16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (29.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

29. Bölüm


Salı sabahı,
Bendis çok fena baş ağrısıyla uyandı. Sabahlık rutinini yaptıktan sonra iş için
hazırlandı. Asansördeyken
Jihoon’a bir mesaj göndermeye karar verdi.

[Dün gece kim kim’den faydalandı? =D]

Gülümseyerek, Bendis ‘Gönder’e bastı.

Tam zamanında asansör durdu ve kapıları açıldı. Resepsyonist ona tuhaf bir
bakış attı ve ona selam bile vermedi. Bendis bu tuhaf davranışına şaşırdı, ama
yürümeye devam etti. Kendi departmanına geldiğinde, bütün iş arkadaşları bir köşeye
toplanmış birşey saklar gibi konuşuyordu. Dedikodu yapıyorlar gibi görünüyordu.
Bendis’in üzerinde mi konuşuyorlardı?

“Neler oluyor?” diye sordu Bendis.

“Şey… başkan seni görmek istiyormuş. En üst katta.” dedi iş arkadaşlarından
biri.

“Mr. Choi geri döndümü Japonya’dan?” diye bağırdı Bendis şaşkınca. Bu olamazdı!
Mr. Choi’un sekreteri Heebon’a sormustu ve o Seunghyun’un yarın akşam geleceğini
söylemişti!

Eyvah, Jaejoong bu sefer kesin öldürürdü Bendisi!

Kimse sorusuna cevap vermeyince, Bendis asansöre koştu ve en üst kata çıktı.

Asansör’den dışarı çıktığında,
Heebon’un ona rahatsızca baktığını fark etti. “Heebon, Mr. Choi geri döndü mü?”

“Hayır, “Kim” seni görmek istiyor.” dedi Heebon.

“‘Kim’? Bahar?”

Heebon cevap vermedi. Sandalyesinden kalkıp sessizce Bendis için başkanın ofis
kapısını açtı. Bendis’in kafası çok karışıktı. Ofise girdiğinde Bahar yerine
Bahar’ın babasını buldu karşısında.

“Kapıyı kapat.” diye emretti Heebon’a.

Heebon Bendis’e son kez özür diler gibi baktı ve kapıyı kapattı. Bendis Mr. Kim’in
oturduğu büyük masaya doğru yürüdü.

“Mr. Kim,” diyerek saygılıca eğildi. “Beni görmek istemişsiniz?”

Kafasında siyah’dan daha çok ak saçı olan adam, rahatca otururken bile çok güçlü
ve sağlam görünüyordu. Fakat gözleri hiç rahatca bakmıyordu Bendise.

“Firma’nın gizli bilgilerini çalıp yayımlamanın sonucunu biliyorsun, değil mi?”

“Evet, efendim, biliyorum.” diye cevapladı Bendis. Kendini rahat tutmaya çalışıyordu.

“Öyleyse senin firmam’dan gizli bilgileri burda yayımladığın için polisi ikna
edip seni hapse attırma şansımın’da çok yüksek olduğunu biliyorsun.” diye sırıttı
yaşlı adam acımasızca.

Bendis’in korkudan gözleri büyüdü. “Ama ben…”

“Burdaki anahtar kelime ‘ikna etmek’., Bendiscim.” diye güldü Mr. Kim. “Para
her kapıyı açar. Sahte kanıtlar var elimde. Sence polis bana mı inanır… yoksa
senin gibi luzumsuz bır işciye mi?”

“Bunu yapamazsınız…”

“Ben herşeyi yapabilirim,” diyerek Mr. Kim Bendisin lafini böldü. Elini rahatca
çevirerek yere Bendisin ayaklari önüne bir zarf attı.

“Bu ne demek oluyor…?”

“Kovuldun.”

Bendis Mr. Kim’e sinirlice baktı. “Beni kovamazsınız! Hiçbirşey yapmadım!” diye
bağırdı.

“Kızıma karşı geçeceğine karar verdiğin bile bir hataydı.” dedi Mr. Kim. Gözleri
Bendise daha fazla kendini savunmanın anlamsız olduğunu söylüyordu.

Bu yüzden Bendis sustu. Ne söylerse söylesin, sadece başına dahada çok problem
açacaktı, ve şu an firma’da daha fazla problem açabilme pozisyonunda
durmuyordu. Seunghyun’un duyacağı bir şey yapamazdı. Seunghyun duyup’ta Seoul’e
erkenden dönemezdi.

Alt dudağını ısırarak, Bendis yaşlı adama sırtını döndü ve büyük ofisten dışarı
çıktı.

Ama aklında hala soru işaretleri vardı: Bahar onu araştıranın Bendis olduğunu
nerden anladı?

-=-=-=-=-=-=-=-

“Iki seçeneğin var. Ya Amerika’daki branşımıza geçersin, yada işten çıkarsın.
Senin yerini dolduracak birini ayarladım bile.”

“Benden habersiz nasıl benim yerimi alacak birisini ayarlarsınız? Ve nasıl beni
başka ülkede bir branşa aktarırsınız?!” diye bağırdı Soohyo.

“Bu CEO’nun emri, üzgünüm.” diyerek başını eğdi departman başkanı. Soohyo’nun
gözlerine bakamıyordu.

“Ama neden? Neden ben? Ben burdaki işimi çok seviyorum! Amerika’ya gidip herşeyi…
herkesi geride bırakamam!”

“Üzgünüm, Soohyo.”

Soohyo gözlerini kapattı ve nefes alışlarını saymaya başladı. Rahatlaması lazımdı,
ama kahretsin, böyle bir durum’da nasıl rahat durabilirdi?

“Yani firma’nun başkanı mu bu kararu verdi?” diye sordu Soohyo yine normal bir
sesle.

“Evet,” diye mırıldandı departman başkanı.

“Peki, bunu… neden yaptığını sordunuz mu?”

“Sordum. Neden senin gibi iyi bir çalışanı bırakma kararı aldığını sordum ona,
ve…” diye mırıldandı iş vereni. “…Yanlış insana uğradığını söyledi.”

Kim Bahar.

Soohyo ellerini sinirden yumruk haline getirdi ve ilk defa… Jaejoong’un bu planını
dün duyduğundan beri ilk defa, Soohyo onu içten destekliyordu. Soohyo Kim
Bahar’ın değiştiğine ve daha iyi bir insan olduğuna inanmak istiyordu, ama yanılmıştı.
Kim Bahar değişmemişti.

Soohyo’nun kalbi korkuyla doldu. Seunghyun için korkuyordu. Ya Kim Bahar bir
gün Seunghyun’un kalbini kırarsa?

“Soohyo…”

Soohyo düşüncelerinden uyandı ve ona üzgünce bakan iş verenine baktı. “Benim
için yaptığınız şeyler ve bana öğrettiğiniz herşey için çok teşekkür ederim.
Ama özür dilerim. Seoul’u terk edemem. Sevdiğim insanları geride bırakamam.”

O kadar sevdiği işinden istifa ediyordu.

“Anlıyorum,” diyerek derin bir nefes aldı iş vereni. “Özür dilerim.”

“Özür dilemenize gerek yok. Bu sizin suçunuz değil.”

-=-=-=-=-=-=-=-

Jaejoong elindeki dergiyi masa’ya sinirlice çarptı ve ayağa kalktı.
Oturamayacak kadar sinirliydi. “Bunu nasıl yapabilir?! O kim oluyor?!”

“Kim Bahar işte. Daha dieyecek birşey yok ki.” dedi Soohyo ve derin bir nefes
aldı. Seunghyun için korkuyordu.

“Asıl soracağın soru… NASIL öğrendi bunu?” dedi Bendis. Baş parmağı cep
telefonunun kenarıyla oynuyordu. Jihoon’a mesajını bu sabah göndermişti, ama
hala bir cevap gelmemişti.

Jaejoong Bendis’e çevirdi yüzünü. “Sen biliyor musun nasıl anladığını?”

Bendis Jaejoong’un gözlerine bakamıyordu. Yüzünü eğdi ve gözlerini kapattı.
“Sana bunu söylemedim, ama… Jihoon ve ben beraberiz.”

“Ne? Ne zamandan beri?” diye sordu Jaejoong bağırarak.

“Pazar gecesinden beri.”

“Kahretsin, bu demek oluyor ki…”

“Dün gece beni bile bile sarhoş yaptı, benden bilgileri almak için…” diye başladı
Bendis, ama devam konuşamadı. Kendini çok kötü hissediyordu, ama aynı zamanda
Jihoon’un bu yaptıkları onu hiç etkilememiş gibi görünmek istiyordu. Kalan
gücüyle güldü, “Bana tecavüz etseydi bu kadar kötü olmazdı, demi?”

“Bendis…” dedi Soohyo ve ona acı gözlerle baktı.

“Özür dilerim.” diye mırıldandı Bendis. Soohyo onun yanına oturdu ve omzuna bir
elini koydu.

Jaejoong onların yanına oturdu. Sinirinden rahat duramıyordu. “Bende özür
dilerim. Bunun olcağını bilmeliydim.”

“Hayır, benim buna izin vermiceğime inandın.” diye düzeltti Bendis pişman bir
sesle.

“Jihoon’u buna izin vermeyeceğine inanacak kadar sevdin onu.” dedi Jaejoong. Zaten
oldum olası empatide iyi değildi.

“Jaejoong, bu doğru zaman değil.” diye uyardı Soohyo. Jaejoong Bendisin yarasına
daha belik tuz bastırıyordu.

“Jeong Hoon’u bu sabah aradım. Seoula gelen uçak için hazırmış. Kim Bahar’ın
abisinin buraya gelceğinden haberi varmı?”

“Sarhoştum. Ne dediğimi hatırlamıyorum.” dedi Bendis üzgünce.

“Fark etmez. Seunghyun’a ilk ulaşan biz olduğumuz sürece, fark etmez. Yarın
sabah Kim Baharı ve Joon Ji Hoonu meşgul edecek bir kaç adam gönderirim,
böylece biz Seunghyun’a engelsiz ulaşabiliriz.”

“Jaejoong, sen bir polis’sin, ama bu biraz ileriye gitmiyor mu?” diye sordu
Soohyo.

“Hemde nasıl. Iş verenim beni bu ay ihmal ettiğim işler ve grubumu kendi özel işlerime
kullandığım için beni kovmak üzere.” dedi Jaejoong rahatca, sesinde bir değişiklik
olmadan.

Soohyo üzgünce baktı. Jaejoong işini kaybederse, bunun onu çok üzeceğini
biliyordu. Jaejoong bir polis olmasını çok seviyordu.

Ama Soohyo’nun mutluluğu için işinden vazgeçmeye hazırdı.

Bu sabah iş vereni Soohyo’ya Amerikaya transfer olacağını söylediğinde, Soohyo’nun
ilk düşüncesi ‘Seunghyun’u geride bırakmak’ değildi. Soohyo’nun ilk düşündüğü şey
Jaejoong’u geride bırakmaktı. Jaejoong için işinden vazgeçti.

Bu iki taraflı aşk olabilir mi?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder