15 Mayıs 2011 Pazar

Fallen Angel (4. Bölüm)

4. Bölüm





Seunghyun
gözlerini açtı ama yinede karanlık gördü. Perdelerin arasındaki boşluk’tan ayın ışığı içeri
giriyordu. Gece olmuştu. Uyuya kalmıştı.

Bahar kollarında değildi.

Seunghyun üzerindeki yorganı çekti ve yataktan kalktı.

Oda’nın köşesinden gelen küçücük bir ışık ilgisini çekti. Nerdeyse sönmüş bir
ışıklı gece lambasıydı. Işığın etrafındaki plastik kaplama yunus balıklarıyla
süslüydü.

Bu çocuksu gece lambası Seunghyun’a dün gördüğü oyuncakları hatırlattı. Bunların
hepsi Baharın mıydı?

Bahar nerdeydi?

Seunghyun Baharı aramak için oda’dan dışarı koştu.

“Bahar!” diye bağırdı merdivenlerden inerken. Dışarıdaki bahçe’de oturan
gölgeyi görünce sustu.

Seunghyun sessizce kapıyı açtı ve soğuk havaya çıktı. Ilk başta Bahar’ın dışarıda
olmasına kızgındı, ama dahada yaklaştığında bir şal ve kalın bir ceket giydiğini
fark etti.

Hollywood salıncağında oturuyordu, yüzü gökyüzüne doğru çevirikti ve gözleri
kapalıydı. Ay ışığı yüzünü aydınlattı ve onu olduğundan dahada güzel gösterdi.

Seunghyun ona yaklaşırken fark etmeden bir dal’a basıp Bahar’ın ona korkarak
dönmesine sebep oldu.

Büyük gözlerle ona bakıyordu, ama Seunghyun’un olduğunu anlayınca rahatladı.
“Ah, senmiydin. Buraya geldiğini duymadım.”

Seunghyun kendine sinirliydi, ama Bahar ona sinirli olduğunu düşündü.

“Yanlış birşey mi yaptım yine?” diye sordu pişman bir sesle. “Özür dilerim.”

“Neyi yanlış yaptığını bilmeden neden özür diliyorsun? Yada yanlış birşey yaptığını
bilmeden?” diye sordu Seunghyun. Bahar’la arasında büyük bir boşluk vardı.

“Normalde hep benim suçum oluyor.” diye gülümsedi Bahar üzgünce.

Seunghyun ona bunun ne demek olduğunu sormak istiyordu. Onun üzgün
gülümsemesinin nedenini sormak istiyordu. Dün akşam ona ‘gitme’ demesinin
sebebini sormak istiyordu.

Ama sormadı. Bunlar onu ilgilendirmiyordu.

“Seunghyun-sshi,” diye başladı Bahar. Seunghyun ona baktı. “Yanıma oturmanı
isteyebilir miyim?”

Seunghyun Bahar’ın heyecanlı gözlerine baktı. Sanki Seunghyun’un reddetmesi onu
öldürcekmiş gibi görünüyordu. Ama Seunghyun’un içinde bir his Bahar’ın
reddedilmekle yabancı olmadığını söylüyordu… babasının kızı olarak.

Sessizce, Seunghyun Bahar’ın yanına oturdu Hollywood salıncağına, ama yinede
aralarında biraz boşluk kaldı.

“Teşekkür ederim,” diye gülümsedi Bahar. Bu sefer gülümsemesi daha doğal, daha güzeldi.
Yine yüzünü gökyüzüne çevirdi.

Etraflarında hafif bir rüzgar esti ve Seunghyun’un saçları diken diken oldu soğuktan.
Bahar’a dahada çok hastalanmaması için içeri gitmesini söylemek istiyordu. Ama
Bahar önce konuştu.

“Seunghyun-sshi,” diye başladı. Hala gökyüzüne bakıyordu. “Arkadaş olabilir
miyiz?”

Bu soru Seunghyun’u çok şaşırttı. Bahar’ı masum kalpli bir küçük çocuk olarak
hayal etmek hiçte zor değildi.

Yine rüzgar esti ve Bahar’ın saçlarını dağıttı.

“Yağmur yağcak gibi görünüyor. Içeri gir.” dedi Seunghyun soğuk bir sesle.

Bahar ona dönüp üzgünce gülümsedi. Sonra Seunghyun’un sözlerini onaylayarak
kafasını salladı ve ayağa kalktı. Ama tam kalktığında, güçsüz dizleri titreyip
öne doğru düştü.

Seunghyun hemen kalkıp Bahar’ı tutmaya çalıştı ama Bahar düşerken Seunghyun’un
ellerine değilde salıncakın demir kollarına tutundu. Ayakta durmayı başarabildi.

Seunghyun bunu hiç beğenmemişti.

“Ben… ben iyiyim.” diye mırıldadı Bahar. Zorla gülümsedi ve Seunghyun’a baktı,
“Seni rahatsız etmek istemem.”

Seunghyun bir süre öyle baktı durdu. Sonra derin bir nefes alıp konuştu, “Arkadaşlar
birbirini rahatsız eder.”

-=-=-=-=-=-=-=-

“Kendini nasıl hissediyorsun?”

“Çok daha iyiyim, teşekkür ederim.” diye çocuk gibi güldü Bahar.

“Emin misin? Iki gün önce kendi ayaklarının üstünde bile duramıyordun.” dedi
Seunghyun.

“O gece bütün gün yemek yemediğim için kendimi ayakta tutamıyordum. Şimdi çok
daha iyiyim, hepsi senin sayende.” diye rahatlattı Bahar.

“Yanağın nasıl?”

Bahar yanağını elledi. “Sadece küçük bir yara. Hiçbir zaman bir koca bulmamı
engellemez sanırım.” diye şakalaştı Bahar ve güldü.

Seunghyun gülümsedi. Önce, Bahar arkadaş olmak istemişti. Şimdi sanki hiç evli
değillermiş gibi konuşuyordu. Sanki daha koca bulcak bir kadın gibi konuşuyordu.

Bu Seunghyun’un onun etrafında rahatlamasını sağlıyordu. Seunghyun Baharın’da
bu evlilik işini zorla kabul etmek zorunda kaldığını anladı. Ve belki, bir gün,
firma’nın durumu daha sağlam olursa, Bahar bir yolunu bulup birbirinden boşanmalarını
mümkün edebilirdi.

“Ne yemek istiyorsun bugün? Ben yaparım.”

“Hayır, sen yeni firma’dan geri geldin. Dinlenmen lazım.”

“Orda oturup sadece bir kaç kağıt okudum,” dedi Seunghyun ve yatağın kenarına
oturdu.

“Gerçekten mi? Neden?”

“Ya gerçek şu ki… ben hiç bu tür işlerle ilgilenmedim. Ama babamın hastalığı
yüzünden birden bu iş dünyasına girmek zorunda kaldım ister istemez. Aslında hiç
sevmiyorum bu tür işleri.”

“Özür dilerim,” diye mırıldadı Bahar.

“Özür dilemene gerek yok. Sende kesin bu tür işleri sevmiyorsundur.”

Bahar gülümsedi. “Neden böyle düşünüyorsun?”

Seunghyun omuzlarını salladı. “Bilmem. Belki seni çok iyi okunabilen bir insana
sandığım içindir. Çok basit ve masumsun. Senin gibi bir arkadaşım olduğundan
mutluyum.”

Bahar sırıttı. “Teşekkür ederim! Bende senin gibi bir arkadaşım olduğundan çok
mutluyum!”

Seunghyun güldü ve Bahar’ın saçını dağıttı. “Sen dinlenmeye devam et. Ben yemeği
hazırlarım.”

Bahar Seunghyun’un oda’dan çıkmasını izledi. Yüzünde mutlu bir gülümseme vardı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder