5 Mayıs 2011 Perşembe

Gök Kuşağı (Özel Bölüm)



Yazan: Na Young


Yosun hatırladığı kadarıyla 9 yaşındaydı. Çok mutlu değildi.
Hatta mutlu değildi. Çünkü bir sürü oyuncağı vardı. Arabasından bebeğine,
plastik sebzelerden oyuncak tavalara kadar ama oynayacak kimsesi yoktu ki!
Arkadaşı yoktu…
Bunların içinde en çok büyük bir deniz kabuğunu severdi.
Kocamandı. Canı sıkıldığında alır, kulağına tutup denizin sesini dinlerdi.
Bazen bunu yaparken aklında çiftlik hatıraları canlanır bazen de uykuya dalıp
giderdi.
Ama Yosun bu deniz kabuğunu neden sevdiğini hatırlamıyordu.
Yosun ve ailesinin kocaman bir çiftliği vardı. İçinde
koyunlar, kuzular, ördekler, kediler her şey vardı! Hatta annesi o sıkılmasın
diye bir park bile yaptırmıştı. Hatırladığıyla küçük bir fıskiye de vardı.
Yazın bu çiftliğe geldiklerinde, gelir gelmez fıskiyeyi açar altında sırıl
sıklam olana kadar oynardı. Tek başına…
Çiftliğin ilerisinde bir sahilde vardı. Oraya amcasıyla
gider denizde bütün gün onunla oynardı. Sırf bu deniz için Yosun 6 yaşında
yüzmeyi öğrenmişti. Yosun zekiydi, yapabilirdi. Ama çok saftı. Her şeye
kanardı. Yüzmeyi de bir haftada öğrenmişti. Yosun ailesiyle her hafta Pazar
günü çiftliklerine gelirlerdi. Çünkü anne ve babasının sadece Pazar günleri
boştu. Burayı da çok severdi. Bir gün yine ailesiyle buraya gelmişti ama bu
sefer amcası da yanındaydı. Çünkü ona, seçtiği ağaca, tahtadan bir ev yapacağı
için söz vermişti.
Araba her zaman durduğu yere, koca çiftliğin kapısının
önüne, durmuştu. Yosun araba durur durmaz koşup çiftlik kapısının önüne gidip
beklemeye başlamıştı. Ardından annesi babası ve amcası da arabadan inip yanına
gelmişlerdi. Babası cebindeki anahtarı çıkarıp kapıyı açmıştı.
“Oleeey!”
Yosun çocukça bağırıp içeri koşmuştu. Hemen üzeride ki
kırmızı elbiseyi çıkarıp annesinin giymesini söylediği eşofmanlarını giymişti.
Çünkü annesi, kızının en sevdiği elbisesinin kirlenmesini istemiyordu.
“Hadi amca gidip evimizi yapalım!”
Yosun bu evi o kadar çok istiyordu ki. Amcasının bacağını
tutup çekiştirmeye başlamıştı. Amcası mecburen kabul edip onunla, ağaç seçmeye
çıkmıştı. Yosun aslında, amcasıyla arasında olan, gizli arkadaşıyla birlikte
orada oynamak için de istiyordu bu evi.
Amcası bunu biliyordu ama Yosun’un kimseyle arkadaş olmasını
istemiyordu. Çünkü kimseye güvenmiyordu. Yosun onun tek yeğeniydi, ona zarar
gelmesine istemezdi ama bu çocuk çok güvenilirdi. Çünkü o da Yosun gibi saftı
ve her düşündüğünü söylerdi. Amcası onun söylediklerinden çok iyi biri olduğunu
biliyordu.
Bu çocuk çiftlikten baya uzaktaki bir köyde yaşıyordu.
Tesadüfen kışın, buraya şehirde ailesiyle bir şeyler satmak için gelmişti.
Yosun ve amcasıyla da bu yolla tanışmıştı. Yosun onunla çok iyi arkadaş
olmuştu.
Amcası ağacı seçip başka bir ağaçtan odun çıkarmaya
başlamıştı bile. Yosunda bu arada çiftliğe 2 ay önce gelen atların olduğu yere
gitmek istemişti. Çünkü önceden bunu istediğini annesine söylediğinde annesi
ona izin vermemişti.
Gidip atların olduğu yere girmişti. Atların hepsinin sadece
kafası görünüyordu. Önlerinde kapı gibi bir şey vardı. Yosun ise boyu çok küçük
olduğundan hiç birini göremiyordu. Biraz ilerideki saman yığını görüp onlarla
oynamaya başlamıştı. Bu arada zamanın nasıl geçtiğini fark etmeyip, bütün saman
yığınlarını dağıtıp, her tarafını kirletmişti. Annesi onu bulamayanca deliye
dönmüştü. Daha sonra onun bu halini görünce gülümseyip bütün sinirini
geçiştirmişti. Ondan sonrada hep bu olayı hatırlayıp bir daha kaybolmaması için
ona “Saman Perisi” derdi. Yosun’sa bunu hatırlattığı için o laftan nefret
ederdi!
Annesi bir daha o tahta eve gidemeyeceğini söylese de Yosun’un
ısrarı üzerine onu göndermek zorunda kalmıştı. Amcasıyla bitmiş eve bakınca
Yosun bunun çok sade olduğunu fark etti. O, tanıştığı arkadaşını çağırıp evi
boyamaya karar vermişti.
Ama Yosun neden o çocuğun yüzünü ve adını hatırlamıyordu ki?
Onun için bu kadar önemliyse hatırlamalıydı! Neden yapamıyordu? Ama Yosun, onun
için önemli olsaydı, o şuan Yosun’un yanında olurdu. Demek ki Yosun’un onu
hatırlaması için hiçbir nedeni yoktu.
İşte Yosun’un bilmediği şeyse buydu. O yanı başındaydı.
“Arkadaşı” geldiğinde, Yosunla birlikte merdivenden çıkıp
tahta evin içine girmişlerdi. Dışını boyamaları zor olduğu için, içini
boyamalıydılar. Çünkü Yosun’un amcası öyle söylemişti. Birlikte içine değişik
resimler çizerken Yosun arkadaşına sahile gitmeyi teklif etmişti. Arkadaşı da
orayı çok sevdiği için, hiç tereddütsüz onunla birlikte gitmişti. Birlikte
gitmişlerdi, Yosun’un amcası yoktu. Çünkü amcası, Yosun’un arkadaşına
güveniyordu..
“Yosun’un Arkadaşı…”
Arkadaşı ona denizde, denizyıldızları ve deniz kabukları
olduğunu söylemişti. Yosun’la birlikte denize girip deniz kabuğu aramaya
başlamışlardı. Yosun küçük küçük kabuklar bulurken, arkadaşı onun için kocaman
bir kabuk bulmuş ve onu “TAHTA EVLERİN”de saklamasını istemişti. Yosun’sa ona
söz vermişti.
“Onu ölene kadar saklayacağım.”
Ama, Yosun neden şimdi tek arkadaşına verdiği sözü
tutamıyordu?

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder