Yazan: Na Young
Kulaklığımı takmış müzik dinliyordum. Her şey güzeldi. Şimdilik..
“Ne kadar sürecek?”
“Yaklaşık bir saat.”
Pff.. Bir saat boyunca susacak mıyız ki? Ben şimdiden
sıkılmaya başladım.
“Hadi bir oyun oynayalım!”
“Ne oyunu?”
“Bilmem.”
“O zaman boş ver.”
“Ya! Ama ben çok sıkılmaya başladım.”
“Yaklaşık bir saat.”
Pff.. Bir saat boyunca susacak mıyız ki? Ben şimdiden
sıkılmaya başladım.
“Hadi bir oyun oynayalım!”
“Ne oyunu?”
“Bilmem.”
“O zaman boş ver.”
“Ya! Ama ben çok sıkılmaya başladım.”
Kendimi koltuğa attım, kollarımı bağladım ve alt dudağımı
öne çıkardım.
“Gerçekten küçük bir çocuk gibisin.”
Bunu bana söyleyen tam 3. kişiydi. Kendimden şüphelenmeye
başladım. Ama daha sonra Kibum’ın güldüğünü fark ettim.
“Ne yani? Zaten bir çocuk değil miyiz?”
“Bilmem, öyle miyiz?”
“Bilmem.”
“Ama çocuklar âşık olmazlar.”
“H..hı?”
“Aa! Şurada ki zürafayı gördün mü?”
“Hani?”
Kibum’ın güldüğünü duyunca az önce yaptığım şeyi
tekrarladım; Kendimi koltuğa attım, kollarımı bağladım ve alt dudağımı öne
çıkardım. Kibum’a bakmadan konuşuyordum.
“Sen gerçekten çok sinir bozucusun.”
“Teşekkür ederim, saman perisi.”
Saman perisi mi? Aklım karışmaya başlıyordu. Bir dakika ya!
Bu lafı bana sadece annem söylerdi ve ben bu laftan nefret ederdim.
Kibum’a şaşkın gözlerle baktım. Ona doğru eğildim. Eğildim,
eğildim. Ben eğildikçe o da pencereden tarafa doğru eğiliyordu. Sonunda daha
fazla gideceği yer kalmayınca durdu. Bende durdum. Gözlerini kapattığını fark
ettim.
“Ya! Kim Kibum. O kadar korkunç muyum? Neden gözlerini
kapattın? Sadece…”
“Ah.. Hayır, hayır.”
“Sadece içine annemin kaçıp kaçmadığını merak ettim.”
“H..hah?!”
Kibum rahatsız olmuştu. Sanki benden bir şey bekliyor
gibiydi. Bense sadece şaşkın gözlerle ona bakıyordum. Daha sonra başka başka
düşüncelere daldım.
(Bundan sonrası 3. bir kişi tarafından anlatılıyor.)
Yosun, Kibum’ın sesiyle kendine geldi.
“Nereye bakıyorsun?”
“Hı? Hiç, dalmışım.”
Kibum başını eğdi.
“Gerçekten.. çok mu sıkıldın?”
“Evet..”
Sonra sanki kafasının üzerinde bir ampul parlamış gibi elini
şıklattı.
“Peki, bana kendinden bahsetsene biraz. Çok değişik biri
gibi duruyorsun.”
Aslında, Kibum’ın Yosun’la ilgili hiçbir şey bilmesine gerek
yoktu. Böyle bir şeye ihtiyacı yoktu… Çünkü Yosun’u kendisinden bile daha iyi
tanıyordu.
“Hmm… Bunu hiç yapmadım. Yani, nasıl anlatsam ki kendimi?”
“Mesela en sevdiğin renk?”
Yosun düşündü, daha önce hiç kimse ona böyle bir soru
sormamıştı ki. Daha doğrusu ona bu soruyu soracak kimse yoktu.
Annesi hep meşguldü. Babasını zaten yirmi dört saatte ancak
15 dakika görebiliyordu. Arkadaşları yoktu çünkü ona, eve özel öğretmenle ders
aldırıyorlardı. Komşuları yanlarına gelmeye cesaret edemiyordu ki zaten. Yosun
hep yalnızdı. Hep…
Ama biri vardı. Evet, Yosun biliyordu fakat
hatırlayamıyordu. Onunla hep, yaptıkları tahta evde…
“Ne kadar çok düşündün. Çok mu zor sordum?”
Yosun gülümsedi.
“Sanırım, mavi.”
Kibum’ın ifadesi aynı kaldı, sanki bu cevabı bekliyormuş
gibi!
“Senin en sevdiğin?”
öne çıkardım.
“Gerçekten küçük bir çocuk gibisin.”
Bunu bana söyleyen tam 3. kişiydi. Kendimden şüphelenmeye
başladım. Ama daha sonra Kibum’ın güldüğünü fark ettim.
“Ne yani? Zaten bir çocuk değil miyiz?”
“Bilmem, öyle miyiz?”
“Bilmem.”
“Ama çocuklar âşık olmazlar.”
“H..hı?”
“Aa! Şurada ki zürafayı gördün mü?”
“Hani?”
Kibum’ın güldüğünü duyunca az önce yaptığım şeyi
tekrarladım; Kendimi koltuğa attım, kollarımı bağladım ve alt dudağımı öne
çıkardım. Kibum’a bakmadan konuşuyordum.
“Sen gerçekten çok sinir bozucusun.”
“Teşekkür ederim, saman perisi.”
Saman perisi mi? Aklım karışmaya başlıyordu. Bir dakika ya!
Bu lafı bana sadece annem söylerdi ve ben bu laftan nefret ederdim.
Kibum’a şaşkın gözlerle baktım. Ona doğru eğildim. Eğildim,
eğildim. Ben eğildikçe o da pencereden tarafa doğru eğiliyordu. Sonunda daha
fazla gideceği yer kalmayınca durdu. Bende durdum. Gözlerini kapattığını fark
ettim.
“Ya! Kim Kibum. O kadar korkunç muyum? Neden gözlerini
kapattın? Sadece…”
“Ah.. Hayır, hayır.”
“Sadece içine annemin kaçıp kaçmadığını merak ettim.”
“H..hah?!”
Kibum rahatsız olmuştu. Sanki benden bir şey bekliyor
gibiydi. Bense sadece şaşkın gözlerle ona bakıyordum. Daha sonra başka başka
düşüncelere daldım.
(Bundan sonrası 3. bir kişi tarafından anlatılıyor.)
Yosun, Kibum’ın sesiyle kendine geldi.
“Nereye bakıyorsun?”
“Hı? Hiç, dalmışım.”
Kibum başını eğdi.
“Gerçekten.. çok mu sıkıldın?”
“Evet..”
Sonra sanki kafasının üzerinde bir ampul parlamış gibi elini
şıklattı.
“Peki, bana kendinden bahsetsene biraz. Çok değişik biri
gibi duruyorsun.”
Aslında, Kibum’ın Yosun’la ilgili hiçbir şey bilmesine gerek
yoktu. Böyle bir şeye ihtiyacı yoktu… Çünkü Yosun’u kendisinden bile daha iyi
tanıyordu.
“Hmm… Bunu hiç yapmadım. Yani, nasıl anlatsam ki kendimi?”
“Mesela en sevdiğin renk?”
Yosun düşündü, daha önce hiç kimse ona böyle bir soru
sormamıştı ki. Daha doğrusu ona bu soruyu soracak kimse yoktu.
Annesi hep meşguldü. Babasını zaten yirmi dört saatte ancak
15 dakika görebiliyordu. Arkadaşları yoktu çünkü ona, eve özel öğretmenle ders
aldırıyorlardı. Komşuları yanlarına gelmeye cesaret edemiyordu ki zaten. Yosun
hep yalnızdı. Hep…
Ama biri vardı. Evet, Yosun biliyordu fakat
hatırlayamıyordu. Onunla hep, yaptıkları tahta evde…
“Ne kadar çok düşündün. Çok mu zor sordum?”
Yosun gülümsedi.
“Sanırım, mavi.”
Kibum’ın ifadesi aynı kaldı, sanki bu cevabı bekliyormuş
gibi!
“Senin en sevdiğin?”
“Beyaz.”
“Neden?”
Kibum bu soruyu beklemiyordu. Ne diyeceğine şaştı.
“Şey, yani, bu…”
Yosun güldü ve Kibum’ın söylediklerini tekrar etti.
“Ne kadar çok düşündün. Çok mu zor sordum?”
Kibum çocukça eliyle yüzünü kapattı. Yosun gülümseyerek
devam etti.
“Bence mavi, hayatın rengi. Düşünsene, dünya bile mavi!”
Yosun son cümlesini söylerken kollarını iki yana açtı. Çocuk
gibiydi, saf bir çocuk. Ama neden bunu diğer insanlara karşı gösteremiyordu?
Yosun saftı. Konuşabildiği bütün insanlara güvenirdi. Konuştuğu her insana
“Arkadaşım” sıfatını takardı. Arkadaşsız büyümüş bir çocuktu nede olsa.
Çocukluğunu yaşamamış, arkadaşsız, saf bir genç kızdı o.
Kibum, Yosun’un tatlılığı karşısında sadece gülümsedi.
Gülümsemek ona çok yakışıyordu. Hayatı boyunca gülümseseydi, ona yakıştığı
için, kimse ona bir şey demezdi! Ama Kibum’ın aklında sadece Yosun vardı. Her
şeyi onun için yapmamış mıydı? Bu tatil olayını o planlamamış mıydı? Kim
içindi? Sadece o, sadece Yosun için…
[Geri Dönüş]
Kibum, dün (okulun ilk günü) kızlar ismini yazdıktan sonra
Mrs Kim’in yanına gelmişti.
“Mrs. Kim..”
Kadın her zamanki sert sesiyle cevap verdi.
“Evet?”
“Biliyorsunuz, önceden de konuşmuştuk. Bu tatile Park Yo
Sun’la çıkmak istiyorum. Eğer bunu burada halledemezsek ailemi çağırmak
durumundayım.”
Kadın ona bakmadan cevap verdi.
“Bunu Yosun’un anlamayacağını mı düşünüyorsun? O zeki biri.”
“Hayır, Mrs. Kim. Onu tanımıyorsunuz.”
Kadın Kibum’ın sözlerine ufak bir kahkaha attı. Kibum
sinirlenmişti.
“Peki, o zaman bu tatilin masraflarını okul üstlensin?”
Mrs. Kim’in az önceki alaycı halinden eser yoktu.
“Tamam, kimseye bundan bahsetme. Yoksa senin de benimde
başım belada.”
“Peki, Mrs. Kim.”
[Geri Dönüş, Son.]
Peki, ama bütün bunlar sadece susmak için miydi? Sadece
susmak için mi o kadar plan yapmıştı? Yosun’la konuşmak için ona döndü. Fakat
çok uzun süredir düşündüğünü fark etmemişti.
Yosun’u biliyordu. Arabada 15 dakikadan fazla yolculuk
yaparsa uyurdu. Şimdide aynısı olmuştu. Başını pencere yaslamış, uykuya
dalmıştı. Bebek gibi uyurdu, hâla öyleydi. Hâla saf ve temiz…
Ona sarılmak bir daha hiç bırakmamak istiyordu. Ama
yapmazdı, yapamazdı.. Sürekli içinde bir şeyler ona engel olurdu. Yavaşta
yanına yaklaştı ve yanağına masum bir öpücük kondurdu. Küçücük, masum bir
öpücük.
Kibum bunu yaparken, Yosun’un uyanması için Tanrı’ya dua
etmişti. Böylece ona her şeyi anlatabilirdi. Ama olmadı, Yosun uyanmadı. Neyse,
beklide bu herkes için en iyisiydi.
Daha sonra oturduğu koltuğa yaslandı ve 10 dakika için gözlerini
kapadı. Yosun’un ise hiçbir şeyden haberi yok, uyuyordu.
“Bay Kim.. Bay Kim, uyanın.”
Kibum şoförünün sesiyle uyandı.
“Geldik efendim.”
Kibum esneyip gözlerini ovuşturdu. Hemen uykuya dalmıştı.
Yumuşak bir sesle adama cevap verdi.
“Arkadaki bavulları569 numaralı odaya götürebilirsiniz. Biz
geliyoruz.”
“Peki, efendim.”
“Ya! Yosun, uyan..”
“Ha? Geldik mi? Ne çabuk? Huu… Burası baya soğukmuş.”
“Evet, üzerine ceketini giymelisin.”
Yosun’da Kibum gibi esneyerek ceketini oturduğu yerin
yanındaki gözden çıkarıp üzerine geçirdi. Araban indi ve Kibum’la yürümeye
başladılar. Çoğu öğrenci gelmiş, odalara yerleşiyorlardı.
Burası tek katlı küçük evlerin olduğu bir yerdi. Etrafta kar
vardı, Yosun üşümüştü, adımlarını hızlandırdı. Şoförün arkasından yürüyüp
kalacağı evi buldu. Ev sıcacıktı, bir şöminesi vardı. Duvarlar ahşaptı ve iki
odası vardı. İki, ikili koltuklu, bir dolaplı ve bir masalı oda bir tezgâhla
mutfağa bağlanıyordu.
Yosun diğer odaya girmişti. Burada da iki tane tek kişilik
yatak vardı. Her iki yatağın yanında da küçük, iki çekmeceli masalar. Güzel bir
görüntüsü vardı, Yosun’un hoşuna gitmişti.
Kapının açıldığını duyunca odadan çıktı ve kimin geldiğine
baktı. Gelen tâbi ki Kibum’du.
“Burası, güzel bir yere benziyor.”
“Hmm. Evet, güzelmiş.”
Kibum üzerindeki, dizlerinin üstüne gelen, montunu çıkardı
ve koltukların birinin üzerine bıraktı ve mutfağa yönelip küçük buzdolabını
açtı. İçinden, bir şişe meyve suyu çıkardı ve iki bardağa doldurdu.
“Elma suyu sever misin?”
“Eveet. Hemde bayılırım!”
Kibum, Yosun’u deniyordu. Yanılmamış olmak için yapıyordu
bunu. Aradığı kızın o olup olmadığına emin olmak için. Sadece Yosun için..
Başka kimse için yapmazdı. Zaten yapacak başka kimi vardı?

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder