Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
25. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
25. Bölüm
“Birini mi aradınız?”
diye sordu kapıdaki adam Çin dilinde. Jaejoong bu sözleri uöakta okuduğu dil
kitabından hatırladı.
Korecede cevap verdi,
“Benim adım Kim Jaejoong. Siz Kim Jeong Hoon musunuz?”
“Evet,” dedi adam Korecede, “Ama sizi tanıdığımı sanmıyorum.”
“Siz beni tanımıyorsunuz, ama ben kız kardeşinizi tanıyorum.”
Adamın ifadesinin değişmesi Jaejoong’un gözünden kaçmadı. “Benim bir kardeşim
yok.” dedi adam soğuk bir sesle.
“Ailenle bütün bağlarını koparmak istiyorsun, ama aynı zamanda onların başkalarına
daha belik zarar vermesini istemezsin sanırım?”
Jeong Hoon’un gözlerinde büyüyen ateşi görünce Jaejoong adamın ilgisini artık
tamamen kendine çektiğini anlamıştı. “Içeri girebilir miyim?”
Jeong Hoon kafasını sallayarak onayladı ve Jaejoong’un girmesi için kenara çekildi
kapıdan. Jaejoong’un gözleri küçük evi gezdi; küçüktü, ama sıcak ve sevgi dolu
bir evdi.
Sarışın adam oturma odasına girdi ve etrafına bakındı. Duvarlada bir sürü çerçeveli
resim vardı evli çiftin ve hepside birbirlerini ne kadar sevdiklerini
gösteriyordu. Jaejoong Soohyo ile böyle resim çektirmesini çok isterdi, ama
aynı zamanda bunun imkansız olduğunuda biliyordu.
“Karın mı bu?” diye sordu.
“Evet.”
“Şimdi nerde?”
“Işte. Sana içecek birşey ikram edebilir miyim?”
Jaejoong sanki Jeong Hoon birşey dememiş gibi konuşmaya devam etti. “Sanırım
onu gerçekten çok seviyorsun. Aileni biLe onun için bıraktın. Aile ve aşk arasında
bir seçim yapmak çok zordur.”
Jeong Hoon kafasını salladı. “Aşk ve para arasında bir seçimdi bu aslında.”
Jaejoong kendini resimlere bakmamaya zorladı. Gittikçe dahada çok kıskanıyordu
yanındaki adamı. Jeong Hoon’a döndü ve gözlerine baktı. “Aşık olmanın acısını
biliyorsun, ama o özel insanla beraber olamamanında acısını tanıyorsun.”
Jeong Hoon kafasını sallayarak onayladı. “Bir gün beni terk etti… ‘benim iyiliğim
için’. Ama yanıldı. Onsuz günler çok… çok…” Jeong Hoon söyleyecek söz bulamıyordu,
ama gözlerindeki duygular Jaejoong’a bilmesi gerekeni söylüyordu bile.
“Gerçek aşk’ın arasına girilmemesini düşünüyorsun.” diye mırıldandı Jaejoong.
“Elbette,” diyerek Jeong Hoon derin bir nefes aldı. Sonra kafasını salladı ve
bir yabancıyla bu konuyu neden konuştuğunu düşündü.
Ama bu yabancı artık Seoul’da geriye bıraktığı ailesiyle tek bağlantısıydı
Jeong Hoon’un. Ailesini çok özlemişti, ama bunu asla söylemezdi.
“Bugün buraya gelmemin sebebi senden yardım istemem. Gerçekten birbirini seven
bir çift’in mutluluğunu kurtarmak istiyorum.”
“Ne demek istiyorsun?”
“Benim en iyi bir arkadaşım var, ismi Soohyo. Soohyo’nun bir erkek arkadaşı vardı,
Seunghyun. Beraber çok mutlulardı, birbirlerine aşıklardı,…” Jaejoong’un
dudaklarında acı bir gülümseme oluştu. Konuşmaya devam ettiğinde gülümseme yavaş
yavaş silindi yüzünden. “Ama baban ve Bahar araya girdi ve onları ayırdı. Bahar onunla evlendi.”
Jaejoong Jeong Hoon’un yüzündeki hayal kırıklığını gördü. Neyi bekliyordu ki?
Onları bıraktığından beri babası ve kardeşinin değişmesini mi? Jeong Hoon çok
masum ve saf’tı aksini düşünmek için.
“Neden?” diye sordu sonunda.
“Işte orasını bende bilmiyorum. Seunghyun’un babasının firmasının 51%’ini satın
alarak Seunghyun’u Bahar’la evlenmeye zorladılar. Onlar evlendikten sonra,
Soohyo’nun ne kadar acı çektiğini gördüm. Aynı zamanda Seunghyun Soohyo’yu bırakmaya
hazırdı, onun gerçek mutluluğu bulmasını istiyordu,” diyerek bir süre sessiz
durdu Jaejoong. “Ama yanında Seunghyun olmayınca Soohyo mutlu olamıyor. Bu
yüzden bir ajan ayarladım, baba’nın neden kızını Seunghyun’la evlendirmeye
kalktığını öğrenmek için.”
“Neyi buldun peki?” diy sordu Jeong Hoon meraklı bir sesle. Bunun cevabını
bilmek istiyordu, ama aynı zamanda korkuyordu duyacaklarından.
“Seunghyun’un firmasına yaptıkları yatırım’dan kendi firmaları bayağı
yararlanmış, ama çokta değil aslında. Yai başka bir firma’ya yatırım yapsalardı
dahada çok gelirleri olurdu bu işten. Yani Seunghyun’un firmasını seçmesi için
başka bir sebep olması lazım.” diyerek yine biraz sustu Jaejoong Jeong Hoon’un
bu yeni bilgileri anlaması için. “Ama babanın araştırmasında eski işciler’den
ifade toplarken nedense, kız kardeşin üzerinde bir kaç kötü şeyler duydum,
mesela çok kötü bir iş veren olduğunu.”
“Bu benim için yeni haber değil.” dedi Jeong Hoon kafasını eğerek. “Ben
üniverstedeyken, Bahar daha lisedeydi. Yinede genç yaşta onun gözünde sadece
para ve güc’ün önemi vardı. Onun seviyesinde olmayan insanlarla aynı okula
gitmek istemediği için evde eğitim almak istedi ve evimizde özel ders gördü.
Ben lise’den beri Feyza’yla çıkıyordum ve bunu öğrenince, Bahar ve babam beni
ondan ayırmaya çalıştılar. Bahar babama Feyza’ya çok para verip onun gitmesini söylemesini
istemişti. Biliyorum. Kesinlikle Bahar’ın fikriydi bu. Daha 17 yaşındaydı, ama
babamın aklı’yla yarışacak bir beğni vardı.”
Jaejoong aklından ‘Feyza’nın Jeong Hoon’un karısı olduğunu düşündü.
“Bunu saklamaya çalıştı. Firmanın nerdeyse tüm işcilerini kovdu ve yerine yeni
işciler aldı. Sadece babanın en yakın arkadaşları firma’da kalmayı
başarabildiler. Ben inanıyorum ki, bunların hepsinin arkasında Bahar var, baban
değil. Baban sadece pis işleri kızı‘nın emri altında yapıyor.” diye açıkladı
Jaejoong. “Adamlarım nerdeyse tüm eski işcilerin ifadelerini topladılar.”
“Buna inanırım. Doğduğundan beri babam onu şımartıyordu.” diye konuştu Jeong
Hoon acı bir sesle, ama Jaejoong sesinden pişman olduğunuda duyabiliyordu,
sanki küçük kardeşini değiştiremediği için pişmanmış gibi, sanki kardeşine daha
iyi bir insan olmasını öğretemediğine pişmanmış gibi…
“Benim anlamadığım bu yaptığı şeylerin nedeni ne? Sonrada bütün iş dünyasıyla
alakasını kesti ve ev kadını oldu.” diye açıkladı Jaejoog.
Jeong Hoon’un gözleri şaşkınlıkla doldu. Kardeşını asla bir ev kadını olarak
hayal edemiyordu… yada başarılı bir iş kadını hariç herşey olarak.
Kim onu bu kadar değiştirebilmişti?
Jeong Hoon önünde duran sarışın adama baktı. “Benim ne yapmamı istiyorsun
peki?”
“Seunghyun kardeşinle bir evli çift kalmaya hazırdı… onu sevmese bile. Sanırım
Seunghyun Bahar’ın ona gösterdiği masum yüze acıdığı için onunla kalmak
istiyor.” diyerek kafasını salladı Jaejoong. “Şeytan’ı kırmak Meleğ’i kırmak’tan
daha kolaydır.”
“Yani benim arkadaşına Bahar’ın gerçek yüzünü göstermemi mi istiyorsun?”
“Arkadaşımın sevgilisi.” diye düzeltti Jaejoong. “Seunghyun benim arkadaşım değil.”
Jaejoong Seunghyun’a ‘Arkadaşımın sevgilisi’ yerine ‘Sevgilimin arkadaşı’ demek
istiyordu, ama bu imkansızdı.
Jeong Hoon Jaejoong’a dikkatlice baktı, ama Jaejoong onu görmemezlikten geldi.
“Neden ben?” diye sordu Jeong Hoon sonunda.
“Kovulan işcilerin ifadeleri var elimde, ama Seunghyun bunlara inanmaz. Sonuçta
Kim Bahar onları kovdu, ve işlerini kaybettikleri için ve Bahar’dan nefret
ettikleri için öyle kötü konuşuyorlar diye düşünür Seunghyun.”
“Bende nefret ediyorum ondan.” diye yalan söyledi Jeong Hoon. “Peki arkadaşının
sevgilisi’nin beni dinleyeceğini nerden biliyorsun?”
“Sen Bahar’ın kardeşisin. Onunla büyüdün.”
“Yinede nefret ediyorum ondan.” diye tekrarladi Jeong Hoon, sanki tekrarlayınca
gerçeğe dönüşür gibi.
“Ama yinede deneyebilirsin. Lütfen, şu an çok çaresizim. Soohyo’yu mutsuz
görmek kalbimi kırıyor. Baban ve Bahar’ın sende olduğu gibi bir ilişkiyi daha
bozmasına izin verme.”
“Soohyo’nun sadece bir ‘arkadaş’ olduğuna emin misin?”
“Ne önemi var ki?” diye sordu Jaejoong sinirli bir sesle. “Sevgilim olamadığına
göre arkadaşım demektir.”
-=-=-=-=-=-=-=-
“Jihoon! Merhaba! S-seni… gece saat 2’de görmek ne güzel.” diye utangaç’ca
güldü Bendis elleriyle saçlarını düzleştirmeye çalışırken. Jihoonun saat iki’de
kapısına dayancağını bilseydi, pijama olarak daha güzel birşey giyerdi ve şimdi
hoşlandığı adamın önünde öyle rezil olmazdı.
“Aslında saat 12’de geldim buraya… ama iki saat arabam’da oturdum.” dedi Jihoon
alnını kaşıyarak. Bendis’in kalbi yumuşadı ve önündeki adam’a sarılmak istedi.
“P-peki… neden yaptın bunu?” diye sordu Bendis eğik kafayla ve kırmızı
yanaklarla.
“Bir konuşma yazmak istiyordum, ama… pek iyi olmadı.”
“Konuşma mı?” diye sordu Bendis. Kafası çok karışıktı.
“Evet…” dedi Jihoon. “Ama sadece bir cümle yazabildim… iki saat sonra. Belki
sen benim için bakabilirsin?” diye sordu Jihoon korkak bir gülümsemeyle.
“Şey… peki, istersen… içeri girip oturabilirsin?”
“Hayır, hayır, ben burda dururum… kapında… yani… dışarıda… belki…” diye mırıldandı
Jihoon.
“Belki?” diyerek kafasını yana eğdi Bendis.
“Benim için burda durup kaçması daha kolay olur… belki cümlemi beğenmezsen.”
“Neden kaçmak isteyesin ki?” diye sordu Bendis.
“Al, oku.” diyerek Jihoon cebinden bir kağıt parçası çıkardı ve Bendis’in suratına
tuttu. Sonra kafasını eğip yere baktı.
Hala şaşkın olan Bendis kağıdı eline aldı ve kendinden biraz uzak tutarak
okudu. “’Seni seviyorum’?”
“Gerçekten mi?” diye sordu Jihoon ve sevinclice kafasını kaldırdı.
“Ben sadece… cümleni okuyordum.” dedi Bendis. Hala şaşkınca bakıyordu.
“Hım…,” Jihoon’un sevinçli gülümsemesi üzgün bir ifadeye dönüştü. “Boşver o
zaman. Hadi geri git ve uyu. Iyi geceler.”
Sırtını Bendis’e döndü ve ondan küçük adımlarla uzaklaştı. Sonra yine Bendis’in
sesini duydu. “Seni seviyorum.”
Jihoon yürümeyi bıraktı ve yerinde durdu. Derin bir nefes aldı. “Yine okumana
gerek yok. O konuşmayı devam yazmayı düşünmüyorum.”
Bendis’in o cümleyi birdaha okuyup devam olarak ne yazcağını düşündügğnü sanıyordu,
ama yanılıyordu.
“Cümleni okumuyordum ki.” dedi Bendis basitce.
Jihoon’un gözleri şok’tan büyüdü. Hemen arkasına döndü ve üzerinde kırmızı şort
ve Harry Potter tişörtü olan kadına baktı. ”Ne?”
“O sözler konuşman’dan değildi.” diye açıkladı Bendis. “Onları kalbimden
söyledim.”
Jihoon’un ağzı açıp kapandı ama ne söyleyeceğini bilemedi. Konuşmak için çok
mutluydu ve konuşmak yerine aksyonu seçti. Uzun bacaklarıyla Bendis’in yanına
koştu ama ayağı takıldı. Bunları gören bir yabancı, onun Bendis’e tecavüz ettiğini
düşünürdü. Ikiside Bendis’in kapısından evin içine düştü.
Jihoon Bendis’i yere bastırıyordu vücuduyla, ama Bendis gülüyordu. “Sana aşkını
itiraf eden herkese mi böyle saldırıyorsun?”
Jihoon gülümsedi, “Sadece benimde aşık olduğum biriyse.”
Bendis sırıttı, “Saldırılmasını sevmem, ama senin şansına, aşık olduğum
biriyse, istisna yapabilirim.”
Jihoon sevinçten Bendis’e dahada sıkı sarıldı. “Evet, şansıma!”

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder