16 Mayıs 2011 Pazartesi

Fallen Angel (33.Bölüm)








Adı: Fallen Angel

Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis

Türü: Romantik, Dram

Yazan: Cassie

NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.

33. Bölüm


Kafeterya’dan dışarı koştuktan sonra, Seunghyun araba parkından arabasını alıp,
hemen yola çıktı. Elleri direksiyonu sıkıca tutuyordu. Bazen hızlı, bazen yavaş
gidiyordu. Çünkü eve varıp varmamak istediğini bilmiyordu.

Ev…

[GERI BAKIŞ]

“Ne yemek istiyorsun bugün? Ben yaparım.”

“Hayır, sen yeni firma’dan geri geldin. Dinlenmen lazım.”

“Orda oturup sadece bir kaç kağıt okudum,” dedi Seunghyun ve yatağın kenarına
oturdu.

“Gerçekten mi? Neden?”

“Ya gerçek şu ki… ben hiç bu tür işlerle ilgilenmedim. Ama babamın hastalığı
yüzünden birden bu iş dünyasına girmek zorunda kaldım ister istemez. Aslında
hiç sevmiyorum bu tür işleri.”

“Özür dilerim,” diye mırıldadı Bahar.

“Özür dilemene gerek yok. Sende kesin bu tür işleri sevmiyorsundur.”

Bahar gülümsedi. “Neden böyle düşünüyorsun?”

Seunghyun omuzlarını salladı. “Bilmem. Belki seni çok iyi okunabilen bir insan
sandığım içindir. Çok basit ve masumsun. Senin gibi bir arkadaşım olduğuna
mutluyum.”

[GERI BAKIS –SON-]

Çok iyi okunabilen mi? Basit ve masum’mu?

Ne kadar büyük bir aptalsın, Seunghyun!

[GERI BAKIŞ]

“Micky ve Minnie’yi istiyor musunuz?” diye sordu.

“Gerek yok, efendim. Çok şımarıklar.” diye güldü anneleri.

“Ikiniz annenize iyi davranmaya söz verirseniz, size bunları veririm.” dedi
Seunghyun. Anneleri Seunghyun’un tatlılığına gülümsedi.

“Söz veriyoruz!” diye bağırdı ikizler aynı anda.

“Tamam, o zaman alın,” diyerek elindeki tüm oyuncaklar arasından Micky ve
Minnie’yi çocuklara verdi.

“Teşekkür ederiz!” Ikizler Seunghyun’un önünde eğildiler. Seunghyun’un kalbi
eridi. Küçük çocukları çok severdi.

“Çok teşekkür ederim.” Anneleride eğildi.

“Rica ederim. Iyi günler!”

Ikizler ve anneleri Seunghyun’dan ayrıldılar ve Seunghyun onların gitmesini
izledi. Ikizler dönüp annelerine ellerindeki oyuncakları uzattılar, ve beraber,
“Doğum günün kutlu olsun annecim!” dediler.

Aynı zamanda, Bahar oyununu bitirmişti ve Seunghyun’a geri dönmüştü. Elinde
birşeyin eksik olduğunu fark etti. “Seunghyun, Micky ve Minnie nerde?”

“Ordaki ikizlere verdim, annelerinin doğum günüymüş…”

“Öylemi.” diye lafını böldü Bahar ve yüzünü eğdi. Üzgün görünüyordu. Seunghyun
gözlerini göremedi.

“Bana kızgın mısın?”

“Hayır! Tabiki hayır!” diye inkar etti Bahar hemen ve gülümsedi. “Sadece benide
bekleseydin iyi olurdu diye düşündüm. Çocukların yüzlerindeki gülümsemeleri
görmek isterdim.”

Seunghyun Bahar’ın salak tatlılığına güldü. “Peki, bidaha ki sefer seni
beklerim öyleyse.”



[GERI BAKIŞ –SON-]


Saçmalık! Jeong Hoon’un ona anlattığı kadın o oyuncağı asla çocuklara vermezdi.

[GERI BAKIŞ]

Bugün’ün ‘randevu’sundaki son durak sinemay’dı, ama ikiside bu günü bir
‘randevu’ gibi geçirmemişlerdi. El tutuşmuyorlardı ve sarılmıyorlardı. Bugün
sadece arkadaşlar arasında bir günmüş gibi görünüyordu; sevgili yada evli bir
çift değil: sadece arkadaş.

Bahar bunu hak etmiyordu. Bu randevu’yu kocasıyla geçirmeyi hak ediyordu.

Bahar filme konsantre olurken, Seunghyun elini uzatıp gözlerini kaplayan
elini tuttu. Bahar şaşkınca ona yüzünü çevirdi.

Seunghyun gülümsedi ve ellerini birleştirdi, avuc avuca. Bahar’a doğru eğildi
ve fısıldadı, “Insanların parmak arasındaki boşluklar sevgilisinin bunu
doldurması için yaratılmıştır, korku filmlerinde arasından bakmak için değil.”

Bahar’ın filme ilgisi birden kayboluverdi ve yüzünü eğip birleşik ellerine
baktı. Sonra yine Seunghyun’a şaşkın, mutlu ve korkulu bir ifadeyle baktı.

Korku mu?

“Seunghyun-sshi, ben… ben anlamıyorum.”

Bahar rüya görmediğinden emin degildi.

Seunghyun Baharın korkusunu gidermek için gülümsedi. “Biz evliyiz. Ben senin
kocanım, ve sen benim karımsın. El tutmamız çok normal birşey değil mi?”

Bahar tekrar tekrar gözünü kırptı ve Seunghyun’un sözlerine bir anlam vermeye
çalıştı. “E-evet, … ama sen…
sen sadece arkadaş olmak istiyorsun…”

“O benim salaklığımdı. Çok tatlı ve güzel bir karım var ve onun değerini iyice
öğrenmeden kaybedip pişman olmama izin veremem.” Seunghyun Bahar’ın elini
sıktı. “Benim için çok mu geç?”

Bahar cevap vermek için ağzını açtı, ama o kadar mutluydu ki, bir ses bile
çıkaramadı. Şoktaydı, heyecanlıydı, ve çok mutluydu. Sonunda kafasını sallayıp
ağzını kapattı. Kollarını Seunghyun’un boynuna dolayıp sıkıca sarıldı kocasına.

Bahar ona okadar sıkı sarılmıştı ki, aralarındaki koltuk ayırması Seunghyun’un
karnına dürtüyordu. Ama önemli değildi. Meleğe hak ettiği mutluluğu vermek için
acı çekebilirdi.

[GERI BAKIŞ –SON-]

‘Meleğe hak ettiği mutluluğu vermek için acı çekebilirdi.’

Dahada çok saçmalık!

Seunghyun direksiyonu o kadar sıkı tuttu ki, elleri bembeyaz oldu.

Peki Bahar’ın o gün yağmurun altına koşup o çocuğu kurtardığı’da mı bir oyundu?
Arabayı süren adamı, çocuğun annesini ve çocuğu para ile mi tutmuştu?

Seunghyun ona acımıştı, üzülmüştü, korkmuştu!

Dünya’nın en büyük aptalısın, Choi Seunghyun.

Ama belki… belki Jeong Hoon yalan söylüyordu. Çin’e gidişinin sebebi kardeşi ve
babası sevgilisinden kurtulmak için para teklif ettikleri olduğunu söyledi.
Jeong Hoon kesinlikle Baharı sevmiyordu. Yani yalan söylemesi normaldi.

Jeong Hoon yalan söylüyor olabilirdi, Kim Jaejoong yalan söylüyor olabilirdi, So
Bendis yalan söylüyor olabilirdi. Ama Soohyo… Soohyo asla Seunghyun’a yalan
söylemez. Yoksa söyler miydi? Öyleyse, neden?

Seunghyun Soohyo’nun ona artık aşık olmadığını görebliyordu. Hatta, Jaejoong’a
deli gibi aşık olduğunu bile fark etmişti. Öyleyse neden? Soohyo’nun bu işten
yalan söyleyerek bir çıkarı olamaz ki!

Telefonu dakikalardır çalıyordu ve kafasını ağrıtıyordu. Ama hiçbirsey kalbinin
ağrısıyla kıyaslanamazdı.

Çok soru. Çok az cevap.

Ama onun sadece bir cevaba ihtiyacı vardı. Bahar’ın cevabı. Bahar’ın ona diğerlerinin
yalan söylediklerini demesine ihtiyacı vardı.

-=-=-=-=-=-=-=-

“Al işte! Onardım,” diyerek Bahar elindeki tornavidayı malzeme çantasına geri
koydu. Bir adım geriye atarak yine onardığı kapıya baktı. Jihoon yanında elleri
cebinde duruyordu.

“Bahar…” diye başladı Jihoon.

“Bu kapıyı bir daha kırma. Bir daha kırarsan, demir kapı alcam.” diye konuştu
Bahar. Normal davranmaya çalıştığı besbelliydi.

“Bahar, bir saat oldu.”

“Arabanı geri almak için seni götürmemi ister misin? Yolun kenarında bırakmak
iyi değildir.”

“Bahar…”

“Jihoon-ah, gitsen iyi olur.”

“Hayır, seni dövmeye kalkarsa, burda olup seni korumak istiyorum… çünkü senin
onu durduracağını düşünmüyorum. Bebeği düşün,” diye konuştu Jihoon. “Ona
bebekten bahset.”

“Kimseye bebekten bahsetmeyeceğine söz ver.”

Jihoon kaşlarını çattı. “Hayır…”

“Söz ver.”

“Hayır!”

“Jihoon, ben istediğim zaman onlara söylerim. Senin kimseye söylemeni
istemiyorum.”

“Bahar…”

“Söz ver!”

Jihoon alt dudağını ısırdı ve yüzünü başka yere çevirdi. “Söz veriyorum.”

Bahar ona güçsüz bir gülümseme verdi ve malzeme çantasını alıp koltuğa oturdu.
Oturduğu an, kapı’nın kilidi üçüncü kez kırılıp şiddetle açıldı.

Koltukta oturan Jihoon bu duruma gülse miydi ağlasa mıydı? Ama gülmek istese
bile, gülemezdi.

Bahar yüzünü çevirip kapıyı kıran Seunghyun’a baktı. Jihoon biliyordu ki,
Seunghyun bin kere bu kapıyı kırsa bile, Bahar onun birdaha kırması için bin
kere seve seve yine onarırdı. Jihoon birdaha kapıyı kırsaydı, Bahar’da onun
kemiklerini kırardı.

Ama, şu an, Bahar Seunghyun’un zorla onardığı kapıyı kırmasına hiç öfkeli değildi.

Öfkeli görünmüyordu. Sevinçli görünüyordu. Sanki Kwon Soohyo’nun yaptıklarından
haberi yokmuş gibi.

“Seunghyun! Erken geldin! Yarın sabaha kadar gelmiyeceğini sanıyordum!” Bahar
Seunghyuna koştu ve ona sıkıca sarıldı bir çocuk gibi. Seunghyun ona geri sarılmadığında
Jihoon’un kalbi kırıldı.

Bahar’da Seunghyun’un ona geri sarılmadığını fark etmişti, ama yinede çenesini
Seunghyun’un omzunda, ve kollarını onun belinde tuttu. Belki bu sevdiği adama
son kez sarılışı olacaktı.

“Bana diyecek tek şeyin bu mu?” Seunghyun’un soğuk sesi kalbini kırıyordu.

Bahar kendini sevinçli görünmeye zorladı ve Seunghyun’dan ayrılıp ona
gülümsedi. “Yorgunsun. Ben gidip sana yemek hazırl…”

Bahar mutfağa doğru yürümeye başladı, ama Seunghyun onun kolunu sıkıca tutup
yürümesine engel oldu. Jihoon oturduğu yerden hızlıca ayağa kalktı Bahara yardım
etmek için, ama Bahar diğer elini kaldırıp Jihoonu durdurdu.

Seunghyun’un eli Bahar’ın tenini yakıyordu. Bu Seunghyun’un ona son dokunuşu mu
olacaktı?

“Baştan beri sendin! Babanın benim ailemin firmasını iflasa ittiğini düşünmüştüm!
Babanın ailemi eğer seninle evlenmezsem firma’yı yıkacağını tehdit ettiğini düşünmüştüm!
Babanın beni Soohyo’dan ayırdığını düşünmüştüm! Babanın bana ve aileme bu acı
günleri yaşattığını düşünmüştüm! Yanlış düşünmüşüm!”

Bahar hızlıca yüzünü Seunghyun’a çevirdi ve öfkeli gözleriyle karşılaştı. Bunun
geleceğini biliyordu. Gerçeklerden kaçma sebebi yoktu artık.

Basitce cevap verdi. “Haklısın. Ben gölgelerde saklanarak babama bu işleri yaptıttırdım.
Ben herşeyi planladım; aile’nin firmasının iflasını sağlamaktan, senin benimle
evlenip firmayı kurtarmana kadar; senin benim bir masum melek olduğumu
düsündüttürdüm. Halbuki bütün planların arkasında babam değil, ben varım.”

“Böyle şeyleri yapıp, geceleri hala nasıl uyuyabiliyorsun?”

Bahar kalbinden sessizce cevapladı, ‘Senin benim yanımda olmadığını bilerek
uyku kaybetmektense, böyle planlar yüzünden uyku kaybetmeyi tercih ederim.”

“Soohyo Jeong Hoon’u Çin’den geri getirdi. Jeong Hoon, abin, hatırlıyor musun
onu? Ona ne kadar çok acı verdiğini hatırlıyor musun? Bana herşeyi anlattı!
Senin abin olduğuna inanmak istemedim, ama Soohyo bana gerçekten olduğunu
söyledi. Abinin dediklerine inanmak istemedim, ama Soohyo bana gerçekleri
anlattığını söyledi. Hatta Soohyo acımasız geçmişin hakkında ifadeler toplamış.
Ben senin hala bir melek olduğunu düşünürken, onlar herşeyi biliyorlardı senin
hakkında!”

Bahar Seunghyun’un gözlerine bakmak istemiyordu. Çenesini kaldırıp omuzlarını
dik tuttu. Güçlü görünmek istiyordu.

Ellerini yumruk haline getirmişti. Seunghyun’un eski sevgilisinin adını ağzına
aldığı her seferde, öfkesi biraz daha artıyordu. Soğuk bir sesle konuştu,
“Soohyo sana başka ne anlattı?”

“Başka diyecek birşey mi vardı? Senin bencilliğin yüzünden sen hayatıma girip
herşeyi alt üst ettin! Ailemin firmasını yıkmak için yaptığın şeyler yüzünden
babam kalp krizi geçirdi! Annem babamın yüzünden o kadar üzüldü ki, oda
hastalandı! Sanki bir gecede yaşlanmış gibi çöktü! Ve ben hiçbir zaman bu işi
yapmak istemediğim halde, babamın kalp krizi yüzünden sevmediğim birşeyi yapmak
zorunda kaldım! Hiçbirşeyi anlamıyordum. Onları hayal kırıklığına uğrattığımı
düşündüm! Sonunda, yapabileceğim tek şey Soohyo’dan vazgeçmek ve seninle
evlenmekti! Soohyo’nun canını yaktım!”

Bahar dahada sinirlendi. “’Soohyo, Soohyo, Soohyo’! Neden hep ‘Soohyo’? O benim
bu planı kuruşumun sebebiydi baştan beri!”

“Ona suçu atamazsın çünkü ben onu sevdim!”

“O zaman sende bana suçu atamazsın, çünkü ben seni seviyorum!”

“Saçmalama! Sen beni
sevmiyorsun! Sen sadece olmadığı şeyleri isteyen bencil bir çocuksun! Senden
nefret ediyorum!”

Bu sözler Baharın kalbine vurdu.

Bahar onca zaman Seunghyun’un ağzından ‘özel sözleri’ duymak istemişti… ama
demin söylediği şeyleri değil.

…gözlerindeki gördüğü hisleri değil.

“Benden nefret mi ediyorsun?” diye sordu Bahar güçsüz bir sesle.

Jihoon’un içinden o an Seunghyunu öldüresiye kadar dövmek geldi, ama yapabildiği
tek şey öfkesini kendi içine atmaktı.

“Sana karşı başka ne hissedebilirim bilmiyorum.” dedi Seunghyun. “Soohyo bana
yalan söylemez. Ve sende zaten gerçekleri itiraf ettin. Boşanma davası açıyorum.”

Seunghyun baştan beri boşanmak istiyordu, ama ‘masum’ karısını kırmamak için
yapmamıştı. Ama şimdi, karısının ‘masum’ olmadığını öğrenince, umrunda değildi
onun kırılacağı.

Gerçekten, şeytanı kırmak çok daha kolaymış.

Tam Bahar kalbinin daha kırılamayacağını düşünürken, parçalar toz haline dönüştü.

Büyürken, hep kendini korumayı öğrenmişti. Bu içindeki acı yüzünden kendi
savunması refleks olarak çalışmaya başladı, ve Kim Bahara onu kimse kıramayacağını
hatırlattı.

Acı ve sinirli bir sesle konuştu, “Sen boşanma davası açarsan, babam sizin
firmanızla olan ortaklığı keser. Unutma, sizin firmayı ayakta tutan benim
babam. Kendi babanın birdaha kalp krizi geçirmesini mi istiyorsun?”

Bahar’ın soğuk sesini duyunca Seunghyun’un gözleri büyüdü. “Bunu yapamazsın.”

“Senin dediğine güre, ben bir canavarım. Neyi yapamam?” diye güldü Bahar acı
bir sesle. “Top benim sahamda, Choi Seunghyun.”

“Bunu yaptığına pişman olacaksın!” diye bağırdı Seunghyun. Sesi o kadar öfke ve
kin doluydu ki, Baharın ensesindeki saçlar diken diken oldu. Ama yüzündeki soğuk
ifade değişmedi.

Seunghyun ona son bir nefret dolu bakış verdikten sonra, sırtını Bahara dönüp
evden dışarı koştu.

Jihoon susarak Baharı izledi. Choi Seunghyun’un arabasının gittiğini duyduktan
sonra, Bahar’ın soğuk ifadesi silindi ve yerine güçsüz ve yorgun biri geldi.
Yüzünü yavaşca eğdi.

“Bahar… neden? Onun senden dahada çok nefret etmesine neden oldun.”

“Sürekli ‘Soohyo’nun ismini söylüyordu. Soohyo ona yalan söylemez. Soohyo’ya
güveniyor. Soohyo’yu seviyor. Çok… çok sinirlendim. Bilmiyorum… artık hiçbir şeyi
bilmiyorum. Doğru düşünemiyorum! Çok acıyor!” Bahar ellerini başına koydu ve
gözlerini sıkıca kapattı. Jihoon hemen yanına gidip ona sarıldı.

“Bana benden nefret ettiğini söyledi, Jihoon-ah. Benden nefret ediyor. Bana hiç
beni sevdiğini söylememişti, ama benden nefret ettiğini söylemek çok kolaydı
onun için.”

“Bahar, lütfen, bunu düşünmeyi bırak. Lütfen, acımayı bırak.” diye yalvardı
Jihoon, ama bunun Bahar’ın kontrolu altında olmadığını biliyordu. Kendi
kontrolu altındada değildi.

Kimse bu durumu kontrol edemezdi.

---
- 5 bölüm sonra bitiyor… Sizce nasıl bir son olcak? Iyi mi kötü mü? Smile

Yazan: Cassie

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder