunu
düşündüğün için hiç söylemiyorsun. Eskiden banada söylemezdin ve ben sana bu yüzden hep
küserdim, hatırlıyor musun?”
“Neden bana söylemedin bunu?”
“Nasıl söyleseydim? Bana bunun ne gereği olduğunu söylerdin.”
“…Haklısın, öyle yapardım sanırım.” diye güldü Seunghyun.
“Öyleyse karına onu sevdiğini sık sık söylemelisin, ve onu gerçekten sevdiğini
göstermelisin!”
Seunghyun düşüncelice gülümsedi. “Sevdiğimi göstermek mi?”
“Onu seviyorsun, demi?”
Seunghyun bu soruyu düşündü uzunca.
“Aish, sen bu soruyu düşün dur. Düşünürken’de ‘I love you’ yazmasını öğren ve
ismini bir kalple imzala “I love you”’nun yanına.” diyerek Soohyo bir kaç küçük
yapışkanlı kağıt aldı eline ve Seunghyun’a bir kaç deneme yapması için verdi.
“Ismimi bir kalple mi imzalıyım?” diye sordu Seunghyun ve bir kaşını kaldırdı.
“Çok hoşuna gider.”
“Ama benim hoşuma gitmiyor. Bu çok… salak bir fikir.”
“‘Salak’ sevenin gözünde ‘gözkamaştırıcı’ olur.” diye savundu Soohyo. “Hadi
sana kendini çok ‘salak’ hissetmemen için yardım edeyim.”
“Süper!” diyerek Seunghyun eline bir kalem aldı ve Soohyo’yada bir kaç yapışkanlı
kağıt verdi. Soohyo kendi ismini bir kaç kere yazdı ve yanına bir kaç kalp çizdi.
Seunghyun’un sırası geldiğinde, en az 50 tane yapışkanlı kağıt kullandı, ama
bir türlü doğru dürüst ismini yazıp kalp çizemedi. Çizdiği kalplere
küsmüş gibi baktı. “Bu ‘kalp’ler tiramisu gibi deforme oldu.”
Soohyo gülmekten nerdeyse yerlere yatıyordu.
Seunghyun bir kaç kağıt aldı ve suratına tuttu. “Al sen yaz benim için!”
“Ama…”
“Hadi ama! Senin el yazın hep benimkinden daha güzeldi, hem bak kalpleri ne
güzel sığdırdın imzanın yanına! Söz, imzamı taklit ettiğin için seni şikayet
etmem! Lütfeeeen?”
Soohyo derin bir nefes aldı. “Peki.” diyerek pasta’nin üzerinde yazmak için
kremayı hazırladı. Seunghyun ona dikkatlice bakıyordu, ama cep telefonu çaldığında
mutfaktan çıkmalıydı.
“Ne demek anlaşmayı imzalamak istemiyor?!”
“Özür dilerim Mr. Choi, ama Mr. Satou bizim fiyatı azaltmazsak ve anlaşmaya
onun kurallarınıda eklemezsek, anlaşmayı imzalamayacağını söylüyor. Onun istediği
kurallar çok saçma ve teklif ettiği fiyat bizim için tamamen yararsız.” diye
açıkladı işcisi telefonun diğer tarafından.
“Onunla pazarlık yapcak birini gönderirim size.” dedi Seunghyun.
“Bizde ona bunu teklif ettik, ama biz işcileri çok ‘seviyesiz’ buluyormus, ve
CEO ile konuşmak istiyormuş.”
Seunghyun bir süre düşündü. Bu anlaşma onların Japon marketin’i ele geçirmek
için anahtarlarıydı. “Tamam, ben en kısa zaman’da orda olurum.”
“Lütfen, çabuk olun, çünkü Mr. Satou iki gün sonra seyahate çıkacakmış.”
“Tamam, Japonya’ya gelince seni ararım.”
“Teşekkür ederim, Mr. Choi.”
Seunghyun telefonu kapattı ve hemen başka bir numara çevirdi.
“Alo?” diye cevapladı bir kadın sesi.
“Heebon? Ben Seunghyun.”
“Mr. Choi?” diye konuştu sekreteri şaşırmış bir sesle.
“Pazar gününde seni rahatsız ettiğime özür dilerim, ama bana Japonya’ya en çabuk
uçuşu bulman lazım.”
“Bir dakika, hemen laptopumu getirip size bir uçak bulayım.”
“Çok teşekkür ederim.” diye gülümsedi Seunghyun.
Heebon telefonunu bir kenara bırakıp hemen laptopunu almaya gitti.
Seunghyun derin bir nefes aldı ve bekledi. Mutfağa baktığında Soohyo hala
pasta’nın üzerine ‘I love you’ ve Seunghyun’un imzasını yazmakla meşguldu.
Sonra Heebon yine telefona çıktı. “Japonya’ya bugün sadece bir uçak gidiyor,
oda iki saat sonra. Ondan sonraki iki gün sonra. Aralarındaki Japonya’ya uçuşlarda
yer kalmamış.”
“Tamam, iki saat sonraki uçağa bir bilet ayarla. Eve gidip eşyalarımı hazırlayıp
hemen hava limanına giderim. Oteli boşver, ben oraya gidince bulurum bir tane.”
“Uçuş şifreli bir elektronik bileti, size herşeyi telefonunuza gönderiyorum.
Telefonunuzdan hava alanında gösterebilirsiniz. Iyi şanslar.” dedi Heebon.
“Teşekkür ederim.”
Seunghyun telefonu kapatıp hemen mutfağa koştu. Soohyo tiramisu’nun üzerindeki
yazıya gülümseyerek bakıyordu.
“Kim aradı?” diye sordu.
“Bir anlaşmayla problemlerim var. Eve gittikten sonra hemen hava alanına
gitmeliyim. Tiramisu’yu koyabilceğim bir kutun varmı?”
Soohyo Seunghyun’un çok acelede olduğunu anlayabiliyordu. Dolap’tan tiramisu için
bir kutu aldı ve Seunghyun’a verdi. Seunghyun cep telefonunu masa’ya koyup
kutu’yu aldı hemen. Ama çok hızlı hareket ettiği için kutuyu fazla kalan kremalı
çanağın içine düşürdü.
“Yavaş ol!” dedi Soohyo.
“Uçağım iki saat sonra kalkıyor,” diye açıkladı Seunghyun ve bir bez alıp
kutu’nun aşağısına yapışan kremayı sildi dikkatsizce. Sonra kutuyu bütün yapışkanlı
kağıtların dağınık olduğu yerin üstüne koydu ve tiramisu’yu içine yerleştirdi. Kutuyu
kapatıp Soohyo’nun ona verdiği çanta’nın içine koydu. “Çok teşekkür ederim
Soohyo! Sana akşam yemeği borçluyum!”
“Sadece dikkatli ol! Ve anlaşmada bol şanslar!” diye bağırdı Soohyo kapı’dan çıkan
Seunghyuna. Ceketini bile almadan gitmişti!
-=-=-=-=-=-=-=-
Seunghyun eve koşarak girdi, ama Bahar evde yoktu. Mutfağa koştu ve tiramisu’lu
çantayı masa’nın üstüne koydu. Çanta’dan çıkarmadan kutunun üstünü açtı herşeyin
yerinde olduğuna emin olmak için. Soohyo pastanın üzerine büyük bir ‘I love
you’ ve yanınada Seunghyun’un imzasını taklit etmişti. Etrafında kalpler vardi.
Gülümseyerek, kutu’yu kapattı ve merdivenlerden yukarı çıkıp gezi için lazım
olan herşeyini hazırladı. Yirmi dakika sonra merdivenlerin başında hazır bavuluyla
duruyordu.
Bahar hala evde değildi ve bir not yazacak kadar zamanı yoktu Seunghyunun. Hava
alanında herşeyi halledince Bahar’ı aramaya karar verdi.
Saatine bakarak hemen ev’den dışarı koştu ve arabasıyla hava alanına doğru yol
aldı. Yol boyunca acaba birşeyi unuttum mu diye düşünüp durdu.
-=-=-=-=-=-=-=-
“Iyi olduğundan emin misin?”
“Evet, Jihoon, şimdi evine git.”
“Sadece kocana hamile olduğunun haberini söylediğinde benim etrafta olmamamı istiyorsun,
demi?”
“Bunu anlayacak kadar akıllı olduğuna sevindim. Hadi git artık.”
Jihoon küsmüş gibi yaptı. “Şu an en çok acı çeken benim! Aşık olduğum kadının
evine benden daha güzel bir adamla girdiğini gördüm! Aşkım beni aldatıyor,
kalbim kırık!”
“Buna ‘aldatmak’ denilmez, çünkü sen ona çıkma teklifi bile etmedin.” diyerek
bir kaşını kaldırdı Bahar.
“Teklif mi etmeliyim?” diye sordu Jihoon şaşkınca.
“Senin akıllı olduğunu düşünüyordum. Yanlış düşünmüşüm.”
“Kapa çeneni. Gir içeri. Ben teklif etmeye gidiyorum!” diyerek Jihoon Bahar’a
sırtını dönüp arabasına koştu. Bahar onun arabası gidesiye kadar arkasından
gülümseyerek baktı.
Sonra büyük eve girdi ve Seunghyun’u aradı, ama bulamadi. Hala anne ve babasının
evinde miydi?
Dikkatlice Bahar mutfağa girdi su içmek için. Doktor ona çocuğun sağlığı için
daha çok su içmesini ve vücudunu ‘kurutmamasını’ söylemişti.
Masada duran çantayı ve içindeki kutuyu gördü. Yani Seunghyun bu sabahtan beri
eve geri gelmişti, ve yanında yemekte getirmişti. Peki şimdi neredeydi?
Bahar pek aç değildi şu an. Bu yüzden çantayı aldı buzdolabına koymak için. Ama
tam çantayi eline alıp arkasına dönmek isterken ayağı masa’nın bir ayağına takıldı
ve neredeyse yere düşüyordu. Karnı masa’nın kenarına doğru düştüğü için ilk
tepkisi bebeğini korumak ve vücudunu başka bir yana çevirmek oldu, ve bu yüzden
çanta elinden düştü yere.
Kafasını sallayarak Bahar eğilip çantadan düşen kutuyu yerden aldı. Sonra yine
masa’ya koydu ve kutuyu açıp içindeki yemeklerın bozulmadığına emin olmak için
baktı. Kutunun içinde ama tamamen deforme olan bir pasta duruyordu ve üzerinde
karışık kremalar birbirine karışmıştı.
Çanta elinden düştüğü için kutu’daki pasta kafa üstü oldu ve üzerindeki krema
şimdi kutu’nun kapağına sıvanmıştı. Bahar Seunghyun’a yeni birtane
alabilirdi, önemi yoktu.
Bahar kutu’yu çantadan çıkardı çöpe atmak için ama tam çöpün önünde durduğunda
aklına bir hatıra geldi:
[GERI BAKIŞ]
“Pasta yandı, lütfen yeme.“
“Ama sen yaptın.”
“Hayır yeme, sağlığın için zararlı.”
“Yemeği zebil etmek günahtır. Zebil etmekten nefret ederim. Dünyada günde iki
öğün yemek bulamayanlar bile var.”
“Anlıyorum, ama…”
“Yanmış yerlerini kesipte yerim, kendini daha iyi hissedersen?”
Bahar kafasını sallayarak onayladı. Seunghyun sırıttı.
[GERI BAKIŞ –SON-]
‘Yemeği zebil etmek günahtır.’
Seunghyun zebil etmesini sevmiyordu ve bu yüzden Bahar’da artık yapmıyordu.
En pahalı restoranlarda bütün masayı dolduracak kadar en pahalı yemekleri alıp’ta
yarısından azını yiyen Bahar.
Bir yemeğin hafiften biraz fazla tuzlu yada fazla şekerli olduğunda dünyanın en
doğal şeyiymiş gibi çöpe atan Bahar.
Seunghyun’un değiştirdiği Bahar.
Bahar derin bir nefes aldı ve gülümseyerek bir tabak ve bir spatula çıkardı
pastayı kutudan tabağa koymak için. Her ne kadar çirkin görünsede, hala
yenilebilirdi.
Kutu’nun üstünde kırmızı renkte bir krema vardı ve Bahar bunu acaba pastanın
üstünde bir yazı olduğunu merak etti.
Kutuyu tam çantanın içine koyup atmak isterken, kutunun altında yapışan sarı
bir kağıt ilgisini çekti. Bahar kağıdı kutu’nun altından aldı ve üzerindeki yazıyı
okudu.
‘Soohyo’ yazıyordu. Ve etrafında kalpler çiziliydi.
Bahar’ın gözleri öfkeyle doldu. Bu pastayı Soohyo mu yapmıştı? Bunu Seunghyun’a
verip, Seunghyun’da bunu eve mi getirmişti? Bahar’ın bu pastayı yiyip arkalarından
birşey olmamış gibi gülmesini mi bekliyordu?!
Pastayı Soohyo yapmıştı. Seunghyun’un yapması imkansızdı, çünkü Seunghyun pasta
yapmasını hiç sevmezdi.
Yani Soohyo’nun evine gitmişti… ve ne yapmıştı? Ne yapmıştı? Kesinlikle pasta
yapmamıştı!
Bahar elindeki kağıtı sıkıca tuttu. Kalp atışları çoğaldı ve hava almak zorlaştı.
Sinirli adımlarla oturma odasına gitti ve ev telefonunu aldı. Son aranan
kişinin numarasını çevirdi emin olmak için.
Diğer tarafın telefonu almasını bekliyordu.
“Alo?”
Bu ses. Bu ses çok tanıdık geliyordu. Bahar hemen telefonu kapattı ve odanın
bir köşesine fırlattı. Telefon parçalandı ve parçalar soğuk fayansın üstüne düştü.
Bu yüzden Seunghyun sabah telefonu öyle birşey saklar gibi geri masa’ya koymuştu!
Bahar kocasına bir öpücük vermeyi unuttuğu için geri eve dönmüştü, ama
Seunghyun Bahar gider gitmez eski sevgilisini aramaya hazırdı!
Ve Bahar gittiğinde hemen Soohyo’yu aramıştı! Eski sevgilisini arayıp onunla
Bahar gider gitmez buluşmuştu!
Bahar koltuğa oturdu ve sinirlice ellerini ve dişlerini sıktı.
Şimdi neredeydi? Seunghyun neredeydi? Eve geldiğinde Baharı görmeyince yine
Soohyo’ya mı gitmişti? Şimdi hala beraber miydiler?
Bahar düzgünce bir kenara koyduğu çantasını aldı eline. Eskiden çanta ve
ceketlerini çıkarıp ortalığa atardı ve hizmetcilerin toplamasını beklerdi. Ama
bunu artık yapmıyordu çünkü Seunghyun ona bunun çok dağınık olduğunu söylemişti.
Bahar kötü alışkanlıklarını Seunghyun için bırakmıştı… ve tek istediği şey
Seunghyunun’da onu sevmesiydi.
Ama Seunghyun onu sevmiyordu.
Titreyen ellerle çantasından cep telefonunu aldı ve açtı. Jihoon telefonunu
hastanedeyken kapatmıştı. Seunghyun’un numarasını çevirmek istiyordu ama elleri
dondu. Seunghyun Bahar’ın numarasını görünce telefonunu açar mıydı?
Bahar kendi numarasını saklama ayarını etkinleştirdi ve Seunghyun’u aradı.
“Alo?” diye cevapladı bir kadın sesi diğer taraftan.
Yine o ses. Bahar’ın boğazında bir öfke tumoru oluştu ve konuşamadı sinirinden.
“Alo? Seunghyun sen misin? Telefonunu ve ceketini bende unutmuşsun! Alo? Telefonunun şarjıda bitiyor! Alo?
Seung…”
Telefon’un şarjı öldü.
Bahar’ın kalp atışları hızlandı. Korkuyordu. Sinirliydi, ama korkusu sinirini aşıyordu.
Avuçları terlemeye başladı ve Bahar kendini çok kayıp, çok … unutulmuş
hissediyordu.
Telefon öldü.
Kalbi ölmek istiyordu.
Seunghyun Soohyo’ya geri dönmüştü. Bahar ne yaparsa yapsın, Seunghyun’u ne
kadar severse sevsin, Seunghyun hala Soohyo’yu sevecekti.
Seunghyun Bahar’ı korumak istiyordu, ama Soohyo’ya aşıktı. Bahar’a acıyordu,
ama Soohyo’ya aşıktı. Bahar’ı bir arkadaş gibi seviyordu, ama Soohyo’ya aşıktı.
Kahretsin! Bahar Seunghyun’a aşıktı, ama Seunghyun Soohyo’ya aşıktı!
Ve Bahar bunu başından beri bilmiyor muydu zaten? Neden şimdi bu kadar
sinirleniyordu?
Çünkü sinirleniyordu işte! Bunun başka akla yatkın nedeni yok! Sinirleniyordu
işte.
Bahane’ye gerek yok. Kim Bahar’ın bahane yada sebebe ihtiyacı yoktu. Kimi
istediğini adı gibi biliyordu ve onu elde edecekti.
Yapılcak tek şey Soohyo’dan kurtulmaktı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder