6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (10. Bölüm)






10. Bölüm


kılıç 10. bölüm



gecenin bir yarısı dong u takip ediyorum... bir ara kaybettim onu karanlıklar içinde... sonuçta banyolara gidecek... yol gerçekten çok ürkütücü... anlamıyorum herkesle beraber birlikte banyo yapmak varken gecenin bu saatinde neden buraya gelmek istiyor ki...? banyoya gitmeden önce onu yakalamalıyım...



benden önce davranmış, banyoya çoktan girmiş olmalı... banyonun büyükçe kapılarının önündeyim. içeriden ışık sızıyor, sanırım bir mumun ışığı, mutlaka içeride olmalı... kapıyı biraz aralıyorum... gördüğüm manzara karşında şok oluyorum... içeride saç bandı açılmış ve saçları omuzlarında aşağı doğru dökülen biri var... bu bir kız... gördüklerime inanamıyorum, tekrar tekrar bakıyorum... ama görüntü yine aynı... içerideki kız büyükçe bir kovanın içine su doldurmaya çalışıyor... o hareket ettikçe saçlarıda hareket ediyor ve mumun vuran ışığıyla karanlıktaki yüzü bir kaybolup, bir aydınlanıyor...



bu kız dong... beni kurtaran, arkadaşım olan, aşılmaz duvarları olan dong... kafam birden allak bullak oluyor... doğru düşünemediğimi hissediyorum...bu gerçek olabilir mi...? dong gerçekten bir kız mı...? ama bu nasıl mümkün olabilir ki...? kendimi çok kötü hissediyorum... ihanete uğramış biri gibi... sırtından bıçaklanmış biri bigi hissediyorum kendimi... dong bana ve koca tapınaktaki herkese yalan söyleyen bir kız... o hepimizi aldattı... içimi birden öfke kaplıyor... ama karanlıkta mum vuran yüzünü görünce bütün her şey silinip gidiyor içimden, hiçbir şey kalmıyor...



dong şimdi yeleğini çıkarmaya başlıyor, birden içimi bir heyecan kaplıyor ve suratımı geri çeviriyorum... daha fazla bakamam artık... burdan gitmeliyim, sakince düşünebileceğim, kendimi dinleyebileceğim bir yere gitmeliyim... yavaşça banyolardan uzaklaşıyorum, ama penceresinden hala belli belirsiz ışık vuruyor karanlıklara doğru...



kendimi bir ağacın altına öylece attım... bu zamana kadar nasıl oldu da fark edemedim bir kız olduğunu... o hep zayıf ve çelimsiz yeni yetme bir oğlan gibi duran dong demek bir kızmış... kafamı toparlamam lazım... mantıklı düşünmek zorundayım... peki şimdi ne olacak...? bundan sonra ona nasıl davranmalıyım...? sırrını bildiğimi ona söylemeli miyim...? paki ya bu durumu tapınaktaki başkaları da öğrenirse, ya müdüriyetin kulağına giderse.... onu burdan kapı dışarı ederler.... bir saniye bile burda durdurmazlar... aklıma ailesi için söyledikleri geliyor... " gerçek aile şefkatini tatmak istiyorum... karşılığını beklemeden beninle ekmeğini suyunu paylaşabilecek ailemi arıyorum..." birden içim acıyor, onun için gerçekten üzülmeye başlıyorum... bir kız olarak evini terk edip buralara kadar gelmeyi bir şekilde başardı... kim bilir ne kadar sıkıntılar çekti...? peki bu bana yalan söylemesini gerektirir mi...? ama başka çaresi yok... bir kız buraya asla giremez... ondan önce dışarıda bir kız tek başına yaşayamaz... off ne yapmam lazım şimdi benim...? dong seninle eskisi gibi olamayız artık... peki bu saatten sonra nasıl davranmalıyım sana...?



başımın üzerinde bin ton ağırlık varmış gibi hissediyorum... yavaşça yatakhaneye doğru ilerliyorum... ama aklımdan dong un mum ışında gördüğüm yüzü bir türlü gitmiyor...



başımı yastığa koyduğumda bir karar veriyorum... o buraya ailesini bulmak için geldi... ve bir aileyi kaybetmenin ne demek olduğunu çok iyi biliyorum... bu yüzden onu korumalıyım, en azından ailesini bulana kadar...



---eun-dong---sabah yine dang dang sesleriyle uyanıyorum... güne temiz bir şekilde başlamak harika bir duygu... birden aklıma song geliyor... aramızdaki mesele hala çözüme kavuşmadı... bu canımı oldukça sıkıyor... kendimi çok suçlu hissediyorum ona karşı...



"günaydın çekirge...!" bunu söyleyen song... hiçbir şey olmamış gibi bana bakıp gülümsüyor... bu aramızdaki sorunun artık halledildiği anlamına mı geliyor...? eğer öyleyse bu iyi mi yoksa kötü mü...?



"aa, günaydın...""efendim...""evet, günaydın efendim..."



her şey bir hafta önceki gibi sanki... bu içimdeki suçluluk duygusunu alıp götürüyor ama kendimi hala kötü hissediyorum...



beraber yemek yemeye giderken, söze başlıyor..."bir hafta boyunca iyi kaytardın çekirge, artık dövüş hareketlerini öğrenmek gerek... şurda kura kaç gün kaldı...?""evet efendim..."



yemek yemek için geniş avluya doğru ilerliyoruz... olamaz bu gün çok sıra var... geç kaldık sanırım bu gün... sıraya geçiyoruz... son hemen önümde... birden song arkasına dönüp,"hadi geç..." deyip, sırasını bana verdi... şaşırdım. daha önce hiç böyle bir şey yapmamıştı..."hadi geç... bu usta kıyağını da unutma..." dedi ve gülümsedi... ben onun hemen önüne geçerken, kalbim hızla attığını hissediyorum... eskisi gibi olmak bana iyi gelmiyor...



yemek almaya bir kaç kişi kalmışken birden bana bağıran bir sesle irkiliyorum..."hey çöm...! hadi geç arkaya...!" bunu bana söyleyen iri yarı bir çocuktu... alaycı bir ifadeyle bana bakıp, eliyle ordan uzaklaşmamı söylüyordu... daha önce hiç böyle bir şeyle karşılaşmamıştım... olduğum yerde öylece kalakaldım... "hey, sana dedim...!" birden arkamda bir hareketlilik oldu... son hızla çocuğa doğru ilerledi ve yakasından tutu, kendine doğru çekip, konuşmaya başladı..."anlamadım...!""song, dostum ne yapıyorsun...?""şimdi de sıra mı gasp ediyorsun...?!""bir çöm için..." çocuğun sözü yarıda kesildi, suratına yediği yumrukla bir kaç adım geriye savruldu..."hadi bas git şimdi..." çocuk yerden kalkarken, song ın yanına bir kaç kişi gelip onu sakinleştirmeye çalıştı..."dostum ne yapıyorsun...? çok fazla tepki verdin...""o bunu çoktan hak etti...""ama vurman gerekmezdi..." yanındakilere sinirli sinirli bakıp, aralarından sıyrıldı ve yine sıraya, arkama geçti...



içimde çok farklı duygular var şimdi... minnet, sevinç, öfke, heyecan, mutluluk... hepsi bir karmaşa olmuş, kalbimin hızlı hızlı atmasına neden oluyor... song beni korudu... tanıştığımız günden beri yanımda olan, bana yardımcı olan song bu gün beni korudu... içimde mutluluk ve sevinç duyguları kıpırdanırken, şimdi yerini nefret duygusu alıyor... o bana bu kadar iyiyken ben ona çirkin bir yalanla ihanet ediyorum... sırtından bıçaklıyorum adeta... kendim nefret ediyorum... ve bana sürekli ihaet eden kalbimden de...



bir ağacın altında yemeklerimizi yerken, yüzüne bakıyorum... daha bir kaç dakika önce kaskatı kesilen suratından şimdi eser yok... ve güneş vurdukça yüzü o kadar güzel görünüyor ki... hayır eun... yapma..."beni inceleyeceğine, yemeğini ye çekirge...""haa..?! ben mi... hayır, ben bakmıyordum...""peki öyle olsun..." dedi ve gülümseyip yemeğini yemeye devam etti...



allahım çok utandım, yüzümün kıpkırmızı olduğunun farkındayım... suç üstü yakalanmak böyle bir şey...yemek boyunca başka laf etmedik ve yemekleri bitirdikten sonra bana yeni hareketleri gözstermeye başladı... song gerçekten bu işi nasıl yapacağını çok iyi biliyor...



bana önce savunma hareketlerini gösterdi. ama ilki gibi üzerimde denemedi, sadece gösterdi... hareketleri gösterirken mümkün olduğunca bana dokunmamaya dokunmamaya çalıştı... tavırlarındaki çekingenliği rahatlıkla gark edebiliyorum... sanırım aramızdaki buzların tamamı çözülmedi...



---song---



dong o geceden sonra gözümde artık bir erkek değil, korumam gereken bir kız... yüzüne her baktığımda gece gördüğüm siluet beliriyor... bu çok farklı bir durum... birinin sırrını biliyorsunuz ama bilmiyormuş gibi davranmak zorundasınız... çok zor ve aynı zamanda karmaşık bir durum... dong artık berabereyiz...



artık onun garip davranışlarının neden kaynaklandığını rahatlıkla anlayabiliyorum... başlarda ona kızıyordum ama şimdi ona hak vermeye başlıyorum... yüzlerce erkeğin arasında kimliğini saklama yarışı veriyor ve aynı zamanda gücünün sınırlarını zorlayan dövüş sanatlarını öğrenmeye çalışıyor... her şey bir yana, dong gerçekten bu işi rahatlıkla başarabilecek güçte... hareketler ne kadar zor olsa da, bir kaç denemeden sonra rahatlıkla yapabiliyor... bir kızdan beklenenin aksine, kuvvetli bir yapısı var... elimden geldiğince onu zorlamamaya çalışıyorum... ama nedense ona artık eskisi gibi davranamıyorum... aramızda görünmez bir duvar var gibi... eskiden olsa rahatlıkla kolumu boynuna dolayabilirdim ama durum şimdi çok farklı... o bir kız... ve ben nedense o her baktığımda gece gördüğüm yüzü görüyorum ve kalbimin ritminin bozulduğunu hissediyorum...



---chun--bir kaç gün önce bir haber aldım... prenses mayanın özel muhafızlarından biri olmam isteniyor... bunun nerden çıktığını bir türlü anlamış değilim... benle birlikte bütün arkadaşlar bu duruma çok şaşırdılar... kimi beni tebrik etti kimi ise bu duruma gerçekten çok sinirlendi... sonuçta ben yeni atanmış bir memurum, yeterince deneyimim yok... onlar bu işi yıllarca yapmışlar ve gerçekten güçlü insanlar... aklımda soru işaretleri bir yana, bu duruma gerçekten çok seviniyorum, çünkü eun u bulmaya bir adım daha yaklaştığımı hissediyorum...



şimdi saraydayım... beni saray muhafızlarının yetiştirildiği eğitim alanına götürdüler... burası gerçekten çok güzel... sarayda bizim için özel yemekler hazırlanıyor ve bize kalmamız için verilen yer, gerçekten şahane... en azından önceden kaldığım yere kıyasla... eğitimler çok sıkı ve yorucu geçiyor... bu gidişle usta bir dövüşçü olursam şaşmam... ama hala buraya neden kabul edildiğimi anlamış değilim...



bunun yanında çevrem giderek genişlemeye başlıyor... eun u daha kısa sürede bulabileceğime inanıyorum...



"asker chun...?""buyrun efendim benim..." bu bizi yetiştiren komutanlardan sadece biri..."görüşmen var...""evet efendim... ama kim olduğunu öğrenebilir miyim...?""gidince öğrenirsin..."



bir muhafız eşliğinde, geniş avlular ve büyük kapılardan geçiyoruz... yürüdükçe sarayın ne kadar büyük bir yer olduğunu daha iyi anlıyorum... meğer bilemdiğim ne kadar çok yer varmış... kral ve kraliçenin konağı, kralin cariylerinin konakları, prenseslerin konakları, devlet işlerinin görüşüldüğü yerler, bakanların toplantı yaptıkları yerler, yemekhane, asker koğuşları vs vs...





"işte... prenses hazretleri seninle ayrıca görüşmek istiyor..." büyükçe bir konağın önüne geldik... kapıda bekleşen bir çift muhafız ve kapı önünde saygı duruşunda bekleyen hizmetçiler... yanımdaki asker bana içeri girmemi söyledi... bununla birlikte kapıda bekleşen hizmetçilerden biri içeriye benim geldiğimi haber verdi... daha sonra kapı yavaşça açıldı ve ben kendimi içeride buldum... hala burda ne yaptığımı anlamış değilim...



içeri değişik süslemelerin olduğu zarif bir zevkle döşenmiş tahta eşyaların bulunduğu çok hoş bir odaydı... ufak bir koridordan geçtikten sonra kendimi ufak bir masa ve iki küçük taburenin bulunduğu odada buldum... içeride ayakta bekleyen hoş giyimli biri bulunuyordu... sanırım prenses bu olmalı... yavaşça yüzünü bana doğru dönüyor... omuzundan aşağı doğru dökülen uzun siyah saçları, iri güzel gözleri, hafif kalkık burnu ve biçimli dudaklarıyla sanki karşımda bir peri duruyor gibiydi... bir insanın bu kadar güzel olabileceği beni gerçekten çok şaşırttı... hemen saygıyla başımı çnüme eğerken, gözlerim ellerinde takılıp kaldı... birbirine sıkıca kenetlenmiş, güzel uzun parmaklı elleri... ama bu...





---eun-dong---yorucu koca bir günü geride bıraktık... bu seferki hareketler gerçekten çok zordu, ama kısa süre sonra zorlanmadan yapabildiğimi düşünüyorum... sanırım bu bana babamdan kalan yetenek sayesinde... başlarda egzersilerden çok sıkılıyordum, bir an önce bitmesini diliyordum ama, pratik yapmak gerçekten çok yorucu... song elinden geldiğince bana iyi bir şekilde öğretmeye çalışıyor... o gerçekten usta bir dövüşçü...



yoruluyoruz... ben kendimi yemekten önce bir ağacın altına öylece bırakıyorum... birden yanıma song oturuyor... aramıza koyduğu mesafe gözümden kaçmıyor...



"yoruldun değil mi...?""evet efendim, sandığımdan daha zormuş...""ama çok iyi gidiyorsun, beklediğimden çok iyi...""teşekkür ederim efendim... artık bana kırgın değilsiniz değil mi...?""değilim..." dedi ve gülümsedi..."o zaman biz...""evet, bana efendim demeyi bırakırsan yeniden arkadaş olabiliriz" dedi ve bana bakıp gülümsedi... birden kendimi çok rahat hissettim... içimdeki tüm duvarlar yıkıldı ve tüm içtenliğimle konuşmaya başladım..."benim için yaptıklarının farkındayım, ve sana gerçekten minnettarım... ama bazen gerçekten kabuğuma çekilmek istiyorum, tek başıma kalmak istiyorum... o çok fazla tepki gösterdim sana, tekrar kusura bakma...""seni az da olsa anlayabiliyorum... senin yaşadıklarının bir benzerini ben de yaşadım çünkü..." "nasıl yani...?""ben de ailemi çok küçükken kaybettim...""bilmiyordum, üzüldüm...""evet, başlarda ben de çok üzüldüm... hatta hayata küstüm... ama hayata küsmek kendi kabuğuna çekilmek çözüm değil... aksine seni daha yalnız daha güçsüz yapıyor... bunu anladığım zaman kendimi burda buldum...""senin de mi baban dangyi tapınağının bir dövüşçüsüydü...?""hayır, babam başka bir yerde yetişen bir dövüşçüymüş... onu sadece dedemin anlattığı kadarıyla tanıyorum, ve annemi de tabi...""onları nasıl kaybettin peki...?""korunması gereken bir şeyin olduğunu söylüyor dedem, onu korumaya çalışırken babam öldürülmüş ve annem de babamın acısına fazla dayanamayarak hayatını kaybetmiş...""çok zor günler geçirmiş olmalısın...""evet, gerçekten çok zor günler geçirdim... beni aykta tutan kuvvetli bir nedenim var çünkü...""nedir...?""intikam...""?""evet, burda kendimi yetiştirdikten sonra, ailemin intikamı alacağım...""peki ya sen de..." sözümü devam ettiremedim... kulaklarım bunu duymak istemedi, içimi acı kapladı..."merak etme, bu sefer kazanan taraf biz olacağız...""bu nasıl bir emanet peki...? bir çok kişinin hayatına mal olan...?""bende tam olarak ayrıntısını bilmiyorum...""anlıyorum... senin durumun benimkinden daha kötüymüş... benim en azından onları canlı bulma ihtimalim var... ama senin...""dong, aileni bulman için elimden geleni yapacağım... ama senin de elinden geleni yapman gerekiyor. önümüzdeki turu birincilikle bitirebilirsen, belki bir kaç kademe birden atlayabilirsin...""gerçekten mi...?""evet..."



ona bakıp gülümsüyorum, oda bana bakıp gülümsüyor... kendimi çok farklı hissediyorum... ama sakladığım sır bana acı vermeye devam ediyor...



--chun---



bunun olmasının imkanı var mı peki...? imkansız, sanırım benzetiyorum... birden prenses konuşmaya başladı..."buyrun, oturun lütfen..." gülümseyerek bana oturmam için yer gösterdi... önce o oturdu, daha sonra tam karşısına oturdum... yüzüne bakmıyorum, ama nedeni, saygıdan değil korkudan..."beni tanımış olmanızı umuyorum..." birden başımı kaldırıyorum. imkan vermediğim ihtimal doğru olabilir mi gerçekten...? benim şaşkın gözlerle baktığımı görünce yeniden gülümseyerek devam etti..."ben, sizin çarşıda para kesesini hırsızdan kurtardığınız kişiyim..."ama bu nasıl...?" gülümseyerek devam etti..."saray mensuplarının halktan biriymiş gibi giyinip insanların arasında gezmesi normal bir durum aslında...""anlıyorum efendim...""sizi bu yüzden muhafızım yapmaya karar verdim..."



şimdi taşlar yerine oturmaya başladı... demek kesesini kurtardığım o genç kız, prensesten başkası değilmiş... şu şansa bak...



"teşekkür ederim efendim... bu teveccühünüzü en iyi şekilde değerlendirmeye çalışacağım...""kayıp bir kardeşiniz olduğunu duydum, bu doğru mu...?" içim birden eun un acısıyla doldu..."evet efendim...""onun için elimden geleni yapacağım... umarın en kısa zamanda bulabiliriz...""çok teşekkür ederim efendim..."



sevinçle başımı kaldırdım, bana gülümseyerek bakan güzel yüzüyla karşı karşıya geldim... birden içimi büyük bir heyecan korku karışımı bir duygu kapladı... prenses çok güzel, kendine deli gibi aşık edecek kadar güzel...





---eun-dong---



tepenin başından beraberce aşağı indik... artık yemek zamanı... beraberce bir ağacaın altında gülerek konuşarak yemeklerimizi yedik... onun yanında olamak beni çok mutlu ediyor, hep yanımda olsun istiyorum... o gülünce sanki bütün her şey gerilerde çok uzaklarda kalıyor, en önemlisi onun yanında kendimi güvende hissediyorum... içimde sakladığım duvarlar onun yanındayken tek tek yıkılıyor sanki... ama onu kandırmış olmak, içimde geçmeyen bir sancıya neden oluyor... beraberce yatakhaneye doğru gidiyoruz... önceden olduğu gibi bana sarılıp şakalaşmaması falan gözümden kaçmıyor... arada hep bir mesafe var...



yatakhane yine çok kalabalık... nerdeyse her yer dolu... birden song kolumdan tutuyor beni hızla çekiyor... bir sürü yarı çıplak erkeğin arasında hızla koşuyoruz... bu çok garip bir şey... song arkasını arada bir dönüp gülüyor, onın güldüğünü görünce bende gülüyorum... birden elindeki yastığı tam köşeye fırlatıyor...



"köşe kapıldı....!" nefes nefese köşeye doğru koşuyoruz... sonunda durduk... artık köşe bizim... sırtımızı duvara yaslıyoruz ve birbirimize bakıp gülüyoruz... çocuk gibiyiz... hayatımda bu kadar keyifli güldüğüm başka bir an yok sanırım...



"tamamdır çekirge... artık uyuyabiliriz..." ben duvar kenarına o yatacak zannederken, kaydı ve bana yer verdi... sonra hafifçe gülüp,"hadi iyi geceler, uykunu iyi al, yarın suyunu çıkaracağım..." güldüm, "pekala..."



song un beni bu korumacı tavrı o kadar çok hoşuma gidiyor ki... kendimi onun yanında hep güvende hissediyorum... ve o hep yanımda olsun istiyorum... işte böyle zamanlarda gerçeği song a söylemeyi o kadar çok istiyorum ki... ama korkuyorum, ya onu kaybedersem, ya beni hiç affetmezse...? gecenin ilerleyen saatleri... o yanımda öylece uzanmış uyurken, kendimi hem çok garip hemde mutlu hissediyorum, ne zaman sonra uyuduğumun farkında değilim...



rüyamda eski evimi ve ailemi görüyorum... chun abim hye ile evleniyor... annem onların başından aşağı çiçekler döküyor, babamsa bir köşe de mutlu mutlu onlara bakıyor... bense onları sadece uzaktan izliyorum... üzülüyorum ama çok değil... düşündüğüm tek şey birbirlerine çok yakışmış olmaları...



sıçrayıp uyanıyorum... gözlerimi açtığımda song la yüz yüze geliyorum... kendimi hemen geri çekiyorum... ne zaman bu kadar yaklaştım ona...? sabah güneşi daha yeni yeni doğmaya başlamış, ortalık yavaş yavaş aydınlanıyor... herkes uyuyor... birden kimse görmeden uzun uzun song un yüzüne bakıyorum... o kadar güzel görünüyor ki yüzü... içimi birden ılık bir şeyin sardığını hissediyorum... ona biraz daha yakın olmakla olmamak arasında gidip geliyorum... ama kimse beni görmeyecek nasıl olsa... song hala derin uykuda... içimi korkuyla karışık bir heyecan kaplıyor... cesarete geliyorum... hem kimse görmeyecek nasıl olsa... kendimi ona doğru çekiyorum... başım tam çenesinin olduğu hizada duruyor... nefesini saçlarımda hissedebiliyorum... yüzümde kocaman bir gülümseme beliriyor ve gözlerimi kapıyorum... aklımdaki düşünce song uyanmadan uyanmalıyım...



--song--



tam yanımda dong uyuyor... o benden önce hemen uykuya daldı... sanırım riya görüyor, bir sağa bir sola dönüyor... şimdi bana doğru dönük... yüzünü örten saçlarını ellerimle hafifçe araladım... yüzü o gece gördüğüm yüzün aynısı... o kadar masum, o kadar güzel ki... kendimi ona doğru çekiyorum... yüzüne yakından bakıyorum şimdi...ne kadar onu izlediğimi bilmiyorum... tekrar hareketlenmeye başladı, gözlerimi kapıyorum... sanırım uyandı... benden uzaklaşıyor... tabi çekinmesi doğal... sonra tekrar bana doğru yaklaşıyor... kalbim heyecandan deli gibi çarpmaya başlıyor, fark edecek diye ödüm kopuyor... başını tam çenemin hizasına koyduğunu hissediyorum... durdu... gözlerimi açıyorum... dong bana o kadar yakın ki...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder