15 Mayıs 2011 Pazar

Fallen Angel (3. Bölüm)

3. Bölüm





Seunghyun büyük firma’dan çıkıp karanlık yollara daldı. Bütün gününü çalışarak
geçirmişti, bütün işciler gittikten sonra bile o kalıp çalışmaya devam etmişti.
En az önündeki üç günün işini bitirmişti ve sonunda meşgul olmaya çalışmayı bırakmıştı.

Saate baktığında günün bitmek üzere olduğunu fark etti ve yine aşkına gitmek
istedi. Dün gece saklandığı gölgelere dönmek istiyordu, ama dışarıdaki yağmur
bunu engelleyecek gibi görünüyordu.

Sinirinden seslice küfür ettiğinde yağmur dahada sert yağmaya başladı sanki onu
duymuş gibi. Tam firma’dan çıkıp yağmurlu yola adım atmak isterken, ona doğru
elinde şemsiyeli koşan gölgeyi gördü.

Seunghyun’un yanına geldiğinde durdu ve şemsiyeyi kaldırıp melek yüzünü
gösterdi. “Merhaba, şemsiyeni getirmeyi unuttuğunu düşündüm, bu yüzden seni
almaya geldim.”

Refleks olarak Seunghyun ona teşekkür etmek istedi, ama son anda kendini geri
tutup Bahar’a sırtını döndü. Elleri cebinde sinirli bir ifadeyle boşluğa bakıyordu,
sanki karısıyla bir şemsiye’yi paylaşmak yerine yağmurun bitmesini tercih eder
gibi.

“Şey… sana başka bir şemsiye daha getirdim, benimle paylaşmak zorunda kalma
diye.”

Seunghyun şaşkınca Bahar’a döndü. Bahar bir melek gibi gülümsüyordu. Sonra
elindeki açık şemsiye’yi Seunghyun’a uzattı. Hala şaşkın bakan Seunghyun bir
söz demeden şemsiye’yi aldı eline.

Sonra Bahar ona sırtını döndü ve diğer şemsiyesini açtı. Seunghyun’dan bir adım
geriye gitti ve aralarında büyük bir boşluk oluştu.

“Gitmeye hazır mısın?” diye sordu gülümseyerek.

Seunghyun ve Bahar’ın gözleri birbirine baktı, ve Seunghyun hemen yüzünü çevirdi.
Yoluna bakarak yürümeye başladı.

Karısı arkasından yürüdü. Yol o kadar genişken yanında değilde arkasından
yürüdü.

Yolda hala bir kaç araba vardı ve Seunghyun’un arabası araba parkındaydı. Sessizce
ikiside kırmızı ışığın yeşil olmasını bekledi.

Seunghyun şemsiyesinin kenarını biraz kaldırıp karısının yüzüne baktı. Melek
yüzü çok üzgün görünüyordu.

Bahar Seunghyun’un yanında normal ve sevimli mi davranıyordu? Seunghyun bakmadığında
kendi düşüncelerine dalıp üzgün müydü? Oda mı babasının kontrolü altındaydı ve
onun dediklerini yapmak zorundaydı? Bu yüzden mi üzgündü?

Ondan sonraki olaylar Seunghyun tepki veremicek kadar çabuk oldu. Yağmur
damlalarının şemsiyesine karşı vuruşlarından daha yüksek bir korna sesi,
sonrada bir çığlık duydu Seunghyun. Bahar ve o aynı anda kafalarını kaldırıp
olaylara bakıyordular.

Ama Bahar’ın tepkisi çabuk gelmişti. Hemen elindeki şemsiyeyi yere fırlattı ve
yolun ortasına koştu. Nerdeyse ıslak yolda düşüyordu.

Seunghyun Bahar’ın kornayı çalan hızlı arabaya koşup önünde küçük bir çocuğu
itmesini korku dolu gözlerle izledi. Saniyeler sonra hızlı arabadaki (büyük
ihtimalle sarhoş) adam arkasına dönmeden arabayı sürmeye devam etti. Bahar ve
küçük çocuk ise yolun öbür kenarında yatıyorlardı.

Seunghyun hemen yanlarına koştu ve Bahar’ın küçük çocuk yaralanmaması için ona
sıkıca sarıldığını gördü. Hemen sonra bir kadın onlara doğru koştu ve Bahar’a oğlunun
canını kurtardığı için teşekkür etti.

Bahar sol tarafına düşmüştü, ve sert asfalt yanağını çizip kanatmıştı. Ayrıca
sol omzunu kaplayan ceket’te yırtılmıştı. Sırılsıklam olmuştu yağmur’dan ve
giyisileri çamur içindeydi ama yinede gülümsüyordu ayağa kalktığında.

“Önemli değil,” dedi Bahar kadına. Sonra ağlayan çocuğa egildi ve Seunghyun eğilirken
acı çektığini gözlerinden anladı. Yinede çocuga tatlı bir sesle konuştu, “Önce
sağına soluna bak, ondan sonra yoldan yürü. Bak anneni çok üzdün.”

Küçük çocuk gözyaşlarını sildi ve kafasını sallayarak Bahar’ın dediklerini
onayladı. Sonra annesine döndü, “Özür dilerim annecim.”

Bahar çocuk annesine sarıldığında gülümsedi. Seunghyun bu gülümsemeyi sevmişti.
Kadın bir kaç kere daha teşekkür ettikten sonra, çocuğuyla onlardan ayrıldı.

Seunghyun bir ses çıkarmadan orda duruyordu, şemsiyesini Bahar ve kendi
üzerinde tutuyordu. Bahar çocuğu kurtarmak istediğinde kendi şemsiyesini yolun
öbür tarafında bırakmıştı.

“Teşekkür ederim,” dedi Bahar gülümseyerek. “Hemen kendi şemsiyemi alıyım,
sonra gidebiliriz.”

“Hayır, boşv…” diye başladı Seunghyun, ama Bahar yine yağmurun altında yolun diğer
tarafına topal gibi yürümeye başlamıştı. Seunghyun onun kendi şemsiyesini alıp
yine karşıdan karşıya geçmesini izledi.

“Tamam, gidebiliriz.” dedi Bahar.

“Hastane’ye gitmek ister misin? Yaralanmışsın.” dedi Seunghyun. Bahar
Seunghyun’un ona ikinci kez konuştuğuna sırıtıyordu küçük çocuk gibi.

“Iyiyim,” dedi Bahar. “Benim için endişelenmene gerek yok.”

Endişelenmek mi? Choi Seunghyun bir Kim için endişeleniyor muydu? Bu Seunghyun’u
sinirlendirdi.

Bu yüzden yine ‘umrumda-değilsin’ maskesini yüzüne taktı ve araba parkına doğru
yol aldı. Bahar arkadan onu takip ediyordu.

-=-=-=-=-=-=-=-

Ikiside ayrı arabalarda gitmişlerdi. Bahar Seunghyun’un arkasından sürmüştü,
sanki ona dikkat eder gibi. Seunghyun Bahar’ın bu kadar iyi kalpli ve sevimli
olmasından nefret ediyordu… çünkü kendi etrafında kurduğu duvarların yavaş yavaş
yıkıldığını hissedebiliyordu.

Bu yüzden gaza basmıştı, hız limitini aşmıştı ve kırmızı bir lamba’yı geçmişti.
Bahar şimdi kırmızı lambanın yeşil olmasını bekliyordu.

Şimdi ise Seunghyun evin park yerinde arabasının içindeydi, ve Bahar’ın
gelmesini bekliyordu. On dakika sonra, Bahar hala gelmedi.

Bu kadar uzun sürmesi imkansızdı. Öyleyse nerdeydi?

On beş dakika sonra, Seunghyun dertlenmeye başladı. Evet, Choi Seunghyun bir
Kim’i merak ediyordu.

Ama bu Kim başkaydı. Seunghyun’u acıtmak için hiçbir şey yapmıyordu. Babası bu
işlerin başıydı, o değil. Aksine, Kim Bahar çok sevimli ve iyi bir insandı. Bir
saniye bile düşünmeden bir çocuğun hayatını kurtarmıştı, giyisilerinin batmasını
ve ateşinin çıkmasını göze alarak. Bu yüzden babasının yaptığı şeylerden dolayı
ona kötü davranmak doğru değildi.

Kesin oda babası tarafından zorla evlendirilmişti! Belki onunda bırakmak
zorunda kaldığı bir sevgilisi vardı? Kim bilir? (Yazar bilir, nyahahaha xD)

Babası kesin ona iyi davranmıyordu, ona sevgi vereceğine tonlarca para
veriyordu. Bütün kötü zengin iş adamları böyle değil miydi?

Seunghyun saatine baktı. On altı dakika geçmişti şimdi, ve Bahar hala ortalıkta
yoktu.

Seunghyun kaşlarını çattı ve arabasını park’tan çıkarıp ev’den ayrıldı. Ev’den
firma’ya doğru bütün yolu geri sürdü.

Sonra Bahar’ın arabasını bir yolun kenarında gördü, ama ışıkları açık değildi.
Yağmur yüzünden arabanın içine bakamıyordu, bu yüzden kendi arabasını durdurup
yine şemsiyeyi eline almak zorunda kaldı.

Araba’ya yaklaştı ve cam’dan içeri baktı. Bahar oturmağa yaslanıyordu ve
gözleri kapalıydı, ama kaşlarının çatışından çok acı çektiği belliydi. Onun düşüşü
Seunghyun’un sandığından daha çok mu yaralamıştı onu?

Aslında, Seunghyun ona hiç dikkat etmiyordu ki. Böyle birşeyin gözünden kaçması
beklenir birşeydi.

Kalp atışları arttı, ve Seunghyun hemen cama vurdu. Bahar kıynaşmadı. Dahada
sert vurdu ve bağırmaya başladı, “Kim Bahar! Kim Bahar! Aç kapıyı!“

Sonunda, Bahar’ın gözleri yavaşca açıldı ve yüzünü ona döndürdü. Çok yorgun ve
kötü görünüyordu. Kapıların kilidini kaldırdı.

Seunghyun hemen kapıyı açtı ve elini Bahar’ın alnına bastırdı.”Iyi misin? Neren
acıyor? Seni hastaneye götüreyim!”

“Hayır, hayır, sadece yorgunum. Uykum gelmişti, o yüzden biraz kenara çektim
arabayı. Kendimi yine iyi hissedebiliyorum, arabayı sürebilirim.”

Seunghyun başını döndürüp kendi arabasına, sonra yine Bahar’a baktı. “Yavaş ve
dikkatli sür. Ben arkandan sürcem. Sadece bir kaç cadde kaldı eve kadar. Bunu
yapabilir misin?”

Bahar gülümsedi ve kafasını sallayarak onayladı. “Teşekkür ederim.”

Seunghyun çok meraklı bakmamaya çalıştı ve kapıyı kapatarak kendi arabasına
döndü. Bahar’ın arabasının peşine takıldı ve Bahar’ın hız limitini birden aştığını
fark etti. Çok hızlı sürüyordu.

Yorgundu ve yinede bu kadar hızlı mı sürüyordu? Neden? Eve gidip uyuyabilmesi için
mi? Bu kadar hızlı sürerse ancak mezara hızlı gidebilirdi!

Evin parkina geldiklerinde Seunghyun arabasından çıkıp Bahar’ın arabasına
yürüdü sinirlice. “Ne kadar hızlı gittiğinin farkında mısın? O ıslak yollarda
direksiyonu kontrol edebilmek çok zordu! Ya bir kaza olursa?!” diye bağırdı.

Bahar üzgünce kafasını eğdi. “Özür dilerim. Biliyorum bana yavaş ve dikkatli
sürmemi söyledin. Ama çok geç oldu ve seni boş yere oyalamak istemedişim için çabuk
gittim.”

Seunghyun için gaza basmıştı. Seunghyun’u oyalamak istemediği için.
Seunghyun’da ona sinirlice bağırmıştı.

Sinirinden saçını dağıttı. “Özür dilerim.”

Bahar bunu duyunca yüzünü şaşkınca yine Seunghyun’a çevirdi. Ona tatlıca
gülümsedi ve Seunghyun’un yine karnı ağrımaya başladı. Bahar başkalarını pişman
hissettirmesinde bir numaraydı. “Özür dilemene gerek yok. Zamanını aldığım için
ben özür dilemeliyim. Şimdi gidip yatsan iyi olur, bütün gün çok çalıştın, yorgunsundur.”

Seunghyun ona yardım etmek istiyordu ve onunda yatmasını söylemek istiyordu,
ama söz bulamadı. Kendini rahatsız hissediyordu Bahar’a böyle davranınca, ve
gururu hala Bahar’dan nefret etmediğini anlamak istemiyordu.

Bir kelime söylemeden, dönüp eve girdi ve Bahar’ı geride bıraktı.

-=-=-=-=-=-=-=-

Seunghyun ofisinden çıktı ve merdivenlerden aşağı indi. Misafir tuvaletinde duş
aldı ve ofisindeki giyisilerden bir set alıp giyindi.

Kendini bu sabah iyi ve canlı hissediyordu. Mutfağa girdiğinde Bahar’ı görmeye
hazırlandı.

Ama Bahar ortalıkta yoktu.

Seunghyun şaşkınca bir kaşını kaldırdı. Dün gecenin olayları Bahar’ı söylediğinden
daha çok yaralamıştı demek. Seunghyun yine merdivenden çıkıp yatak odasına
gitti. Kapı kilitliydi.

“Içerde misin?” diye sordu Seunghyun ve kapı’ya vurdu.

“İyiyim, teşekkür ederim.” diye cevapladı yırtık ve yorgun bir ses. Seunghyun
onu duyabilmek için kapı’ya dahada yaklaşmak zorunda kaldı.

“Emin misin? Doktor’a gitmek ister misin?” diye sordu Seunghyun.

“Iyiyim,” dedi aynı yorgun ses.

“Peki.” Seunghyun kapı’ya sırtını döndü, ama ileri bir adım atamadı. Içindeki korku
çok büyüktü. Hemen yine kapıya döndü ve sertce vurdu. “Kapıyı aç çabuk!”

“Iyiyim,” diye tekrarladı Bahar.

“Sesin ama hiç ‘iyi’ gelmiyor! Çabuk kapıyı aç!” diyerek kapı’ya vurmaya devam
etti Seunghyun.

“Lütfen git. Iyi olurum.”

“Kapıyı açmazsan, kırarda girerim!” diye bağırdı Seunghyun. Tepme atmaya hazırlanıyordu.
Tam vurmak istediği an, Bahar kilidi çevirdi.

Kapıyı açtı ve Seunghyun’a gülümsedi sanki birşey olmamış gibi. “Özür dilerim,
birşeye mi ihtiyacın vardı? Aç mısın? Sana kahvaltı yapabilirim.”

Bahar’ın soluk yüzünü görünce Seunghyun’un kalbi sıkıştı; meleğin ateşi vardı.
Dün yere düştüğünde yanağında açılan yara, şimdi bembeyaz teniyle bir kontrast
yapıyordu.

“Bu halinle kahvaltı mı hazırlicaksın?” diye sordu Seunghyun sinirlice. Kapıyı
sonuna kadar açtı ve Bahar’ı omuzlarından tutup yatağın üstüne itti. “Uzan.”

“Ama kahvaltın…”

“Pis virüsünle kahvaltımı mahfedersin sonra bende hasta olurum. Bunu mu
istiyorsun?” diye bağırdı Seunghyun ve gözlerini çevirdi. Ama Bahar’ın üzgün yüzünü
görünce ona bağırdığına hemen pişman oldu.

Daha fazla konuşmadan, Bahar’ı yatağa uzattı ve üstünü yorgan’la örttü. Sonra
bir havlu ve su getirmek için aşağı indi.

Geri geldiğinde, Bahar yatağında değildi.

“Bahar!” diye bağırdı sinirlice ve suyu masa’ya koydu. “Nerdesin?!”

Yatak odasının içindeki tuvaletten gelen sesleri duyunca sustu. Hemen oraya içine
koştu ve Bahar’ı tuvaletin yanında yere yayılmış bir halde gördü. Kusmuştu!

Seughyun hemen yanına çömeldi ve Bahar’ı tuvaletten ayırdı. Bahar kafasını
Seunghyun’un göğsüne yasladı ve baygın halde mırıldamaya başladı. “Lütfen
gitme, lütfen.”

“Bahar,” Seunghyun karısını omuzlarından salladi hafiften.

Gözleri kapalıydı ve Bahar mırıldamaya devam etti. Güçsüz elleri Seunghyun’un
yakasını tuttu.

“Lütfen gitme.”

Seunghyun Bahar’ın kapalı gözlerinden akan yaşları görünce şok oldu. Fark
etmeden, kollarını karısının etrafına sarmıştı sıkıca. “Kimse gitmiyor, merak
etme.” diye fısıldadı.

Kollarını güçsüz kadının altına koyup onu yukarı kaldırdı. Bahar’ı yatağın
üstüne koydu ve sonra geri gidip tuvaleti saldı. Yatak odasına geri geldiğinde Bahar
yatağın üzerinde titriyordu.

Seunghyun çekmecelerde daha çok baddaniye aramaya başladı, ama hiçbir şey
bulamadı. Sadece pahalı aksesuarlar vardı. Son çekmecede bir kutu dolusu eski
oyuncak buldu.

Büyük bir kadının oyuncaklarla ne işi vardı?

Seunghyun’un bunu düşünmek için zamanı yoktu. Bahar’ın ne kadar soğuk oldugunu
mırıldadığını duyunca hemen yine yatağa koştu. Yatağın üzerine uzandı ve
Bahar’ı kollarına alarak yorganı ikisinin etrafına sardı. Vücut sıcaklığı her
tür yorgan’dan daha iyidir.

“Uyumaya çalış, uyuduktan sonra daha iyi olursun.” diye fısıldadı Seunghyun
Bahar’ın kulağına.

“Uyuyamam… uyursam beni bırakıp… gidersin…” Bahar’ın alnında ter oluşmuştu.

Seunghyun teri eliyle sildi. “Uyu; Gitmiceğime söz veriyorum.”

“Söz…” diye fısıldadı Bahar. Tamamen uyuyasıya kadar tekrar tekrar bu kelimeyi
söyledi.

Seunghyun Bahar’ın sıcak nefesini boğazında hissedebiliyordu. Elleriyle Bahar’ın
kollarını okşadı, biraz daha sıcaklık hissetsin diye.

Seunghyun odada etrafına bakındı ve ilk defa oda’yı gördüğünü anladı… karısı
ile paylaşcağı oda.

Karısı.

Baştan beri kötü davrandığı, ve şimdi kollarında tuttuğu masum kadın.

Seunghyun oda’nın diğer tarafındaki büyük ayna’ya baktı ve refleksiyonlarını
gördü. Yatakta birbirlerine sarılıyorlardı.

Yüzünü eğdi ve Bahar’a baktı. Karısı’nın renksiz yüzü onu endişelendiriyordu.

Bahar’ın acı çekmesi Seunghyun’u korkutuyordu. Ama asıl korktuğu şey Seunghyun’un
artık Kim Bahar’dan nefret edememesiydi.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder