Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
31. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
31. Bölüm
“Bahar?‘
“Seunghyun? Sesin çok yorgun geliyor,” diye konuştu Bahar telefonuna. Gözleri
duvardaki saate kaydı ve saatin 10 olduğunu fark etti.
“Şimdi yatsam sanki bir hafta uyuyabilirim gibi geliyor bana.” diye güldü
Seunghyun. Bahar bu sesi çok özlemişti.
“Öyleyse git uyu.”
“Hala anlaşma üzerinde çalışmalıyım. Anlaşmamı dahada iyi yapabilmek için bütün
gün Tokyo’da Mr. Satou’nun iş ortaklarıyla görüştüm. Bütün gün hazırlandım ve çalıştım.
Yarın anlaşmayı ona suncam, ve iyi giderse, hemen imzalayacak.”
“Kendine iyi bak.” diye mırıldandı Bahar dertli bir sesle.
Bahar Seunghyun konuştuğunda dudaklarındaki gülmsemeyi sanki duyabiliyordu.
“Ben geri gelince sen bana bakarsın artık.”
Bahar gülümsedi. Birşey söylemek için ağzını açtı, ama ne diyeceğini
bilmiyordu. “Seunghyun…”
“Sana Perşembe sabahı geri döneceğimi söylemek için aramıştım aslında. Ama beni
almaya gelmeli değilsin çünkü kendi arabamla gittim hava alanına. Arabam hala
ordadır. Sadece eve geri geldiğimde kocaman bir yemek hazırlamış ol.”
“Emin misin? Uçaktan inince yorgun olursun. Seni almaya gelebilirm. Arabanı
almak için başka bir gün geri gidebiliriz.”
“Hayır, kendim gelirim. Sen evde beni bekle yeter.” diyerek esnedi Seunghyun.
Baharın bilmediği şey ise, Seunghyunun bir gün erken geleceğiydi. Seunghyun ona
süpriz olsun diye bir gün erkenden eve gelecekti ama Bahara Perşembe günü
geleceğini söylemişti.
Bunu duyunca Bahar onun daha fazla uyumamasına sebep olmak istemedi. “Git uyu,
Seunghyun.”
“Sen uyuyor musun?”
“Uyumak üzereyim.” diye yalan söyledi Bahar. Uyuyamayacağı kesindi. Kabuslardan
çok korkuyordu.
“Sana ninni söylememi ister misin?”
Bahar yine gülümsedi. “Ama uykun var.”
“Olsun. Telefonunun sesini aç ve sonra yatağına gir.” dedi Seunghyun ve Baharın
dediklerini yapması için biraz sustu. “Hazır mısın?”
“Evet,” diye cevapladı Bahar ve yorganı üzerine çektı.
“Tamam, uzun süredir şarkı söylemedim. Yani kötüyse eleştirme.”
Bahar kafasını sallayarak gülümsedi. “Kötü söylesen bile benim kulaklarıma çok
hoş gelir.”
Seunghyun diğer taraftan güldü ve Bahar bu sesi kaydetmek istedi. “Ne zamandan
beri böyle romantik oldun? Neyse, gözlerini kapa. Telefonu kulağının yanına
koy. Ben telefonu kapatınca seninde telefonun kapanır. Şarkıyı bitirince kapatırım.
Umarım ben bitiresiye kadar uyumuş olursun.”
“Tamam,” dedi Bahar ve Seunghyun güzel
sesiyle şarkı söylemeye başladı.
Dudaklarında gülümsemeyle Bahar vücudunu örten yorganı kenara çekti ve
telefonunu karnının üzerine koydu.
Gözleri yavaşca kapandı ve sonunda uyudu. Seunghyun’un gittiği günden beri
kabussuz geçirdiği ilk geceydi.
-=-=-=-=-=-=-=-
“Ben Jeong Hoon’u terminalinden almaya gideceğim. Sen ve Bendis Choi
Seunghyun’u bulun ve Kim Bahar ona ulaşamadan onu alın gidin.” diye açıkladı
Jaejoong Soohyo’ya. “Choi Seunghyuna herşeyi anında söyleyin. Beni dinlemeyeceğinden
eminim, ama seni kesin dinler.”
“Kim Baharın bizim planımızdan haberi olup olmadığını daha bilmiyoruz.” dedi
Bendis. Pazartesinden beri Jihoon’dan bir mesaj yada bir arama almamıştı… ama
beklemenin anlamı yoktu zaten.
Belki Jihoon’un Bahara anlatmadığını umuyordu. Bendis ya aptaldı… yada hala
deli gibi aşıktı. Aşk aptal yaratır.
“Bu yüzden Jihoon’dan hızlı davranıp ilk siz Seunghyun’u bulmalısınız.” diye
cevapladı Jaejoong. “Hava alanının alt katında bir kafeterya var. Planımızı
bilseler bile, hava alanında kalıp kafeteryada konuşcağımızı düşünemezler.”
“Iyi misin?” diye sordu Bendis Soohyo’ya. Soohyo sabahtan beri birşey söylememişti.
Soohyo düşüncelerinden uyandı ve Jaejoong ve Bendise baktı. “Evet, yiyim.”
Tam o anda, Bendis’in telefonu çaldı. Bir anlığına umutluca telefonuna baktı.
Soohyo ve Jaejoong ona dikkatlice bakmasalardı, umutlu bakışının üzgün bir bakışa
dönüştüğünü görmezlerdi.
“Alo? Tamam, sağol.” diye konuştu Bendis telefonuna. Telefonu kapattıktan sonra
arkadaşlarına döndü. “Arkadaşım Kim Baharı gözetliyor. Bütün gündür evinden çıkmamış.”
“Arka kapıdan çıkmadığına emin misin?”
“Evet. Arabası evden hiç ayrılmamış ve ev taksilerin az geçtiği bir yerde.” dedi
Bendis. “Ayrıca arkadaşım bana eve dün akşam Baharın babası gittikten sonra
kimsenin girmediğini söyledi.”
“Jihoon gitmedi mi ona?” diye sordu Jaejoong.
“Hayır,” diye cevapladı Bendis yumuşak bir sesle.
“Öyleyse belki Bahara planımızdan anlatmamaya karar vermiştir.” dedi Soohyo.
“Belki Jihoon arkadaşını değil seni seçmiştir.” dedi Jaejoong Soohyo’nun
söylemediği sözleri.
Bendis kafasını salladı. “Yada belki ben sarhoşken ona planımızı anlatmadım.
Hatırlayamadığım için bilemem.”
Jaejoong ve Soohyo birbirine baktı. Bendis kendine yalan söylüyordu. Jihoon’un
onu dolandırmadığına inanmak istemiyordu. Aksi ortaya çıksa, bu dahada büyük
bir hayal kırıklığı olurdu.
“Gidelim öyleyse.”
Üçü beraber apartmandan çıktı ve Jaejoongun arabasına bindi. Hava alanına giden
yolda, kimse bir söz söylemedi.
Hepsi kendi düşüncelerinde kaybolmuştu.
Bendis bilinmeyenleri merak ediyordu. Bendisin Jihoona sadece Baharı araştırdıklarını
yada planının tamamını söylediğini bilmiyorlardı. Jihoon’un Bahara bunu
anlattığını bilmiyorlardı. Ama söylemediyse, Bendis ve Soohyo neden kovuldu?
Ama sonunda Bendisin en çok merak ettiği bir ‘bilinmeyen’ vardı: Jeong Jihoon
onu hiç gerçekten, içten sevmiş miydi?
-
Soohyo’nun gönlü hiç rahat degildi. Ama kendine bu Seunghyunun iyiliği olduğu için
söylüyordu sürekli. Seunghyun Kim Baharın gerçek yüzünü görmeliydi. Karısının
masum ve saf olmadığını anlamalıydı.
Bir anlığına Soohyo bu planı bırakmak istiyordu. Bitmesini istiyordu. Ama dün
Bendis Kim firmasında bir arkadaşından Bahar’ın Mr. Song adlı bir içciyi kovduğunu
öğrenmişti. Mr. Songun karısı çok hastaydı ve oğluna bile bakamaz olduğunu
duydu Soohyo kocası işini kaybettikten beri. Bu dedikodular Choi Corporation’da
yayılı değildi, sadece Kim’lerin firmasında söyleniliyordu. Ama Bendisin hala
iki firmadada arkadaşı oması iyi birşeydi.
Mr. Song’un kovulmasını duyduktan sonra, Soohyo Bahar’a artık acıyamıyordu. Seunghyun
için iyi olduğunu düşünemiyordu. Baharın sahte melekliğiyle Seunghyun’u acıtmasından
korkuyordu.
-
Jaejoong’un karnı ağrıyordu. Buydu. Beklenen gün bugündü. Bütün gerçekler
ortaya çıktığında kıyamet kopacaktı. Choi Seunghyun karısının saf ve masum
olmadığını anlayacaktı; O kadınla artık acıdığı için beraber olmak zorunda
kalmayacaktı. Sonra bir yolunu bulup Bahar’dan boşanırdı.
Kurtulduğu an… Soohyo’ya geri dönebilirdi.
Soohyo yine Seunghyun’la beraber olurdu. Jaejoong sonsuza kadar Soohyo’yu
kaybederdi. Ama Jaejoong kendine bunun gerekli olduğunu söyledi; ateşı ateşle
yenmek, zehiri zehirle yenmek. Bunun ona Soohyo ile bir olabileceği düşüncesine
engel olacağına dua ediyordu.
Soohyo’yu yine Seunghyun’la beraber görmek ona Soohyo’yu bırakmaya yardım
olmasina dua ediyordu… yoksa hayatının sonuna kadar perişan olacaktı. Bu
rizikoyu göze almalıydı.
Kaybetmek yada kazanmak önemli değildi. Önemli olan sonunda Soohyo’nun mutlu
olmasıydı.
-=-=-=-=-=-=-=-
Jihoon saate baktı. Çarşamba sabahıydı. Dün iki saat sürmüştü ve başka bir şehire
gelmişti. Benzinini doldurup basit bir akşam yemeği yemişti ve aynı zamanda Seoul’da
olanları (yada olacakları) düşünmemeye çalıştı.
Ama beceremiyordu. Ne kadar uğraşsada, aklı ve kalbi Seoul’daydı.
Bendis.
Bahar.
Tam şansına bir café’de oturup kahve icerken café’ye birden bir çift girdi.
Daha sabah erken olduğu için pek kişi yoktu.
Çift beraber bir masaya oturdu ve annesi kucağındaki bebeğe sarıldı. Cok mutlu
bir çiftlerdi.
Bebek.
Bu karmaşıkların arasında masum bir parti vardı sonuçta. Bebek.
Jihoon satine baktı. Cebinden telefonunu çıkardı ve şarjının bitmek üzere
olduğunu gördü. Önce bir numarayı arayıp hava alanın numarasını öğrendi,
sonrada hava limanını arayıp Japonya’dan gelen uçakların iniş saatini sordu.
Saat 9’da Seunghyun’un uçağı inecekti.
Jihoon yine saatine baktı. Saat şimdi 6:15’di. Kendi masasının tam yanındakı
masa’da oturan çifte çevirdi gözlerini. Bebeğe baktı. Ve sonra yine saatine
bakti.
Şimdi geri gitseydi, biraz gaza bassaydı, o zaman Seoula zamanında varabilirdi.
Baharın evine gidip onu hava alanına götürebilirdi. Kwon Soohyo’nun planını
bozabilirdiler.
Jihoon eskiden Jeong Hoon’la iyi anlaşırdı. Jeong Hoon’u Bahara yardım etmesine
ikna edebilirdi belki. Bahar’ın değiştiğine inandırabilirdi Jeong Hoon’u. Ama
Jihoon Jeong Hoon’a bunu nasıl inandırabilirdi ki? Jihoon Baharın değiştiğine
kendisi bile inanmıyordu!
Bebek ağlamaya başladi. Annesi ve babası bebeğin sesli bağırışları için
etraftaki insanlara özür diler gibi bir bakış verdiler.
Jihoon bebeğin gözlerinden akan yaşları gördü. Gözler şişmişti ve yanakları kıp
kırmızıydı ağlamaktan ama süt verildiği an susuverdi. Babası onu kucağına aldı
ve sütü ona içirirken onu yavaş yavaş rahatlaması için salladı.
Jihoon Seunghyun’u elinde bir bebekle hayal etmeye çalıştı. Bahar ve Seunghyun
bebekleriyle ne kadar mutlu olcaklarını hayal etti.
Kafasını sallayarak Jihoon hemen telefonuna döndü. Bir an önce Bahara Jeong
Hoon’dan bahsetmeliydi.
Ama hava alanını aradığı için tüm şarjı bitmişti. Jihoon küfretti ve cebinden
biraz para çıkarıp masaya bırakarak café’den çıktı. Arabasına bindi ve Seoul’a
dogru yol aldı.
-=-=-=-=-=-=-=-
Bahar elini karnına koydu ve tuvaletin suyunu saldı. Sabahları hep çok fena
kusuyordu hamileliği yüzünden. Bir bez alıp ağzını sildi, sonra yine ayağa
kalkmaya çalıştı. Ama dizleri titredi ve düşmemek için lavaboya tutundu.
Bugün olamaz. Bugün hasta olamazdı. Evde daha yerlerı silmeliydi ve bir kaç
yemek tarifi bakıp onların malzemelerini almaya çıkmalıydı. Seunghyun yarın eve
geldiğinde ona büyük bir yemek hazırlamalıydı.
Bahar yarın sabah hava alanına gidip Seunghyun’a süpriz yapmak istiyordu.
Sonra kapının zili çaldı. Zorla kalkarak, Bahar aşağıya yürüdü. Kapıyı
açtığında önünde babasını gördü.
“Baba?”
“Bahar, benzin sapsarı. Iyi misin?” dedi Mr. Kim dertli bir ifadeyle.
“Evet, sanırım yanlış birşey yedim.” diye yalan söyledi Bahar. Babasına
bebekten bahsetmek istemiyordu. “Birşey mi oldu, yoksa kahvaltı için mi
geldin?”
“Bu sabah arkadaşım beni aradı.”
“Hangi arkadaşın?”
“Cin’de bir arkadaşım. Jeong Hoon gideli Cin’deki bir arkadaşımdan ona göz
kulak olmasını istedim.” diye açıkladı babası.
Bahar’ın karnı ağrımaya başladı. “Yani abimle bunca zaman iletişimde miydiniz?”
“Hayır, onu gözetlediğimi bilmiyor.” dedi Mr. Kim. “O ve karısının Cine
gittiklerini duyunca, onlar için birşeyler yapmak istedim. Cindeki arkadaşımın
onlara evini ucuz bir fiyata kiraya vermesini istedim. Arkadaşım bu sabah beni
aradı ve Jeong Hoon’un karısıyla konuşup ondan Jeong Hoon’un Seoul’a geri
geldiğini duyduğunu söyledi.”
“Ona neden söyledi?” diye sordu Bahar.
“Arkadaşım onlarla iyi anlaşıyor, çünkü ev zaten onun. Ama onun benim arkadaşım
olduğunu bilmiyorlar.”
“Seoul’a neden geri dönüyor?”
“Karısı bunu söylememiş.” diye cevapladı Mr. Kim.
Bahar bu yeni bilgiyi aklının bir köşesine kaydetti. “Ama karısınıda yanında
getirmediğine göre, bizimle barışmaya gelmedi.”
“Bizimle barışacağına inanıyor musun?” diye sordu yaşlı adam.
Bahar babasına baktı ve gözlerindeki pışmanlığı ve üzüntüyü gördü. Bahar’da
aynı şeyleri hissediyordu. Neden daha önce hiç babasının duygularını
düşünmemişti? En son babasını ne zaman düşünmüştü? Babası hala Jeong Hoon’dan
ayrıldığına çok üzgündü… ve Bahar yinede onun acısını görmemezlikten gelerek,
sadece kendisini düşünmüştü.
“Baba, beni affet.” diye mırıldandı Bahar.
Yaşlı adam zorla gülümsedi. “Ne için?”
“Seoul’a geri dönüşünün nedenini bilmiyoruz, ama… hazır burdayken, onu bulup
konuşmak ister misin?”
Mr. Kim şok olmuştu. “Yani…”
“Bir aile birbirinden sonsuza kadar nefret edemez. Ondan özür dileyeceğim,
karısından’da ve beni affetmeleri için yalvaracağım.”
“Bahar…” Mr. Kim ne diyeceğini bilemiyordu. Bahar’ın böyle şeyleri aklının
ucundan geçireceğini bile düşünmemişti.
“Biz bir aileyiz ve… benim senin için yapabilceğim şey onu geri getirmek.” diye
gülümsedi Bahar.
Babası’da ona gülümsedi ve kızına sıkıca sarıldı. Bahar babasına geri sarıldı
ve gözlerinde gördüğü mutluluğa çok sevindi.
“Hadi gel, oturup biraz çay içelim ve abime nasıl yaklaşacağımızı düşünelim.”
Bahar babasının elinden tutup oturma odasına götürdü. Bahar mutfağa çay yapmaya
gittiğinde, Mr. Kim gülümseyerek koltuğa
oturdu.
Bahar bir kaç dakika sonra hasta görünmemeye çalışarak çaylarla mutfaktan çıktığında
babasinin masada duran dosyalara baktığını fark etti.
“Bunlar istediğin sahte kanıtlar mı?” diye sordu Mr. Kim.
“Evet.” diye cevapladı Bahar basitce ve babasına bir bardak çay verdi.
“Beni… dün gece evine çağırdın, ama bana bunları vermedin.” dedi yaşlı adam.
Evet, dün Jihoon evden dışarı koştuktan sonra, Bahar o kadar sinirliydi ki,
babasını arayıp ona onun evine gelmesini söylemisti ona sahte kanıtları vermek
için. Ve bu akşama kadar hem Kwon Soohyo, hemde So Bendis hapiste olurlardı.
Ama Bahar kanıtları babasına vermemişti. Babasını dün akşam evine çağırmıştı ve
sahte kanıtlardan bir söz bile etmemişti. Ikisi için güzel bir yemek pişirip
baba-kız zamanı geçirmişti. Hiçbirşey üzerinde konuşmayıp, hersey üzerinde
gülmüşlerdi. Bahar’ın hayatındaki en güzel akşamlardan biriydi. Sadece o ve
babası.
“Hayır, vermedim.” diye onayladı Bahar mırıldanarak.
Mr. Kim kızına baktı ve dudaklarına küçük bir gülümseme dokundu. “Bana bunları
vermek istedin mi?”
Bahar yüzünü eğip ellerine baktı. Derin bir nefes aldı. “Bilmiyorum.”
“Geçmişte, bunların kusursuz olduğuna emin olmak için en az iki kere okurdun ve
hemen sonra bana verirdin hiç düşünmeden. Şimdi kararsız mısın?”
“Baba…” dedi Bahar üzgün bir sesle.
Mr. Kim gülümseyerek kızının yanağına dokundu. “Çok değiştin. Sen gerçekten… gerçekten
çok değiştin.”
Bahar babasının gözlerine baktı. “Özür dilerim, baba.” diye fısıldadı. “Herşey
için.”
“Hayır, benim suçumdu. Seni daha iyi yetiştirmeliydim.”
“Hayır, senin suçun değil. Benim suçumdu.”
“Bahar, peki şimdi ne yapmayı düşünüyorsun? Kwon Soohyo ve So Bendis’ten
kurtulmayacaksan…”
“Bilmiyorum.” diye fısıldadı Bahar.
Sessizlik.
“Bahar, sen yoksa… Choi Seunghyun’dan vazgeçmek mi istiyorsun?” diye sorma gereği
duydu yaşlı adam.
Bahar sanki tokat vurulmuş gibi şaşkınca babasına baktı. Korktuğu soru işte
buydu.
“Hayır, hayır, istemiyorum. Yani… Seunghyun’u Seoul’dan gitmeye ikna
edebilirim. Başka bir yere taşınabiliriz. Ve… ve sen bizimle gelirsin, değil
mi? Onun anne ve babasınıda alırız yanımıza…?”
Mr. Kim Bahar’ın Seunghyun’u hala bırakmak istemediğine mutlumu olacaktı yoksa
üzgün mü?
Kızının saçlarını okşadı. “Sen ne istersen. Mutlu ol yeter.”
‘Mutlu ol yeter.’
Bahar derin bir nefes aldı. “Hayattaki en büyük problem insanların onları mutlu
yapan şeylerin ne olduğunu bilmemesidir.”
Tam o anda, kapının zili deli gibi çalmaya başladı. Bahar koltuktan kalkıp kapıya
gitmek isterken kapı birden sert bir tekme ile açıldı. Kapı’da Jihoon
duruyordu.
“Jihoon!” diye bağırdı Mr. Kim şaşkın bir sesle. Onu burda hiç göreceğini sanmıyordu.
“Dün sen gittikten sonra kapıyı zorla tamir ettim! Bunu bana birdaha yapacak
kadar nefret mi ediyorsun benden?” diye sordu Bahar.
“Senden nefret etseydim, burda olmazdım!” diye bağırdı Jihoon. Bahar’ın bileğini
sıkıca tuttu ve onu kapı’dan dışarı çekti.
“Ne yapıyorsun?” diye bağırdı Mr. Kim ve Bahar aynı anda.
“Seni hava alanına götürüyorum!” dedi Jihoon Baharı hala çekerken. Baharı arabasına
itti ve onu zorla koltuğa otutturdu. Kendisi direksiyonun başına geçti ve kapısını
hızlıca kapattı. “Amca, sen evin kapısını kilitle!”
Yaşlı adam ağzı açık Jihoon’un hızla ayrılan arabasına bakıyordu.
“Ne yaptığını sanıyorsun?!” diye sordu Bahar yine.
“Sana bunu dün söylemek istemiştim, ama beni o kadar kızdırdın ki, söylememeyi
tercih ettim. Ama senin götün öyle şanslı ki, karnındaki bebeği hala çok
seviyorum, ve sadece annesiyle büyümesini istemiyorum!”
“Saçmalamayı bırak!”
“Bendisi sarhoş edip ne plan çevirdiklerini öğrendim! Jeong Hoon’u Cin’den
buraya getirip ona Seunghyun’a herşeyi anlatmalarını istiyorlar! Gerçek yüzünü
göstermek istiyorlar Seunghyun’a! Jeong Hoon senin geçmişindeki herşeyi Seunghyun’a
anlatacak!” diye konuştu Jihoon hızlıca. Arabası dahada hızlandı.
Bahar’ın gözleri şok’tan büyüdü ve nefes almak zorlaştı.
“Jeong Hoon onlara… yardım etmeyi kabul mu etti?”
“Neden etmesin ki? Hayatını mahfettin sen çocuğun! Seunghyun’la aynı zamanda
Seoul’a inecekmiş! Seunghyun’u hava alanında yakalayıp onu Jeong Hoon’la
birlikte getirecekler! Seunghyun’a onlardan önce varmalıyız! Sen kocanı bulmaya
git, bende Jeong Hoon’u. Jeong Hoon’u bize yardım etmesine ikna etmeye
çalışacağım.”
Bahar’ın başı dönüyordu. “Ama… ama Seunghyun bana perşembe geleceğini söyledi…
perşembe yarın!”
“Hayır! Heebon onlara Seunghyun’un Carşamba, yani bugün geri döneceğini
söylemiş!”
Bahar ellerini yumruk haline getirdi. Seunghyun Perşembe demişti. Bahara yalan
mı söylemişti? Neden?
Bahar hala şaşkınlığın içindeyken araba birden stop etti ve Bahar Jihoon’a
baktı. Arkalarında duran arabalar onlara korna çalıyorlardı ve Jihoon ancak
arabayı yolun kenarına park edecek kadar kıynaştırabildi.
“Kahretsin!” diye bağırdı Jihoon ve direksiyona vurdu. “Dün beni daha şehir’den
şehire götürdün, şimdi neden çalışmıyorsun?!”
“Şimdi napcaz?” diye bağırdı Bahar.
“Dışarı çık ve taksi durdur!” diye emretti Jihoon. Arabanın anahtarlarını
çıkardı ve oda dışarı çıktı. Jihoon taksi durdurmaya çalışırken, Bahar arabaya
yaslanmak zorunda kaldı. Kafası çok fena ağrıyordu.
Jihoon bunu fark etti ve hemen yanına koştu “Iyi misin?”
“Evet, evet, iyiyim. Hava alanına gitmeliyiz.” diye mırıldandı Bahar.
Jihoon küfretti sinirlice. En çok ihtiyacın olduğu zaman taksiler neredeydi?
Ortalıkta değil taksi, sarı bir araba bile yoktu!
“Hadi koşalım öyleyse. Bunu yapabilir misin?”
Bahar kafasını sallayarak onayladı. Başka çaresi yoktu. Diğerlerinden önce
Seunghyun’a varmalıydı.
Kendini konsantre olmaya zorlandı ve güçsüz bacakları onu taşıyabildiği kadar
koşmaya başladı. Jihoon’un uzun bacaklarıyla aynı koşmak çok zordu, ama yinede
yapabildi. Yapmalıydı. Başka çaresi yoktu.
“Çabuk ol!” diye bağırıp durdu Jihoon önden. Insan üstüne insan, cadde üstüne
cadde geçmişlerdi.
Bahar eskiden hep spor yapardı, ama son aylarda bunu bırakmıştı. Şimdi, hayatı
için koştuğunda, ciğerleri yanıyordu ve yan taraflarına sanki biri bışak
bastırıyormuş gibi bir his geldi.
Neden? Bunları neden yapıyordu? Değer miydi?
“Nerdeyse vardık!” diye bağırdı Jihoon yine.
Bahar nefes almaya ve daha hızlı koşmaya çalıştı. Aklıda sadece Seunghyun
vardı. Seunghyun’u bulmak. Kocasını bulmak. Ona yalan söyleyen kocası.
Neden ona yalan söylemişti? Neden? Neden ona Perşembe geleceğini söylemişti?
Carşamabayı Soohyo ile geçirmek için mi?
“Bahar!” diye bağırdı Jihoon ismini. “Geldik nerdeyse!”
Bahar birden durdu ve soluk almak için bir direğe yaslandı. Nefes almak çok
zordu. Ciğerleri acıyordu, bütün vücudu acıyordu, bacakları acıyordu, ve en
önemlisi, kalbi acıyordu.
“Hadi!” diye bağırdı Jihoon ve Bahar’ın elini sıkıca tutarak koşmaya devam
etti.
Uzun bir süre daha koştuktan sonra, sonunda büyük bina’yi gördüler. Hava alanı.
Bahar bayılmak istiyordu. Bedensel olarak, bütün vücudu acıyordu.
Zihinsel olarak, Seunghyun’u düşünüyordu. Kendini ve karnındaki bebeği
düşünüyordu. Aşkı düşünüyordu.
Buna değer miydi? Bunu durdurmalı mıydı? Gerçekleri Seunghyun’dan saklamaya
devam edebilir miydi? Yoksa onun herşeyi öğrenmesine izin verebilir miydi?
Jihoon nefes nefese kalmıştı ve konuşması çok zordu. “Y-yolun … diğer
tarafında. Sadece… sadece yoldan geçmeliyiz. Çabuk!”
Jihoon Bahar’ın kolundan çekmeye çalıştı ama Bahar yerinden kımıldamadı. Bu sefer Jihoon’un onu sürüklemesine
izin veremezdi. Bacakları kalbi kadar ağırdı.
“Bahar!” diye bağırdı Jihoon.
Baharın yüzü eğikti ve yolun kenarında güçsüzce omuzları çökmüş bir şekilde
duruyordu. Işıklar yeşil oldu ve herkes hava alanına geçmek için yoldan
yürümeye başladı.
“Yeşil oldu, hadi!” diye bağırdı Jihoon tüm gücüyle.
Bahar’ın gözleri ayaklarına bakıyordu, ama hiçbirşey göremiyordu. Aklında,
geçmiş ayların olaylarını düşünüyordu. Yaptığı herşey. Yalan üstüne yalan. Bir
yalanın üstüne başka bir yalan. Bir yalanı kapatmak için yine bir yalan. Ve
gerçekler hiçbir zaman ortaya çıkmayacaksa, Bahar yalan söylemeye devam
etmeliydi. Yalan üstüne yalan.
Ne zamana kadar? Nereye kadar?
Sonsuza kadar mı?
“Bahar!”
Bencildi. Sadece kendini düşünmüştü. Babasını değil, Seunghyun’u değil,
Jihoon’u değil. Sadece kendisini.
Babasını oğlundan vazgeçmesine zorlamıştı. Seunghyun’u Soohyo’dan vazgeçmesine
zorlamıştı. Jihoon’u Bendis’ten vazgeçmesine zorlamıştı.
Hepsi kırılmıştı. Hepsi yaralanmıştı… Bahar yüzünden.
“Bahar!” Jihoon yine kolundan çekmeye çalıştı.
Yalan üstüne yalan. Yalanlar onu boğuyordu. O his… sanki şimdiki gibi,
dakikalarca koşmaktan sonra nefes alamamamak gibi. Havasızlıktan boğulmak gibi.
Koşmaktan nefes alamamak…
…gerçeklerden koşmak. Kaçmak.
“Bahar!”
Bahar diğer elini kaldırıp Jihoon’un bileğine sardı. Yüzünü kaldırıp Jihoon’un
gözlerine baktı.
Jihoon Bahar’ın gözlerindeki duyguları görünce dondu. Ne gördüğünü anlatamıyordu,
ama arkadaşını böyle görmek onu çok kırıyordu. “Bahar…” diye mırıldandı.
Bahar elini Jihoon’dan çekti.
“Onu bırakma zamanı geldi.“

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder