5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (19.Bölüm)



Yazan: Na Young

Yosun, gözlerini bağırtılarla açtı. Tanımadığı bir kadın
sesi ve bundan başka iki erkek sesi daha vardı. Hemen aşağı indi vee ne
olduğuna bakmak istedi. Aşağı indiğinde, hakkında hiçbir şey bilmediği kadın
ona bakıp adeta donmuştu. Diğer iki erkekte öyle. Cheol ve annesi onların
bağırmaları karşısında sadece susuyorlardı.
Daha fazla dayanamadı Yosun.
“Ne yapıyorsunuz siz?!”
Kadın, Yosun’un yanına doğru gelip ona büyük gözlerle baktı.
“Bu.. Bu Yosun değil. Ama.. Ama sesi tıpkı onunki gibi!”
Cheol’un annesi, konuşmaya çalıştı.
“Kızınız.. Kazadan sonra, bir operasyon geçirdi. Yüzü, o
kazadan sonra o kadar kötü olmuştu ki.. Ve şuan sizi hatırladığını sanmıyorum.”
Yabancı kadın, olduğu yere dizlerini koydu. O sırada, arkada
duran erkeklerden uzun boylu olanı gelip kadının omuzlarından tutup yavaşça
kalkmasına yardım etti.
Bütün bunları Yosun’a kim açıklayacaktı?
“Ne oluyor burada? Kimse anlatmayacak mı?! Ne operasyonu
ya?!”
Cheol, daha fazla susamadı.
“Yosun-ah.. Bu.. Annen..”
Yosun, ne yapacağını şaşırdı. Kekeleyerek bir şeyler söyledi
ama kimse bir şey anlamadı. Arkadan Kibum, Yosun’a hatırlaması için yalvarır
gibi bağırdı.
“Yosun, lütfen! Lütfen hatırlamaya çalış! Anneni,
Changmin’i, beni, okulu..!”
Yosun, kafasını Kibum’a çevirdi. Dili tutulmuş gibiydi,
hiçbir şey söyleyemedi. Cheol’un annesinin yanına gitti. Önünde durup kafasını
eğdi.“Bu kadın, benim gerçekten annem mi?”
Cheol’un annesinin zorla gülümsediği o kadar belliydi ki.
Ama gene de kıza cevap verdi.
“hı-hı.”
Yosun hemen koşup, gözü yaşlı kadına sarıldı ve kokusunu
içine doldurdu. Daha sonra ağlamasına engel olamadı ve boğuk sesiyle konuştu.
“Omma.. Beni neden bu kadar beklettin?”
Mrs. Park (Yosun’un annesi.) zaten ağlıyordu. Birde kızının
bu sözlerini duyduğunda, hıçkıra hıçkıra ağlamaya başlamıştı. Odadakiler ise,
bu duygusal anda, gözlerinden kaçan birkaç damla yaşa engel olmadılar.
Yosun, annesinden ayrılıp, gözündeki yaşları sildi. Kibum ve
Changmin’e dönüp konuştu.
“Peki, sizler kimsiniz?”
Kibum, Changmin’e bakıp onun konuşmasını söyler gibi bir
bakış attı. Changmin bunu anlayıp konuştu.
“Ben, senin kuzeninim. Gerçekten hatırlamıyor musun, Yosun?”
Genç kız, duyduğu son kelimeye şaşırdı.
“Yosun?”
Mrs.Park, kızına hayretle baktı.
“Adını da mı unuttun?”
Yosun, başını eğdi ve annesine bakmadan konuştu.
“Her şeyi unuttum.”
Kibum, güzel kızın bu kadar üzülmesine daha fazla
dayanamadı. Onun kendini güvende hissetmesi için, daha iyi bir ses tonuyla
konuştu.
“Ben sana her şeyi anlatıcam, Yosun! Her şeyi..”
Yosun, genç adama bakıp gülümsedi. Daha sonra aklında oluşan
soruya cevap bulmak için Kibum’la tekrar konuştu.
“Peki, ya sizin adınız?”
“Sana, benim hakkındaki her şeyi anlatıcam. Ama burası, hiç
uygun bir yer değil..”
Bunları söyledikten sonra Changmin ve Mrs.Park’a dönüp yarım
kalan sözlerine devam etti.
“Sizcede öyle değil mi? Daha ne kadar burada bekleyeceğiz?”
Changmin ve Mrs. Park, genç adamın sözlerini onayladılar.
Daha sonra Mrs. Park konuşmaya başladı.
“Yosun, artık gitmeliyiz.”
Yosun, başını eğdi. Cheol’un annesine gidip sarıldı. Bir iki
dakika boyunca böyle kaldıktan sonra, Yosun ondan ayrıldı ve Cheol’un önüne
geçti.
“Senden.. her şey için özür dilerim, Cheol. Senin kocaman
sevgi dolu bir kalbin var. Umarım hep böyle kalırsın..”
Kelimelerini bitirdiğinde, Cheol’un boynuna sarıldı. Cheol,
Yosun’dan ayrılmadan önce, onun kulağına iki kelime fısıldadı.
“Seni seviyorum..”
---
Yosun, bütün yol boyunca, başını annesinin göğsüne yaslamış,
olanları hatırlamaya çalışıyordu. Bir ay sonra bulabilmişti annesini. Onun
kokusunu aldığı ilk anda, anlamıştı aslında gerçek annesini bulduğunu. Birde şu
Changmin.. Onun sürekli ön koltuktan arkasını dönüp sürekli Yosun’a bakıp
gülümsemesi, ona garip gelmişti. Bir sürü sessiz kalmışlardı.
Daha sonra, bir hastaneye gelip, Yosun’u muayene
ettirmişlerdi. Doktor, Yosun’un hastalığının geçici olduğunu söylemişti. Eğer
ona hatırlatmak için çabalarlarsa, bu dönemi çok kolay atlatabileceğini
anlatmıştı onlara.
1 AY SONRA –
Yosun’un sesiyle, Kibum ve Mrs. Park uyanmıştı.
“Anne! Anne hatırlıyorum! Her şeyi hatırlıyorum!!”
Mrs. Park, kızının bu şekilde bağırmasına çok
endişelenmişti. Ama daha sonra sesindeki heyecan ve mutluluğu anladığında içi
biraz olsun rahatlamıştı. Yosun, siyah şortu ve beyaz t-shirtüyle, annesinin
odasına koşup ona sarılmıştı.
“Hatırlıyorum anne! Babamı, okulu, arkadaşlarımı, tatili,
Kibum’ı..”
Annesi, kızının başını daha çok bastırdı göğsüne. Çok
mutluydular. Yosun hemen, Kibum’ı bulmak için odasına daldı. Kibum, açılan
kapıyla yatağından fırlayıp ayağa kalktı. Yosun’un o halini görünce meraklı
gözlerle ona baktı.
Yosun, özlemini gidermek için sarıldı çocukluk aşkına.
Kibum, Yosun’un yaptığı bu harekete çok şaşırmıştı. İlk birkaç saniye hiçbir
şey yapamadı. Daha sonra gözlerini kapatıp, tekrar ona sarıldı. Yosun, Kibum’ın
kulağına konuştu.
“Seni seviyorum, Kibum. Hatırlıyorum her şeyi.. Deniz
kabuğu, tahta ev, mektup!”
Kibum, onun sözünü kesti. Sadece şu anın tadını çıkartması
gerektiğini hissetti.
---
Kibum ve Yosun el ele girmişlerdi okula. Herkesin gözü
onların üzerindeydi. Bazı öğrenciler, onların ne kadar çok yakıştığı, bazıları
ise onları ne kadar kıskandığını söylüyordu.
Kibum’un ve Yosun’un ise, hiçbiri umurunda değildi.
Sınıflarına girip, en arka sıraya oturdular ikisi de. Bütün ders boyunca, Yosun
Kibum’dan, Kibum’da Yosun’dan ayırmadı gözlerini. Şimdi onlar, mutluydular!
Mrs. Kim ise, Yosun’u inandıramayacağını anlayıp, okuldan
ayrılmıştı. Çünkü, o okulda kalması için başka nedeni yoktu.
Kibum, güzel kızın gözlerinin içine bakıp konuştu.
“Yosun..”
“Hmm?”
“Okuldan sonra, seni bir yere götürücem, tamam mı?”
Yosun’a yine bir sürpriz yapacaktı, Kibum. Çünkü, Yosun’un
sürprizleri ne kadar çok sevdiğini biliyordu. Yosun çok merak etmişti nereye
gideceklerini. Ama bu sefer sabretmeliydi. Çünkü, bu sefer Kibum’ın yapacağı
sürprizin çok büyük olacağını düşünüyordu.
---
Yosun, gözlerini kolundaki saatten ayırmıyordu. Son derstelerdi,
Yosun dersi dinlemeye çalışıyordu ama heyecandan aklına hiçbir şey girmiyordu.
Yosun içinden saniyeleri sayıyordu.
“6, 5, 4, 3, 2,..”
Zilin çalmasıyla, Yosun’un yerinden zıplaması bir oldu.
Kibum’ın kolundan tutup onu sınıfın dışına sürükledi. Arkasına bakmadığından,
Jaejoong’a çarpmıştı.
“Özür dilerim..”
Jaejoong, Yosun’a gülümsedi ve Kibum’a bakarak konuştu.
“Sorun değil.”
Yosun’da kısa süreliğine, Jaejoong’a gülümsedi. Daha sonra
Kibum’ı çekiştirmeye devam etti.
--- 

Yosun, yol boyunca susmamış, nereye gideceklerini sormuştu.
Bu zamana kadar beklemesi, kocaman bir mucizeydi zaten.
Yosun, geldikleri yeri anladığında, arabadan inip Kibum’a
sarıldı. Kibum ondan ayrılıp gülümsedi ve Yosun’a konuştu.
“Sana kayak yapmayı öğreteceğime söz vermiştim, verdiğim
sözleri unutmam!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder