5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (18.Bölüm)


Yazan: Na Young

Yosun, aşağı indiğinde gördüğü üç katlı çikolatalı pastaya
hayran olmamak için hiçbir neden bulamıyordu. Cheol ve annesi onun için
gerçekten çok büyük ve güzel bir sürpriz yapmışlardı. Yosun, pastanın yanında
gururla duran kadına koşup sarıldı. Daha sonra, ondan ayrıldığında, Cheol’un
kıskanç gözleriyle onların bu sevgi gösterisini izlediğini gördü. Gülümseyip
Cheol’a bakarak konuştu.
“Ya! Cheol, neden öyle bakıyorsun ki?”
Cheol, aynı kıskanç ve çocuksu gözleriyle, Yosun’a cevap
verdi.
“Bu pastayı ikimiz senin için yapmıştık ama nedense en çok
ilgiyi annem görüyor!”
Sevimli kadın, Cheol’a gülerek konuştu.
“Ne yani, kıskandın mı? Pastanın çoğu zaten benim eserim,
dolayısıyla en çok ilgide benim olmalı!”
Cheol, aynı şekilde annesine cevap veremeden Yosun lafa
karıştı.
“Cheol, teşekkür ederim. Ama çok kıskandıysan, sana da
sarılabilirim!”
Hyuncheol, utanarak cevap verdi Yosun’un şakacıktan sorduğu soruya.
“Tamam..”
Bu sefer, Yosun utanmıştı. Elini başının arkasına götürüp
kendi kendine bir şeyler mırıldandı. Daha sonra Mrs. Park, konuyu değiştirmek
için konuştu.
“Yooni, pastanın tadına bakmayacak mısın tatlım?”
Yosun, annesinin söylediği bu sözle, onu işin içinden
çıkardığı için rahatlamıştı. Derin bir nefes aldıktan sonra çocuksu surat
ifadesiyle, sevimli kadına cevap verdi.
“Hiç sormayacaksınız sandım!”
Mrs. Park, gülümseyip kızı için kocaman bir dilim çıkardı ve
Yosun’a uzattı.
---
Mrs. Park, kapının zilini duydu ve kapıyı açmak için
oturduğu kırmızı büyük kanepeden kalktı. Karşısında büyük oğlu ve onun güzel
karısı vardı. Kadın gülümseyip, ilk önce Melike’ye sarıldı. Daha sonra oğlunu
unutup genç kadını içeri sürükledi.
“Ne büyük sürpriz! Hadi içeri gelsenize, sizin için o kadar
çok şey hazırladım ki.”
Melike annesine gülümseyip ona bakarak konuştu.
“Anne, bugünlerde fazla yoruluyorsun. Böyle şeylere
gerçekten hiç gerek yok. Birazda kendinize dinlemek için zaman tanısanız?”
Mrs. Park, güzel kadına gülümseyerek baktıktan sonra ciddi
olmayan bir ifadeyle devam etti.
“Bana neden yaşlıymışım gibi davranıyorsunuz? Ben hâla çok
gencim!”
Mrs. Park, bunu çocukça söylemişti. Daha sonra Jungmin lafa
karıştı. Kollarını bağladı ve bir çocuk gibi alt dudağını öne çıkardı.
“Bakıyorum da siz anne-kız çok güzel anlaşıyorsunuz. Benim
gelmeme gerek olmadığını söyleseydiniz, hiç gelmezdim!”
Mrs. Park, oğlunun bu davranışını sadece gülümseyerek
geçiştirdi. Çünkü bunun, oğlunun küçük şakalarından biri olduğunu biliyordu.
Jungmin böyle olunca, sıkılıp küçük kardeşiyle biraz zaman geçirebileceğini
düşündü.
“Anne, Cheol ve Yosun nerde?”
Mrs. Park, oğluna garip gözlerle baktı.
“Yosun?!”
Jungmin büyük bir pot kırdığını fark etti. Çünkü kızın
hakkında hiçbir şey bilmediklerini söylemişlerdi annelerine. Şimdi işin içinden
çıkamayacağına göre, Jungmin her şeyi anlatmalıydı. Öyle de yaptı. Koltuğa
oturdu, annesini karşısına alıp her şeyi bir bir açıkladı. Annesi oğlunu büyük
gözlerle şaşkınca dinlerken, Melike bu pis oyuna dahil olduğu için Jungmin’in
sözlerini başından sonuna kadar başı eğik dinlemişti.
Genç adamın sözlerini bitince, Mrs. Park, konuşmaya başladı.
“Jungmin.. Kardeşin böyle bir duyguyu ilk kez yaşadığı için,
ne yapacağını bilmiyordu ama, sen yeterince olgun bir yetişkinsin. Böyle bir
şeye nasıl izin verdiğini gerçekten aklım almıyor!”
Melike gibi, Jungmin’de başını eğmişti şimdi.
“Özür dilerim..”
“Bende değil, Yosun’dan özür dilemelisin.”
Jungmin, başını kaldırıp annesinin gözlerine baktı.
“Şimdi ne yapıcaz? Cheol’un, Yosun’u bırakmayacağına adım
gibi eminim!”
Mrs. Park, eskisi gibi gülümseyip oğlunun meraklı gözlerine
cevap verir gibi konuştu.
“Sen sadece, yarın ilk iş gidip Yosun’un ailesini bul.
Cheol’u bana bırak. Onunla ben ilgilenirim.”
Jungmin, ayağa kalkıp gülümsedi ve elini midesinin üzerine
koydu.
“Biraz daha aç kalırsam, açlıktan ölebilirim!”
Mrs. Park, artık alışmıştı oğlunun bu tür patavatsızlıklarına.
O da Jungmin gibi ayağa kalkıp, yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesini
gösterdi.
“Siz masaya oturun, ben Cheol ve Yooni’yi çağırmaya
gidiyorum.”
Sevimli kadın gittikten sonra, Jungmin karısının eğik yüzünü
kaldırmak için çenesinden hafifçe tutup yukarı çekti ve alnından öptü.
“Kendini suçlu hissetme. Hepsi benim hatamdı, özür dilerim.”
Güzel ve genç kadın, kocasının bu romantik davranışına
gülümseyip, ona bir kez daha aşık oldu.
---
Cheol ve Yosun, beraber yaptıkları puzzle’dan annelerinin
sesiyle, başlarını kaldırdılar.
“Cheol.. Yoonii.. Jungmin ve Melike geldiler! Nerdesiniz?”
Yosun, Mrs. Park’a odasından yumuşak sesiyle seslendi.
“Odamdayız annee!”
Mrs. Park, gelen sesle, Yosun’un odasına doğru yürüdü.
İkisini öyle çocuklar gibi mutlu olduklarını gördüğünde kalbi huzurla doldu ama
hissettiği duygu fazla sürmedi. Çünkü, aslında Yosun’un burada, yanlarında
olması için hiçbir nedeninin olmadığı geldi aklına. Yine de gülümsemesini
bozmadan onlara karşı konuştu, sevimli kadın.
“Oyununuzu bozduğum için, özür dilerim ama Jungmin ve
Melike, aşağıdalar!”
Cheol, abisinin gelmiş olmasına çok sevindi. Annesine
kocaman bir gülücük verdikten sonra Yosun’a “Hadi!” anlamında bir işaret yaptı.
Yosun bunu anlayıp, Cheol’un peşinden, aşağı indi. Mrs. Park ise, oğlunun ve
Yosun’un arkasından gülümsedi.
Cheol, aşağı inip abisine ve Melike’ye sarıldı. Yosun’da
aynısını yaptıktan sonra, hep birlikte yemek masasına oturdular.
---
Yemekten sonra, hepsi oturmuş sohbet ediyorlardı. Daha
sonra, Cheol sesini yükselterek konuşmaya başladı.
“Hadi film izleyelim!”
Melike, hemen kabul edip başıyla onayladı, sevimli çocuğun
sözlerini. Mrs. Park ise korku filmi olmadığı sürece, onlarla izleyebileceğini
söyledi. Daha sonra, Yosun ve Jungmin’de bu fikri kabul ettiler.
Cheol, hemen koşup odasındaki filmler arasından bir tanesini
alıp aşağı döndü. Cheol, dönene kadar çoktan her şey hazırlanmış sadece, genç
oğlanın filmi koyması kalmıştı.
---
Yaklaşık bir saat sonra, Jungmin ve Melike birbirlerine
sarılmış hem gülüp hem ağlıyorlardı. Yosun ise daha fazla dayanamayıp başını
Mrs. Park’in omzuna dayayıp uyuya kalmıştı. Mrs. Park bunu görünce, Cheol’a onu
odasına bırakmasını söyledi. Cheol, Yosun’u yavaşça kucağına alıp, onu odasına
götürdü.
Cheol’un bilmediği şey ise, bu gecenin Yosun’la beraber
geçireceği son gece olmasıydı.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder