5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (21.Bölüm -Final)



Yazan: Na Young

Kibum, Yosun’u banyoda kusarken bulmuştu. Hemen yanına gidip
omuzlarından tuttu.
“Yosun iyi misin? Hadi doktora gidelim..”
“Hayır, iyiyim.”
“Gidiyoruz!”
Yosun, ondan sonra konuşamadı zaten. Çok kötüydü. Midesinin
içinde kazı çalışması yapılıyormuş gibi hissediyordu. Ama Kibum’ın üzülmemesi
için bir şey söylememişti. Kibum hemen onu kucaklayıp evin dışarısındaki
arabaya götürdü. Ön koltuğa oturtup kapıyı kapattı. Arabanın arkasından
dolaşıp, sürücü koltuğuna oturdu ve anahtarı çevirdi. Ardından, gidebildiği
kadar hızlı gitti.
Hastaneye geldiklerinde, Kibum oradaki doktorların neredeyse
tamamını tanıdığından, hemen onu özel bir odaya aldılar. Yosun çok yorulmuş
olmalı ki, uyumuştu. Sedyeye yatırdıktan sonra Doktor, Yosun’u muayene etmek
için, uyandırdı.
---
Doktor gülümseyerek Kibum’a konuştu.
“Bir şeyi yok sadece biraz midesini bozmuş.” ( Hamile
sandınız dimi )
Kibum elini göğsüne koyup, derin bir nefes aldı. Doktor,
konuşmasına sonra devam etti.
“Size birkaç ilaç yazıcam. Düzenli olarak kullanırsanız, 1
hafta içinde eskisi gibi olursunuz. Ehm.. Bir de.. Kim Ki Bum. Sizinle dışarıda
konuşabilir miyiz?”
Yosun halsizce doktora direndi.
“Burada konuşabilirsiniz. Ben onun karısıyım!”
Doktor, Yosun’un kelimelerini dinledikten sonra Kibum’a
döndü ama konuşmadı. Kibum, doktorun ne yaptığını anlamamıştı ama yine de
Yosun’a beklemesini söyledi.
Doktor ve Kibum kapıyı kapatıp dışarıya çıktılar.
“Eşinizin kanser olduğunu biliyorsunuzdur..”
Kibum üzgünce başını eğdi. Gözleri dolmuştu. Zorla
konuşabildi.
“Evet..”
“Bakın, durum böyleyse, en fazla dört ay..”
“Biliyorum, lanet olsun! Hepsini biliyorum!”
Doktor bakışlarını başka yöne çevirdi.
“Özür dilerim.”
---
Hafta Sonu –
Yosun, kullandığı ilaçlarla biraz daha iyi olmuştu. Kibum
ise, onun az kalmış ömrünü daha da güzel geçirmesi için elinden gelen her şeyi
yapıyordu. Çünkü, Yosun’u seviyordu!
Yosun, bugün annesine yanına geleceğine söz vermişti. Kibum
buna çok sevinmişti ve gitmek için hazırlanıyorlardı. Yosun, beyaz bir
pantolon, mavi bir gömlek ve mavi spor ayakkabılarını giymişti. Maviyi çok
seviyordu zaten!
Kibum ise, ona zıt olarak, beyaz bir gömlek, mavi bir
pantolon ve beyaz bir spor ayakkabı giymişti.
Hazır olduklarında, Yosun çantasını alıp, arabaya doğru
yürüdüler.
Mrs. Park’ın evine geldiklerinde, Kibum zile bastı. Kapıyı
Changmin açmıştı.
“Hoş geldiniz!”
Yosun, Changmin’e gülümseyip içeri girdi.
“Annem yok mu?”
“İçerde, birazdan gelir.”
Kibum, Yosun gibi eve girmiş, salon’un ortasında ki koltuğa
oturmuştu. Yosun’un bir yanında Changmin, diğer yanında Kibum oturuyordu.
Changmin Yosun’un koluna hafifçe vurdu. Askerlik arkadaşıymış gibi.
“Ee, nasıl gidiyor?”
Yosun, Changmin’in bu hareketine güldü.
“Fena değil..”
Yosun sözlerini bitirmeden Kibum lafa atladı. Changmin’e
bakarak konuştu.
“Üç gün önce, doktora gittik. Midesini bozmuş, yediği hiçbir
şeye dikkat etmiyor..”
Yosun’a dönüp dil çıkardı ve yarım kalan sözlerine devam etti.
“Böyle devam ederse, annesine söyliycem!”
Yosun, yanındaki küçük yastığı Kibum’ın kafasına attı. Daha
sonra Mrs. Park, merdivenlerden inip, gülerek üç gencin karşısına oturdu.
Yosun, gidip annesine sarıldı.
“Anne, özlemişim seni..”
Kibum Yosun’a konuştu.
“Ne? Daha bir hafta oldu görüşmeyeli ne çabuk özledin?!” (
İnsaf Yosun ya! )
Changmin dirseğiyle Kibum’ı dürttü ve kulağına eğildi.
“Kadınları anlayamazsın diye boşuna söylememişler, boş ver,
gülümse!”Daha sonra, Changmin sahteden gülmeye başladı.Yosun ve Mrs.
Park, Changmin’in bu çocukça davranışı karşısında gülmeden yapamadılar. Mrs.
Park, konuşmaya başladı.
“Bugün bizimle kalıyorsunuz değil mi?”
Yosun başını evet anlamında salladı. Kibum’da onayladı bu
düşünceyi. Daha sonra Mrs. Park, istediği yanıtı alınca sözüne devam etti.
“Hadi o zaman, alışverişe gidelim!”
---
Alışverişten döndüklerinde, Yosun kendini elindeki
poşetlerle birlikte koltuğun üzerine attı. Kibum, çölde su bulmuş gibi
rahatlamış bir sesle oturdu koltuğa. Hepsi çok yorulmuştu. Ve Kibum, bir daha
asla Yosun’la alışverişe çıkmayacağına yemin etmişti! Ama zaten, Yosun’un ne
kadar ömrü kalmıştı ki bir daha gitmeyeceklerdi? O, şuan bunları
düşünmemeliydi. Ya da düşünemedi. Çünkü çok yorgun düşmüştü bedeni. Yosun’a
dönüp konuştu.
“Ne vardı bu kadar şey alacak? Bütün mağazayı aldınız
nerdeyse. Üstelik bizi de peşinizde sürüklediniz. Ayaklarımın hâline bak..”
Yosun Kibum’a güldü.
“Ne yapıyım ya.. Hepsi çok güzellerdi!”
Kibum halsizce konuştu.
“Ben uyumaya gidiyorum, çok yoruldum..”
Yosun, arkasından bağırdı.
“Bekle ya bende geliyorum..”
---
Kibum, sabah uyandığında Yosun yanında değildi. Etrafına
bakıp, başını yeniden yastığın üzerine koydu. Daha sonra kalkıp, aşağı indi.
Her tarafta balonlar ve süsler vardı. Karısı, yapamadığı pastasını tekrar
yapıyordu. Ama bu daha büyük olmuştu.
“Yosun.. Napıyorsun tatlım?”
Yosun, Kibum’ın sesiyle korkmuştu. Arkasına dönüp
baktığında, Kibum’a cevap verdi.
“Günaydııın!”
Kibum gülümseyip karısına sarıldı ve alaycı bir tavırla
konuştu Yosun’a.
“Günaydın ama, pasta yerine kahvaltı hazırlamanı tercih
ederdim.”
Yosun gururla gülümsedi. Elindeki kaşıkla sarı masayı
gösterdi.
“Hazırladım. Bak, şurdaki masanın üstünde.”
Kibum şaşırmıştı. Eğer kahvaltıyı Kibum’a hazırladıysa,
pasta ve bu süsler kimindi?”
“Pastayı kime yapıyorsun o zaman?”
“Sana!”
“Sabahın bu saatinde mi?”
“Hayır, kahvaltını çabuk yaparsan, öğreniceksin.”
Kibum anlamamıştı. Yine de masaya oturup, kahvaltısını
yaptı.
---
Kibum kahvaltısını bitirdiğinde, Yosun’da pastanın süslerini
bitirmişti. Ortaya harika bir şaheser çıkmıştı! Daha sonra Yosun, Kibum’a
döndü.
“Ben bitirdim, sende bitirdiysen çıkalım!”
“Saat daha sabahın 6’sı. Bu saatte nereye gidiyoruz?”
“Sürpriz!”
---
Kibum, Yosun’un ne yapmaya çalıştığını hâla anlamamıştı. Bu
sefer arabayı, Yosun kullanıyordu. Onları nereye götürdüğünü, hava karanlık olduğundan,
Kibum anlamamıştı. Gidecekleri yere
yaklaştıklarında Yosun arabayı durdurdu. Kibum, Yosun’un arabadan indiğini
gördüğünde o’da indi.
Genç kız, Kibum’ın kolundan tutup onu çekiştirmeye başladı.
Daha sonra büyük bir binanın en üst katına çıktılar. Hava daha aydınlık
değildi, o yüzden pek bir şey görünmüyordu. Yosun konuşmaya başladı.
“Ben, seni buraya getirdim çünkü yapmak istediğim bir şey
vardı..”
“Hmm?”
“Sevdiğim adamla, burada güneşin doğuşunu seyretmek
istiyordum. Hatta en çok bunu istemiştim. Ve tanrının bana, ölmeden bunu
yapabilme izni verdiği için mutluyum.”
Kibum Yosun’a değişik ifadelerle baktı. Yosun’u anlamıyordu.
Daha sonra Kibum konuşmadığından, Yosun konuşmaya devam etti.
“Şimdi saat kaç?”
“06.59”
“Tam bir dakika var!”
Kibum, Yosun’u anlamış ve ona belinden sarılmıştı. İkisi de
güneşin doğmasını bekliyorlardı. Yosun’da her zaman yaptığı gibi içinden
sayıyordu. Sonunda, güneşin ilk ışıkları yüzlerine vurduğunda, Yosun konuştu.
“Seni seviyorum, Kibum. Ölene kadar ve öldükten sonra.. Hep
sevicem..”
Kibum, gözlerinden kaçan yaşlara engel olamıyordu artık..
Hayatının bundan sonrasında da engel olamayacak gibiydi. Yosun gidince, gözleri
yaşlarla arkadaşlık edecekti çünkü..
---
Öğlene kadar, gezip eğlenmişlerdi Yosun ve Kibum. Sonradan
evlerine dönmüşlerdi. Çünkü, Yosun, Kibum için bir sürpriz hazırlamıştı.
Evlerine girdiklerinde, Kibum kapıyı açtı ve herkes alkışlamaya başladı.
Evlerinde, düğünlerine gelen herkes vardı.
Kibum, Yosun’a açıklaması için bakmıştı. Yosun anlayıp
Kibum’a eğildi.
“Evliliğimiz 2. Ayı kutlu olsun aşkım!”
Kibum başını iki yana salladı. Kendine kendine düşündü.
“Gerçekten bu kadınları anlamak daha da imkânsızlaşıyor!”
Aslında Yosun, bunu, bir daha Kibum’la birlikte
evliliklerinin hiçbir ayını kutlayamayacakları için yapmıştı.. Sadece bir kez
olsun yaşamak istemişti bunu.. Ne kadar masum bir duyguydu bu?

1 Ay Sonra –
Kibum, kalktığında yine Yosun’u yatağında göremedi ve
etrafına bakındı. Bu sefer yanındaki küçük masada, bir not vardı. Açıp okudu,
okurken de içinden bir şeylerin koptuğu hissediyordu sanki.
Kibum.. Biliyorum
beni belki affetmeyeceksin ama, ben hepiniz gibi, çok yakında öleceğimi
biliyorum. Belki sen bunları okurken, ben çoktan başka bir ülkede olurum.
Zavallı gibi ölmek istemiyorum.. Senin yanında ölmek istemiyorum.. Anla beni
olur mu? Seni hep sevdim ve sevmeye devam edicem. Beni asla unutma. Çünkü ben,
sena hep yukardan gülümseyeceğim.

Seni seviyorum..”


1 Yıl Sonra –
Kibum, Yosun’un mezarının önünde durdu. Esen rüzgar,
boynundaki atkının ve uzun paltosunun dalgalanmasına neden oluyordu. Şimdi
kalbinin ne hissettiğini bilmiyordu. Yosun’un onu duymasını umut ederek
konuştu.
“Yosun-ah.. Neden beni bıraktın? Gitmek zorunda mıydın? ..”
Kibum, eliyle gözlerindeki yaşları sildi.
“Tamam, ağlamıyorum..
Senin yanına her
geldiğimde bu sözü vermekten sıkıldım. Ağlamıycam demekten sıkıldım! Yokluğun
kalbimi ne kadar acıtıyor biliyor musun? Hayır, bilmiyorsun.. Bir kere bile
veda etmeden gittin. Neden? Neden her şey bu kadar adaletsiz? Neden şimdi
yanımda değil de o soğuk topraktasın?
Bilmiyorum Yosun.. Bilmiyorum.. Bende seni seviyorum, tamam
mı? Bu yüzden.. Beni bekle.. Fazla sürmeyecek, sadece biraz bekle. Yanına
geliyorum..”



SON

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder