5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (6.Bölüm)


Yazan: Na Young

Hayatımda bu kadar sinirlenmemiştim. Evet onu öldürmeliydim,
başka nasıl kurtulabilirdim ki ?
“Haddini fazla aştın, JaeJin.”
Herkes etrafımıza toplandığı için başımızda bir çember
oluşmuştu. Kapıdan gelen sesin kime ait olduğunu öğrenmek için herkes arkasını
döndü. Sesin kime ait olduğunu öğrenenler yerlerine oturdular. Gelen Mrs.Kim
di.
“Lee Jae Jin, annene gitmek istiyorsan bana gelmesin, o kıza
değil.”
(2 dakikada o kız olduk iyi mi?  Böyle mi oldu şimdi Mrs.
Kiiiim. )
JaeJin zaten o tarafa baktığı için gelenin kim olduğunu
biliyordu.
“Bunu başka yerde konuşmalıyız.”
JaeJin bunu söylerken, tamda Mrs. Kim’in diğer yüzünün
oğluymuş gibi söylemişti; sert ve korkutucu. Mrs Kim başıyla onun sözlerini
onayladı. Ardından arkasını dönüp dışarı çıktı. JaeJin arkasından yürüdü. İkisi
de sınıftan çıkınca dolayısıyla bütün gözler benim üzerimdeydi.
Otuz iki dişim birden görünecek şekilde sırıtıyordum. Minho
bu halime güldü. Haklıydı bende olsam bende gülerdim bu çocukça hareketime.
“Ben.. Ben hiçbir şey bilmiyorum. Gerçekten.”
Bunu söyledim çünkü bütün meraklı gözleri üzerimden atmak
istiyordum. Ters tepmedi, hepsi umutsuzca başını eğdi ve başka tarafa baktılar.
Hele şükür ki JongHyun gelmişti. Minho ve Kibum hemen yanına
gittiler. Ben, yüzüm olmadığı için başımı eğdim ve sırama oturdum. Söyledikleri
iki üç cümleyi duyabilmiştim.
“Gidin başımdan!”
“Ya! JongHyun, birden ortadan kayboluyorsun ve gelmiyorsun.
Şimdi de gidin başımdan diyorsun. Neden böylesin söylesene?”
Minho bağırmıştı. Neyse ki çok kişi duymamıştı. Duyanlarsa
başını bir kez çevirip bakmıştı, o kadar. Ben söylenenleri başım eğik
dinliyordum.
“Minho, gel benimle.”
JongHyun, Minho’nun onunla gelmesini söylemişti. Hayır, onun
bir daha gitmesine izin vermeden söyleyeceklerimi söylemeliydim.
“JongHyun, bekle!”
JongHyun dışarı çıkmak için arkasını dönmüştü, yürüyordu.
Sesimi duyunca durdu.
“Hm?”
“Özür dilerim.”
“Peki.”
Ne yani? Bu kadar mıydı? Özür dilemek ne kadar kolaymış.
Minho ve Kibum, JongHyun sınıftan çıkınca arkasından gitmişlerdi. Bütün
olayları anlatacaktı herhalde.
Bu sırada ders arası olmuştu. Aa! Tabi ya. Bu okulda bir
kuzenim vardı ve ben hâla onu görmek için gitmemiştim. Ama haklıydım başımdan o
kadar şey geçmişti ki onu unutmuştum.
Sınıftan dışarı çıktım, koridorun diğer ucunda her zaman ki
beşli vardı. Jinki ve TaeMin ders arası olunca hemen buluşup bir araya gelmiş
olmalılardı.
İyi de Changmin hangi sınıftaydı? Benden 1 yaş büyüktü,
muhtemelen 12. sınıfların birindeydi. Üst katta olabilirdi. Merdivenler çıktım.
Tahmin ettiğim gibi, çıkar çıkmaz onu görmüştüm. El
salladım, o da karşılık verdi.
Yanında 2 kişi daha vardı. Bir tanesinin yüzü o kadar
mükemmel di ki… O da bu hayranlığımı fark etmiş olmalı gülümsedi.
“Merhaba, Changmin.”
“Beni unuttun sandım, hangi sınıfta olduğunu bilmiyordum bu
yüzden yanına gelemedim. Nerdeydin?”
“Doğru sanmışsın, seni unuttum.”
Bunu söylerken dil çıkarmıştım. Changmin’de böyle karşılık
vermişti. Yanındaki arkadaşları da bu halimize gülmüşlerdi.
“Arkadaşlarınla tanıştırmayacak mısın?”
“Ah, evet. Bu Yunho buda Jaejoong.”
Önceden Türkiye’de yaşadığım için refleks olarak ellerini
sıkmıştım.
“Tanıştığıma memnun oldum, ben de Yosun.”
Ellerini sıktığım için bana garip bakmışlardı. Changmin
durumu kurtardı.
“Türkiye’den geldi, orda böyle tanışıyorlar da.”
Yunho güldü ve tekrar olarak elimi sıktı.
“Bende tanıştığıma memnun oldum.”
Jaejoong da Yunho’dan görüp elimi sıktı ve söylediklerini
tekrar etti.
Yunho çok meraklıydı, durmadan soru soruyordu.
“Ordan neden geldin? Onlar nasıl yaşıyorlar, bizim gibi mi?
Orda ki insanlarında gözleri bizim ki gibi mi? Öyle değilse, çok şanslı
olmalılar. Sence de öyle değil mi? Orda ne…”
“Yunho, biraz yavaş olsan? Hangisine cevap vereceğime
şaşırdım.”
“Peki, özür dilerim.”
Burada ki insanların böylesine sıcakkanlı olması güzel bir
şeydi. Kolay alışacağa benziyorum.
“Changmin, bugün olanları bilmen gerek. Sınıfımızda öyle bir
öğretmen vardı ..”
“Mrs. Kim’den bahsediyorsun değil mi?”
“Evet, o. Ama ondan sonra beni yanına çağırdı.”
Changmin telaşlanmıştı, kendi kendine bir şeyler mırıldandı
sonra kekelemeye başladı.
“Ne.. Neden se.. seni yan.. yanına çağırdı?”
Onun bu hali dikkatimi tabi ki çekti. Şüphelendim.
“Neden kekeliyorsun Changmin?”
“Onun kadar korkunç bir kadın görmedim de ondan. Adından
bile ürker olduk. Sana bir şey yapmadı değil mi?”
Güldüm.
“Hayır, iyiyim.”
Ders zili çalmıştı.
“Tamam, devamı okuldan sonra.”
“Çıkışta eve birlikte gidelim, teyzemi özledim. Kapının
önünde bekle beni.”
“Tamam. Jaejoong, Yunho bye bye!”

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder