Adı: Fallen Angel
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
37. Bölüm
Oyuncular: Bahar, SeungHyun (TOP),
SooHyo, Jaejoong, Ji Hoon (Bi), Bendis
Türü: Romantik, Dram
Yazan: Cassie
NOT: “Fallen Angel”in anlamı
Türkçede ‘Yeryüzüne İnmiş Melek’. Bu hikayedeki oyuncuların hiçbiri şimdiki
gibi ünlü DEĞIL.
37. Bölüm
Bu bir dramatik film gibiydi. Beş insane beraber oturma
odasında oturuyordu. Atmosferdeki hava sanki ellenebilecek kadar kalın
geliyordu herkese. Ama maalesef bu bir film değildi ve odada oturan herkes bir
film olamayacak kadar gercek acı çekiyordu bu durumda.
Sessizliği bozan Seunghyun oldu. “Sen Heebon’a Soohyo’nun beni ‘önemli bir sey’
için buraya çağırdığını söyledin. Ve şimdi karşımızda heykel gibi mi
duracaksın?”
“Heebon’u seni buraya getirtmek için kullandım. Onun bir suçu yok.” diye
cevapladı Jihoon.
“Insanları kullanmakta bir numarasın.” dedi Jaejoong dişlerini sıkarak. Jihoon
hafiften yüzünü çevirip Bendis’e baktı, ama Bendis’in gözleri yere yönelikti.
Jihoon Seunghyun’un ofisini arayıp Heebon’a Soohyo’nun acil bir işi olduğunu ve
Seunghyun’un gelmesini istediğini söylemişti. (Bunu yazarken benim bile kafam
karisti. o.O)
Sonra Jihoon Soohyo’nun evine gidip beklemişti. Işler tam yolunda gitti, çünkü
işsiz Bendis ve Soohyo beraber Soohyo’nun evindeydiler. Ve Jaejoong da öğle
molasındaydı. Jaejoong Jihoon’u görünce öğle molasını uzatmaya karar verdi.
“Ben kendimden konuşmaya gelmedim.” diye savundu Jihoon ve bütün ilgisini
Seunghyun’a çevirdi. “Sen bu problemin çekirdeğisin. Senden konuşacağız.”
“Neyin çekirdeği? Konuşacak birşey yok.” diye sinirlendi Seunghyun.
“Herkese bir hikaye anlatmak istiyorum. Iyi bir anlatıcıyımdır.”
“Iyi bir kum torbasına da benziyorsun.” diye aşağıladı Jaejoong. Soohyo onu
dirsekledi hafiften.
Jihoon sarışın adama bir şaşkın kaşını kaldırdı. Sonra odadaki herkese
Seunghyun ve Bahar’ın ilk görüşmesini anlattı.
Bunu duyduktan sonra, Seunghyun şok olmuş bir halde sandalyesine çöktü. “O
akşamı unutmuştum. Ama şimdi sen anlatınca… sanırım, biraz
hatırlayabiliyorum.''
“Bahar hatırlamadığın için seni suçlamıyor. O zamanlar daha sarışındı ve o gece
gözlük takmıştı. Şimdiki halinden bayağı değişikti. Ve o sürekli sana yanaşmaya
çalışırken, senin gözlerinde sadece Soohyo vardı.”
Seunghyun kaşlarını çattı. “Daha önce birbirimizi gördüysek ne olmuş? Onun bana
yaptıklarını değiştirm…”
Jihoon lafını böldü. “Bunu bir oyun olarak gördüğünü itiraf etti. O gece ona
hiç dikkat etmediğin için , seni Soohyo’dan çalma kararı aldı.”
Seunghyun’un kalbi sanki göğsünden çıkarılmış gibi hissetti. Acı bir sesle
konuştu. “Gördün mü? Beni sevmiyor. Dünya’nın onun etrafında dönmedigini
anlamayan bencil bir çocuk o.”
Jihoon bunları duymamış gibi konuşmaya devam etti. “Ve sonra gururu için
savaşmadığını anladı. Ilk bakışta sana aşık oldugunu anladı. Aşk için
savaşıyordu.”
Seunghyun alay eder gibi güldü. “Bu dediklerine inanmamı mı bekliyorsun ?”
''Bu dediklerime inanmak İSTEDİĞİNİ biliyorum. Şimdi çeneni kapatırsan
sevinirim. Daha diyeceklerim var.” Jihoon kibar olmaya çalışmadı bile. Buraya
bir sebep için gelmişti ve bu problemi ortadan kaldırmadan gitmeyecekti.
Konuşurken ara sıra gözleri Bendis’in olduğu yere kaydı. “Ona acımanı sağlamak
için senin önünde masum ve saf bir melek rolü oynadı. Ona merhamet sevgisi
vermene razıydı. Merhametinden dolayı onunla beraber olmanı istiyordu.”
Jaejoong başını yavaşça eğdi ve Soohyo’nun merhamet sevgisine razı olmak
istediği günleri hatırladı. Kim Bahar’ın ne kadar acı hissettiğini
anlayabiliyordu… ve kendini daha da pişman hissetti.
“Dolaptaki eski çocuk oyuncakları, yunus balıklı gece lambası, hasta olup
sürekli ‘beni bırakma’, ‘beni terketme’ diye sayıklamasi; bunların hepsi senin
ona acıman için bir plandı.” diye açıkladı Jihoon, dudaklarinda acı bir
gülümseme ile. “Bahar hasta olmaktan nefret eder, ama o zaman kendini bilerek
hasta etti. Arabayı süren adamı, kadını ve cocuğu o tuttu ve cocuğu kurtarmak
için arabanın önüne koştu. Bunun Baharı gerçekten hasta yapacagını mı sandın ?
Gece yarısı uzun ve buz gibi duşlar aldı ve sürekli yalın ayak beton üzerinde
yürüyüp balkonda, soguk havada durdu.”
Seunghyun ellerini yumruk haline getirdi. “Beni aptal yerine koydu. Anlıyorum.”
“Hala seni sevdiği için yaptığına inanmıyorsun, değil mi? Bunu anlamalısın. Ama
senin gibi gerizekalıya anlatmak lüzumsuz!” diye bağırdı Jihoon ve sinirle
saçlarını dağıttı.
Bendis ona kısa bir göz attı ve Jihoon’un dagınık saçlarını düzeltmek geldi
içinden.
“Buraya gelip bunları bize söyleme hakkini kim verdi sana? Yalan söylemediğini
nerden bilebiliriz?” diye haykırdı Seunghyun.
“Peki, benden bu kadar. Senin tarafını duyalım. Bahar’ı seviyor musun?” diye
kafa tuttu Jihoon.
Seunghyun kaşlarını çattı ve hemen cevap verdi soğuk bir sesle. “Hayır.”
“‘Evet’,” diye itiraz etti Soohyo ve Jaejoong aynı anda. Seunghyun onlara
sinirlice bakarken, Jihoon gülmek istiyor gibi görünüyordu.
Jihoon, ilk defa Soohyo ve Jaejoong’un birbirine daha da yakın oturduklarını
fark etti. (Üç kırık kalbin önünde çok yakın görünmemeye çalışıyorlardı daha
önce.)
“Bahar hala Soohyo’ya aşık olduğunu düşünüyor.” diye bildirdi Jihoon.
“Ne? Neden?” diye sordu Seunghyun şaşkınca. Bu konu hakkında cok endişe
gösterdiğini anlayınca, başını eğdi çok belli olmasın diye.
“Bir tiramisu ve Soohyo’nun kalpli imzasi gibi birşeyden bahsetti. Tam olarak
hatırlamıyorum.”
“Ne? Hayır! O tiramisuyu onun için yapmıştım! Ve Soohyo’nun imzasi… Soohyo bana
sadece ismimi kalplerle yazmayı öğretiyordu! Pastayı beraber yapmıştık!“
“Ona hiç onu sevdiğini söylemedin.” dedi Jihoon basitçe. Sinirli Seunghyun’u
sevmişti. Sinirli bir Seunghyun konuşmadan önce düşünmezdi.
“Tiramisunun üstüne yazmıştım! Görmedi mi?”
“Bilmiyorum, üzerinde bir yazı olduğunu söylemedi bana.” dedi Jihoon ve
sırıttı. “Yani ona gerçekten aşıksın; ona aşık oldugunu itiraf ediyorsun?”
Seunghyun dahada sinirli baktı ve kendini patlamak üzere gibi hissettigi için
ayağa kalktı. “Ona aşık olmadım. Onun bana gösterdiği masum meleğe aşık oldum.”
Jihoon da ayağa kalktı ve Seunghyun’un gözlerine baktı. “Yanlış. Onun masum
melek rolüne aşık olmadın. Senin değiştirdigin Bahar’a aşık oldun!”
Birbirlerini öldürecek gibi baktıkları için Jaejoong ve Soohyo kalkıp
Seunghyun’un omuzlarını ellediler. Bendis’te refleks olarak kalkıp Jihoon’un
kolunu tuttu.
Jihoon başını çevirip Bendis’e baktığında içindeki bütün öfke kayboluverdi. Ama
Bendis ona bakmıyordu.
“Birşey sormak istiyorum.” diye basladı Soohyo. Kendi düşüncelerine daldığı
için bunca zaman susmuştu. “Planımızı Bendis’ten mi öğrendin?”
Bendis elini Jihoon’un kolundan çektiğinde Jihoon yine ona baktı. Pişman bir
sesle cevapladı, “Evet.”
“Yani Seunghyun’u o gün hava limanından aldığımızda yolun diğer tarafinda
gördüğüm iki kişi sizdiniz!”diye sonuçlandırdı Soohyo.
“Ne?” Seunghyun Soohyo’ya döndü.
“Işte sana bunu son üç gündür söylemeye çalışıyorum ! Ama ne zaman konu Kim
Bahar olsa kaçıp durdun! Hem… sana bunu söylemekten biraz korkuyordum, çünkü
gözlerimin bana yalan söylemediğinden emin değildim.” diye açıkladı Soohyo.
“Onun içeri gelip bizi durdurmaya calışmaması bana cok saçma geldi, bu yüzden…
belki o değildir diye düşündüm.”
“Beni onunla mi gördün?” diye sordu Jihoon.
“Etraftaki herkes yürürken ortada heykel gibi duran iki insane gördüm. Onun
saclarini ve vücudunu tanidim, ama sen… senin ismini dumustum, ama seni iyice
hatirlayabilmek icin yeterince görmemistim daha önce. Hatta o sen miydin diye
emin olmak icin Bendis’in telefonunu calip resimlerine bakmak bile istemistim.“
“Bendis’in telefnu mu?” diye sordu Jihoon ve Bendis’e döndü.
“Ne sacmaliyorsun yine?” diye sordu Bendis Soohyo’ya.
“Sürkeli benim evimde bir kösede yayilip telefonuna bakiyorsun. Onun resimlerine
baktigindan eminim.” diye belirtti Soohyo.
Bendis’in yüzü hafiften kizardi. Jihoon ona sarilip birdaha onu hic birakmamak
istiyordu.
“Bir dakika! Birseyi acikla baa, Jihoon! Bahar onlarin bana gercekleri
anlatacagini biliyordu, ama onlari durdurmaya caismadi mi?” diye bagirdi
Seunghyun.
“Hayir, kosmaya devam etmedi. Onu ne kadar kolundan tutup sürüklemeye
calistiysam, ise yaramadi. Hic yerinden kimildamadi. Seni… birakmanin zamani
geldigini söyledi. Bahar’in gercekten degistigine hala inanmiyor musunuz? Seni
gercekten seviyor!” diye bagirdi Jihoon yüksek sesle. “Size bunun aksini
düsündüren birsey olabilir mi hala?!”
Seunghyun, Jaejoong, Soohyo ve Bendis birbirine bakti dikkatlice. Sonunda
Bendis konusmaya basladi, “Onun degismedigini düsünmemizin nedeni Mr. Song adli
bir isciyi acimasizca ovmasiydi. Adam cok tecrpbeli ve eski bir calisanmis Kim
firmasinda, ve hasta bir karisi ve bakima muhtac bir oglu varken, firma’dan bir
kurus almadan kovulmus!”
“Siz bunu nereden ögrendiniz? Baska kim biliyor bunu?” diye sordu Jihoon
saskinca.
“Büyük bir firmada dedikodunun hemen yayildigini sende biliyorsun. Kim’lerin
firmasinda hala arkadaslarim oldugunu unuttun mu?” diye sordu Bendis.
Jihoon’un gözleri ve agzi sok’tan büyüdü ve bir süreligine bir ses cikaramadi.
Sesini yine buldugunda, bagirdi. “Bu muydu yani? Bu yüzden mi Bahar’in hala
eski canavar oldugunu düsünüyordunuz?!”
“Baska neyi düsünebilirdik ki?” diye sordu Jaejoong, ama icinden, Jihoon’un
bunun icinde bir aciklama olmasina dua ediyordu.
“Bunlarin hepsi söylenti, varsayim! Hepiniz birer aptalsiniz!” diye bagirdi
Jihoon. Buna gercekten inanamiyordu! “Hepiniz geri zekalisiniz! Hepiniz
moronsunuz!”
“O zaman bu moronlara herseyi aciklada anlayalim!” diye lafini böldü Seunghyun.
“Mr. Song yillardir firmadan para calip kendine malediyordu! Mr. Kim bunu
ögrenince ok üzüldü, ama Mr. Song onun yakin arkadasi diye onu arastirip
kovmayi beceremem diye bu isi Bahar’a birakti. Bahar beni Mr. Song’un bu
hirsizliginin kanitlarini bulmamla görevlendirdi! Firmayla bütün baglarini
kesmeden önce, bahar’in yapacagi son is bu olacakti!”
“Para maletmek mi?”
“O zamanlar baska bir is yüzünden yurt disina gitmek zorunda kalmistim, ve bu
yüzden Mr. Song üzerindeki kanitlari bulmamda cok uzun sürdü. Ama islerim bittikten
sonra Seoul’e geri dönüp yeterince kanit buldum ve oglunun bir kumarbaz
oldugunu ögrendim! Oglu bizim yaslarimizda, tanri askina! Ama siz onun
‘babasinin bakimina muhtac’ olan bir cocuk oldugunu düsünüyorsunuz! Tek yaptigi
sey ne zaman babasi ona para verse, bu paralari kumarda kaybetmek! Babasi yillardir onun borclarini
ödüyor, bu yüzden bir gün iflas etti! Bu’da Mr. Song’un firma’dan para
calmasina neden oldu!”
“Ama tazminati…”
“O paranin tümü Mr. Song’un firmadan calan parayi yerine koymak icin
kullanildi. Yetmedi bile! Bahar firmanin diger ortaklarin parasini geri
verebilmek icin kendi parasindan vermek zorunda kaldi! Mr. Song Bahar’in onu
kovduguna sükretmeli! Buldugumuz kanitlari polise verseydik, simdi hapiste
cürüyor olacakti!”
“Ama Bahar onu bir kurussuz birakti. Karisi… tibbi faturalari...”
“Mr. Kim yillardir onlarin tibbi ve kira faturalarini ödüyor! Mr. Kim’in özel
hizmetcisi her gün Mr. Song ve hasta karisi icin yemek yapip evlerine
götürüyor! Mr. Song’a para vermek istemedik, cünkü parayi ogluna verecegini
biliyorduk… yada oglunun ondan calacagini biliyorduk.” diye konustu Jihoon
üzgün bir sesle. “Kim amca yillardir Mr. Song’a oglunu simartmamasini tembih
etti. Ama bu Mr. Song icin cok zor birsey, cünkü sadece bir oglu var, ve onu canindan
cok seviyor. Aslinda, onun böyle davranmasi, Kim amcaninda gözlerini acti ve
Bahar’i hayati boyunca simarttigini anladi.”
Seunghyun’un dizlerindeki bag cözüldü ve sandalyesine cöktü. Digerleri karisik
duygularini paylasiyordu.
Varsayim. Yanis anlasilmalar. Söylenmemis gerekler. Bunlarin hepsi bu luzumsuz
aciyi yaratmisti.
“Aptal. Kör aptal! Hepimiz birer kör aptaliz!” diye mirildandi Seunghyun.
“Yanlis, siz hepiniz birer kör aptalsiniz. Ben bu kategori’de degilim.” diyerek
cenesini kaldirdi Jihoon kendinden emin bir tarzda.
Digerleri ona bir kasini kaldirdi. “Neden?”
“Siz sessizce üzülürken ben sonunda herseyi ortaya cikaran oldum. Sessizlik
öldürür.”
“Olsun, sende bir zamanlar kör bir aptaldin.” diye hakaret etti Jaejoong.
“Kapa ceneni. Git Soohyo’nu kucakla.”
“Ne?” Jaejoong’un gözleri büyüdü.
Jihoon gözlerini devirdi. “Bizim önümüzde cok samimi görünmemeye calistiginizi
anliyorum, ama ikinizinde bunu basaramadiginizi bilmenizi isterim. ben
konusurken birbirinize yaklasip durdunuz. Ben artik ‘kör bir aptal’ degilim.”
“Kapa ceneni.” Jaejoong ona öldürücü bir bakis atti.
Jihoon bunu görmemezlikten geldi ve Seunghyun’a döndü. “Simdi gidip Bahar’la
uzun uzun konus. Ona askini itiraf etmeyi unutma… cünkü oda ayni seyleri
hissediyor. O sadece… senin
Soohyo ile mutlu olman icin seni birakti. Git ona gercekleri söyle ve… onunda
sana bir süprizi olacak.”
“Ne gibi bir süpriz?”
“Önemsiz birsey.” diye siritti Jihoon. Bahar’a kimseye bebekten
bahsetmeyecegine söz vermisti… bu yüzden bunu Bahar yapmaliydi.
Seunghyun kafasini sallayarak onayladi. Dudaklari gülümsedi. Artik yine rahatca
hava alabiliyordu.
Bahar’siz gecirdigi bunca günden sonra, Seunghyun bu sansi eline alip
mutlulugunu bulmak istiyordu.
“Jaejoong Soohyo’yu kucaklayacaksa, ve Seunghyun bahar’i bulmaya gidecekse, sen
ne yapacaksin?” diye sordu Bendis cekingence ve Jihoon’un kolunu dürttü.
Jihoon bendis’in tatliligina gülümsedi. “Neden gecmisi unutup gelecegi beraber
yasamamiz hakkinda bir konusma yazacagim.”
“Yine bir cümle mi olacak?” diye sordu bendis gülümseyerek.
Jihoon omuzlarini silkti. “Kisa konusmalari severim.”
Hersey dogru yolda gidiyordu. Herkes mutluydu.
Fazla mutluydu.
“Bekle, Bendis’le kacmadan önce, bana Bahar’i nerede bulacagimi söyle…”
Tam o an Jihoon’un telefonu caldi.
“Alo?”
“Jihoon! Tanri’ya sükür telefonunu aldin! Bahar’i aramaya calistim, ama
telefonu almiyor!”
“Amca, rahatla! Bahar iyi. Hepimiz iyiyiz. Hersey yolunda gidiyor.”
“Hayir, hayir! Anlamiyorsun! Beni demin Mr. Song aradi. Onu
hatirliyorsun, degil mi?”
“Evet, daha demin onu
konusuyorduk…”
“O beni aradi! Bana oglunun Bahar’i takip ettigini söyledi! Bahar’i
para karsiliginda esir alacagini ögrenmis! Bunu BUGÜN yapacakmis… neden illaki
bugün oldugunu söylemedi. Song sinirlenmis ve ona tokat atmis. Ogluna embesil
olmamasini söylemis. Ogluna artik onun borclarini ödemeyecegini ve ona para
vermeyecegini söylemis!”
“Iyi iste, hep bunu istememis miydin? Ve bunu ögrendigine gore, esir alma isini
birakacak, degil mi?”
Digerleri Jihoon’un etrafina toplanmisti ve onun dediklerini dikkatlice
dinliyorlardi.
“Hayir! Kavga cikmis! Oglu dahada cok sinirlenmis! Eline bir bicak alip Bahar’i
öldürecegini söylemis babasina! Babasini ardiyeye kapatmis ve annesi’nin
yataktan kalkacak kadar gücü bile yok! Jihoon, Bahar’i bulmalisin! Bahar’i bul
ve polisi ara! Onlara nerde oldugunu söyle, onu durdursunlar! Jeong Hoon ve ben simdi ilk bulabildigimiz
ucaga binmeye calisacagiz!”
“Onu bulmaya gidiyorum hemen!” diye söz verdi Jihoon. Telefonu kapatip kapiya
dogru kostu.
“Jihoon, ne oluyor?” diye sordu Seunghyun ve genc adamin kolunu tuttu sikica.
“Arabada anlatirim. Polisi cagirin ve onlara evde ölümcül bir acil durum
oldugunu söyleyin.”
Hepsi Jihoon’un arabasina bindi ve genc adam gaza basti. Durumu onlara
acikladi, ve sürdügü kadar hizli konustu. Seunghyun ona yol boyunca dahada
cabuk sürmesini bagirdi.
“Kahretsin, otur oturdugun yerde!” diye bagirdi Jihoon.
“Seunghyun, rahat ol!” Soohyo ve Jaejoog Seunghyun’u oturmagina geri bastirdi.
Hepsi endiseliydi, ama simdi cildirmanin dogru zamani degildi.
Ve zaman onlarin tarafinda degildi.
Evden bir cadde ilerideyken insaat yerini gördüler ve yoldaki bütün
buldozerlerin araba icin gecis imkani veremeyecegini anladilar. Jihoon
direksiyonu yumrukladi sinirinden ve küfretti. Bu sabah hayatinin 25 dakikasini
kaybettigi bu insaat yerini unutmustu tamamen!
“Mr. Kim cocugun Bahar’i bugün esir alacagini söylemisti!” diye bagirdi Soohyo.
“Song’un oglu burada bir insaat olacagini biliyordu! Bu eve giden kisa yoldu!
diger yolu alirsak on dakika gecikecegiz! Polisin buraya gelmesi cok uzun
sürer!” diye haykirdi Jaejoong.
“O zaman arabadan cikip kosun!”
-=-=-=-=-=-=-=-
Bahar grip ilaclarin etkisini hissedebiliyordu, ama iceri girmek istemiyordu.
Cok yorgun ve bitkin hissediyordu kendini, ama iceri girmek istemiyordu.
Esyalarini bavullarina doldurmaktan bikmisti ve bu yüzden bahceye cikip
salincak’ta oturuyordu. Cep telefonunu evin icinde birakmisti ve eve sinek
girmemesi icin balkonun kapilarini kapatmisti ardindan. Telefonun calmasini
duymak imkansizdi.
Salincak’ta otururken, acaba Amerika’ya gitmeden önce Cin’e mi gitsem diye
düsündü gülümseyerek. Amerika’ya yerlesmeden önce, abisi ve onun karisi ile bir
yemek yemek isterdi.
Sonra Amerika’ya giderdi. Karni yakinda dahada büyüyecekti, ve kimse bunu
anlayamazdi.
Bahar mutlu seyleri hayal etmeye calisti. Ailesiyle bir gün gecirmenin nasil
oldugunu hayal etmeye calisti. Jeong Hoon’un cocukken yaptigi gibi kuru espiri
söylemesini hayal etti. Feyza’nin kuru espirilerine güzel gülüsüyle eslik
etmesini hayal etti. babasinin mutlu olmasini hayal ediyordu. Mutlu.
bahar gelecegi düsünmeliydi. Gelecegi mutlu hayal etmeliydi.
Cünkü gecmisi düsünmek cok üzücüydü.
Herseyin iyi yanina bakmayi ögrenmeliydi. ‘En azindan‘ demesini bilmeliydi.
En azindan babasi ailesi ile kavusmustu. En azindan Bahar, Cin’e geri
döndügünde abisi ve karisiyla beraber olabilirdi.
Bahar gülümseyerek iki eliyle karnini oksadi. En azindan…
Arkasindan gelen bir ses düsüncelerini böldü. Yüzüü cevirdiginde balkonun kapisinin
acilip bir adamin ona yaklastigini gördü.
Adam onun yaslarinda gibiydi ve bir zamanla beyaz, ama simdi pis olan bir
tisört vardi üzerinde. Yüzü yaraliydi ve elinde bir balta tutuyordu. Bahar
gözlerini onun arkasina cevirip evin icine bakti. Balta ile kapinin kilidini
kirmisti.
“Kimsin sen?” Bahar kalkti ve kendini savunmaya hazirlandi.
“Sen! Sen babami kovdun! Senin o pic baban kendi babami bana karsi cevirdi!”
diye bagirdi önündeki adam ve elindeki baltayi salladi. Bu adamin akli yerinde
olmadigini anlayinca, Bahar bir adim geriye atti. “Artik borclarimi ödeyecek
param yok! Kumarda oynayip daha cok para kazanip onlara borcumu ödemek icin
param yok! Tefeciler beni öldürmekle tehdit ediyorlar! Artik kaybedecek bir
seyim yok! Ama ölmeden önce, senide yanimda götürecegim!”’
Adam ona dpgru saldirdiginda Bahar’in gözleri korkuyla doldu.Kendini savunmak
yerinde, diger tarafa kostu, cünkü kendini savunacak kadar güclü olmadigini
biliyordu. Bahar bahceyi cevrelemek ve balkonun kapisina geri dönmek istedi.
Ama ne yazik ki, hava almasi cok zorlasti ve bacaklarindaki kuvvet gittikce
azaldi. Tam oturma odasina
girdiginde arkadan bir el onu yere dogru cekti. Bahar bagirarak hemen kollarini
yere dogru cevirdi. Karninin üzerine düsmeyi engellemeliydi.
“Kahretsin!” diye bagirdi sinirli adam ve yine Bahar’a saldirdi. Bahar ona
dogru yüzünü cevirdiginde, adamin boynuna saldiran ellerini gördü.
Bütün vücudu yere carpildi. Soguk fayanslarda sirt üstü yayilmak zorunda kaldi.
Adamin bir eli Bahar’in boynunu sikica tutuyordu, diger eli ise baltayi
kaldirip onu parcalamaya hazirlaniyordu.
Hayir, böyle olamaz.
Bahar iki elinide kaldirip baltayi tutan eli tüm gücüyle tuttu. Hava almasi zorlasti
ve boynundaki el dahada sikilasti. Bahar begnindeki aciyi hissetti ve gözlerini
kapatmak istedi o an.
Ama yapamazdi.
Bütün gücünü toplayarak, Bahar baltayi tutan eli kendine dogru cekti ve simdi
balta kafasindan sadece bir kac santim uzaktaydi. Adam bu hareket yüzünden hala
saskinken, bahar bu firsati alip adamin kolunu bütün gücüyle isirdi.
Balta soguk fayanslarin üstüne düstü ve adam aciden geriye atladi.
Bogazindaki el gidince, Bahar icine cekebildigi kadar hava cekmeye calisti.
Baltayi uzaklastirmaya calismaliydi, biliyordu, ama gücünü baska birsy icin
kullanmaliydi.
Vücudunu yerden kaldirdi ve adam kolundaki dis izlerine hala saskinca bakarken
bahar oturma odasindan kosup, kilidi kirik ön kapiya ulasti. Disari, insane
icine cikmaliydi, bir komsu bulmaliydi! Ama burasi cok yalniz ve sessiz bir
yerdi, ve büyük ihtimalle diger komsularin hepsi su an isteydi.
“Imdat! Imdat!” diye bagirdi Bahar can havli ile. Yolun ortasina kostu. Arkaya
bakmaktan korkuyordu.
Ama önemli degildi zaten. Adam ardindan kosup onu yakalamisti. Ama artik elinde
balta yerine bir bicak tutuyordu.
Bahar kendini cok gücsüz hissediyordu. Neden hamilelik vücudunu bu kadar
yorutuyordu? Neden hastalanmisti? Neden o grip ilaclarini almisti? neden o grip
ilaclari onu bu kadar gücsüz yapiyordu?
Omzundaki Kumasi sikica tutan eli hissetti birden. Bu el onu sikica tutup
kendine dogru cevirdi ve Bahar onu kovalayan adamla yüz yüze geldi.
Karnina dogru ilerleyen bicagi fark edince vücudu sok icine girdi.
Bahar bunun bir cikis yolunun olmadigini biliyordu. bacaklari kosmak icin cok
gücsüzdü. Kollari adami itmek icin cok gücsüzdü. hava almak icin cok gücsüzdü.
Ama bu bicagin karnina girmesini engellemeliydi.
Tek secenegi…
Bahar tüm gücünü toplayip bir saniye icinde hareket etti ve egildi. Bicak
gögsünü deldi ve hemen ardindan cikti.
Ilk önce aciyi hissetti. Sözlerle anlatilamayan bir aciydi.
Birden arkalardan bir ses duydu, “Hayir!”
Sonra ona dogru kosan bes insane gördü.
“Seunghyun…” diye fisildadi Bahar bu ismi. Ama nefes almak bile aciyordu.
Hayatta olmak aciyordu.
Besinden en hizli kosan Seunghyun’du. Ilk o Bahar’in yanina vardi, ama adam
onada saldirdi. Bahar adama Seunghyun’u yaralamamasina yalvarmak istiyordu.
Seunghyun kenara sicrayarak adami atlatirken, Bahar’in vücudu cöktü ve Jihoon
onu hemen tuttu. Biraz uzakta Jaejoong adamla bogusuyordu ve Soohyo yine polisi
ariyordu.
“Bahar!” diye bagirdi Jihoon.
Bahar Jihoon’un yüzüne bakti. Bendis’in Jihoon’un yaninda durdugunu gördü.
Sonra Seunghyun’da Jihoon’un yanina geldi ve Bahar’i kendi kollarina almak
istedi.
Daha degil. Böyle degil.
“Bendis,” diye mirildandi Bahar. “Bendis.”
“Burdayim.” dedi Bendis ve hepsi beraber yere cöktü ve Bahar’in vücudu uzandi.
Bahar Seunghyun’un kollarindan cikmaya calisti. “Birak beni, birak.” diye nefes
birakti.
“Bahar, beni geriy itme! Lütfen!” diye agladi Seunghyun.
“Bendis,” Bahar Bendisi elleriyle aradi ve Bendis onun gücsüz vücudunu
kollarina aldi. Seunghyun onu birakmak istemiyordu, ama Jihoon onu geri tutmak
icin elini koluna koydu.
“Burdayim, Bahar. Iyileseceksin.” diye söz verdi Bendis.
Bahar Bendis’in yüzünü kendine dogru egdi ve kulagina fisildamaya basladi.
Jaejoong ve Soohyo onlarin etrafinda duruyorlardi. Jaejoong’un ayagi
bayilttiklari adam’in sirtindaydi.
Bahar’in dudaklari Bendis’in kulagina birseyler fisildarken izlediler hepsi.
Sonra Bendis yüzünü Jihoon’a cevirip ona saskin gözlerle bakti. Ikiside
gözleriyle mesajlasiyorlardi sanki, ama Seunghyun’un umrunda degildi.
“Onlar artik yine beraberler! Bendis’e Jihoon’u affetmeyi söylemeli degilsin!”
diye bagirdi Seunghyun. Gözleri Bendis’e Bahar’i ona geri vermesine
yalvariyordu.
Yavasca, Bahar’in gücsüz titreyen vücudu Seunghyun’un kollarina yerlestirildi.
“Seunghyun?” diye mirildandi Bahar.
“Iyi olacaksin. Ambulans yolda. Insaat’tan girip seni kurtaracaklar.”
“Hayir, zamanim kalmadi.” diye fisildadi Bahar.
“O zaman seni hastaneye ben tasirim!”
“Hayir! Onu kiynastirmayin! Daha cok acir,” diye acikladi Jaejoong. Ince
ceketini cikarip büzdü ve Seunghyun’a uzatti. “Bunu yarasinin üzerine koyup
baski yapin. Kanamayi dururur.”
“Kahretsin, polis ve ambulans nerede?!” diye haykirdi seunghyun.
“B-ben… yetisemem, yetisemem.” diye hirildadi Bahar.
Seunghyun kafasini salladi ve göz yaslari akmaya basladi. “Böyle deme! Sakin
deme, anliyor musun? Ölemezsin!”
Bahar gözlerini acik tutmaya calisti, ve Seunghyun’a bakti. Dudaklarina bir
gülümseme zorladi, “Ah, evet, ölemem. Daha… daha o bosanma kagitlarini
imzalamaliyim. Ama… ama bunun önemi yok. Bosanip bosanmamiz birsey degistirmez
ben… ben ölürsem…”
“Hayir! Bosanma kagidi yok! Ölmeyeceksin!” Seunghyun’un gözyaslari yanaklarini
islatti. Hemen gözlerini sildi, sevdigi kadini daha iyi görebilmek icin.
Bahar’in saclarini gözünden cekti ve boynundaki boncugu fark etti. Gümüs bir
yüzüktü.
[GERI BAKIS]
Düğün yoktu, gelinlik yoktu, balayı yoktu; sadece bir kağıt parçası ve bir
yüzük. Pahalı, ve göz kamaştırıcı bir yüzük. Ama bu yüzük Choi Seunghyun’un
gözlerinde iğrenç bir gerçekti. Parmağındaki parlak yüzüğü çıkardı ve elinin
tersiyle ofisinin bir köşesine fırlattı.
[GERI BAKIS –SON-]
Degerli. Bu kadar degerli birseyin degerini bilememisti. Atip gitmisti.
“Seunghyun-sshi…” diye mirildandi Bahar.
“Bahar! Gözlerini kapama! Bana bak! Sana Japonya’dan getirdigim hediyeye bak!
Daha bunu sana vermedim bile!” Seunghyn bir koluyla Bahar’i tuttu, diger eliyle
boynundaki boncugu sert bir hareketle cikardi. “Bak, Bahar, gözlerini ac!”
Bahar gözlerini kirpti ve zorla acik tuttu. Yari acik gözleri Seunghyun’un
boncuguna bakti. Gülümsedi. Gülümsedi ve agladi.
“Yunus baliklari…” diye mirildandi aci bir sesle.
“Yunus baliklarini sevdigini biliyorum. Bunu sana aldim. iki yunus baligi.
Birisi sensing, diger ben. Ve… ve yunus balikli gece lambani degistirmeliyiz
daha. Isik gittikce sönüyordu, hatirliyor musun? Bunu beraber yapmaliyiz.”
Yorgunca, Bahar gözlerini kapatti ve kafasini sagdan sola cevirdi. Göz yaslari
yan taraflarina akti ve saclarinda kayboldu. Gözlerini yine acip kendini
Seunghyun’a bakmaya zorladi.
“Seunghyun-sshi, ölmeden… ölmeden önce, senden… bir sey istiyorum…”
“Söyleme. Yapmam. Yaparsam, vazgecersin. hayattan vazgecme!”
Bahar sözlerini duymamazliktan geldi. “Üc kelime. Senden sadece üc kelime
istiyorum.”
Bendis Jihoon’a yaslanip yüzünü onun boynunda sakliyordu. Jihoon ona sikica
sariliyordu. Soohyo ve Jaejoong el ele tutusuyorlardi herseyin iyilesecegine
emin olmak icin. Ambulans zamaninda gelirdi.
“Hersey. Üc kelime, dört kelime, bin kelime! Sana daha diyecek cok seyim var!
Dayanmalisin!”
“Senin… söylemeni istedigim… senden… duymk istedigim sözler...” Bahar nefes
almaya calisiyordu. Bogazi kurumustu ve gözleri bulanik görüyordu herseyi.
Vücudu kan kaybindan o kadar uyusmustu ki, gögsündeki aciyi bile hissedemiyordu
artik.
Yinede tüm gücüyle karnini kaplayan bulizini sikica tutuyordu. Seunghyun,
Soohyo ve Jaejoong bunu aci cektigi icin yaptigini saniyorlardi. Bendis ve
Jihoon ise gercek nedenini biliyorlardi.
“Bahar, lütfen, böyle konusmayi birak! Iyileseceksin!”
“Bana… benden nefret ettigini söyle.” diye konustu Bahar sonunda.
Herkes bu istegini duyunca sok olmustu.
“Ne? Hayir, hayir, ben…” diye basladi Seunghyun.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder