16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (32.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

32. Bölüm


“Onu görebiliyor musun?” diye sordu Bendis.

Soohyo yüzünü Bendise çevirdi.
Demin ilgisi bambaşka bir yerdeydi: Jaejoong’un Jeong Hoon’u almak için gittiği
terminalin yolunda.

“Hayır, göremiyorum.” diye cevapladı Soohyo. Terminalin kapıları açıldı ve
insanlar dışarı çıktı birer birer. Seunghyun’un çıkmasını bekliyorlardı.

“Orda işte!” diye bağırdı Bendis.

Seunghyun’un kapılardan çıkmasını izlediler. Yüzünde heyecanlı bir gülümseme
vardı, sanki birşey bekler gibi.

Soohyo’nun kalbi ağırdı. Seunghyun Bahar’ın gelmesini mi bekliyordu? Bahara
bugün geleceğini söylemiş miydi?

“Seunghyun!” diye bağırdı Soohyo.

Seunghyun onu görünce çok şaşırdı. “Soohyo? Ve… sen Bendis’sin demi? Sizin ne
işiniz var burda?” diye sordu Seunghyun yanlarına gider gitmez.

“Sana söylemek istediğimiz birşey var.” dedi Soohyo titreyen sesle. “Karının
bugün geleceğinden haberi varmı?”

“Hayır, ona yarın gelceğimi söyledim. Eve erkenden gidip ona büyük bir süpriz
yapmak istedim!” diye konuştu Seunghyun sırıtarak. “Ona hediyede aldım! Görmek
ister misin? Mükemmel bir hediye! Onun saf karakterine tam uyacak!”

Bendis ve Soohyo birbirine rahatsızca baktı. “Seunghyun, bana bir saatini ayırabilir
misin?”

Seunghyun onlara meraklı gözlerle baktı. “Ne için? Hem siz benim bugün gelceğimi
nerden öğrendiniz? Heebona Bahar ve Jihoon’a söylememesini tembih ettim. Yoksa
süpriz bozulurdu.”

“Bendis yalan söyleyip acil bir durum olduğunu anlattı Heebon’a. Senin ne zaman
gelceğini bize söyledi.” diye cevapladı Soohyo.

“Hm…” diyerek bir kaç saniye sustu Seunghyun. “Firma’yla bir problem mi var
yoksa?”

“Sorularını sonra cevaplarız. Jaejoong’la buluşacağımız yere gitmeliyiz önce.”
diye açıkladı Bendis.

“Jaejoong? O’da mı burda?” Seunghyun’un kafası çok karışıktı.

“Sonra anlatırız herşeyi.” diye konuştu Soohyo ve Seunghyun’u buluşacakları
yere götürmeye başladılar.

Seunghyun’un Bahara bugün geleceğini söylememesi iyiydi, ama yinede: Jihoon
sarhoş Bendis’ten bu bilgileri almış ve Bahar’la planını engellemeye gelmiş
olabilirdi. Bu yüzden terminal’de durmak çok riskliydi.

Üçüncü kattalardı ve asansöre doğru yol aldılar. Asansöre giden yol biraz uzak
olduğu için Soohyo büyük cam’dan dışarı baktı. Gökyüzü masmaviydi ve hiç bulut
yoktu. Çok güzeldi. Bu güzel gökyüzü belki Soohyo’nun sinirlerini yatıştırabilirdi.

… Ama Soohyo’nun gördükleri sinirlerini hiçmi hiç yatıştırmıyordu.

Yolun diğer tarafında iki figür gördü. Etraflarındaki herkes hareket ediyor ve
yürüyordu, ama onlar yolun kenarında taş gibi duruyorlardı.

Bunlardan biri, uzun saçlarıyla ve vücuduyla Soohyo’nun ilgisini çekti. Bu kadını
nerede görse tanırdı. Kadın omuzları çökmüş bir şekilde yere bakıyordu.

Olabilir miydi?

Hava alanının karşısında duran gerçekten Kim Bahar olabilir miydi? Yoksa
Soohyo’nun gözleri ona yalan mı söylüyordu?

Gerçekten Kim Bahar’sa, öyleyse… neden gelmiyordu?

-=-=-=-=-=-=-=-

“Yalan söylüyorsun.”

“Seunghyun.” diyerek Soohyo bir elini Seunghyun’un koluna koydu. Etraftaki bazı
insanlar onlara bakıyordu.

Ama Seunghyun’un umrunda değildi. Önünde oturan iki adama baktı.

Bugün iyi bir gün olacaktı. Anlaşma imzalanmıştı ve Seunghyun işlerini
halletmişti. Hava alanına gitmek için erken uyanmıştı ve iki saat sonra Seoul’a
varmıştı. Memleketindeydi, evindeydi. Ama şu an, burda olmak istemiyordu.

Bahar’ın abisi olduğunu söyleyen bu adam ona bilgi üzerine bilgi vermişti.
Soohyo, Bendis, Jaejoong, Jeong Hoon… hepsi ona karısının gerçek yüzünü tanımadığını
söylüyorlardı! Ama yinede Seunghyun bu şeylere inanmak, bunların doğru olduğunu
düşünmek istemiyordu.

Gözlerini Soohyo’ya çevirdi. Soohyo ona asla yalan söylemezdi. “Yalan söylüyor,
degil mi?”

Seunghyun Soohyo’nun Jaejoong’a baktığını gördü. Jaejoong sonra çantasından bir
kaç kağıt çıkardı ve Seunghyun’a verdi. Seunghyun kağıtları okumaya başladı ve
bir kaç satır okuduktan sonra gözleri büyüdü. Bunlar Kim firmasının eski çalışanlarının
ifadeleriydi.

“Yani… herşey… bizim firmada duyduğum tüm dedikodular doğru muydu?” diye sordu
Seunghyun. Inanmak istemiyordu.

“Bendis bu bilgileri senin firmanda yaydı. Gerçek değilde dedikodu olduklarını
düşünecek kadar aptal’dın.” diye konuştu Jaejoong basitce.

Senghyun elini masaya vurdu sinirlice ve bir yudum bile almadıkları kahve
bardakları titreyip ifade kağıtlarını ıslattı. “Saçmalık bu! Koluna yabancı bir
adamı takıp bana bunun benim karımın abisi olduğunu söyleyemezsiniz! Karımın
bencil bir CEO olduğunu ve babasını kullanıp benimle evlendiğini
söyleyemezsiniz!”

“Jeong Hoon gerçekten Kim Bahar’ın abisi.” diyerek Seunghyun’u rahatlatmaya çalıştı
Soohyo.

Soohyo baştan beri sessizdi ve sadece Jeong Hoon’u dinlemişti.

Şimdi ise, Jaejoong, Bendis ve Jeong Hoon susmaya karar verdiler, çünkü
Seunghyun’un sadece Soohyo’yu dinleyeceğini biliyordular. Başka biri konuşsaydı,
çıldırırdı.

“Bahar bana anlattığın insan gibi değil!” diye bağırdı Seunghyun Jeong Hoon’a.

“Bunu sen bilemezsin.” dedi Jeong Hoon.

Seunghyun kafasını salladı, sağ’dan sola. Bu doğru değildi. Bu bir kabustu.
Neler oluyordu?

“Saçmalık bu!” diye bağırarak ayağa kalktı ve kafeterya’dan dışarı koştu.

“Seunghyun!” diye bağırdı Soohyo ardından.

“Böyle tepki vermesi normal mi?” diye sordu Jeong Hoon Jaejoonga.

Jaejoong’un ağzı şoktan açık kalmıştı. “Hayır.”

-=-=-=-=-=-=-=-

Bahar iki elinide karnının üzerine koydu ve
kafasını yana eğdi hafiften. Dudakları gülümsüyordu ve gözleri boşluğa
bakıp… geçmişi görüyordu.

[GERI BAKIŞ]

Güney Kore’nin en nüfuzlu iş adamının doğum günüydü ve her zamanki gibi bütün
ülkenin iş adamlarını ve ailelerini partisine davet etmisti. Bu insanları tanımadığı
umrunda bile değildi. Onu ilgilendiren tek şey, bu partinin bütün ülkede büyük
haber olacağıydı.

Partiye gelen iş adamlarında doğum gününü kutlayan adamı tanımaları önemli değildi.
Zaten bunlardan çoğu sadece iş için başka firma başkanlarıyla bağlantı
kurabilme için gelmişlerdi.

Bu yüzden Seunghyun’un burda olması’da çok doğal’dı. Annesi ve babası onu
buraya zorla göndermişlerdi.

Bahar bir köşede duruyordu. Onun etrafında dolanan ve ona yağ çeken insanlardan
bunalmıştı. Gözleri salonda bulunan bütün iş adamlarını gezdi. Onun zamanına değer
ve ona yararlı olabilen birileriyle bağlantı kurması önemliydi.

Sonunda gözleri bar’da yalnız oturan ve çenesini avucuna yaslayan adamı gördü.
Gözleri yarı açıktı.

Gidişini haber etmeden, Bahar onunla konuşmaya çalışan iş adamlarından ayrıldı.

Bahar’ın ilgisini çeken adam çok yakışıklıydı, ama Bahar hayatında daha yakışıklılarınıda
görmüştü. Yinede, bu adamın etrafındaki güzel atmosfer Bahar’ı kendine doğru çekiyordu.

Yakışıklı adam tuxedosu’nun kolunu biraz yukarı çekip bileğindeki saate baktı.
Pahalı ve markalı bir saat değildi. Aksine, çok çocuksu ve renkli bir Bambi
saatiydi. Bahar ister istemez gülümsedi bunu görünce.

Bahar bara yaklaştığında yabancı adama ilk ne diyeceğini düşündü… ama aklı
karmakarışıktı. Daha önce biriyle konuşacağına bu kadar heyecanlanmamıştı, ama
yinede bir isim ve bir numara öğrenmek istiyordu.

Kim Bahar bu yakışıklı adamın neden emeksizce tüm ilgisini birden kendisine çekebildiğini
öğrenmek istiyordu. Içindeki bu tuhaf hissi uyandıran adamı tanımak istiyordu.
Bu his neydi? Her ne olursa olsun, Bahar bunu hiç beğenmedi. Kafası karışık,
meraklı yada kontrol edilmesini hiç sevmiyordu…

Yakışıklı adama daha bir kaç adım kalmışken, adam birden salonun giriş kapısına
baktı ve gözleri canlandı. Sevinçten ışıldıyorlardı. Hemen oturduğu uzun
sandalyeden yere hopladı. Dudaklarındaki göz kamaştırıcı gülümseme Baharın
kalbini eritti. Ama neden birden böyle değişmişti?

Bahar ona ulaşmak için daha çabuk yürüdü. Yabancı adam’da daha çabuk yürümeye
başladı, ama onun ve Baharın arasındaki garsonu görmeyip ona çarptı. Garson
arkaya doğru itilmişti ve elindeki kırmızı şarap bardaklarıyla dolu tepsiyi
yere düşürdü. Kırmızı şarap Bahar’ın krem renginde pahalı elbisesini batırdı.

Yakışıklı adam ve garson Bahar’ın üstünü görünce ona şaşkın şaşkın baktılar.
Bahar ise hiçbirşey olmamış gibi önündeki yakışıklıdan ayıramadı gözlerini.

“Çok özür dilerim!” diye bağırdı adam. Ceketindeki küçük mendili çıkarıp kırmızı
lekeye saldırdı. Lekenin Bahar’ın göğsünde olduğunu tamamen fark etmemişti.
Onun için tek önemli olan şey Bahar’dan özür dilemekti.

“Ben ıslak bez getireyim!” diyerek garson hemen onlardan ayrıldı.

Bahar göğsündeki lekeyi temizleyen ele baktı. Kalbinin üzerindeydi. Yüzünü kaldırıp
adamın çikolata gözlerinin lekeyi incelemesini izledi.

‘Bana bak,’ demek istedi bir an. Ama adamın kaşlarındaki konsantrasyon çok
tatlıydı, Bahar onu bölmek istemedi.

Bahar elini kaldırıp mendili yakışıklı adamın elinden aldı ve bile bile onun
eline dokundu. “Teşekkür ederim.” diye gülümsedi.

Yakışıklı adam dokunan ellerini fark etmemiş gibi görünüyordu. Bahara mendili
verdi ve yüzünü kaldırıp ona bir saniyeliğine baktı, ama yüzünü hemen yine başka
tarafa çevirdi. Sürekli salonun kapısına çeviriyordu gözlerini.

Gözleri Bahar’ın arkasına bakıp kalabalığı geziyordu, sanki birini arar gibi.
Sonra hızlıca konuştu, “Özür dilerim! Garson ıslak bezle hemen geri gelir. Benim
ismim Choi Seunghyun. Leke çıkmazsa, o zaman size elbisenin fiyatını öderim.
Gitmeliyim! Tekrar özür dilerim!” Bunların hepsini hala kalabalığa bakarak
söylüyordu.

Hemen eğildi ve Bahar bir cevap veremeden, onu geçip ondan ayrılmıştı bile.

Bahar orda öylece duruyordu ve Choi Seunghyun’un kalabalığın arasından geçmeye çalıştığını
izliyordu. Sonunda balo odasının girişine varmıştı ve yürümeyi bıraktı. Başka
bir kadının yanında duruyordu; kadın ondan biraz daha küçüktü, üzerinde çok şık
bir elbise vardı ve yüzüde bir o kadar güzeldi.

Bahar onların birbirine sarılışını ve sonra birbirlerinin yanaklarını
öptüklerini izledi. Gözleri kıskançlıkla doldu.

Choi Seunghyun kolunu kaldırdı ve Bambi saatine göstererek kadına geç kaldığını
söyledi. Kadın ise kendi kolunu kaldırıp aynı Bambi saatinden Seunghyuna
gösterdi, sanki ona geç kalmadığını gösterir gibi. Ikiside birbirine dillerini çıkarıp
çocuksu hareket yapıyorlardı ve sonunda yine birbirlerine sarıldılar.

Bahar’ın kıskançlığı içini yiyordu. Ama yinede, Choi Seunghyun’u ilk gördüğü
anda hissettiği o tuhaf his yerine, şimdi çok iyi tanıdığı bir his geçti. Kıskançlık
Bahar için yabancı bir duygu değildi. Bahar kıskançlıkla büyümüştü.

Çocukken, başka çocukların onda olmadığı şeylerin olmasını kıskanıyordu. Ve bu
kıskanclığını hep babasına anlatırdı, ve babası anında onun maddi dileklerini yerine
getirirdi.

Cocukluğundan çıktıktan sonra, Bahar hala başkalarının olan şeylerin onun
olmamasını kıskanırdı. Ama büyüdüğü için, bu işleri artık kendi
halledebiliyordu. Babasının yardımına ihtiyacı kalmamıştı.

Nede olsa, Bahar neyi yada kimi isterse elde edebilen bir güçlü kadındı.

‘Asi’ Bahar’ın doğasıydı. Ne kadar alamıyorsa, o kadar çok istiyordu.

Ve şu an istediği şey, Choi Seunghyun’du.

[GERI BAKIŞ –SON-]

“Onu ilk defa o gün mü gördün?”

“Evet,” diye hatırladı Bahar gülümseyerek. Elleri karnını okşuyordu.

“Ama… o neden hatırlayamıyor?”

“Görebildiği tek şey Soohyo’ydu. Seunghyun saygılı bir insandır. Garson bezle
geri gelesiye kadar benimle kalıp beklerdi… ama Soohyo partiye gelmeyi o an seçtiği
için, beni unutuverdi. Soohyo’nun onun için ne kadar önemli olduğunu baştan
beri anladım. Saygılı olmasını bile unutturacak kadar önemliydi. Eminimki
Seunghyun bu partiye anne ve babasının ısrarı üzerine gitti.”

“Sanırım kendini çok yalnız ve sıkkın hissetmemek için Soohyo’yu çağırdı.” diye
konuştu Jihoon. “Zaten partide o kadar çok insan vardı, bir kişi daha eklense
ne değiştirirdi ki?“

“Soohyo’nun gelişi parti için hiçbir değişiklik olmayabilirdi, ama Seunghyun için
çok büyük bir değişimdi. Hiç ‘Dünya için sen bir insan olabilirsin, ama bir
insan için dünya olabilirsin’ sözlerini duydun mu? O gece Seunghyun’la konuşmayı
defalarca denedim, ama Soohyo’dan hiç ayrılmadı. Dans üstüne dans, adım üstüne
adım, hep beraberlerdı.” diye konuştu Bahar acı bir sesle.

“Ama bu yüzden seni hiç tanımaması normal değilki…”

Bahar elini kaldırıp saçını elledi. “Sanırım o zaman daha saçımın sarı olması işi
biraz değiştiriyor, ve o gece daha profesyonel görünmek için gözlük takmıştım.
Bir hafta sonra kahverengine boyattım. Hem, Soohyo’nun güzel yüzü yanında benim
yüzüm… çok basit.”

“Bu doğru değil. Sen…”

“Başka neyi anladım, biliyor musun?” diye böldü Bahar. Gözleri odanın tavanına
kaydı. “Planımı ilk düşündüğümde, onu alma isteğimin nedeni sadece… bunu bir
oyun, yada bir yarışma olarak gördüğümdendir diye düşündüm. Hayatımdaki diğer şeyler
gibi, bunuda benim olamayan birşey olarak gördüm ve onu Soohyo’dan çalmak
istedim. Onun Soohyo’ya verdiği bakışlar arttıkca, benimde onu o kadın’dan çalma
isteğim arttı. Soohyo’yu bu oyunda yenmek istiyordum. Seunghyun’da ödüldü. O
bir yarışmay’dı; onu kazanıp, Soohyo’yu unutturmak istiyordum.”

“Bahar,” diye mırıldandı Jihoon. Onun susmasını istiyordu. Susmasaydı, dediği
sözlerle kendini acıtacaktı.

Bahar ama konuşmaya devam etti. “Bunun bir onur meselesi olduğunu sanmıştım.
Onun beni görmemezlikten gelmesi ve gözleri sadece Soohyo’yu görmesi beni
sinirlendirdi. Bu benim ego’ma büyük bir darbe’ydi. Bu yüzden bu planı kurdum.
Yani, ona karşı çekildiğimi biliyordum, bu yüzden evlensekte kötü olmazdı benim
için. Sana planımı kurduğumdada söylemiştim: Onun bana acıdığı için verdiği
merhamet sevgisini kabullenebilirdim.”

“Ama yanıldın…” diye fısıldadı Jihoon.

Bahar boş gözlerle tavana bakmaya devam etti. “Evet, yanıldım. Geçmişte, onun
bana acıdığı için verdiği merhamet sevgisiyle yetinebilirim diye düşündüm… çünkü
en azından o Soohyo ile değil, benimleydi. Ama o eskidendi… egom ve gururum için
savaştığım zamandaydı.”

“Artık gururun için savaşmıyorsun. Gururun umrunda değil.” diye bitirdi Jihoon.

Bahar’ın gözleri sulandı. “Ilk bakışta aşk’tı. Onu ilk gördüğümde hissettiğim o
tuhaf duygu buydu. Bilmeyerek aşk için savaşıyordum. Eskiden göremiyordum, ama
şimdi görebiliyorum. Ve bundan nefret ediyorum. Nefret ediyorum, Jihoon-ah.” Bahar
tavana bakmayı bıraktı ve yüzünü Jihoon’a çevirdi. Onun acı dolu gözlerini
görünce Jihoon’un kalbi kırıldı. “Çünkü onu gerçekten, içten sevdiğimi anladım…
onun merhamet sevgisini kabul edemem. Nefret ediyorum bundan! Neden ona gerçekten
aşık olduğumu anlamalıydım?! Neden ben hayatımın sonuna kadar acımasız ve
kalpsiz ve salak kalamıyorum?!”

“Bahar, ne demek istiyorsun?” Jihoon Bahar’ın omzuna bir elini koydu ve ona bu
savaşta yalnız olmadığını göstermek istedi.

“Onun sahte sevgisini artık kabul edemem. Kendime… kendime sonsuza kadar yalan
söyleyemem. Kendime yalan söylemek beni çok acıtıyor. Hayatımın her saniyesini
korkarak bir paranoya içinde geçiriyorum… Hayatımın her saniyesini acaba oda
beni seviyor mu diye düşünmekle geçiriyorum… Hayatımın her saniyesi kendimi
kandırıp onunda beni sevdiğini söylüyorum! O beni sevmiyor!”

Bahar’ın gözlerinden ilk damla aktı ve Jihoon sonuncu olmayacağını biliyordu.
“Bahar…”

“Sanırım yine eski ben olma zamanı geldi. Onun sevdiği masum melek rolünü bırakma
zamanı geldi.”

‘…Onun sevdiği masum melek.’

Seunghyun’un ‘sevdigi’. Ama ‘aşık olduğu’ değil.

“Neden ona söylemiyorsun? Ona herşeyi anlat! Ona başta yanıldığını söyle ve hatalarıinı
kabul et karşısında. Bu hayat dersini aldığını söyle ona; onu gerçekten sevdiğini
söyle. Ondan hatalarını düzeltmek için bir şans iste. Ona bebekten anlat!”

“Bunların hiçbiri birşey değiştirmez. Önemli olan şey şu ki, o beni sevmiyor.
Beni yalanlarım için affetse bile, beni hala sevmez. Bebek’ten haberi olsa
bile, beni hala sevmez. Onu gerçekten, içten sevdiğimi bilse bile, beni hala
sevmez. Ben merhamet istemiyorum, bana acımasını istemiyorum. Sadece şimdi değil;
hiçbir zaman.”

Jihoon yüzünü çevirip saate baktı. Choi Seunghyun şu an ne yapıyordu? Bahar
evde onu… ve göz yaşlarını beklerken?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder