Yazan: Na Young
Yosun, yaklaşık bir buçuk saattir Kibum’ı arıyordu. Bu
sırada, telefonuyla konuşup herkese emir yağdırıyordu. Kibum’ı bulmaları için!
Bir yandan da ağlıyordu.
Arabasının ibresine baktığı 190’ı görünce Yosun korktu ama
Kibum’ı ve mektubu düşündükçe daha çok gaza bastı. Ağladığı için gözleri zaten
bulanıktı. Sadece önündeki arabayı sollamak için direksiyonu sola kırdı.
Bulanık gözlerle gelen arabayı nerden görebilirdi ki?
---
(Bundan sonrası Yosun’un ağzından.)
Gözlerimi açtığımda her şey bulanık görünüyordu. Her yerde
dumanlar vardı. Hareket edemiyordum. En son hatırladığım şey… Karşıma çıkan bir
araba ve benim direksiyonu sola çevirmemdi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum.
Aynı zamanda, ondan öncesini de hatırlamıyorum.
Her şey, her yerim acıyordu. Ağlıyordum, kapı açılmıyordu.
Ben.. Ben neden buradaydım? Neden acı çekiyorum?
Kolumu diğer kapının koluna uzattım. Yetişemiyorum. Çok az
vardı ama yetişemiyordum. Kendimi biraz o tarafa çekmeyi denedim. Acıyordu ama
yapmalıydım.
“Aah..”
Olmuştu, yaklaşmıştım. Elimi tekrar acıyarak uzattım. Ne
olur, ne olur açılsın.
Evet, evet açılmıştı. Oraya nasıl gidip dışarı çıkacaktım
ki?
Yapmalıydım, yaşamak için!
Kendimi o tarafa doğru sürüdüm. Vites karnıma değmişti,
bağırdım. Devam etmeliydim. Sonunda diğer koltuğa geçebilmiştim. Kapı kapandığı
için, kolu bir daha tutup açmaya çalıştım. Açılında dışarı attım kendimi.
Her taraf dumandı. Öksürdüm. Ellerim, kollarım,
kıyafetlerim, görebildiğim her yer kandı. Sürünerek biraz da olsa
ilerleyebilmiştim. İlerde bir araba daha vardı. Çarpıştığım araba olmalıydı bu.
Belki birisi vardır diye yanına gittim. Yaklaştıkça bir şeyler görünüyordu.
Bir adamdı bu. Arabası sağa doğru dik bir şekilde duruyordu,
o tarafın penceresinden kafası görünüyordu. Her tarafı.. Her tarafı kandı.
Benim gibi!
Kendimi zorladım, sürünmeye devam edip yanına ulaştım. Elimi
dışarıda olan kolunun bilediğine tuttum. Nabzı vardı. Yaşıyordu. Başını
sarstım.
“Bayım.. Bayım lütfen.. uyanın.”
Konuşamıyordum, ağlıyordum ve korkuyordum. Sadece bu
kelimeleri söylemeye gücüm yetmişti, daha fazla konuşamadım. Onu sarsmaya devam
ediyordum. Sonunda gözlerini açmıştı. Uyandığını görünce sarsmayı bıraktım ve
başımı kolumun üzerine koydum.
“Ahh.. Acıyor.. Lütfen, kurtar beni. Ölmek istemiyorum.
Lütfen.”
Ben nasıl yapacaktım, nasıl kurtaracaktım onu? Daha doğru
düzgün konuşamazken nasıl kurtaracaktım?
“Hareket.. edeb.. iliyor.. musun?”
“Acıyor.. Lütfen, lütfen yardım et.”
Kolunu tuttum. Sürünmeye başladım. Onu kolundan çekiyordum.
Ölebilirdi biliyorum ama bundan başka şansımız yoktu.
“Aah.. Acıyor.”
Neden bir tane bile araba geçmiyor ki buradan?
sırada, telefonuyla konuşup herkese emir yağdırıyordu. Kibum’ı bulmaları için!
Bir yandan da ağlıyordu.
Arabasının ibresine baktığı 190’ı görünce Yosun korktu ama
Kibum’ı ve mektubu düşündükçe daha çok gaza bastı. Ağladığı için gözleri zaten
bulanıktı. Sadece önündeki arabayı sollamak için direksiyonu sola kırdı.
Bulanık gözlerle gelen arabayı nerden görebilirdi ki?
---
(Bundan sonrası Yosun’un ağzından.)
Gözlerimi açtığımda her şey bulanık görünüyordu. Her yerde
dumanlar vardı. Hareket edemiyordum. En son hatırladığım şey… Karşıma çıkan bir
araba ve benim direksiyonu sola çevirmemdi. Ondan sonrasını hatırlamıyorum.
Aynı zamanda, ondan öncesini de hatırlamıyorum.
Her şey, her yerim acıyordu. Ağlıyordum, kapı açılmıyordu.
Ben.. Ben neden buradaydım? Neden acı çekiyorum?
Kolumu diğer kapının koluna uzattım. Yetişemiyorum. Çok az
vardı ama yetişemiyordum. Kendimi biraz o tarafa çekmeyi denedim. Acıyordu ama
yapmalıydım.
“Aah..”
Olmuştu, yaklaşmıştım. Elimi tekrar acıyarak uzattım. Ne
olur, ne olur açılsın.
Evet, evet açılmıştı. Oraya nasıl gidip dışarı çıkacaktım
ki?
Yapmalıydım, yaşamak için!
Kendimi o tarafa doğru sürüdüm. Vites karnıma değmişti,
bağırdım. Devam etmeliydim. Sonunda diğer koltuğa geçebilmiştim. Kapı kapandığı
için, kolu bir daha tutup açmaya çalıştım. Açılında dışarı attım kendimi.
Her taraf dumandı. Öksürdüm. Ellerim, kollarım,
kıyafetlerim, görebildiğim her yer kandı. Sürünerek biraz da olsa
ilerleyebilmiştim. İlerde bir araba daha vardı. Çarpıştığım araba olmalıydı bu.
Belki birisi vardır diye yanına gittim. Yaklaştıkça bir şeyler görünüyordu.
Bir adamdı bu. Arabası sağa doğru dik bir şekilde duruyordu,
o tarafın penceresinden kafası görünüyordu. Her tarafı.. Her tarafı kandı.
Benim gibi!
Kendimi zorladım, sürünmeye devam edip yanına ulaştım. Elimi
dışarıda olan kolunun bilediğine tuttum. Nabzı vardı. Yaşıyordu. Başını
sarstım.
“Bayım.. Bayım lütfen.. uyanın.”
Konuşamıyordum, ağlıyordum ve korkuyordum. Sadece bu
kelimeleri söylemeye gücüm yetmişti, daha fazla konuşamadım. Onu sarsmaya devam
ediyordum. Sonunda gözlerini açmıştı. Uyandığını görünce sarsmayı bıraktım ve
başımı kolumun üzerine koydum.
“Ahh.. Acıyor.. Lütfen, kurtar beni. Ölmek istemiyorum.
Lütfen.”
Ben nasıl yapacaktım, nasıl kurtaracaktım onu? Daha doğru
düzgün konuşamazken nasıl kurtaracaktım?
“Hareket.. edeb.. iliyor.. musun?”
“Acıyor.. Lütfen, lütfen yardım et.”
Kolunu tuttum. Sürünmeye başladım. Onu kolundan çekiyordum.
Ölebilirdi biliyorum ama bundan başka şansımız yoktu.
“Aah.. Acıyor.”
Neden bir tane bile araba geçmiyor ki buradan?
---
Yarım saat sonra ancak belinden yukarısını dışarı
çıkarabilmiştim dışarıya.
“Hadi, yapa..bilir..sin, bir..az sürü..n.”
On beş dakika geçmişti, o da sürününce bacaklarını da dışarı
çıkarabilmiştik. Sonunda onun kolunu bıraktım ve nefes aldım. Rahat bir nefes
değil, sadece nefes. Çünkü daha kurtulamamıştım bu cehennemden.
“Şimdi ne yapıcaz?”
Biraz da olsa kendime gelmiştim konuşabiliyordum artık.
Sorusuna cevap verdim.
“Telefonun var mı?”
“Arabanın içinde, öndeki kapaklı gözdeydi. Umarım hâla
sağlamdır.”
Sürünerek tekrar arabanın yanına gittim. Araba sağa doğru
dik duruyordu. Dediği göz sol taraftaydı. Oraya yetişmem çok zordu ama başka
şans yoktu.
Yarım saat sonra ancak belinden yukarısını dışarı
çıkarabilmiştim dışarıya.
“Hadi, yapa..bilir..sin, bir..az sürü..n.”
On beş dakika geçmişti, o da sürününce bacaklarını da dışarı
çıkarabilmiştik. Sonunda onun kolunu bıraktım ve nefes aldım. Rahat bir nefes
değil, sadece nefes. Çünkü daha kurtulamamıştım bu cehennemden.
“Şimdi ne yapıcaz?”
Biraz da olsa kendime gelmiştim konuşabiliyordum artık.
Sorusuna cevap verdim.
“Telefonun var mı?”
“Arabanın içinde, öndeki kapaklı gözdeydi. Umarım hâla
sağlamdır.”
Sürünerek tekrar arabanın yanına gittim. Araba sağa doğru
dik duruyordu. Dediği göz sol taraftaydı. Oraya yetişmem çok zordu ama başka
şans yoktu.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder