5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (16.Bölüm)


Yazan: Na Young

Cheol boş gözlerle bana baktı.
“Ne düşünüyorsun?”
“Hiç. Hafızasını kaybetmiş olmak çok kötü.”
Cheol başını öne eğdi.
“Gidecek kimsen yok, öyle değil mi?”
Bunu hiç hesaba katmamıştım. Gerçekten, ben nereye
gidecektim?
“Hayır, yok.”
Cheol başını yukarı kaldırdı. Boş gözleri daha dolu bakmaya
başlamıştı.
“O zaman.. benimle kalsan, benim evimde! İnan, annem seni
çok sevecek! Biraz sonra beni görmeye gelecekmiş. Seni çok seveceğine eminim.
İlk önce gidip sana kıyafetler alırız, daha sonra evimizde odanı
düzenleriz. Daha sonra..”
Onun sözünü kestim.
“Cheol… Ya annen ve baban.. istemezse?”
Cheol ifadesini bozmadan devam etti.
“Babam yok, annemde çok iyi biri. Seni çok sevecek. Hatta,
ben söylemeden seni davet edeceğine eminim. Şimdi benimle gelecek misin? Yani..
Benimle yaşayacak mısın?”
Başımı öne eğdim. Neden hiçbir şey hatırlamıyorum ki? Benim
neden bir annem, babam, kardeşim, arkadaşlarım yok ki?!
“Başka seçeneğim mi var?”
Hyun Cheol gülümsedi.
“Her şey çok güzel olacak. İnan bana!”
Yönümü ona çevirdim.
“Bana neden böyle davranıyorsun? Yani.. Senin ölümüne bile
neden olabilecek bir kişiye neden böyle, iyi davranıyorsun? Neden bana yardım
ediyorsun Cheol?!”
Hyuncheol’un yüzündeki gülümseme bir anda kayboldu.
“Şey, yani, ben..”
“Yataktan kalkmamanız gerekti, Mr. Park!”
Cheol, sesin geldiği yere baktı. Daha sonra rahatlayıp güzel
kadın’a cevap verdi.
“Hadi ama, Melike! Jungmin’inle ilgilensene sen hem!”
Bir gelen hemşireye, birde Cheol’a baktım.
“Tanışıyor musunuz?”
Hemşire gülümsedi.
“Evet, o Jungmin’in kardeşi..”
Şaşırdım.
“Nee? Onlar kardeşler mi?!”
Cheol lafa atladı.
“Evet, o da Jungmin’in eşi.”
Hem genç, hem doktor, hem de evli! Gerçekten çok garip.
“Hmm.. Jungmin’in çok güzel bir karısı varmış! Umarım hep
mutlu olursunuz, Melike!”
Hemşire, utanıp başını eğdi. Yanakları kızarmıştı.
“Teşekkür ederim..”
Daha sonra hemşire sözlerine devam etti.
“Ah, bu arada. Size muhteşem bir haberim var!”
Hemen, ikimizde kafamızı o tarafa çevirdik ve aynı anda
konuştuk.
“Neymiş?”
“Arabadan, kimliğiniz çıkmış…”
Melike, daha sözlerini bitiremeden, içerden bir kadının
sesleri gelmeye başladı.
“Hyun Cheol.. Park Hyun Cheol.. Ah, demek buradasın! Nasıl
oldu bu? Nasıl yaptın? İyisin değil mi? Çok acıyor mu annesi? Bir yerinde
kalıcı bir şeyler yok değil mi? Ah.. Bilmeliydim böyle olacağını.
Göndermemeliydi..”
“Anne, özür dilerim!”
Endişeli kadın, oğluna gülümseyip sarıldı. Daha sonra aynı
gülümsemeyle bana döndü.
“Seninle mi kaza yaptı? Evet, hep dikkatsizdir zaten Cheol..
Senden gerçekten çok özür dilerim, onun adına.”
Konuşmaya başladım, sargılar olduğu için sesim boğuk
çıkıyordu ama, sevimli kadın’ın cinsiyetimi anlaması zor olmadı.
“Ah, hayır efendim. Hepsi benim suçum.. Asıl ben sizden çok
özür dilerim.”
“Ne güzel! Demek ki sen bir kızsın! Hep bir kızım olsun
istemişimdir biliyor musun? Ama tanrı bana sadece bir erkek evlat verdi.”
“Öyle söylemeyin efendim, oğlunuz çok iyi bir insan!”
Kadın oğluna bakıp gururla gülümsedikten sonra, bana döndü.
Tam ağzını açıp konuşacakken, Cheol ondan önce davrandı.
“Anne, o hafızasını kaybetti.”
Kadın’ın üzüntüsü her halinden belliydi. Yanıma oturdu ve
sargıların üzerinden yanağımı okşadı.
“Gerçekten, anneni ve babanı hatırlamıyor musun?”
Bu durumda, gözlerimden kaçan iki damla yaşı tutamadım.“Evet, efendim. Hatırlamıyorum.”
“O zaman, gidecek yerinde yok değil mi?”
Cheol bana bakıp kendinden emin konuştu.
“Söylemiştim sana.”
Kadın şaşkın bir şekilde, Cheol’a baktı. Daha sonra benim
konuşmamla, yönüne bana çevirdi.
“Hayır yok, efendim.”
Kadın ellerini çırptı.
“Mükemmel! Bizimle kalacaksın!”
---
( Bundan sonrasını 3. bir kişi anlatıyor.)
Cheol, Yosun’un uyuduğundan emin olduğunda, ses çıkarmamaya
çalışarak koltuk değneklerini aldı ve Jungmin’in yanına doğru yürüdü.
Odaya girdiğinde gördüğü manzara karşısında öksürdü. Melike,
onun geldiğini gödüğündei kendini ondan çekti.
Cheol daha sonra alaycı bir şekilde konuştu.
“Özür dilerim, rahatsız etmek istememiştim.”
Jungmin utandığından, elini başının arkasına götürüp
saçlarıyla oynadı.
“Evet?”
“Kızın, kimliğini bulduğunuzu söylemiştiniz..”
Melike lafa atladı.
“Ah, evet. Kız benim gibi, Türkmüş. 18 yaşında. Adı da..”
Jungmin devam etti.
“Adı, Park Yoo Sun.”
Cheol, başını eğdi.
“Bunlarla ailesini bulabilirsiniz değil mi?”
“Evet..”
Jungmin kendinden emin söyledi. Cheol başını kaldırıp
Jungmin’in yanına geldi ve ona yalvaran gözlerle baktı.
“Ona bir şey söylemeyin, lütfen! Ben.. Ben ona aşık oldum
abi.. Gitmesini istemiyorum!”
Jungmin, Cheol’a büyük gözlerle baktı.
“Hayır, Cheol. Çocukça duyguların için hiç kimsenin hayatını
hiçe sayamazsın!”
“Abi, lütfen! Sadece birkaç hafta. Onu gerçekten sevip
sevmediğimi görmek istiyorum..”
Jungmin, küçük kardeşinin ısrarına dayanamayıp, kabul etti.

2 HAFTA SONRA –
“Ya! Cheol, burdan çıktığın için, neredeyse bir yerlerine
kına yakacaksın!”
Cheol, bir kaşın havaya kaldırdı.
“O ne demek?!”
Bu sırada, Cheol’un annesi geldi.
“Çocuklar.. Burayı çok sevdiniz herhalde.. Çıkmak istemiyor
gibi bir haliniz var. Ah.. YooNi ( Annesinin, Yosun’a verdiği yeni isim.)
gerçekten, sen çok güzel bir kızsın. Senin gibi bir kızım olduğu için çok
şanslıyım.”
Yosun, elindeki bavullara eşyaları tıkıştırmayı bırakıp
sevimli kadına döndü.
“Teşekkür ederim, ANNE!”
---
“YooNi, bu t-shirt nasıl?”
Yosun, Cheol’un elindeki kıyafette göz gezdirdi.
“Hmm.. Üzerindeki desenler, fazla pembe değil mi?”
Cheol, Yosun’a güldü.
“Olsun, sana çocuk renkleri çok yakışır!”
Yosun yanaklarını şişirip, Cheol’a baktı. Cheol onun
tatlılığına gülümsedi ve ardından, mağazada beğendikleri ne kadar elbise varsa
aldılar.
---
Yosun, sevimli kadının, oyuncak ayılarla odayı süslemesini
seyretti. Oda tamamen pembe renge boyanmıştı. Duvarlarda parlayan yıldızlar
asılıydı. Yosun, bu çocukça odanın içinde, kendini masal prensesi gibi
hissediyordu.
Daha sonra artık annesi saydığı kadın’ın sesini duydu.
“Odanı beğendin mi, YooNi?”
“Çok güzel anne ama, benim için bu kadar şey yapmana gerek
yok. Gerçekten!”
Yosun bunları söylerken, tatlı kadının yanına yürüdü ve
bitişiğindeki yatağın üzerine oturdu. Sevimli kadın, Yosun’un oturduğu
gördüğünde, oda aynısını yaptı.
“Bunlar çok küçük şeyler. Daha seninle neler yapacağız bir
bilsen!”
Daha sonra kadının aklına unuttuğu şey geldi. Elini cebine
attı ve büyük, beyaz bir telefon çıkarttı.
“Ah, unutmadan. Bu senin.. Görevlilere sorduğumda, senin
bunu sevebileceğini söylediler.”
Yosun’un aklına bu hediyeyi görünce, arabadaki telefonu
geldi. Tabi ya! Eğer o telefonu bulursa, annesine ve babasına ulaşabilirdi!
Hemen oturduğu yerden fırlayıp, Cheol’u bulmak için aşağı indi.
Cheol’un annesi ise çok şaşırmıştı. Arkasından bağırdı.
“Ya! YooNi, beğenmediysen değiştirebiliriz tatlım!”
Yosun ise onu duymuyordu. Aklında sadece Cheol’u bulmak
vardı.
“Cheol.. Cheol nerdesin!”
Cheol, mutfaktan başını çıkarıp, Yosun’a tek kaşını
kaldırdı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder