9. Bölüm
BİR LİSE HİKAYESİNİ kaleme alan öykü den yeni bir hikaye "KILIÇ" bir kılıç etrafında şekillenen savunmasız hayatların hikayesi...
song u hızla üzerimden attım..kalbim deli gibi çarpıyor...bu tahmin ettiğim şey olamaz, hayır bu imkansız...yerden hızlıca kalktım ve hızla oradan uzaklaşmaya başladım. kafam çok yorgun... yalnız kalmaya ihtiyacım var... buradan, song dan uzak kalmalıyım... ben koşarken bir el beni kolumdan tuttu..."dong nereye gidiyorsun, daha antrenman bitmedi...""beni yanlız bırak...!""anlamdım...""beni yanlız bırak.... lütfen...!" kolumu elinden sıyırıyorum, tam gidecekken önüme geçip beni tekrar durduruyor... bezgin bezgin bakıyorum suratına... hayır onu görmek işleri biraz daha zorlaştıracak, diğer tarafa bakıyorum..."her istediğinde arkanı dönüp gidemezsin...!" umursamıyorum, yanından geçip gidecekken, tekrar önüme giçiyor..."dong sana söyledim.""beni sadece biraz yalnız bırak...""sorunun ne...?""sorunum falan yok...!""hep aynı şeyi yapıp duruyorsun... bir korkak gibi kaçıyorsun...""ben korkak değilim...!""korkaksın...!"
tüm gücümle suratına bir yumruk atacakken yumruğumu havada yakaladı, şimdi elimi sıkıyor, bırakmıyor..."derdini söyleyene kadar hiç bir yere gitmiyorsun...""derdim, falan yok benim. sadece rahat bırak. bu kadar zor mu beni rahat bırakmak...!""şu haline bak, nasıl derdin yok...! her şey iyiyken birden değişiyorsun...! sonra ağzını bıçak açmıyor... insanlardan kaçıp duruyorsun...! tenha yerlerde dolanıyorsun hep, kimseye konuştuğun yok...! sonra da derdim yok diyorsun... peki biraz önceki neydi...?""sana ne song...! neden ilgileniyorsun, neden ilgilenmek zorundasın...?! rahat bırak beni, öylece bırak... sen de herkes gibi konuşma benle ilgilenme... bırak...! git başımdan...!"
eli yavaşça elimi bırakıyor... gözleriyle tam gözlerimin içine bakıyor... bitkin bir sesle..."arkadaş olduğumuzu sanmıştım... özür dilerim..." dedi ve başı önünde yanımdan yavaşça ayrıldı... içimi derin bir pişmanlık duygusu kapladı... arkasından koşup durdurmak istedim, ama yapamam... kafam allak bullak...kendimi tapınağın arka bahçesindeki ağaçların arasına bırakıyorum... bir ağacın altına öyelce oturdum. dizlerimi kırıp, başımı dizlerime dayadım ve tüm dünyayla irtibatımı kestim... sadece kendimi dinlemek istiyorum...
off kafam çok karıştı... korkuyorum... kalbimin bu şekilde yeniden atmasından korkuyorum, ilk seferinde ağır yara aldım, yine yaralanmaktan korkuyorum... ben koca korkağın tekiyim... olamam gereken bir yerde, sahte bir kimlikle insanları kandırıyorum... bana yardım eden, benimle tek konuşan, sorunlarımı önemseyen tek kişi, song u aldatıyorum... bu kadar büyük bir vicdan azabının altında kıvranırken, kalbimin bana ihanet etmesine dayanamıyorum... bir zamanlar chun abim için atan kalbim neden song u gördüğünde ritmini değiştiriyor...? buna tahammül edemiyorum... herkesi yeterince kandırırken, yeterince ihanet ederken, birde kalbimin ihanetine dayanamıyorum... bunu kalbimin içinde söküp atmam gerek... zihnimi toparlamam ve tehlikeli sularda yüzmemem gerek... burada niçin olduğumu unutmamam gerek...
arkadaş dedi... beni arkadaşı olarak gördüğünü söyledi... bir arkadaşın bir arkadaşa yapabileceği yardımları bana yaparken çekinmedi... lütfen song... taşıdığım vicdan azabına bir yenisi daha ekleme... seni kendimden uzak tutmalıyım... kendimden nefret ediyorum, hem de kimseden nefret etmediğim kadar...
---maya---
"dadı içeri gelir misin lütfen...""buyrun penses hazretleri...""bana diğer kıyafetlerimi getiri misin...? bakma öyle dadı, dışarı çıkacağım...""ama prenses hazretleri bu çok tehlikeli...""dadı lütfen...""majestelerinin kulağına giderse ne yaparız...?""dadı...""peki efendim..."
dadım bana halk kıyafetlerimi çıkarırken, ona derin derin bakıyorum... o belki de benim şu koskoca sarayda güvenle dertleşebileceğim tek insan... bana annemden daha yakın olan, fedakar, içimi okuyabilen tek insan... şu soğuk duvarların içinde bana tüm samimiyetiyle gülen tek kişi...
dadım bana kıyafetleri uzatırken konuşmaya devam etti..."hanım efendi... dışarı çıkmayı bu kadar çok istiyorsanız, tahteravanınızı hazırlatayım, lütfen... bu hiç güvenli değil... ya yakanırsanız...?""dadı, beni benden iyi tanıyan tek kişi sensin... annem bile benim derdimi anlamazken, sen gözüme baktığında tüm kalbimi görebiliyorsun... şu soğuk duvarların ardında neler yaşadığımı anlıyorsun... eğer dışarıya da çıkmazsam, çıldırırım... lütfen anla beni...""hanım efendi, anlıyorum sizi.... ama ya başınıza bir iş gelirse, ben yaşayamam...." dadımın sıcak ellerini tutup gülümsüyorum,"sen yanımda olduğun sürece başıma hiçbir şey gelmez..." gülümseyerek başını eğiyor... o zaman dadımı daha çok sevdiğimi bir kez daha anlıyorum...
---chun---öğlenin sıcağı tüm çarşıyı kasıp kavuruyor... millet gölgeleri takip ederek yürüyorlar... günlerdir burda tek bir olay bile yaşanmadı... ben hala her geçen kişinin eun olması ihtimaliyle tek tek herkesi inceliyorum... bütün esnaf benim eun u aradığımı biliyor artık... her gün kapılarını aşındırıp, eundan bir iz bulma hayaliyle yanıp tutuşuyorum... her karşılaştığım memurun suratına iyi bir haber alacakmışım gibi bakıyorum... ama günlerdir tek bir iz bile yok... umudumu kaybetmemeye çalışıyorum... keşke saraya girebilmem bir an önce mümkün olsa...
"chun ben bir şeyler almak için gidiyorum, hemen deri dönerim...""tamam, ben burdayım..."
***maya normal köylü kıyafetlerini giymiş, dadısıyla yan yana, çarşıyı geziyordu... burda normal insanların içinde olmak onu harika hissettiriyordu... çünkü burda kimsenin maskeleri yok, herkes olduğu gibi... herkes tüm içtenliğiyle gülüyor, kızıyor yada kendi halinde şarkı söylüyordu...
maya ve dadısı bir tezgaha yaklaştılar, maya önünde duran küpelerden bir kaçını ellerine almış inceliyor... chun, tezgahın beş metre uzağında gelen geçen insanlara eun u bulma umuduyla bakıyor... köşe başındaki yan kesici, mayanın belinde duran şişkin para kesesine bakıyor... insanlar pazar meydanında akıp gidiyor, hayat normal ritminde devam ederken birden...
---maya--- küpelere bakarken birden ani bir kuvvetle savruluyorum, tezgahtan olanca gücümle uzaklaşırken ellerimdeki küpenin havada hareketine bakıyorum... dadımın bağırışı ve önümden hızla geçene genç... şimdi yerdeyim, ellerimin acısıyla kendime gelmeye çalışırken, önümden koşan başka birine takılıyor gözlerim... canım yanıyor...
---chun---köşe başında bir tezgahta şimdi bir kız ve sanırım annesi incik boncuk beğeniyorlar... kızda herkeste olmayan farklı bir şeyler var sanırım... el hareketleri, başını çevirişi, hatta gülümsemesi bile çok farklı... normal bir insanda olmayacak bir asalete sahip...
olamaz bir yan kesici, kızın kesesini çalıyor..."dur...!!!"
hızla peşinden koşuyorum... yan kesici çok usta olmalı ki, kalabalık içinde kendini kaybettirmeye çalışıyor, geçerken tezgahları devirip benim önüme engel yapmaya hızımı yavaşlatmaya çalışıyor... ama yakalamam uzun sürmedi... adi herif...!
**kesenin sahibini bir köşede korku içinde beklerken buluyorum... heyecanı ve korkusu tüm gözlerinden okunuyor, titreyen ellerini sıkıca tutup, saklamaya çalışıyor... acaba eun da böyle olmuş mudur...?
"buyrun...""oh, teşekkür ederim..." teşekkür ederken başını hafifçe eğdi, bu kız gerçekten farklı..."önemli değil, görevimiz..." bana hafifçe gülümsedi... ama bu gülümseme yanındaki kadının gözünden kaçmadı ve bana acelece teşekkür edip, kızı yanımdan hızla uzaklaştırdı...
---maya---
odamdayım ve bu gün başıma gelenler saniyesi saniyesine aklımdan çıkmıyor... aslında aklımdan çıkmayan şey, bana yardım eden memur... kalbim ilk defa böyle... ilk defa birini düşündüğümde içimde ılık bir şeyler akıyor ve mutlu oluyorum... kitaplarda okuduğum şeyler gerçekten doğru olabilir mi...?
"hanım efendi, girebilir miyim...?""elbette dadı, lütfen..." dadım içeri girince üzerine uzandığım yatağımdan doğruluyorum... içimde öyel bir duygu karmaşası var ki, birilerine anlatmak zorundayım, yoksa çatlayacağımı düşünüyorum... dadım kapıdan içeri girince ellerinden tutup yanıma, yatağa doğru sürüklüyorum onu...
"otur lütfen dadı..." önce biraz tereddüt görüyorum yüzünde, halimden şüphelenmiş olmalı... meraklı gözlerle yatağın üzerine oturuyor...
"dadı, kendimi çok farklı hissediyorum... nasıl anlatsam sana, sanki midemin içinde kelebekler uçuşup duruyor...""hanım efendi...""çok garip çok farklı bir duygu bu dadı... sence bu..." dadım hızla yatağın üzerinden kalktı ve telaşlı gözlerle sözümü kesip devam etti."hanım efendi, durun lütfen... tahmin ettiğim şey olmasın...""dadı bunda bu kadar korkacak bir şey yok..""hanım efendi bu duyguların geçici olmasını diliyorum... yoksa en fazla yaralanan yine siz olursunuz, lütfen...""dadı, beni tanıyorsun, saçma olan hiçbir şey yapmam. bu sadece, öylesine boş bir duygu..." bunları derken öyle olmasını temenni ettim...
**"bakan kim...""evet efendim...""memur chun un özel muhafızım olarak atanmasını istiyorum...""anlaşıldı efendim... ancak gerekli donanımlara sahip olmadığını düşünüyorum. öncelikli olarak bir eğitimden geçmesini talep ediyorum...""gerekli işlemleri başlatın o halde..."
sarayda sizin için casusluk yapacak binlerce insan var... yeter ki mükafatı onları tatmin etsin... beni kurtaran kişinin adının chun olduğunu öğrenmem hiç de zor olmadı... tehlikeli sularda yüzmeye başladığı hissediyorum... ama onu görme isteği tüm risklere bedel...
---eun-dong---
bir hafta boyunca ağzını bıçak açmadı... dövüş hareketleri yerine yeniden egzersizlere döndük... bana yapmam gereken talimatları verip sadece arada bir kontrol ediyor... bu durum canımı çok sıkıyor ama song emin ol bu en iyisi... yine de içim içime kemiriyor... o gün söylediklerim bir türlü aklımdan çıkmak bilmiyor... en azından özür dileyebilirim... bu bekli canımın yanmasını biraz geçirebilir...
**onu yemekten sonra bir ağacın altında otururken buluyorum... benim ona doğru yaklaşıtığımı görüyor en ufak bir tepki vermeden başını yana çevirdi... şimdi yanına oturuyorum...
"song konuşmamız gerek..." ona doğru bakıyorum, şimdi karşıya uzaklara bakıyor... yüzünden çok kırıldığını anlayabiliyorum... içim acıyor..."özür dilerim....""gerek yok...""hayır, gerek var...""arkadaş değiliz sonuçta, birbirimizden sorumlu da değiliz, o yüzden özre gerek yok...""korkularım var... kimseye söyleyemeyeceğim büyük korkularım... bu yüzden yalnız kalmak istedim... emin ol seni kırmak istemedim... sen benim, incitmekten korktuğum kişilerden birisin..."
bunu neden söyledim şimdi...?! son cümleyi söylememeliydim... ama kendimi onun yanında güvende hissediyorum ve kelimeler öylece çıkıveriyor ağzımdan... kelimeler ağızdayken onlar sizin esiriniz, ama çıktıktan sonra siz onların esiri olursunuz... ben bu kelimelerin esiri olmak istemiyorum...
hiçbir şey söylemeden yavaşça yanımdan ayrıldı... az da olsa görebildiğim içi bana şunları söylüyor, çok kırdın onu...
**bu gün banyo yapmak zorundayım... yine her zamanki gibi herkesin uyumasını bekliyorum... sonra yavaşça banyolara gideceğim...
---song---
kırıldım, evet hem de çok kırıldım... dongla çok iyi arkadaş olabileceğimizi düşünmüştüm... ama onun çok yüksek duvarları var, aşılması zor olan duvarlar... bir gün bakıyorum, duvarları yıkmış kendine ulaşılmasını engelleyen hibir şey yok ortada... ama ertesi gün o duvarlar tüm heybetiyle önümde duruyor... hatta üzerinde bir kaç tuğla daha eklenmiş olarak...
ona kendimi neden bu kadar yakın hissettiğimi bilmiyorum... beni kurtarmasının yanında, onda özel bir şeyler var... bana tanıdık gelen bir şeyler... anlıyorum, ben dong da kendimi görüyorum... ona güvenebilirim, çok sıkı dostlar olabiliriz ama buna izin vermiyor... beni en çok yaralayan da bu zaten...
bu gün benden özür diledi... özründe samimi olduğunu biliyorum... ama ona özrünü kabul ettim diyemedim... hala sırları var... bir özürle yeniden dost olabilir miyiz...? yoksa ertesi gün yeni duvarlarla yeniden karşıma mı çıkacak...? dong sen çözülmesi zor birisin... ama yine de arkadaşım olmanı isterim...
herkes uyudu ama ben hala uyumadım... bir haraketlilik... bu dong, nereye gidiyor...? sanırım banyolara... onu yakalamalı ve bu gece her şeyi netleştirmeliyim...
BİR LİSE HİKAYESİNİ kaleme alan öykü den yeni bir hikaye "KILIÇ" bir kılıç etrafında şekillenen savunmasız hayatların hikayesi...
song u hızla üzerimden attım..kalbim deli gibi çarpıyor...bu tahmin ettiğim şey olamaz, hayır bu imkansız...yerden hızlıca kalktım ve hızla oradan uzaklaşmaya başladım. kafam çok yorgun... yalnız kalmaya ihtiyacım var... buradan, song dan uzak kalmalıyım... ben koşarken bir el beni kolumdan tuttu..."dong nereye gidiyorsun, daha antrenman bitmedi...""beni yanlız bırak...!""anlamdım...""beni yanlız bırak.... lütfen...!" kolumu elinden sıyırıyorum, tam gidecekken önüme geçip beni tekrar durduruyor... bezgin bezgin bakıyorum suratına... hayır onu görmek işleri biraz daha zorlaştıracak, diğer tarafa bakıyorum..."her istediğinde arkanı dönüp gidemezsin...!" umursamıyorum, yanından geçip gidecekken, tekrar önüme giçiyor..."dong sana söyledim.""beni sadece biraz yalnız bırak...""sorunun ne...?""sorunum falan yok...!""hep aynı şeyi yapıp duruyorsun... bir korkak gibi kaçıyorsun...""ben korkak değilim...!""korkaksın...!"
tüm gücümle suratına bir yumruk atacakken yumruğumu havada yakaladı, şimdi elimi sıkıyor, bırakmıyor..."derdini söyleyene kadar hiç bir yere gitmiyorsun...""derdim, falan yok benim. sadece rahat bırak. bu kadar zor mu beni rahat bırakmak...!""şu haline bak, nasıl derdin yok...! her şey iyiyken birden değişiyorsun...! sonra ağzını bıçak açmıyor... insanlardan kaçıp duruyorsun...! tenha yerlerde dolanıyorsun hep, kimseye konuştuğun yok...! sonra da derdim yok diyorsun... peki biraz önceki neydi...?""sana ne song...! neden ilgileniyorsun, neden ilgilenmek zorundasın...?! rahat bırak beni, öylece bırak... sen de herkes gibi konuşma benle ilgilenme... bırak...! git başımdan...!"
eli yavaşça elimi bırakıyor... gözleriyle tam gözlerimin içine bakıyor... bitkin bir sesle..."arkadaş olduğumuzu sanmıştım... özür dilerim..." dedi ve başı önünde yanımdan yavaşça ayrıldı... içimi derin bir pişmanlık duygusu kapladı... arkasından koşup durdurmak istedim, ama yapamam... kafam allak bullak...kendimi tapınağın arka bahçesindeki ağaçların arasına bırakıyorum... bir ağacın altına öyelce oturdum. dizlerimi kırıp, başımı dizlerime dayadım ve tüm dünyayla irtibatımı kestim... sadece kendimi dinlemek istiyorum...
off kafam çok karıştı... korkuyorum... kalbimin bu şekilde yeniden atmasından korkuyorum, ilk seferinde ağır yara aldım, yine yaralanmaktan korkuyorum... ben koca korkağın tekiyim... olamam gereken bir yerde, sahte bir kimlikle insanları kandırıyorum... bana yardım eden, benimle tek konuşan, sorunlarımı önemseyen tek kişi, song u aldatıyorum... bu kadar büyük bir vicdan azabının altında kıvranırken, kalbimin bana ihanet etmesine dayanamıyorum... bir zamanlar chun abim için atan kalbim neden song u gördüğünde ritmini değiştiriyor...? buna tahammül edemiyorum... herkesi yeterince kandırırken, yeterince ihanet ederken, birde kalbimin ihanetine dayanamıyorum... bunu kalbimin içinde söküp atmam gerek... zihnimi toparlamam ve tehlikeli sularda yüzmemem gerek... burada niçin olduğumu unutmamam gerek...
arkadaş dedi... beni arkadaşı olarak gördüğünü söyledi... bir arkadaşın bir arkadaşa yapabileceği yardımları bana yaparken çekinmedi... lütfen song... taşıdığım vicdan azabına bir yenisi daha ekleme... seni kendimden uzak tutmalıyım... kendimden nefret ediyorum, hem de kimseden nefret etmediğim kadar...
---maya---
"dadı içeri gelir misin lütfen...""buyrun penses hazretleri...""bana diğer kıyafetlerimi getiri misin...? bakma öyle dadı, dışarı çıkacağım...""ama prenses hazretleri bu çok tehlikeli...""dadı lütfen...""majestelerinin kulağına giderse ne yaparız...?""dadı...""peki efendim..."
dadım bana halk kıyafetlerimi çıkarırken, ona derin derin bakıyorum... o belki de benim şu koskoca sarayda güvenle dertleşebileceğim tek insan... bana annemden daha yakın olan, fedakar, içimi okuyabilen tek insan... şu soğuk duvarların içinde bana tüm samimiyetiyle gülen tek kişi...
dadım bana kıyafetleri uzatırken konuşmaya devam etti..."hanım efendi... dışarı çıkmayı bu kadar çok istiyorsanız, tahteravanınızı hazırlatayım, lütfen... bu hiç güvenli değil... ya yakanırsanız...?""dadı, beni benden iyi tanıyan tek kişi sensin... annem bile benim derdimi anlamazken, sen gözüme baktığında tüm kalbimi görebiliyorsun... şu soğuk duvarların ardında neler yaşadığımı anlıyorsun... eğer dışarıya da çıkmazsam, çıldırırım... lütfen anla beni...""hanım efendi, anlıyorum sizi.... ama ya başınıza bir iş gelirse, ben yaşayamam...." dadımın sıcak ellerini tutup gülümsüyorum,"sen yanımda olduğun sürece başıma hiçbir şey gelmez..." gülümseyerek başını eğiyor... o zaman dadımı daha çok sevdiğimi bir kez daha anlıyorum...
---chun---öğlenin sıcağı tüm çarşıyı kasıp kavuruyor... millet gölgeleri takip ederek yürüyorlar... günlerdir burda tek bir olay bile yaşanmadı... ben hala her geçen kişinin eun olması ihtimaliyle tek tek herkesi inceliyorum... bütün esnaf benim eun u aradığımı biliyor artık... her gün kapılarını aşındırıp, eundan bir iz bulma hayaliyle yanıp tutuşuyorum... her karşılaştığım memurun suratına iyi bir haber alacakmışım gibi bakıyorum... ama günlerdir tek bir iz bile yok... umudumu kaybetmemeye çalışıyorum... keşke saraya girebilmem bir an önce mümkün olsa...
"chun ben bir şeyler almak için gidiyorum, hemen deri dönerim...""tamam, ben burdayım..."
***maya normal köylü kıyafetlerini giymiş, dadısıyla yan yana, çarşıyı geziyordu... burda normal insanların içinde olmak onu harika hissettiriyordu... çünkü burda kimsenin maskeleri yok, herkes olduğu gibi... herkes tüm içtenliğiyle gülüyor, kızıyor yada kendi halinde şarkı söylüyordu...
maya ve dadısı bir tezgaha yaklaştılar, maya önünde duran küpelerden bir kaçını ellerine almış inceliyor... chun, tezgahın beş metre uzağında gelen geçen insanlara eun u bulma umuduyla bakıyor... köşe başındaki yan kesici, mayanın belinde duran şişkin para kesesine bakıyor... insanlar pazar meydanında akıp gidiyor, hayat normal ritminde devam ederken birden...
---maya--- küpelere bakarken birden ani bir kuvvetle savruluyorum, tezgahtan olanca gücümle uzaklaşırken ellerimdeki küpenin havada hareketine bakıyorum... dadımın bağırışı ve önümden hızla geçene genç... şimdi yerdeyim, ellerimin acısıyla kendime gelmeye çalışırken, önümden koşan başka birine takılıyor gözlerim... canım yanıyor...
---chun---köşe başında bir tezgahta şimdi bir kız ve sanırım annesi incik boncuk beğeniyorlar... kızda herkeste olmayan farklı bir şeyler var sanırım... el hareketleri, başını çevirişi, hatta gülümsemesi bile çok farklı... normal bir insanda olmayacak bir asalete sahip...
olamaz bir yan kesici, kızın kesesini çalıyor..."dur...!!!"
hızla peşinden koşuyorum... yan kesici çok usta olmalı ki, kalabalık içinde kendini kaybettirmeye çalışıyor, geçerken tezgahları devirip benim önüme engel yapmaya hızımı yavaşlatmaya çalışıyor... ama yakalamam uzun sürmedi... adi herif...!
**kesenin sahibini bir köşede korku içinde beklerken buluyorum... heyecanı ve korkusu tüm gözlerinden okunuyor, titreyen ellerini sıkıca tutup, saklamaya çalışıyor... acaba eun da böyle olmuş mudur...?
"buyrun...""oh, teşekkür ederim..." teşekkür ederken başını hafifçe eğdi, bu kız gerçekten farklı..."önemli değil, görevimiz..." bana hafifçe gülümsedi... ama bu gülümseme yanındaki kadının gözünden kaçmadı ve bana acelece teşekkür edip, kızı yanımdan hızla uzaklaştırdı...
---maya---
odamdayım ve bu gün başıma gelenler saniyesi saniyesine aklımdan çıkmıyor... aslında aklımdan çıkmayan şey, bana yardım eden memur... kalbim ilk defa böyle... ilk defa birini düşündüğümde içimde ılık bir şeyler akıyor ve mutlu oluyorum... kitaplarda okuduğum şeyler gerçekten doğru olabilir mi...?
"hanım efendi, girebilir miyim...?""elbette dadı, lütfen..." dadım içeri girince üzerine uzandığım yatağımdan doğruluyorum... içimde öyel bir duygu karmaşası var ki, birilerine anlatmak zorundayım, yoksa çatlayacağımı düşünüyorum... dadım kapıdan içeri girince ellerinden tutup yanıma, yatağa doğru sürüklüyorum onu...
"otur lütfen dadı..." önce biraz tereddüt görüyorum yüzünde, halimden şüphelenmiş olmalı... meraklı gözlerle yatağın üzerine oturuyor...
"dadı, kendimi çok farklı hissediyorum... nasıl anlatsam sana, sanki midemin içinde kelebekler uçuşup duruyor...""hanım efendi...""çok garip çok farklı bir duygu bu dadı... sence bu..." dadım hızla yatağın üzerinden kalktı ve telaşlı gözlerle sözümü kesip devam etti."hanım efendi, durun lütfen... tahmin ettiğim şey olmasın...""dadı bunda bu kadar korkacak bir şey yok..""hanım efendi bu duyguların geçici olmasını diliyorum... yoksa en fazla yaralanan yine siz olursunuz, lütfen...""dadı, beni tanıyorsun, saçma olan hiçbir şey yapmam. bu sadece, öylesine boş bir duygu..." bunları derken öyle olmasını temenni ettim...
**"bakan kim...""evet efendim...""memur chun un özel muhafızım olarak atanmasını istiyorum...""anlaşıldı efendim... ancak gerekli donanımlara sahip olmadığını düşünüyorum. öncelikli olarak bir eğitimden geçmesini talep ediyorum...""gerekli işlemleri başlatın o halde..."
sarayda sizin için casusluk yapacak binlerce insan var... yeter ki mükafatı onları tatmin etsin... beni kurtaran kişinin adının chun olduğunu öğrenmem hiç de zor olmadı... tehlikeli sularda yüzmeye başladığı hissediyorum... ama onu görme isteği tüm risklere bedel...
---eun-dong---
bir hafta boyunca ağzını bıçak açmadı... dövüş hareketleri yerine yeniden egzersizlere döndük... bana yapmam gereken talimatları verip sadece arada bir kontrol ediyor... bu durum canımı çok sıkıyor ama song emin ol bu en iyisi... yine de içim içime kemiriyor... o gün söylediklerim bir türlü aklımdan çıkmak bilmiyor... en azından özür dileyebilirim... bu bekli canımın yanmasını biraz geçirebilir...
**onu yemekten sonra bir ağacın altında otururken buluyorum... benim ona doğru yaklaşıtığımı görüyor en ufak bir tepki vermeden başını yana çevirdi... şimdi yanına oturuyorum...
"song konuşmamız gerek..." ona doğru bakıyorum, şimdi karşıya uzaklara bakıyor... yüzünden çok kırıldığını anlayabiliyorum... içim acıyor..."özür dilerim....""gerek yok...""hayır, gerek var...""arkadaş değiliz sonuçta, birbirimizden sorumlu da değiliz, o yüzden özre gerek yok...""korkularım var... kimseye söyleyemeyeceğim büyük korkularım... bu yüzden yalnız kalmak istedim... emin ol seni kırmak istemedim... sen benim, incitmekten korktuğum kişilerden birisin..."
bunu neden söyledim şimdi...?! son cümleyi söylememeliydim... ama kendimi onun yanında güvende hissediyorum ve kelimeler öylece çıkıveriyor ağzımdan... kelimeler ağızdayken onlar sizin esiriniz, ama çıktıktan sonra siz onların esiri olursunuz... ben bu kelimelerin esiri olmak istemiyorum...
hiçbir şey söylemeden yavaşça yanımdan ayrıldı... az da olsa görebildiğim içi bana şunları söylüyor, çok kırdın onu...
**bu gün banyo yapmak zorundayım... yine her zamanki gibi herkesin uyumasını bekliyorum... sonra yavaşça banyolara gideceğim...
---song---
kırıldım, evet hem de çok kırıldım... dongla çok iyi arkadaş olabileceğimizi düşünmüştüm... ama onun çok yüksek duvarları var, aşılması zor olan duvarlar... bir gün bakıyorum, duvarları yıkmış kendine ulaşılmasını engelleyen hibir şey yok ortada... ama ertesi gün o duvarlar tüm heybetiyle önümde duruyor... hatta üzerinde bir kaç tuğla daha eklenmiş olarak...
ona kendimi neden bu kadar yakın hissettiğimi bilmiyorum... beni kurtarmasının yanında, onda özel bir şeyler var... bana tanıdık gelen bir şeyler... anlıyorum, ben dong da kendimi görüyorum... ona güvenebilirim, çok sıkı dostlar olabiliriz ama buna izin vermiyor... beni en çok yaralayan da bu zaten...
bu gün benden özür diledi... özründe samimi olduğunu biliyorum... ama ona özrünü kabul ettim diyemedim... hala sırları var... bir özürle yeniden dost olabilir miyiz...? yoksa ertesi gün yeni duvarlarla yeniden karşıma mı çıkacak...? dong sen çözülmesi zor birisin... ama yine de arkadaşım olmanı isterim...
herkes uyudu ama ben hala uyumadım... bir haraketlilik... bu dong, nereye gidiyor...? sanırım banyolara... onu yakalamalı ve bu gece her şeyi netleştirmeliyim...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder