5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (17.Bölüm)


Yazan: Na Young

Cheol, mutfaktan başını çıkarıp tek kaşını havaya kaldırdı.
Yosun’un bu endişeli hâli onu çok meraklandırmıştı. Acaba, annesiyle kavga mı
etmişti, ya da bir şey mi hatırlamıştı? Daha fazla beyninde sorularla
savaşmaktan vazgeçip, endişeli kıza cevap verdi.
“Buradayım, Yooni.”
Yosun hemen onun olduğu tarafa çevirdi başını. Cheol, çok
yakışıklıydı ve sevimli bir yüzü vardı. Fakat Yosun, kendisine yardım ettiği
için, ona sadece minnet duyuyordu.
“Cheol, kazadan sonra benim telefonumu bulmuştun, öyle
kurtulmuştuk ya..”
Cheol, korktuğu şeyleri duyuyordu şimdi. Daha fazla dinlemek
istemeyip konuyu değiştirmeye karar verdi. Yoksa Yosun, her şeyi hatırlayıp,
Cheol’u bırakacaktı! Alaycı bir ifadeyle,
Yosun’un sözünü kesip, kendi kelimelerini söyledi.
“Ne yani? Şimdi de bizi, telefonunun mu kurtardığını
söylemeye çalışıyorsun? A, bu arada. Hastanenin karşısında ki park hâla çok
güzel..”
“Park Hyun Cheol! O telefon nerde?”
Cheol, üzgün gözlerini saklamak için, bakışlarını başka yöne
çevirdi. Şimdi, Cheol ne yapacaktı? Jungmin, haklı mıydı? Yosun, artık gitmeli
miydi?
“Nerden bilebilirim Yooni! Yaralıydım, aptal bir telefonu
düşünecek halde değildim!”
Yosun, bunu beklemiyordu ki! Ya da, beklemek istemiyordu. Şu
an içinde olan duyguları anlatması imkânsızdı. Hayal kırıklığı, pişmanlık,
üzüntü ve daha sayamadığı binlercesi.
“Peki.”
Yosun, titreyen sesiyle konuştuktan sonra hiçbir şey
söylemeden odasına yürüdü. Kendini, üzerinde pembe tül olan, pembe yatağın
üzerine attı. Ona bu yatağı, Cheol’un annesi seçmişti. Bir ara, gözlerini sımsıkı
kapayıp, hiç açmamak geçti içinden.
Cheol, Yosun’un gitmesini istemediğinden, her şeyi
hatırlamasından korktuğundan, yalan söylemişti. Telefon, odasındaki kutusunun
içindeydi. Ama, bunu Yosun’a vermek için, doğru zamanı tutturmalıydı.
Cheol’un doğru zamanı; Yosun’u sevmediğini anladığı
zamandı..
Daha sonra, Cheol, Yosun’un bütün bunlardan düşüncelerini
uzaklaştırması için, onu dışarı çıkarması gerektiğini düşündü. Yosun’un
arkasından o da, odaya çıktı. Güzel kızın yatağının ucuna geçip oturdu.
“Yooni..”
Yosun, gözlerini açmadan, Cheol’la konuştu.
“Hmm?”
Cheol’un boğazında bir şeyler düğümlenmişti sanki..
Konuşamadı. Öksürerek, boğazını temizledi. Daha sonra boğuk sesini, neşeli
çıkarmaya çalışarak konuştu.
“Hadi, dışarıya çıkalım!”
Yosun, şuan sadece uyumak istiyordu. Çünkü uyandığında, her
şeyi hatırlayabileceğine inanıyordu. Tıpkı, küçük bir çocuk gibi.
“Cheol, ben biraz uyusam olmaz mı?”
Cheol, Yosun’un acı çekmesine dayanamıyordu artık.
Omuzlarındaki yükü biraz olsa hafifletmek istiyordu.
“Tamam.”
Sadece, tamam diyebilmişti. Daha fazlasını yapmalıydı.
Yosun’un ona güvenmesini sağlamalıydı. Yatağın ucundan kalkıp, Yosun’un, başını
çevirdiği tarafa yürüdü. Orda, eğilip yanağına küçük bir öpücük kondurdu.
“Yooni-ah.. Ben, hep burada olucam. Hep seni seven, hep
yanında olan. Tamam mı?”
Yosun, Cheol’un söyledikleri karşısında, gözleri kapalı acı
bir tebessüm etmişti.
“Peki, Cheol.”
Hyuncheol, oturduğu yerden kalkıp kapıya doğru yöneldi. Tam
kapının önüne geldiğinde, arkasını dönüp, güzel kızın gözlerinden süzülen bir
damla yaşı eliyle silişini izledi.
---
“Cheol, Yooni’nin neyi var?”
Cheol, annesine sahteden bir gülümsemeyle yalan söyledi.
“Bilmiyorum anne. Muhtemelen, bir şeyler hatırlamaya
başladı.”
Kadın’ın yüzü zaten üzgündü. Bir de, Yosun’un bir şeyler
hatırladığını duyunca daha da üzülmüştü. Çünkü eğer Yosun bir şeyler hatırlayıp
giderse, onun bir kızı olmayacaktı! Ama bu, güzel kızı için, en iyisiydi. Bunu
düşünüp, diğer düşüncelerinden vazgeçmişti üzgün kadın.
“Onu.. seviyorsun değil mi?”
Cheol, kızardığını hissettiğinde, yüzündeki sahteden
gülümsemeyi attı. Annesinin, meraklı gözlerine döndü.
“Bilmiyorum..”
Kadın oğluna güven verici bir hareketle, sırtını sıvazladı.
“O çok iyi bir kız. Onu bırakma, olur mu?”
Cheol, annesinin bu davranışıyla özgüveninin yerine
geldiğini biliyordu. Sevimli kadına, hak ettiği kelimeleri söyledi.
“Sana söz veriyorum anne. Onu, o istemediği sürece,
bırakmayacağım!”
Kadının içine doğan huzur, yüzünün her hattından belli
oluyordu. Oğlunu böyle hayat dolu görmek onu daha da mutlu kılıyordu. Hepsi,
hayatındaki bütün değişiklikler, o masum ve güzel kız sayesinde olmuştu.
Evlerine, mutluluk ve huzur Yosun’la birlikte girmişti sanki.
“Hadi, güzel kızımıza, kocaman bir pasta yapalım!”
---
Cheol, Yosun’un bir buçuk saattir uyuduğunu hatırladığında
ona bu kadar uykunun yeteceğini düşündü. Belindeki, üzerinde meyve tabağı olan,
önlüğüyle Yosun’un odasına çıktı.
Onun bebek gibi uyuduğu görünce, kalbi kocaman bir sevgiyle
doldu. Yanına gidip saçları okşadı.
“Yooni, uyan!”
Güzel kız, her zaman yaptığı gibi gözlerini yumruk yaptığı
elleriyle ovuşturdu. Yattığı yerden doğrulup, sevimli arkadaşına baktı ve ona
gülümsedi. Üzerindeki önlüğü görünce uykulu sesiyle konuştu.
“Yemek mi yapıyordun?”
“Hayır, sana bir sürprizimiz var!”
Yosun sürprizlere oldu olası bayılırdı zaten. Hemen
yatağından inip aşağı koştu. Cheol ise gülüp onu arkasından koştu.
“Ya! Biraz yavaş olsana. Böyle yapacağını bilseydim daha
önce sana bir sürü sürpriz yapardım!”
Yosun, ona aynı şekilde gülüp cevap verdi.
“Sen başlı başına kocaman bir sürprizsin zaten!”
Cheol, onun böyle söylemesine çok garipsemişti. İçinde
kesinlikle aşk vardı! Bundan artık emindi. Ama Yosun’un duyguları.. Onlar
hakkında hiçbir fikri yoktu.


 

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder