Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
30. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
30. Bölüm
Jihoon
ofisinde oturuyordu. Kafası eğikti ve Bendisin sabah gönderdiği mesaja
sekseninci kez bakıyordu o gün. Bendis’ten alacağı son mesaj olacaktı.
Ama Jihoon kararını vermişti. Uykusuz bir gece ve saatlerce düşünmekten sonra,
bir karara varmıştı. Bu kadar değerli bir arkadaşlığı aşka değişemezdi. Hem, So
Bendisi gerçekten sevdiğini kim söylüyordu ki? Kendini Baharı sevmemekte
zorladığı için Bendis’e aşık olduğunu düşünüyordu.
Bendisi gerçekten sevmiyordu. O hisler, her ne kadar güçlü olsalarda, azalacaktı.
Bahar’la beş yıldan beri arkadaştı. Bendisi ise çok daha kısa bir süreliğine
tanıyordu. Bu hisler güçlü olsa bile gidecekti.
Ve bu Jihoon’un hayatındaki en büyük yalandı.
Jihoon saate baktı. Kararını verdiğine göre, artık Bahara gidip Jeong Hoon’dan
bahsetmeliydi…
Tam sandalyesinden kalkıp ofisinden çıkmak isterken, sekreteri Seul Gi
içeri girdi.
“Mr. Joo?”
Jihoon yüzünü kaldırıp kapısında duran sekreterine baktı. “Ne var, Seul Gi?”
“Heebon’dan bir email aldım demin. Choi Corporation’da So Bendis’in yerini
dolduracak birini bulup bulmadığımızı soruyor.”
Jihoon sandalyesine birden dik oturdu ve ayaklarını yere bastı. “Ne? Neden?”
“Haberiniz yokmu? Mr. Kim bugün onu kovmak için Choi Corporation’a gitti.”
Jihoon, sekreterinin ona ‘nedenini’ anlatmasını beklemedi, çünkü nedenini çoktan
biliyordu. “Mr. Kim nerde şimdi?”
“Daha Choi Corporation’dan döneli on beş dakika oldu.” diye açıkladı Seul Gi,
Jihoon’a garipce bakarak.
Jihoon odadan dışarı koştuğunda Seul Gi neredeyse yere düşüyordu. Jihoon
asansörü beklemek için çok sabırsızdı, ve bu yüzden binanın en üst katına
merdivenlerden çıktı. Böyle bile asansör’den daha hızlı olabilirdi. Sinirinden
vücudunun performansıda yükseldi.
Mr. Kim’in ofisine kısa bir sürede vardı. Sanki Mr. Kim onu bekler gibi,
ofisinin kapısı açık duruyordu.
Jihoon öfkesini Mr. Kim’den çıkarıp ona bağırmaya hazırdı. Fakat pahalı ve lüks
ofise adım attığında kapı’da kalakaldı. Mr. Kim mahun masanın arkasında
oturuyordu, kafası eğikti ve gözleri üzgünce elinde oynadığı kaleme bakıyordu.
Önünde her bir köşesi kendi imzasıyla dolu bir kağıt vardı. Jihoon içeri girdiğinde
bile yüzünü kaldırıp ona bakamadı.
Atmosfer o kadar sıktı ki, neredeyse bıçakla kesilebilirdi ve aralarındaki
sessizlik onları boğuyordu. Jihoon kendi babası gibi sevdiği ve saydığı adama
hayatında ilk defa öfkeli gözlerle bakıyordu. Bu adama hiç böyle bakacağı aklına
bile gelmezdi. Ama adamın kızı yüzünden hiç ummadığı şeyleri bile yapar oldu.
Bahar’ın yüzünden.
Bu Mr. Kim’in suçu değildi. Bu Bahar’ın suçuydu. Ve Jihoon sinirini neredeyse
babası gibi sevdiği adam’dan çıkaracaktı.
Ellerini yumruk haline getirerek, Jihoon Mr. Kim’e sırtını döndü ve ofisten çıkmaya
hazırlandı.
“Jihoon.” diye durdurdu onu Mr. Kim’in yorgun ve kısık sesi. Jihoon olduğu
yerde kaldı; sırtı hala yaşlı adama dönüktü. Yorgun ses konuşmaya devam etti.
“Beni affet.”
“Bu…” diye başladı Jihoon soğuk bir sesle. “Bu senin suçun değil.”
Jihoon bunu dedikten sonra suçlu olanı bulmak için ofisten dışarı koştu.
-=-=-=-=-=-=-=-=-
Kapı’nın kilidi bir sert tekme ile kırıldı ve açıldı. Bunun korkutucu sesini
duyan herkes havaya atlardı şoktan. Ama Bahar rahatca koltukta oturup elindeki
dergiyi okumaya devam ediyordu.
Şok olmamıştı. Çünkü bunun geleceğini biliyordu.
“Kim Bahar!”
“Bana yeni bir kapı borçlusun,” dedi Bahar basitce, dergi’nin bir sayfasını çevirerek.
“Sende bana bir açıklama borçlusun! Bana zaman verecegini söylemiştin! Bana
bekleyeceğine söz vermiştin!”
“Söz mü verdim? Doğru hatırlıyorsam, sadece kafamı salladım. Kafa sallamanın değişik
anlamları olabilir: bir ‘söz’ olabilir… yada bir ‘yalan’ olabilir.” dedi Bahar
yüzünü bile kaldırmadan. Dergiden bir pasta tarifi ilgisini çekti.
Jihoon’un gözleri ateşle doldu ve o an içinden arkadaşını boğmak geldi. “Ama
haber vermeden öylesine babana Bendisi kovdutturamazdın!”
Bahar tatlıca gülümsedi. “Babamın bağlantıları sayesinde Kwon Soohyo’yuda
kovdutturdum. Ah, ama bir dakika… bunları sana söylememem lazımdı.” diye sırıttı
Bahar ateşli gözlerle ve sonunda yüzünü Jihoon’a çevirdi.
“Kahretsin!” Jihoon Baharı yakasından tutup koltuktan kaldırdı. Göz göze
geldiler. “Nasıl bu kadar bencil olabilirsin? Nasıl bu kadar kolayca başka
insanları kırabilirsin...?”
“Yoksa bunun kolay olmadığını mı düşünüyordun? Ah, Jihoon.” diyerek Bahar kafasını
salladı. “Birini kırmak o kadar kolayki! Birini sevmekten çok daha kolay!” diye
bağırdı Bahar ve Jihoon’u geriye iterek kendi ayakları üstünde durdu.
“Sen…”
“Onlar başlattı! Onlar önüme geçti! Kendi hayatlarıyla ilgilenselerdi, onlara
zarar vermezdim! Göz göze, Jihoon. Bu hep böyleydi, hep böyle kalacak.
Insanlara zarar vermezsen, onlar sana zarar verir!”
“Herşey göz göze hallediliyorsa, dünya kör olurdu!” diye bağırdı Jihoon.
“Öyleyse hep beraber kör oluruz! Onların bana zarar vermesine izin vermem!
Onların Seunghyun’u benden almalarına izin vermeyeceğim!”
“‘Ben’, ‘ben’, ‘ben’! Neden herşey hep senin üzerinde? Başka insanları düşünemez
misin?!”
“Kimi düşüneyim? Düşmanlarımı mı?!” diye bağırdı Bahar.
“Tamam, onları düşünmeyeceksen en azından babanı düşün!”
“Ne demek istiyorsun?”
“Eline telefonu aldın ve sanki pizza ısmarlar gibi, babana Bendisi kovmasını
emrettin! Hiç onun kendini nasıl hissettiğini düşünmüyor musun?” Jihoon’un
sinirden yumrukları titriyordu.
“Bana yardım etmek istiyor!”
“Emin misin? Demin ofisine gittim ve yüzünü kaldırıp benim gözlerime bile
bakamadı utancından! Yüzüme bile bakamadı hissettiği acıdan! Babanın
depresyonda olduğunu fark ettin mi? Bendisi kovmak onu nasıl pişman eder, hiç
düşündün mü? Benim Bendisi sevdiğimi ilk günden anladı ve bana zarar vermiş
gibi, kendini çok pişman hissediyor. Ve bana gerçekten zarar verdi! Onu sevdiği
birine zarar vermesine zorladın!”
“Saçmalama! Pişman değil ve depresif’te değil!”
“Sen nerden bilebilirsin? Hiç
bunu fark edecek kadar zaman ayırdın mı babana? Başkalarının duygularını düşünecek
kadar kendini düşünmeyi bıraktın mı hiç?!”
“Peki Kwon Soohyo Seunghyun ve benim beraber mutlu olduğumuzu anlamak için
kendini düşünmeyi bıraktı mı?!” diye geri bağırdı Bahar.
“Seunghyun’u ondan çaldın sen!” diye bağırdı Jihoon. Bu sözleri söylediği an
Bahar ona sert bir tokat attı. Şaşkın gözlerle, Jihoon’un yapabildiği tek şey
Bahar’a bakmaktı. Kendi elini kaldırıp yanağını elledi. Hem yanağındaki, hemde
kalbindeki acıyı sonsuza kadar unutmayacaktı.
Bahar’da kendi yaptıklarına şaşmış gibi bakıyordu, ama hemen yine sinirli
haline geri döndü. “Kapa çeneni! Kapa çeneni, anladın mı?!”
“Gerçek olduğunu biliyorsun! Senin üçüncü insan olduğunu biliyorsun! Kwon
Soohyo üçüncü teker değil, sensin! Ve benim gerçekleri söylememem için bana
tokat atıyorsun!” diyerek Jihoon yine sesini yükseltti.
“Umrumda değil! Önemli olan tek şey, Seunghyun’un benimle evli olması! Biz
beraber mutluyuz! Kwon Soohyo’nun onu benden çalmasına izin vermem!”
“Gerçekten mutlu musun?” Jihoon bağırmayı bırakmıştı. Bu sözleri fısıldayarak
söylemişti, ama Baharı her tür bağırmadan daha çok etkiledi.
Bahar derin bir nefes aldı ve rahatlamaya çalıştı. Kalp atışları hızlanmıştı ve
kendini boğulacak gibi hissediyordu. Yüzünü Jihoon’a kaldırıp ona acı gözlerle
baktı. “Anlamıyorsun, Jihoon.
Dün gece uyuyamadım. Sürekli… sürekli kabus gördüm. Seunghyunu… kaybettiğimi
gördüm! Onu kaybetmekten korktuğum için kabus görüyorum!”
“Hayır, Bahar.” diye mırıldandı Jihoon. “Onu kaybetmekten korktuğun için kabus
görmüyorsun. Yaptığın herşeye pişman olduğun için kabus görüyorsun. Bu hissettiğin
şey pişmanlik. Korku değil.”
“Hayır! Pişmanlık umrumda bile değil! Onu kaybetme korkusu kabuslarımın nedeni!
Bu kabuslardan kurtulmanın tek yolu Kwon Soohyo’dan ve ona yardım eden
herkes’ten kurtulmak! Adamlarımdan birini sarışın adamı araştırmakla
görevlendirdim. Nerde çalıştığını ve onun hakkında diğer herşeyi öğreneceğim.
Sonra ondanda kurtulacağım.” dedi Bahar kararlı bir sesle.
Jihoon en iyi arkadaşına baktığında kalbinin kırılmasını hissetti. “Bahar,
nolur böyle olma. Bu sen değilsin.”
Bahar Jihoon’un acıyan gözlerine sinirlice baktı. “Ben değil miyim? Bana hep
bencil ve acımasız diyen sen değil miydin? Benim nasıl olduğumu biliyorsun!
Istediğim herşeyi elde edebilirim! Ben her zaman kazanırım!”
“Kabuslarının nedeni bu değil!”
“Kapa çeneni! Daha güçlü olan kazanır! Ben Kwon Soohyo’dan daha güçlü, daha
zeki ve daha iyiyim! O kazanmayacak!”
“Kendine bir bak! Uyuyamıyorsun, doğru dürüst yemiyorsun! Hep paranoid’sin! Bu
hem senin için hemde bebeğin için zararlı! Onu bırakmayı artık öğren!”
“Kahretsin, kapa çeneni! Bana benim tarafımda olup olmadığını söyle! Bana yardım
edeceksen, senin kalmana izin veririm. Bana birşeyleri öğretmeye çalışacaksan,
o zaman hayatımdan defol!”
Jihoon önündeki çıldıran Bahara baktı. Onun korumak ve sarılmak istediği güçsüz
ve korku dolu kadını göremiyordu artık. Kim Bahar hiç değişmemişti. Hala, ve
sonsuza kadar, bir canavar kalacaktı. Jihoon Bahar’ın değiştiğine, Choi
Seunghyun’un Baharı değiştirdiğine inanacak kadar aptaldı.
Jihoon’un kavgaya devam edecek gücü kalmamıştı. Yumrukları bolaldı ve elleri
cansızca yan taraflarına indi.
“Sana yardım etmeyeceğim.” diye fısıldadı. Kendi sesi ona yabancı geliyordu.
Eğik kafa ve hayal kırıklığıyla yüklü omuzlarla Bahara sırtını döndü ve ev’den
dışarı çıktı.
Bahar yüzünü kaldırıp en iyi arkadaşının gidişine bakamadı. Kafası ağrımaya başladı
ve ev çok sıcak olduğu halde, Bahar kendini çok soğuk hissetti. Kendini çok yalnız
hissediyordu.
Ama bu önemsizdi. Jihoon’un ihanetinin onu üzmesine izin vermezdi. Asla.
Koltuğa geri oturdu ve masadan bir gazeteyi kenara çekip altındaki dosyayı
eline aldı. Dosya babasının adamları tarafından uydurulan sahte kanıtlarla
doluydu. Bahar bu kanıtların kendisine gönderilmesini istemişti. Bunları gözden
geçirip kusursuz olduklarından emin olmalıydı. Kwon Soohyo’yu hapise attıracak
kadar kusursuz olmalılardı.
Ve gerçektende kusursuzdular.
Şimdi yapacağı tek şey bunları babasına verip planının gerisini ona bırakmaktı.
Planın çalışacağından emindi. Jihoon ona karşı gelip ona engel olursa, o zaman…
Bahar ondanda kurtulabilirdi.
Bunları düşünmek istemiyordu.
Bahar masadan ev telefonunu eline alıp bir numara çevirdi.
“Alo?”
“Baba? Evime gelebilir misin? Seninle konuşmalıyım.”
-=-=-=-=-=-=-=-
Jihoon kendine dönmesini… Bahar’a geri dönmesini söyledi. Ama geri dönüpte ne
yapacaktı?
Baharın Bendisi ve Soohyo’yu kovmakta kalmayacağını biliyordu. Daha fazlasını
yapacağından emindi. Onlara bu kadar basit işkence yapmazdı. Jihoon geri dönüp
ona engel olsa daha iyi olmaz mıydı?
Yada Baharın tarafını seçip, ona geri dönüp ve Jeong Hoon’dan mı bahsetseydi?
Seunghyun’un yarı geri döneceğiniden haberi varmıydı Baharın? Kesinlikle haberi
olmayan birşey vardı, oda Jaejoong’un Jeong Hoon’u geri getirme planıydı.
Jihoon söylemese, hiçbir zaman bilmeyecekti.
Ama Jihoon ona anlatmayacaktı. Bırak gitsin. Jeong Hoon’un Seunghyun’la konuşmasına
izin verecekti Jihoon. Seunghyun artık anlasın. Baharla sonunda konuşsun.
Jihoon kendi keyfine bakarken, Seunghyun ve Bahar arasında kıyamet kopsun.
Umrunda değildi.
En iyi çözümdü bu: herşeyden uzak durmak.
Jihoon gaza bastı ve hız limitini aştı. Sağa giden yolu seçip eve gitmek
yerine, sola döndü.
Bahara geri gidip anlatmak mı? Asla!
Yada Bendise gidip ona Bahara planını anlatmadığını söylemek mi? Belki Bendis
onu affederdi.
Ama Jihoon kendini affetmezdi. Öyle yada böyle birini sırtından vuracaktı… yada
kimseyi vurmayacaktı. Ama yinede ikisinide kaybedecekti.
Araba hızlandı ve elleri direksiyonu dahada sıkı tuttu. Nereye gittiğini
bilmiyordu, ama önemlide değildi zaten.
Yarım saat sonra, Seoul’u terk ettiğini gösteren bir levha gördü ve iki saat
uzakta olan bir şehire yaklaştığını gösterdi.
Harika.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder