Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
34. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
34. Bölüm
“Seunghyun, yeter!” diyerek Soohyo Seunghyun’un elinde tuttuğu bira şişesini
aldı.
“Bana geri ver onu!” diye bağırdı Seunghyun ve Soohyo’ya doğru atladı şişeyi
geri almak için ama yanlışlıkla eli Soohyo’nun yanağına vurdu ve Jaejoong artık sessiz kalamadi.
Bendis ve Jeong Hoon köşede durup olayları izliyorlardı. Jaejoong koltuktan
kalkıp Seunghyun’un yakasını sıkıca tuttu. “Lanet olsun! Ne yaptığını
sanıyorsun? Neden o pislik için sarhoş oluyorsun!”
Bunları dediği an Seunghyun Jaejoong’un yanağına sert bir yumruk attı ve
sarışın adam düşmemek için bir kaç adım geri atmak zorunda kaldı. Diğerlerı şok
geçiriyorlardı. Seunghyun ayaklarının üstünde hala durmasını başarıyordu ve
Jaejoonga bağırmaya başladı.
“Ona pislik deme!“
“Neden böylesin? Mutlu olmaliydin! Onun gercek yüzünü gördün nihayet! Ona
acidigin icin beraber kalmali degilsin artik! Zamanini bira icip kendini sarhos
etmek yerine, kendi firmani yine toparlamaya calisarak kullanabilirsin!
Kim’leri firman’dan cikarmanin bir yolunu bul! Firma’yi KIMsiz yürütmeye calis!
Sonra sen ve Soohyo yine beraber olabilirsiniz!” diye bagirdi Jaejoong geri.
Seunghyun bir adim öne atti ve Jaejoongun yakasindan tuttu. “Buydu, demi?
Herseyi sen yaptin! Bunun arkasindaki insan sensin! Hepiniz benim herseye inanmam
icin Soohyo bunlari yapmis gibi gösterdiniz, demi? Bunlarin hepsini
Soohyo ve ben yine beraber oluruz düsüncesiyle yaptin demi?! Hersey senin sucun! Senin sucun!“
Jaejoong Seunghyunu sertce geri itti. Seunghyun sirt üstü koltuga düstü ve
Soohyo ona yardim etmek icin yanina gitti.
Seunghyun sonra birden Soohyo’nun bilegini tuttu ve ona bagirmaya basladi. “Bu
seninde sucun! Sen su sarisin aptala onu sevdigini söyleseydin… bir kere
cesaretini toplayip söyleseydin, o zaman böyle merakli olmazdi! Burnunu her
boka sokmazdi! Jeong Hoon’u Cinden geri getirmezdi! Senin yardimini isteyip
bana gercek Bahari göstermezdi! O zaman gercek yüzünü görmemis olurdum! Bu
kadar kirilmazdim! Bu seninde sucun!”
Soohyo yüzünü “Ne?” diye ona saskinca bakan Jaejoong’a cevirdi.
Seunghyun yine Jaejoong’a döndü. “Ve sen! Neden bu kadar aptalsin? Neden
sana asik oldugunu göremedin? Neden onu biraktin? Ben bile ikinizin birbirinize
deli gibi asik oldugunuz görebiliyorum! Ikinizde kör aptalsiniz!”
Soohyo rahatsizca yüzünü yere dogru egdi. “Seunghyun, ne konustugunu
bilmiyorsun. Lütfen, biraz uyumaya calis.”
“Bu sarisin pisligin icindeki aptalligi disari dövdükten sonra seve seve
uyurum!” diye bagirarak Seunghyun koltuktan kalkti ve yine Jaejoonga saldirdi.
Jaejoong ama kendini savunmaya calismadi. Bu soktan ilk kendine gelenler Bendis
ve Jeong Hoon oldu. Hemen onlarin yanina gidip Seunghyun’u Jaejoong’dan
ayirdilar.
“Biz en iyisi onu odaya götürüp uyutmaya calisalim.“ dedi Jeong Hoon.
“Oklava yetmezse, kafasini duvara vururum.” diye ekledi Bendis.
Soohyo kalbi kirik Bendisin sadece kuru espiri yapmaya calistigini biliyordu.
Onlara Seunghyunu odasina tasimalarina izin verdi ve simdi jaejoong ve o oda’da
yalnizlardi.
“Sen… iyi misin?” diye sordu Soohyo uzun bir sessizlikten sonra.
Jaejoong elini cenesine koydu. “Cenem hala yerinde. Yarina kadar morarir ama.”
Soohyo derin bir nefes aldi ve yüzünü yere dogru egdi. “Özür dilerim.”
“Bana asik oldugunu söylemedigin icin mi? Sarhos bir Seunghyun yerine senden
duymasini tercih ederdim.”
“Ben… emin degildim. Hep bu duygularimi düsünmemeye calistim ve senin
Seunghyun’a gercek Bahari göstermen icin bana gerektigini düsündüm…
Seunghyun’un kendi iyiligi icin. Kim bahar’in onu kirmasini istemiyordum… ama
sanirim ben kendim onu kirdim.”
“Onlari sonra konusuruz. Jeong Hoon ve Bendis biz konusalim diye gittiler.”
dedi Jaejoong.
Soohyo’nun yüzü kizardi. “Kafam… cok karisikti. Ve sen benden cok uzaklastin.
Sandim ki… beni artik sevmiyorsun. Seunghyun’a geri dönmeme karsi olmadigini o
kadar basit bir sekilde söyledin. Sanki… artik sadece yardim etmek isteyen bir
arkadas missin gibi. Beni sevmeyi biraktigindan cok korktum.”
“Denedim. Gercekten sadece senin icin endiselenen bir arkadas gibi davranmaya
denedim.”
“Ise yaradi.”
“Öyleyse sanirim hayat filmlerdeki gibi olabiliyormus. Ben uzaklastim, Cin’e
gittim, ve sen sonunda bana asik oldum.”
Soohyo cekingence gülümsedi. “Evet, filmlerdeki gibi.”
Rahat bir anligina ikiside sustu ve sonra yine Jaejoong konustu. “Simdi ne
yapcaz?”
“Bilmiyorum.” diye mirildandi Soohyo.
“Ne yapmami istiyorsun? Ben sucu üstüme alabilirim. Kanitlarin sahte oldugunu
söyleyebilirim. Jeong Hoon’un bana yalan söylemesi icin ikna ettigimi
söyleyebilirim. Gercek yine
bir yalan olabilir.”
Soohyo kafasini salladi. “Hayir, olamaz. Biz ne yaparsak yapalim, Kim Bahar bu
seyleri inkar etmeden kabullendi bile. Bunu degistiremeyiz. Bir anligina… merak
ettim… acaba Kim Bahar bunlarin yalan oldugunu söyleseydi, Seunghyun ona mi
inanirdi, bize mi?”
Jaejoong derin bir nefes aldi ve yanagini kasidi. “Dogru. Bunu düsünmeliydim…
ama etrafta sen olunca birden aptal oluyorum ve dogru dürüst düsünemiyorum.”
“Böyle konusmayi birak.”
“Kapa ceneni!” diye bairmaya basladi Jaejoong birden. “Senin hayatin boyunca
sevdigin insanin seni sevdigini ögrenince sen ne yapardin? Ve bunu bir sarhos
adam’dan duymak dahada beter! Dogru düsünmeye calis! bu imkansiz!”
Soohyo gülümsemenin zamani olmadigini biliyordu, ama kendini geri tutamadi.
“Ben…”
“Bosver! Ben gentleman degilim.” diye lafini böldü Jaejoong. Büyük bir adim öne
atip Soohyo’nun bulizinden kizi kendine dogru cekerek dudaklarini sertce öptü.
Soohyo’nun dudaklarinin tadi masum, tatli, ve sanki daha kesfedilmemis birsey
gibi.
Jaejoong sonunda dudaklarini Soohyo’nunkilerden ayirdiktan sonra, ona
dikkatlice bakti ve bir tepki bekledi.
“Bu cok… degisikti.” diye konustu Soohyo sonunda.
“Iyi bir anlamda mi?” diye sordu Jaejoong bir kasini kaldirarak. Soohyo
cekingence kafasini sallayarak onayladi. Jaejoon siritarak Soohyo’ya sikica
sarildi.
“Jaejoong, su an… bunun zamani degil. Seunghyun…”
Jaejoong derin bir nefes alarak lafini böldü. “Haklisin. sana atlamadan önce bu
problem cözmeliyiz.”
“Bunu böyle mi söylemelisin?”
“Evet.”
Soohyo siritmamaya calisti. “Bunun ne demek oldugunu bliyorsun, degil mi?”
“Evet. Ben bir aptalim ve Choi Seunghyun aslinda Kim Bahara asik, Kwon
Soohyo’ya degil. Kim Jaejoong Kwon Soohyo’ya asik.” diyerek bir kac saniye
sustu, ve sonra ekledi, “Ve Kwon Soohyo Kim Jaejoong’a asik.”
Soohyo gülümsedi. “Ve So Bendis Jeon Ji Hoon’a asik.” diye hatirlatti.
Jaejoon Soohyo’nun elini sikica tuttu ve derin bir nefes aldi. “Bunu nasil
cözebiliriz? Kim Bahar… Seunghyun’un asik oldugu Bahar… sahte.”
-=-=-=-=-=-=-=-
“Kendini nasil hissediyorsun?” Soohyo yatagin yanina oturdu ve Seunghyuna cay
bardagini verdi.
Seunghyun cayi sahte bir gülümsemeyle aldi. “Iyiyim. Alkol benim iyi
arkadasimdir. Beni kirmaz.”
“O zaman ben senin iyi arkadasin degilim.” diye mirildandi Soohyo.
Seunghyun yüzünü kaldirip Soohyo’ya bakti. “Ne demek istiyorsun?”
“Iyi bir arkadasin seni kirmadigini söyledin… ama sanirim ben seni kirdim.”
Seunghyun kafasini salladi. “Hayir, sen beni hic kirmadin.”
“Hayir kirdim… gercekleri anlattigimda.”
Seunghyun dudaklarini büzerek bardaginin icine bakti düsüncelice. “Sarhosken
size bagirdim mi?”
“Jaejoong’a ona asik oldugumu daha önce itiraf etseydim, Jaejoong’un Bahar’i
arastirmayacagini… ve senin gercekleri ögrenmeyecegini söyledin.” diye acikladi
Soohyo.
Seunghyun’un yüzündeki aci gülümseme o kadar üzücüydü ki, Soohyo yüzünü baska
yere cevirmek zorunda kaldi. “Hayir, eminim öyle demek istememisimdir. Bana
gercekleri anlattiginiza mutluyum.”
“Jaejoong’un sucu bile degil. Hersey
benim sucum. On asana artik asik olmadigimi söyleseydim, birakirdi.”
“Soohyo, beni artik o sekilde sevmesen bile, hala benim icin
endiseleniyorsun. Kim Bahar’in bana dogrulari söylediginden süphen vardiysa,
arastirmalara devam ederdin. Jaejoong bunu sadece yanlis anlayip senin bana
hala asik oldugunu düsünmüs. Ve gercek su ki, sen beni sevdigin icin yaptin
bunu… ama o tür sevgi degil.“
“Seunghyun, özür dilerim. Kim Bahar’a asik oldugunu anladim. Bunu yapmasaydim…”
Seunghyun lafini böldü. “Kim Bahari ‘sandigim’ insane asiktim ben. Benim
sevdigim insane sahte. Öyle bir insane yok.” diye knustu Seunghyun aci bir
sesle. “Kendini pisman hissetme, Soohyo.”
“Seunghyun…”
“Ama… bilmek istiyorum. Size Kim Baharin beni bir gün kiracagini düsündüren sey
neydi?”
“Seunghyun, cevabi duyman pek iyi olmaz.”
“Hayir, iyi olur. Onun hakkinda ne kadar cok bilsem, ondan o kadar cok nefret
edip sevdigim melegi unutabilirim.”
Soohyo derin bir nefes aldi ve anlatmaya basladi. “Senin ona ne kadar asik
oldugunu gördüm. Onunda seni gercekten sevdigine inanmak istiyordum. Onun senin
icin is hayatini biraktigina inanmak istiyordum. Senin onu daha iyi bir insane
cevirdigine inanmak istiyordum. Ama… Bendis onun bir isciyi kovdugunu duymus.
Bahar dogmadan önce bile o isci Kim’lerin firmasinda calisiyormus. Hasta ve
bakima muhtac bir karisi ve bir oglu varmis, ama Kim Bahar onu… acimasizca
kovmus. Tazminatini ve son ödemeleri… Kim Bahar bunu nasil yapti bilmiyorum,
ama adam onlari bile alamadan isten kovulmus bir kurussuz. Onun hala bu kadar
acimasiz oldugunu duyunca, korktum. Bahar’in karakteri bu… bu onun dogasi. Bir
gün seni’de kirmasina izin vermek istemedim. Özür dilerim.”
“senin özür dileyecek birseyin yok. asil ben bu kadar aptal oldugum icin özür
dilemeliyim.”
“Seunghyun-ah, belki…”
“Belki herseyi beni sevdgi icin mi yapti?” diye sordu Seunghyun. Sonra ac bir sesle güldü. “Buna sen
bile inanamazsin, Soohyo. Inanmaya baslarsan, bende inanirim. Inanmak istemiyorum.
Yapamam. Bu beni öldürür. Bunu beni ödül olarak isteyen encil bir cocugun
yaptigina inanmak daha kolay. Gerceklere inanmak daha kolay.”
“Emin misin?” diye fisildadi Soohyo, gözleri dikkatlice Seunghyun’u izleyerek.
“Umarim.”
-=-=-=-=-=-=-=-
“Beni neden buraya cagridin?” diye sordu Jeong Hoon önünde oturan yasli adama.
Babasinin bu sözleri duydugunda gözlerindeki aciyi görmemezlikten gelmeye
calisti.
“Dün sabah Seoul’e indin. Dün’den bugün’e kadar sana nasil yaklasacagimi
düsünerek gecirdim.”
Jeong Hoon babasinin dünkü olaylardan haberinin olmadigini anladi. Cho
Seunghyun’un Bahar’i terk ettigini bilmiyordu. Seunghyun’a gercek bahari
gösteren kisinin kendi oglu Jeong Hoon oldugunu bilmiyordu. Biricik oglunun kücük
kardesini sirtindan vurdugunu bilmiyordu.
Bahar ona anlatmamisti.
Babasinin onun icin problemlerini cözmesi icin ne zaman bir sorunu olunca kosup
babasina söyleyen Bahar.
Ama bu sefer, Bahar babasina hicbir seyi söylememisti.
“Ne istiyorsun?” Jeong Hoon soguk bir sesle konusmaya calisti. Ama soguk ve
acimasiz olmak hic yakismiyordu ona.
“Uzun zaman oldu… Nasilsin? Feyza nasil?”
Jeong Hoon kulaklarina inanamadi ve daha fazla sinirli bakmayi basaramadi.
Babasi karisinin ismini hatirliyor muydu gercekten?
Baska birsey söylemeye cok saskindi ve sadece kafasini sallayarak onayladi.
“B-biz… iyiyiz.”
“Kardesinde benimle gelip seni görmek istiyordu. Ama onu bu sabah aradigimda
senin onu görmek istemeyecegini söyleyerek teklifimi reddetti.”
Yada Seunghyun’la dünkü karsilasmasi yüzünden hala despresifti.
“Sana baska birsey söyledi mi?” diye denedi Jeong Hoon.
“Sesi cok… yorgun’du. Neden sordun?”
“Sadece merak ettim.” dedi Jeong Hoon. Bu aslinda tam olarak bir yalan degildi.
“Senden özür dilememi istedigini mi merak ediyorsun?” diye sordu Mr. Kim. Jeong
Hoon’un sorusunu yalis anlamisti. Ama böylesi daha iyiydi zaten.
“Ondan bir özür beklemiyorum.”
“O zaman beklenmedikler icin hazir ol. Seoul’a gelecegini duydugumda hemen ona
söyledim, ve duydugunda cok sevindi. Asistanimin senin numarani bulup seni
yemege davet etmesini söyledi. Asistanim numarani bu sabah buldu ve bana verdi.
Eski bir arkadasin evinde mi kaliyorsun?”
Jeong Hoon bir kac saniye düsündü. Ya babasi Kim jaejoong’un Bahar’in problemleriyle
alakali oldugunu bilmiyordu, yada sadece onun nerde oturdugunu bilmiyordu.
“Evet, eski bir arkadasin evinde duruyorum.” diye mirildandi Jeong Hoon.
“Jeong Hoon, Bahar senden özür dilemek istedigini söyledi. Hatta dizlerine
cöküp yavarmaya bile hazir oldugunu söyledi. Bahar cok degisti, Jeong Hoon. Bizim bir aile olmamizi istiyor. Bende
bizim yine bir aile olmamizi istiyorum.”
Jeong Hoon böyle zamanlarda aile’de en hassas oldugu icin lanet ediyordu.
Babasi ve kardesi hisleriyle cok güclülerdi, ve Jeong Hoon ne yaparsa yapsin
onlar gibi olamiyordu.
Babasinin dedigi sözlere inanmak istiyordu, cünkü yillardir kardesinin degisip
onlarin yine bir aile olmasina dua ediyordu.
Ama dün yaptiklari seyler yüzünden, Jeong Hoon bahar’in üzerinde konusmak
istemiyordu.
“Seoul’a gelecegimi nereden ögrendin?” diye sordu sonunda. Babasi yutkundu.
Jeong Hoon gülümsememeye calisti. “Ev sahibim mi söyledi?”
Mr. Kim’in gözleri birden saskinlikla büyüdü. “Biliyor muydun?”
“Biliyordum. Bunu ögrendigimde gitmek istedim, ama Feyza beni geri tuttu.
Arkadasin berbat bir yalanci. Kalbini gözlerinde tasiyor. Ama Feyza’nin iyi bir
nedeni vardi. Onun bizim sana tek baglantimiz oldugunu, ve sana ve sagligina
birsey olunca onun haberi olacagini, ve onun haberi olunca bizimde haberimiz
olacagini söyledi. Arkadasin o kadar konuskan ve yasli ki, ne dedigini hemen
unutup demedigini düsünüyor. Senin hakkinda herseyi ondan ögrendik bunca sene.”
“Cin’de bulabildgim en iyi adam’di. Yalan söyleyememesi onun eksik noktasi.
Bunu bilmeliydim.” diyerek derin bir nefes aldi Mr. Kim.
“Onu sectigin icin mutluyum.” diye mirildandi Jeong Hoon ve gözlerini hic
dokunmadigi su bardagina cevirdi.
Mr. Kim ogluna baktiginda dudaklarinda yumusak bir gülümseme oynuyordu. “Bizi
hala düsündügün icin mutluyum.”
“Feza benim kalmami zorladi. Seninle bir baglantim olmasini istedi.”
“Onu anlatip benim gözümde iyi görünmesine cabalamali degilsin. Senin
kaderindeki kadin oldugunu biliyorum bile. Bunu daha önce göremedigim icin
üzgünüm. Senden özür diliyorum.”
Jeong Hoon basini kaldirip babasina saskinca bakti. Özür dilemisti. Jeong Hoon
dogdugundan beri babasinin özür diledigini belki hayatinda sadece iki yada üc
kere duymustu. Özür dilemek onun icin cok zor birseydi. Ama simdi kolaylikla ve
hic cekinmeden söylüyordu…
“Senin beni affetmeni istiyorum. Izin verirsen, Feyza ile görüsüp ondan’da özür
dilemek isterim. Bahar’da ayni seyi düsünüyor.”
Jeong Hoon’un kalbinin etrafina kurdugu duvarlar birden eriyip gidiverdi. Bahar
üzerinde konusmak istiyordu. Konusmaliydi.
“Bahar gercekten degisti mi?”
Kizini düsününce Mr. Kim’in dudaklarinda tatli bir gülümseme olustu. Jeong Hon
bunu cok özlemisti. “Evet, gercekten cok sasirtici. Bir adam ile tanisti, ismi
Choi Seunghyun. O Bahari gercekten daha iyi bir insane dönüstürdü. Seunghyun’a
gercekten deliler gibi asik.”
Jeong Hoon’un karni birden agrimaya basladi. Babasi ona yalan mi söylüyordu? Yalan
söylemiyorduysa, Jeong Hoon kücük kardesi hakkinda yanlis mi düsünmüstü bunca
zaman? Rastgele kapisina dayanan ve ondan yardim isteyen Kim Jaejoong’a onu
geri cevirmeden yardim etmeyi kabul etmisti. Tanimadigi bir insana yardim edip,
cok sevdigi kardesini kirmisti.
Aklindaki tek sey bahara haddini bildirmekti. Bahar’in kötü aliskanliklarini
durdurmak ve onun baskalarina daha fazla zarar vermesini engellemek istiyordu.
Bahara haddini bildirip baskalarina zarar vermemesini ögretmek istiyordu.
…ama cok mu ileri gitmisti? Cok mu bencildi?
“Jeong Hoon, iyi misin?”
“Ben…”
Birden telefonu’nun zil sesi sessizligi bozdu. 3G videolu telefonunu acti ve
ekranda karisi Feyza’yi görünce sevinclice gülümsedi. “Feyza!”
“Jeong Hoon! Mesgul musun?”
Jeong Hoon masa’nin üzerinden uzanip telefonunun ekranina bakmaya calisan ve
kücük bir cocuga benzeyen babasina bakti. “Su an… Appa ile ögle yemegindeyim.”
Mr. Kim oglunun ona yillar sonra ilk defa yine ‘Appa’ dediginde gözlerinin
dolmasini engelleyemedi. Feyza bir an sok icindeydi, ama hemen yine sevincli
haline geri döndü. “Onunla baristin mi? Bu cok güzel! Hep bu günü
beklemistim!”
Jeong Hoon babasina cekingen bir gülümseme verdikten sonra yine telefonunun
ekranina bakti. “Evet, bende.”
“Ama… Seoul’e gitme nedenin…”
Jeong Hoon hemen onun lafini böldü. Feyza’nin yanlis seyleri söylemesini
engellemeliydi. “Feyza, beni neden bu kadar erken aradin? Iyi misin?”
“Evet, iyiyim! Daha yeni doktor’dan eve geldim!”
Jeong Hoon’un gözleri korkuyla doldu ve babasinin’da ayni tepkiyi verdigini
fark etti. “Iyi misin? sagligin yerinde mi? Hasta misin?”
“Yoo! Sadece hamileyim.” diye güldü Feyza sirin bir sesle.
“‘Sadece hamile’ mi?” diye bagirdi Mr. Kim saskinliktan.
Jeong Hoon’un kalp atislari hizlandi ve nasil tepki verecegini bilmiyordu.
Düsünebildigi tek sey karisinin hamile ve onun yakinda bir baba olmasiydi!
Aklindaki tek sey’di.
Donmus ve dilini yutmus gibi göründügü icin, Mr. Kim elindeki telefonu
ondan aldi. „Merhaba, Feyza.“
diye gülümsedi yasli adam kamera’ya cekingence.
Feyza yatma pozisyonun’dan hemen kalkip oturma pozisyonuna gecti. “Mr. Kim.”
diyerek hafiften egildi saygilica.
“Beni affetmeye hazirsan… bana ‘Appa’ demeni tercih ederim.”
Feyza ona agzi acik bakiyordu. Gözleri yasardi, ama ayni anda gülüyordu.
“Ap…Appa.” dedi sonunda ve gülerek göz yaslarini sildi. “Özür dilerim, kendimi
tutamiyorum.”
“Özür dilemene gerek yok. Özür dilemesi gereken biri varsa, ben olmaliyim. Su
an Cin’e ucak bileti ismarlayip seninle beraber kutlayalim mi? Ne dersin?”
Jeong Hoon yine sok olmustu. Bugünlük yeter bu kadar sok!
Ilk olarak, babasi Türk karisi’nin ismini hatasizca söylemisti. Sonra babasi
ondan özür dilemisti. Sonra ona Bahar’in tamamen degistigini söylemisti. Ve
simdi bütün islerini bir kenara birakip onunla Cin’e giden ucak bileti
ismarlamaktan bahsediyordu!”
“Ne dersin, Jeong Hoon? Gidebilir miyim?” diye izin aldi babasi.
Jeong Hoon bir sey söylemek istedi ama o kadar mutluydu ki, dili dönmedi. Bu
yüzden yapabildigi tek seyi yapti: Kafasini sallayarak onayladi.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder