Yazan: Na Young
Mrs. Kim ilk önce Minho’yu süzdü, daha sonra, hani derler
ya, umutsuz vakaymış gibi başını iki yana salladı. Elindeki siyah çantayı
masanın üzerine bıraktı ve sınıfın ortasına doğru yürüdü. Kimseden çıt dahi
çıkmıyordu, topuklu ayakkabılarının zeminde çıkardığı ses… Adeta beynime
işliyordu. Soğuk soğuk terlemeye başladım.
“Kendine gel YoSun. Korkuyor musun?” diye düşündüm içimden.
Kendimi rahatlatmaya çalışıyordum.
Sınıfın ortasına geldiğinde, yine tok bir sesle “Oturun!”
dedi. Başıma ne büyük bir bela almıştım?
“Park Yo Sun, ayağa kalk!”
Oturduğum oturağın kenarından destek alıp ayağa kalktım.
Nereden çıkardığını bilmediğim uzunca bir çubukla karşımda duruyordu. Choi Min
Ho… Onu parçalamak istiyorum!
Beni de tepeden tırnağa süzdü. Yenilmez tavrımdan taviz
vermek istemiyordum. İçimde olan olayları, -muhtemelen ( hiç yaşamamış olduğum)
garip bir korku- dışıma yansıtmamayı başardım.
“Ders arasında beni takip et ve benimle birlikte öğretmen
odasına gel.”
Hah?! Buda ne demekti?
“Peki, Mrs.Kim.”
Yerime oturduğumda o çoktan tahtaya bir şeyler yazmaya
başlamıştı. Ne yani, daha ilk günden ders mi öğrenecektik? Evet, sandığım gibi
olmadı. Tahtaya bir tarih ve açıklama yazıyordu.
“20.05.2010 – 09.06.2010 Seul tatil köyüne, her sene olduğu
gibi yirmi günlüğüne tatile gidilecek. Katılım vb. işlemler için okul
temsilcisinin yanına gidiniz..”
Sınıfta bir uğultu başladı. Bu da neyin nesiydi? Okulla
ilgili her şeyi araştırırken bunu anlamış mıydım? Her sınıfın yerini
ezberlerken… Minho’yu dürttüm, ona sinirim hâlâ geçmemişti.
Bana eliyle “Sus.” işareti yaptı.
Daha sonra Mrs. Kim arkasını döndü ve mırıldanmaya başladı.
“ Kızlar, kendi ismini küçük bir kâğıda yazsın ve bana
versin.”
Not defterimden ufak bir kâğıt çıkarttım ve büyük harflerle
“YOSUN” yazdım. Olanlara bir anlam veremiyordum.
Sıramdan kalktım ve herkesin yaptığı gibi elimdeki kâğıdı
Mrs. Kim’e vermek için yürüdüm. Sıramdan masaya kadar olan mesafede kâğıdı,
diğerleri gibi, katladım ve öğretmenin masasına bıraktım.
Sert kadının bakışlarından kaçmak imkânsızdı. Yerime tekrar
oturdum.
“Herkes yazdı mı?” diye sordu her zaman ki tok ses tonuyla.
Kimseden ses çıkmayınca öğretmen masanın üzerinde duran kâğıt parçalarını
karıştırdı.
“ Erkekler sırayla gelip tek bir kâğıt alsın.” Elindeki
çubukla sağ taraftaki sıranın birinci masasındaki öğrenciyi işaret etti. Erkek,
uzun boylu, sarı saçlı ve kendini beğenmişti. Aynı benim gibi.
Böyle insanlardan nefret ederim! Ne büyük aptallık.
Bir kâğıt aldı ve sırasına oturdu. İsmini merak etmiştim.
Benim yanımdan geçerken ki bakışını görmeniz gerek! Tam bir zavallı. Ondan
korkacağımı mı zannediyordu? Peh.!
Bu işlem böylece devam etti ve erkekler bunu yapınca
öğretmen iki elini masasına yasladı.
“Elinizdekileri açabilirsiniz.”
Bunun ne olduğunu gerçekten merak ediyordum. Minho’nun
elindeki kâğıda baktım. “HaRa” yazıyordu.
Kafamda kırk düşünce dolaşıyordu. Diğerlerine bakmak için
arkamı döndüm. Kibum bana el salladı ve gülümsedi.
Aptalca gülümseyip arkamı dönerek karşılık verdim. Bu neydi
böyle? Olanları anlamak inanın hiç bu kadar zor olmamıştı.
Nihayet ve sonunda ders arası olmuştu. Bütün bunları anlamak
için Minho’ya sormalı mı yoksa Mrs. Kim’in yanına mı gitmeliydim? Düşünmeme
gerek kalmadı.
“Yosun yanıma gel.” dedi sert kadın.
Ayaklarımı sürüyerek arkasından gittim. Beni öğretmenler
odasına değil de başka bir yere götürüyordu.
Bu okul bir film gibiydi.
Heyecan, aksiyon , korku , drama…
Peh..
Evet itiraf ediyorum. Bu kadın beni bile yenebilir (!)
Okulun son katındaki odanın kapısını açtı.. Tıpkı korku
filmlerindeki gibi kapı gıcırdıyordu. İçeri girdik, her şey karanlıktı. Mrs.
Kim eliyle duvarı yokladı. Işığın düğmesini arıyor gibiydi. Bense karanlıkta ne
yapacağımı bilmediğim için olduğum yerde put gibi bekliyordum.
Birden ışığı açtı…

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder