5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (8.Bölüm)



 Yazan: Na Young

Odamın tamamını neredeyse bavullara sığdırmıştım. Ee nede
olsa ben bir kızım! Telefonumu buldum. Saatine baktığımda 21:49 yazıyordu. Ne
yani! Tam 5 saat 49 dakikadır bunlarla mı uğraşıyordum ?! Hemen aşağı indim.
Annem oturmuş televizyon izliyordu, elinde de patlamış mısır. Rahatsız etmek
istemedim. Arkasından sessizce mutfağa gittim.
Buzdolabını açtığımda çıkan sesten dolayı annem benim
olduğum tarafa bakmıştı.
“Ne izliyorsun?”
Ona bakmadan konuşmuştum, dolaptan suyu çıkardım ve
buzdolabını kapattım.
“Bir dizi, ama Türkiye dekiler kadar güzel değil.
“Fatmagül’ün Suçu Ne” olsa da izlesek.”
Raftan bir bardak aldım ve şişenin kapağını açtım. Tam bu
sırada annemin sözlerini duyunca gülmeye başladım.
“Ne gülüyorsun ya!?”
“Tamam anne. Tamam. Sen izlemeye devam et. Bende biraz sonra
uyuyacağım.”
“Tamam, yarın için bol şans.”
“Hayır anne öyle dememelisin.”
“Nasıl demeliyim?”
“FIGHTING!”
-----
Telefonun alarmıyla uyandım. Yatakta biraz oturup gerindim.
Sonra bacaklarımı yataktan aşağı atıp terliklerimi giydim.
Lavaboya gidip yüzümü yıkadım, sonra da dişlerimi
fırçaladım. Pijamalarımla aşağı indim. Yarı uykulu merdivenlerden inerken,
odanın ortasında oturanları görünce gözlerim kocaman oldu.
Bu Kibum değil miydi? Yanında ki de annem?
“Ah, hoş geldin.”
Elimi başımın arkasına götürüp saçlarımla oynadım.
Kibum konuşmaya başladı.
“Daha hazırlanmamışsın bile!”
“Daha çok erken değil mi?”
“Olsun, sen bir kızsın. Şimdi odaya girip 2 saat
çıkmayacağına adım gibi eminim.”
Çocuksu ifadesiyle konuşuyordu, Kibum. Gülümsedim.
“Peki, ben üzerimi değiştirip geliyorum.”
“Çabuk olmalısın.”
-----
Odama girip dolabımı açtım. Mor bir pantolon, beyaz bir
gömlek, mavi topuklu ayakkabılar ve mavi bir kemer alıp hemen giydim.
Saçımı düzeltip aşağı indim.
“Yosun da geldiğine göre gidelim mi?”
“Ya! Beklesene daha kahvaltı bile etmedim. Açlıktan ölmememi
istiyorsun demi, doğruyu söyle!”
Kibum gülümsedi.
“Peki o zaman. Çabuk olmalısın.”
“Sen de gelsene.”
“Ben kahvaltımı yaptım, zaten ben bunları yiyemem ki.”
“Nedenmiş, annem çok güzel yemek yapar.”
“Hayır, hayır. Ondan değil. Ben hiç kahvaltıda bu tür şeyler
yemedim. Çorba ve pirinç gibi şeyler yiyoruz biz.”
“Ah, doğru ya.”
Kibum tekrar gülümsedi. O oturup annemle konuşurken bende
kahvaltımı bitirdim. Yukarıdan bavullarımı indirmeye gittim. 3 tane bavul
vardı.
“Woaah.. Gerçekten bunların hepsini götürecek misin?”
Sırıttım.
“Elbette.”
“Gerçekten.. Çıldırmış olmalısın.”
“Dalga mı geçiyorsun. Bunların hepsi lazım olan şeyler!”
“Peki, peki. Hadi gidelim.”
Kibum iki bavulu arkasından sürükleyerek götürüyordu, bende
diğer bavulu. Kapının önünde 2 araba vardı; biri benim. Diğeri de Kibum’ın
olmalıydı. Kibum bavulları diğer arabaya götürüyordu.
“Heey! O benim arabam değil.”
“Biliyorum, birlikte gidiyoruz.”
“Ne?”
“Hadi diğer bavulu da getir.”
Onunla mı gidecektim? Bütün bir yolu onunla mı geçirecektim?
Süper! Diğer bavulu da ona verdim. Hepsini arabanın arkasına yerleştirince,
ikimiz de arka koltuğa oturduk. Kibum’ın şoför’ü sürmeye başladı. Cebimden mp5’imi
çıkardım ve kulaklıklarını takıp dışarıyı izlemeye başladım.
Umarım gideceğimiz yer, güzeldir. Umarım…



Hiç yorum yok:

Yorum Gönder