Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
28. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
28. Bölüm
“Bendis.”
diye mırıldandı Jihoon. Bu ismin dilinden yuvarlanışını çok sevdi, ve hayatının
sonuna kadar bu ismi söylemek istiyordu her gün.
“Hmm?” diye gülümsedi Bendis ona. Daha dün gece Jihoon ona aşkını itiraf etmişti…
yada Bendis’in ona aşık olduğunu zorla itiraf ettirmişti. Zaten bu önemlide değildi.
Bendis aşık olma duygusuna aşıktı. Aşk’tan kördü. Jaejoong ve Bahar ile ilgili
hiçbirşeyi düşünmemeye çalıştı. Jaejoong’a Jihoon’la beraber olduğunu bile
söylememişti.
Ne yaptığını bilmiyordu. Kalbinin dediğini yaparak Jihoon’un teklifini kabul etmişti.
Oda ona aşkını itiraf etmişti, ve hiç pişman değildi.
Gelecekte neler olacaktı? Gerçekler ortaya çıkınca neler olacaktı? Bendis
bilmiyordu.
Hayatın bu anını yaşamak istiyordu, geleceği yada geçmişi düşünmeyerek.
Jihoon onun etrafındaki kollarını dahada sıktı. “Bu akşam ben yemek yapayım mı?
Ne dersin?”
“Yemek yapabiliyor musun?”
“Tabiki, yoksa benim sadece yemeği yiyebildiğimi mi düşünüyordun?”
Bendis güldü ve bu gülme şansına sevindi. “Sanırım senin hakkında azamet
yapmasam daha iyi olur, demi?”
“Evet,” diye gülümsedi Jihoon, ama gülümsemesi gözlerine dokunmadığı için yüzünü
Bendis’ten çevirdi. Bendisin etrafında sarılı kollarını çekti ve koltuktan
kalktı. “Bugün bana müşterilerimizden biri hediye olarak şarap verdi. Onu
yemekte kullanabilir miyim?”
“Tabi,” diye gülümsedi Bendis. Jihoon’un önce ondan izin almak istemesi onu çok
mutlu etti.
Jihoon evden dışarı çıktı ve arabanın bagajındaki iki şarap şişesini alıp yine
eve girdi. Sonra mutfağa girip Bendis’in buzdolabında bulduğu şeylerle bir
yemek hazırlamaya başladı. Bendis ise oturma odasında televizyon izledi.
Yarım saat sonra apartmandaki ışıklar birden söndü ve Bendis korkmaya başladı.
“Jihoon?”
“Burdayım,” dedi Jihoon’un sesi ve sahibi mutfaktan elinde bir mumla çıktı.
Bendis mum ışığının onu olduğundan dahada yakışıklı gösterdiğini fark etti.
Jihoon tatlıca kafasını yana eğdi ve elini Bendise uzattı. Bendis heyecanlıca
Jihoon’un elini tuttu ve onu mutfağa götürmesine izin verdi. Mutfaktaki masa’da
mum, yemek ve şarap duruyordu.
“Bir şişeyi yemekte kullandım ve diğer şişeyi içmemiz için bıraktım.” diye açıkladı
Jihoon ve Bendis oturması için sandalyesini ona tuttu, sonra kendi sandalyesine
oturdu.
“Beni sarhoş edip, sonra benden faydalanmayı mı düşünüyorsun yoksa?”
“Hayır, kendimi sarhoş yapıp senin benden faydalanmanı istiyorum.” diye cevapladı
Jihoon.
Bendis güldü ve Jihoon’a yine aşık oldu. “Düşünürüz. Hadi yiyelim. Açlıktan
ölüyorum!”
“Öyleyse başla!”
Jihoon Bendis yemek yerken onu izledi. Ara sıra, Bendis’in ona verdiği yemeği
yedi, ama ondan başka kendi yemeğine hiç dokunmadı ve Bendis’in daha çok
yemesine dikkat etti… çünkü Bendis’in ne zaman sarhoş olcağını bilmiyordu.
Jihoon kendinden nefret ediyordu. Koşmak, kaçmak istiyordu, ama yapamazdı.
Bahar en iyi arkadaşıydı ve şu an çok acı çekiyordu. Bahar Choi Seunghyun’a gerçekten,
içten aşıktı. Onu alabilmek için o kadar çok şey yapmıştı, ve o kadar çok savaşmıştı…
Seunghyun’u kaybetmesine izin veremezdi Jihoon. Ve bebek… bebek annesi ve babasıyla
büyümeliydi.
Jihoon Bendis ona gülümseyince kendini zorla güldürdü. Kendi şarap bardağını
aldı ve Bendsin’de aynı şeyi yapmasını gösterdi. O küçük yudumlar alırken,
Bendisin büyük yudumlarla bardağını bitirmesini izledi.
‘Beni affet, Bendis.’ dedi kalbinin içinden.
Ama yinede umut vardı. Belki Bendis Kwon Soohyo’nun ajanlarından biri değildir.
Belki hiçbirşeyi bilmiyordur.
Yada belki planı suya düşerdi. Belki Bendis kolay kolay sarhoş olmayanlardandır.
Yada belki Bendis sarhoş olunca gerçekleri söylemeyenlerdendir.
Hala umut vardı.
Ama bu umut’da uzun sürmeyecekti.
Yaklaşık yarım saat sonra, Bendis ayakta duramayıp yere doğru düştü. Jihoon
hemen onu kollarında tuttu ve onu mutfaktan çıkararak oturma odasındaki koltuğa
koydu.
Bendisi kollarına alıp onun ona yaslanmasına izin verdi. Güvenlik için yaslandığı
insanın onu aldatacağını bilmek Bendis’i kırar mıydı?
“Bendis.” diye konuştu Jihoon yumuşak bir sesle. “Benden neyi saklıyorsun?”
“Jihoon?” diye mırıldandı Bendis, sanki duyduğu sesin gerçekten onun olduğuna
emin olmak için.
“Benden neyi saklıyorsun?”
“Saklıyorum… saklanıyorum, gerçeklerden saklanıyorum.”
Jihoon’un kalbinin bir parçası daha kırıldı. Kalbinin tamamen kırılmasına kaç
parça kalmıştı?
“Hangi gerçek? Gerçekler ne?”
“Bahar… o… o sandığın gibi masum bir insan değil, masum değil.” diye mırıldandı
Bendis yarı açık gözlerle. Jihoon ne diyeceğini bilmediği için sessiz kaldı ve
onu dinledi. Sonra Bendis’in sesi daha ciddi konuşmaya başladı. “Jaejoong…
Jaejoong, sana haberim var… Seunghyun’un geri dönüş uçağı çarşamba sabahı… çarşamba
sabahı, ve … yapmamı istediğin herşeyi yaptım… Jeong Hoon’un uçağınıda çarşambaya
ayarladım… Carşamba, Carşamba sabahı…”
Carşamba. Bugün Pazartesiydi.
Bu bilgiler Jihoon’un istediği şeyler değil miydi? Öyleyse neden Bendisin
susmasını istiyordu? Neden Bendisin sarhoş olunca gerçekleri söylememesini
istiyordu?
Jihoon’un gözleri yaşla doldu, ama gözyaşlarını geri tuttu. Kalbi tekrar tekrar
‘Beni affet.’ diyordu kollarında yatan kadına.
“Seunghyun’a git… ona gerçekleri söyle… gerçekleri… ama… Jihoon’a söyleme.
Jaejoong, nolur Jihoon’a söyleme. Onu kaybetmek istemiyorum…” diye mırıldanmaya
devam etti Bendis.
Jihoon ona dahada sıkı sarıldı ve onu hiç bırakmak istemiyordu. Yavaş yavaş
kalbi tamamen kırılıyordu.
“Saklanmak… gerçeklerden saklanmak istiyorum.” dedi Bendis acı bir sesle.
“Bendis.” diye fısıldadı Jihoon. Kendini hala ağlamaktan geri tutuyordu. “Bendis.”
Kollarını Bendis’in etrafına dahada sıkı sardı. “Jaejoong-ah, Jihoon’u
seviyorum. Onu gerçekten seviyorum.”
“Bendis,” diye fısıldadı Jihoon birdaha ve gözünden kaçan bir damla yaşı
tutamadı. Gözyaşı yanağından aşağı kayıp Bendis’in saçlarına karıştı. Bendis’i
öperek susturmak istiyordu. Bir öpücük iyi olurdu. Sevgilini susturmak için onu
öpmek romantik bir yoldu.
Ama Jihoon Bendisi öpemezdi. Bendisi kollarına alıp onu yatak odasına götürdü,
ve sonra evi terk etti.
Bendisi öpmedi. Onu öpmeye hakkı yoktu artık.
-=-=-=-=-=-=-=-
Jihoon onu yatağına koyup evden gittikten sonra Bahar daha fazla uyku rolü
yapmayı bıraktı. Çok uykusu vardı, yorgundu, ve en önemlisi karnındaki bebeğin
sağlığı için uyumalıydı. Ama uyumadan önce daha yapması gereken önemli bir iş
vardı.
“Alo?”
“Baba?”
“Bahar? Sen misin? Sesine ne oldu?”
“Bişey yok, baba.” diyerek öksürdü Bahar. “Sadece boğazım biraz ağrıyor.”
“Doktora gittin mi?”
“Baba, sadece kuru boğazım.” diye babasını yatıştırmaya çalıştı Bahar. “Baba,
benim için yapman gereken bir şey var.”
“Neymiş o?”
“Choi Corporation’da en çok stoku olan sensin, değil mi?”
“Evet, Seunghyun’un 49%, benim 51%.” diye bilgilendirdi babası.
“Tamam. Yarın ilk işin So Bendis’i firmadan kovmak. Bana daha fazla zarar
vermeden önce, ondan kurtulmalıyım. Firmada benim hakkımda bilgi araştıran oydu
bunca zaman. Ne kadar çok bulduğunu bilmiyorum. Tek yapabilceğim şey
Seunghyun’u ikna edemeyecek kadar az olması.”
“So Bendisin olduğunu nerden biliyorsun?”
“Elimde… elimde kanıt yok, ama umrumda değil. Bunu riske alamam! Seunghyun bunu
öğrenemez!”
“Bahar,” diye mırıldandı babasının derin sesi. “Seunghyun seni gerçekten
seviyorsa, başkalarının dediğine inanmaz.”
“Evet, ama problem şu ki; Seunghyun beni sevmiyor!” diye bağırdı Bahar
telefona. “Ama umrumda değil! Onun yanımda olmasını istiyorum sadece!”
“Kızım…”
“Baba, daha önce yaptıklarımı hiç soruşturmazdın benden. Şimdi başlama lütfen.
Senden sadece iki şey istiyorum.”
Babasının üzgün nefes alışını duydu telefonun diğer ucundan. “Ikincisi ne
peki?”
“Kwon Soohyo’dan kurtarmalısın beni. Ne yaparsan yap, birdaha karşıma çıkamayacak
derecede onu benden uzaklaştır.”
-=-=-=-=-=-=-=-
O gece, Pazartesi gecesi…
Bendis sarhoşca yatağında uyuyordu.
Jihoon kendi evine gidip yatak odasının en karanlık köşesine oturup düşünüyordu;
arkadaşlık ve aşkın arasında kalmıştı.
Jaejoong Çarşamba günü için planlarını gözden geçirip heyecandan uyuyamıyordu.
Soohyo bütün gece pirinç pastası yapmakla meşguldu, ama bütün emekleri çöpe
gitti, çünkü Soohyo’nun kafası karışık ve kalbi depresif olunca hiçbirşeye
konsantre olamıyordu.
Bahar sonunda yorgunluktan uyuya kaldı, ama her bir iki saatte gördüğü kabuslar
yüzünden uyanıyordu.
Seunghyun otel odasındaki yatağında oturuyordu ve karısını aramak için çok geç
olduğunu fark etti. Bütün gün Mr. Satou’nun dolu programına girmeye çalıştı ve
onun iyi yanına geçebilmek için hatta yine onunla içki içti. Sonunda Seunghyun
Mr. Satou’yu ikna edebildi ve adam onun anlaşmasını imzalamak için tatilini bir
gün erteleyeceğine söz verdi.
Yariı, Seunghyun Mr. Satou’yu ikna edebilmek için elinden geleni yapmalıydı. Bu
anlaşmanın çok önemli olduğunu biliyordu ve bu yüzden mutlaka Mr. Satou’ya
imzalattırmalıydı. Bu anlaşmanın bilyonluk değeri yanında, dahada büyük bir değeri
vardı aslında. Seunghyun Mr. Kim’e onunda iyi bir iş adamı olabilceğini
göstermek istiyordu; Baharın onunla gurur duymasını istiyordu.
Seunghyun zaten baştan beri iyi bir iş adamı değildi. Hazır elinde bu şans
varken, bunu kaçıramazdı. Bahar’ın gururlu gülümsemesini hayal etmek ona güç
veriyordu.
Çarşamba Seoul’a geri döndüğünde Baharı yine görecekti. Bahara Perşembe
geleceğini söylemişti ama ona süpriz olsun diye bir gün önceden gidecekti.
Bu geceliğine, Seunghyun otel odasında uyumalıydı… Bahar’ın rüyalarıyla.
Karısı Bahar.
Aşık olduğu kadın.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder