11. Bölüm
kılıç 11. bölümdong şimdi bana o kadar yakın ki... heyecandan kalbim deli gibi çarpıyor... birden aklıma dong un beni sevme ihtimali geliyor... sahi bu olabilir mi...???
---eun-dong---nerdeyse sürekli beraberiz... yatakhanede, yemek yerken, çalışırken, gezerken... ona o kadar çok alıştım ki... biraz olsun yanımdan ayrılınca kendimi eksik hissediyorum... hep yanımda olsun istiyorum... artık kalbimin bana ihanet etmiş olmasını da umursamıyorum... ona o kadar çok bağlandım ki... sanki o olmadan önce hiç yaşamamışım gibi... ondan öncesi yok... ama içimdeki vicdan azabı her geçen gün biraz daha artıyor... gerçekleri söyelmekle söylememek arasında gidip geliyorum... bir an tam dilimin ucuna kadar geliyor, ama söyleyemiyorum... çünkü onu kaybetmekten korkuyorum...
bu gün kur dövüşü yapılacak... çok heyecanlıyım... songla günlerce çalıştık... bana nerdeyse ihtiyacım olacak tüm taktikleri öğretti ama hala kazanamama korkusunu yaşıyorum... aklıma en son songla dövüştüğümüz an geliyor... olamaz, kalbim deli gibi çarpıyor...
o gün song bana neredeyse tüm hareketleri öğretmişti... benim artık hazır olduğuma inanıyordu. karşılıklı ufak dövüşlerimiz oluyordu ama hep uzak mesafe ve taktik hareketleriyle geçiyordu. bana o gün "artık hazırsın, seni bir deneyelim..." dedi... aslında kendimi dövüşe hazır hissediyordum ama song la dövüşecek olmak beni biraz ürkütüyordu... çünkü çok kuvvetli ve usta bir dövüşçüydü... aynı zamanda onun canını yakmaktan korkuyordum... başka, hatta en önemli nedeni ise yakın mesafede dövüşecek olmamızdı... bu zamana kadar otururken bile arada hep mesafe vardı... dövüşmek demek mesafeyi sıfıra indirmek demekti... heyecandan kalbim yerinde duramıyordu... başka çekindiğim nokta ise saklamak zorunda olduğum sır... fark edecek diye ödüm kopuyordu...
dövüş başladı... önce savunma hareketleriyle kendimi savundum... beni her yakalamaya çalışında bir şekilde sıyrılıp kaçmayı başardım... bir süre sürekli savunma sıyrıla hareketleriyle oyaladım onu... ama dakikalar ilerledikçe nefes nefese kalıyor ve gücümün tükenmeye başladığını hissediyordum... onu kaldırıp savurmayı istiyor ama buna gücüm yeter mi emin değildim... ayrıca savurmak demek, tutmak demek, buda yakın mesafe demek... dakikalar ilerledi ve ben artık gücümü yavaş yavaş kaybettiğimi hissettim, ya ben onu alt edeceğim yada o beni... buna izin vermemeli, bu işi ben yapmalıyım... allahım bana yardım et...
hızla ona doğru yaklaştım, bir hamleyle arkadan boyuna sarıldım... allahım bu mesafe çok yakın... saçları suratıma değiyor, yanağını yüzümde hissedebiliyorum... ya şimdi ya hiç...
fırsatı kaçırdım... song bir hamleyle benden sıyrıldı... şimdi arkadan boynuma sarılan o... mesafe çok yakın... nefesini suratımda hissedebiliyorum... kalbim deli gibi çarpıyor, bir hamleyle sıyrılmaya çalışıyorum ama beni o kadar sıkı tutuyor ki.. ne savuruyor ne başka bir hamle bu şekilde bekliyor... kalbim birazdan yerinden fırlayacak... konuşmaya başladı...
"çekirge... bu pozisyonda senden güçlü rakibi bekletmek, dezavantajdan başka bir şey değil..." hızlı hızlı nefes alıp verdi... saçlarını suratımda hissedebiliyorum, devam etti... "rakip seni bir hamlede yere savurur..." gözlerimi kapadım, beni yere savuruken daha az canımın yanması için kendimi kastım...
birden bırakıverdi... hiçbir şey yapmadan öylece bıraktı beni... ikimizde terin suyun içinde kalmıştık... ben hem yorgunluktan hemde bu kadar yakın olmamızdan kalbim deli gibi çarparken, kesik kesik nefes alıyordum... ayakta, alnındaki damla damla teri sildikten sonra devam etti...
"çekirge savunma ve sıyrılma hareketlerinde başarılısın, ama savunmada, rakibini iyi tahlil et... yoksa senden zayıf birine kolayca yenilebilirsin..." gülümsedi ve kendini bir ağacın altına öylece bıraktı... kalbim hala deli gibi çarpıyor...
** bugün kur atlama günü... bütün usta ve çırakları geniş alanda toplandık... heyecandan elim ayağım titriyor... bir ara song a bakıyorum, bana gülümsüyor... düşünüyorum, song iyi ki varsın...
eşleştirmeler başladı... yarışanların sadece dörtte biri bu kuru geçebilecek, diğer kalan kısmı, çırak olmaya devam edecek... aynı zamanda ustalarıyla birlikte ceza alacaklar... ilk üçte olana özel ödül olduğu açıklandı... ilk üçe girebileceğimi tahmin etmiyorum, çünkü rakipler çok güçlü... kur u atlasam bana yeter... şu an kendimden çok song u düşünüyorum... onun ceza almasına izin vermemeliyim...
dövüşler başladı... koca alandan önce üçerli olarak dövüşmeye başladık... etraf toz dumandan gözükmüyor... herkes kazanmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor... dövüşenlerin etrafını diğer öğrenciler sarmış, durmandan tezahüratta bulunuyorlar... zayıf halkalar kendilerini belli ettiler ve daha ilk dövüşte diskalifiye edildiler... sıranın bana gelmesinden korkuyorum...
birden omzumda song un elini hissettim... " başaracağına eminim çekirge, hadi göster kendini... unutma dövüş alanında duygulara yer yok... ne korktuğunu belli edeceksin ne acıdığını... kemiğin kırılsa bile bunu rakibe belli etmeyeceksin... çünkü bunu fark ederse, zayıf noktaya çalışır... aynı zamanda rakip için sakın dövüşürken merhamet besleme... dövüş bittikten sonra istediğin kadar üzülebilirsin onun için, ama dövüşürken asla..." söylediklerini zaten defalarca tekrarlamıştı... bana güç veren söleri değil, omzumda hissettiğim eliydi...
akşama kadar dövüşler devam etti... ilk dövüşüm çok kolay oldu... rakip çok zayıftı, ilk yarım saatte yere devirebildim... ilk zafer, beraberinde insana müthiş bir enerji de getiriyor... ilk galibiyetimle içimdeki korkuların çoğu gitti... artık kendime başarmaya bir adım daha yakın hissediyorum... kendime güvenimin olamadığı kadar çok olduğunu hissediyorum...
ilk galibiyeti song omuzlarımdan sıkıca tutup beni sarsarak kutladı... çok iyi olduğumu söyledi ve bir sonraki rakipla ilgili tüyoları vermeye başladı... o beni tutup gözlerimin içine bakarken şunu hissettim... ben galibiyeti değil, song u mutlu etmeyi daha çok sevdim... bir sonraki galibiyetimde song un ne kadar sevineceğini düşünüp, sahaya o şekilde çıktım...
ikini rakip, birinciye göre daha dişli çıktı... benden uzun ve kilolu olması ona göre avantaj olabilir ama, benden hızlı çevik olamaması büyük bir dezavantaj onun için... rakibi zayıf noktasından vurdum ve ikinci galibiyeti de almış oldum...
koşarak song un yanına gittim, beni yeniden tebrik etmesini beklerken, bana çıkışmaya başladı... "dong, sana dediklerimi unutmaya başlıyorsun... çok fazla manevra yapma... böyle gidersen akşama kadar hiç gücün kalmayacak... ve bir kaç dövüş sonra elenip gideceksin... rakibin zayıf noktalarını düşün... kendini yormadan, en kısa sürede zayıf noktaya odaklanıp, nakavt etmeye çalış..."
o bana bunları söyleyince içten içe çok kırıldığımı hissettim... ama haklıydı... sırf onu mutlu etme düşüncesiyle basit hatalar verdim... aklıma söylediği söz bıçak gibi kazındı "savaş alanında duygulara yer yok..." duygularımı dövüşteyken silip atmayı öğreniyorum...
***son turlar... artık elemeleri geçtim... hala kendime inanamıyorum... ben bir kur üste atmalamayı başardım ve şimdi ilk üç için sahadayım... ama artık çok yorulduğumu hissediyorum... sahada 6 kişiyiz... eşeleştirmeler yapıldı... ikili ikili sırayla sahaya çıkıp dövüşeceğiz, ilk üçe kalmayı başaran çzel ödülün de sahibi olacak.. rakibim benden çok kuvvetli görünüyor... ama yorgun olduğu o kadar belli ki... aklıma song un sözleri geliyor... "güçlü olan değil, zeki olan kazanır... dövüş sırasında kaslarını kullanan yorulunca dövüşü kaybeder, ama aklının kullanan son dakikada bile kazanabilir..." bu söz aklıma çivi gibi kazındı...
artık benim sıram... alana çıktık... herkes delirmiş gibi tezahürat ediyor... gözlerim song arıyor... bir köşede sakin sakin izliyor sadece... bana tezahürat yapmasını ne çok isterdim... ama burda duygulara yer yok... dövüş başladı... ilk dakikalar oyalama taktikleriyle rakibin zayıf noktasını çözmeye çalıştım...
yerden kalkan toz, tezahürat eden insanların arasında karılıp kaybolurken, saha da iki rakip kıran kırana dövüş yapıyordu... izleyenler arasındaki biri kalbi ağzında dövüşü izliyor ve sahada dövüşen kızın aldığı her bir darbeyi tam kalbinde hissediyor...
dövüş bitti... ama bende bittim... artık kendimi öylece yere bıraktım... karşı taraf yerde iki büklüm duruken, yüzündeki acıyı gördüm... dövüş bitti, duygularımla hareket edebilirim artık... yavaşça yerimden kaltım... ustası ona gelene kadar, yanına yaklaştım ve elimi uzattım... o artık benim rakibim değil... elimin boş kalması umrumda bile değil...
bir süre elim havada kaldıktan sonra çocuk sıkıca elimi tuttu ve kalktı... yüzünde gördüğüm gülümseme bütün acılarımı ve ağrılarımı alıp götürdü... "sıkı dövüştün..." dedi bana... bende gülerek, "sende..." dedim...
hemen yanına ustası geldi toparlanmasına yardımcı oldu... tezahürat edenlerin bir süre kesilen sesleri yeniden gür çıkmaya başladı... o an anladım... insan bir an bile duygularında sıyrılırsa, artık insan olamıyor... faklı bir şeye dönüşüyor... insanı insan yapan duygularıymış meğer, bunu çok iyi anlıyorum...
arkamı tam dönecekken, birden kendimi birinin kollarının arasında buluyorum... beni o kadar sıkı kavrıyor ki, kurtulmak imkansız... kulağıma "harikasın dong, sen bir harikasın... seninle gurur duyuyorum..." diyor... bu dong... ben onun kollarının arasındayım ve ona hiç olmadığım kadar yakınım... kalbimin o kadar hızlı atıyor ki, duyduğum tek şey artık kalbimin çarpması... o an çevremdeki herkesten her şeyden sıyrılıyorum, bir tek ben ve song var... kollarının arasından sıyrılmam gerektiğini biliyorum... ama buna ne gücüm var nede ondan kopmak istiyorum... başımı omuzunda hissederken, bende başımı omuzuna koyuyorum ve ellerim onu sıkıca kavrıyor... bu an hiç bitmesini istemedğim anlardan biri... tüm acılarımın son bulduğunu hissediyorum, o an anlıyorum ben song a aşığım...
---song---
arkasını dönmesiyle birlikte dong u kollarımın arasına alıyorum, öylece sıkıca sarılıyorum ona... bırakmamacasına... onun aldığı her darbeyi ben tam kalbimin içinde hissettim, ondan akan her damla kan, benden aktı sanki... sıkıca sarıyorum onu... kollarının beni sarıp sarmaması umurumda bile değil... onu tam kalbime bastırmak istiyorum... orda onu muhafaza etmek, korumak, ona dokunulmasını engellemek istiyorum... tam kalbime sarıyorum onu, kalbime sarıp, acılarını sonsuza kadar dindirmek istiyorum...
elleri beni sarıyor, saçlarını yüzümde, başını omuzumda hissediyorum... bu an hiç bitmesin, her şey silinip yok olsun bir tek ikimiz kalalım istiyorum... ve ona deli gibi aşık olduğumu hissediyorum...
---eun-dong--
yanımıza gelen hocanın sesiyle yeniden dünyaya dönüyorum... birden suratım alev alev yanmaya başlıyor... biraz önce yaptığım şeyin farkına varıyorum... ama pişman olmadığımı hissediyorum... sog un gözlerine bakıyorum, orda farklı bir ışık görüyorum...
"tebrikler çocuklar... çok iyi bir iş çıkardınız... artık dinlenebilirsiniz... ödüller yemekten sonra açıklanacak... dong seni gerçekten tebrik ederim evladım... yaptığın davranış aslında dövüş sanatlarının özüydü... bunun için ayrıca ödüllendirileceksiniz" dedi ve yanımızdan ayrıldı...
şimdi beraber yemek yemeye gidiyoruz... tam yanımda yürüyor, aramızda sadece bi adım mesafe var... biraz önce yaşadıklarım aklıma geline kalbim deli gibi çarpmaya başlıyor... ama hemen yerini koyu bir hüzün kaplıyor... ben song a aşığım ama o beni arkadaşı olarak görüyor... ben onun küçük çelimsiz çekirgesinden başka bir şey değilim... bana sarılması ise bir arkadaşına sarılmasından farksız... onun için anlamı boş bir sarılmadan başka bir şey değil... kendimden olduğunca nefret ediyorum... oan yalan söylediğim için kendimden adete tiksiniyorum... o an içimden her şeyi bir anda anlatmak bütün sırlarımdan bir anda sıyrılmak istiyorum ama onu kaybetme korkusu ağzıma kızgın bir mühür olarak vuruluyor... song seni kaybetmekten ölesiye korkarken, nasıl gerçekleri anlatabilirim sana...?
"neden durgunlaştın...? mutlu olmalısın... harika bir iş çıkardın çekirge..." dedi ve bana bakıp gülümsedi... bana çekirge demesi bile bana olduğum konumu suratıma tokat gibi çarpmaya yetiyor... içimde taşıdığım yalanım şimdi daha da çok acıtıyor beni...
"hayır, sadece çok yoruldum...""yemek yeyince toparlarsın kendini... bu arda sayende ödülü de kapmış olduk..." gülümseyerek bakıyorum, "sayende" diyorum, bana bakınca gözlerinde bana sarıldığı andaki ışığı görüyorum, mutlu oluyorum... ama kırık bir mutluluk...
yarım yamalak bir mutlulukla yemeğimi bitiriyorum... ödüllerin açıklandığı alandayız şimdi... bir sonraki kura başarıyla çıktığımızı ancak ilk üçe kalanların üstün performansları nedeniyle ustalarıyla ayrı odalara çıkmalarına karar verildi... ödülümüz, ayrı odalara çıkmak... ben ve song bundan sonra aynı oda da mı kalacağız yani... şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor... song un suratına bakıyorum, oda benden farksız...
"hadi iyiyiz çekirge... onlarca adamla aynı yerden yatmaktan kurtulduk... ha...?" bunları yeni yerimize giderken yolda söylüyordu... benimse aklımda songla aynı oda da nasıl kalacağımız sorusu yankılanıp duruyordu... aslında bir çok erkeğin arasında kalmaktan yine çok iyiydi ama...
--chun---prenses yine beni yanına çağırıyor... bu nerdeyse her hafta tekrarlanan bir şey artık benim için... ama alışkın olmadığım durum şu ki... prensesi gördüğümde kalbimin atışına bir türlü engel olamıyorum... kendime kızıyorum, hatta nefret ediyorum... bu yola eun için çıkmıştım... kalbimde sadece eun u taşırken, prensesin gözlerini her gördüğümde bütün her şey aniden silinip gidiyor.. kalbimin bana ihanet etmesine dayanamıyorum... kendimden şüphe ediyorum... yoksa eun u gerçketen sevmedim mi...? o hep benim küçük kardeşimdi de ben farkına varamadım mı...? bu sinir sorularla neredeyse her gün uğraşıyorum ama cevabı bir türlü bulamıyorum...
prensesle bu gün onun dairesinde değil, sarayın prensese tahsis edilmiş kısmındaki bahçesinde buluşuyoruz... o altında nilüfer çiçeklerinin salındığı ufak göletin üzerideki köprüde öylece durmuş, çiçeklere bakıyor... yanındaki hizmetçileri elleri önlerinde hep saygı duruşunda etrafında dolanıyorlar... benim geldiğimi fark edince hafifçe gülümsedi... bu gülümseme bile kalbimin ritmini bozmaya yetti... ama kendime burda bulunma amacımı ve konumumu tekrar hatırlatıp, du duygulardan sıyrılmaya çalışıyorum...
yanımda gelen askerle beraber, prensese doğru yaklaşırken prenses yanındaki hizmetçilerine bir şeyler fısıldayıp, onları yanından uzaklaştırdı... biz tam yanına gelince yanımdaki askere"artık gidebilirsiniz..." dedi... sonra bana bakıp,"seninle özel olarak görüşmek istedim" dedi..."evet efendim...""kardeşin hakkında konuşmak istedim seninle... üzülerek söylüyorum bir haber elde edemedik hala. ama aramaya devam ediyorlar... eminim kısa zamanda bulunacak...""sayenizde efendim...""bana kardeşinden bahsedebilir misin biraz...?""kardeşim eun, kendi içine kapanık, ne düşündüğünü yada ne hissettiğini önceden kestiremediğiniz bir yapıya sahip... çok narin, kırılgan ve duygulu biridir... dışarıdan çok güçlü gibi görünse de aslında çok hassas biridir...""kardeşini çok sevdiğin belli...""evet efendim...""peki ailen onu kaybedince ne yaptılar...? şu an ne yapıyorlar....?""aylardır onlarla görüşmüyorum efendim...""neden...?" güzünde saklamaya çalıştığı merakını görüyorum..."annem eun u kabettiğimizde çok üzülmedi, hatta sevindiğini bile söylebilirim...""ama nasıl olur, bir anne çocuğu için endişelenmez mi...?""öz çocuğu olmadığı zaman endileşelenmeyebilir...""eun senin üvey kardeşin miydi...? bunu bilmiyordum...""evet efendim... küçükken kapımızın önünde ben buldum onu... terk edilmiş ufak bir bebek olarak geldi evimize...""anlıyorum..." yüzü birden değişti... bir şey söylemek ister gibi oldu ama söyleyemedi... onu böyle üzgün görünce içimin acıdığını hissettim... devam etti..."onu çok seviyor olmalısın, bu çok belli...""evet efendim...""sana özel bir soru sormak istiyorum, istemezsen cevaplamayabilirsin...""emredersiniz prenses hazretleri...""ona olan sevgin bir abinin kardeşe olan sevgisi gibi mi yoksa..." bunları derken yüzündeki kederi gördüm, ama anlam veremedim... şuan ki duygu karmaşası içine ne diyeceğimi bilmiyorum... ben eun u bir abi gibi mi seviyorum gerçekten...?
---eun-dong---uyumadan önce biraz sohbet etmeye ne dersin çekirge...?" şu an o odaya gitmekten başka her şeyi yapabilirim... yorgun olmama aldırmıyorum bile..."olur..."
tapınağın arka bahçedeki tepeye çıktık... etrafta kimsecikler yok... bir tek ben ve song var... yanımda olması bana hem güven veriyor hemde ondan çekiniyorum... bu ne yaman bir çelişki anlamıyorum... şimdi tepede bir ağacın altındayız... oturuyoruz ve aradaki mesafe hala öylece duruyor... song lafa başladı...
"bir şeyi çok merak ediyorum...""ne...?""yalan söylemekle sır saklamak arasındaki fark ne sence...?"
bu benim kanayan yarama bir avuç tuz basmak gibi bir şey oldu... sahi sırla yalan arasındaki fark ne...?
not: arkadaşlar kılıç ın önceki bölümlerine profilimden kolaylıkla ulaşabilirsiniz...
) iyi okumalar olsun...
kılıç 11. bölümdong şimdi bana o kadar yakın ki... heyecandan kalbim deli gibi çarpıyor... birden aklıma dong un beni sevme ihtimali geliyor... sahi bu olabilir mi...???
---eun-dong---nerdeyse sürekli beraberiz... yatakhanede, yemek yerken, çalışırken, gezerken... ona o kadar çok alıştım ki... biraz olsun yanımdan ayrılınca kendimi eksik hissediyorum... hep yanımda olsun istiyorum... artık kalbimin bana ihanet etmiş olmasını da umursamıyorum... ona o kadar çok bağlandım ki... sanki o olmadan önce hiç yaşamamışım gibi... ondan öncesi yok... ama içimdeki vicdan azabı her geçen gün biraz daha artıyor... gerçekleri söyelmekle söylememek arasında gidip geliyorum... bir an tam dilimin ucuna kadar geliyor, ama söyleyemiyorum... çünkü onu kaybetmekten korkuyorum...
bu gün kur dövüşü yapılacak... çok heyecanlıyım... songla günlerce çalıştık... bana nerdeyse ihtiyacım olacak tüm taktikleri öğretti ama hala kazanamama korkusunu yaşıyorum... aklıma en son songla dövüştüğümüz an geliyor... olamaz, kalbim deli gibi çarpıyor...
o gün song bana neredeyse tüm hareketleri öğretmişti... benim artık hazır olduğuma inanıyordu. karşılıklı ufak dövüşlerimiz oluyordu ama hep uzak mesafe ve taktik hareketleriyle geçiyordu. bana o gün "artık hazırsın, seni bir deneyelim..." dedi... aslında kendimi dövüşe hazır hissediyordum ama song la dövüşecek olmak beni biraz ürkütüyordu... çünkü çok kuvvetli ve usta bir dövüşçüydü... aynı zamanda onun canını yakmaktan korkuyordum... başka, hatta en önemli nedeni ise yakın mesafede dövüşecek olmamızdı... bu zamana kadar otururken bile arada hep mesafe vardı... dövüşmek demek mesafeyi sıfıra indirmek demekti... heyecandan kalbim yerinde duramıyordu... başka çekindiğim nokta ise saklamak zorunda olduğum sır... fark edecek diye ödüm kopuyordu...
dövüş başladı... önce savunma hareketleriyle kendimi savundum... beni her yakalamaya çalışında bir şekilde sıyrılıp kaçmayı başardım... bir süre sürekli savunma sıyrıla hareketleriyle oyaladım onu... ama dakikalar ilerledikçe nefes nefese kalıyor ve gücümün tükenmeye başladığını hissediyordum... onu kaldırıp savurmayı istiyor ama buna gücüm yeter mi emin değildim... ayrıca savurmak demek, tutmak demek, buda yakın mesafe demek... dakikalar ilerledi ve ben artık gücümü yavaş yavaş kaybettiğimi hissettim, ya ben onu alt edeceğim yada o beni... buna izin vermemeli, bu işi ben yapmalıyım... allahım bana yardım et...
hızla ona doğru yaklaştım, bir hamleyle arkadan boyuna sarıldım... allahım bu mesafe çok yakın... saçları suratıma değiyor, yanağını yüzümde hissedebiliyorum... ya şimdi ya hiç...
fırsatı kaçırdım... song bir hamleyle benden sıyrıldı... şimdi arkadan boynuma sarılan o... mesafe çok yakın... nefesini suratımda hissedebiliyorum... kalbim deli gibi çarpıyor, bir hamleyle sıyrılmaya çalışıyorum ama beni o kadar sıkı tutuyor ki.. ne savuruyor ne başka bir hamle bu şekilde bekliyor... kalbim birazdan yerinden fırlayacak... konuşmaya başladı...
"çekirge... bu pozisyonda senden güçlü rakibi bekletmek, dezavantajdan başka bir şey değil..." hızlı hızlı nefes alıp verdi... saçlarını suratımda hissedebiliyorum, devam etti... "rakip seni bir hamlede yere savurur..." gözlerimi kapadım, beni yere savuruken daha az canımın yanması için kendimi kastım...
birden bırakıverdi... hiçbir şey yapmadan öylece bıraktı beni... ikimizde terin suyun içinde kalmıştık... ben hem yorgunluktan hemde bu kadar yakın olmamızdan kalbim deli gibi çarparken, kesik kesik nefes alıyordum... ayakta, alnındaki damla damla teri sildikten sonra devam etti...
"çekirge savunma ve sıyrılma hareketlerinde başarılısın, ama savunmada, rakibini iyi tahlil et... yoksa senden zayıf birine kolayca yenilebilirsin..." gülümsedi ve kendini bir ağacın altına öylece bıraktı... kalbim hala deli gibi çarpıyor...
** bugün kur atlama günü... bütün usta ve çırakları geniş alanda toplandık... heyecandan elim ayağım titriyor... bir ara song a bakıyorum, bana gülümsüyor... düşünüyorum, song iyi ki varsın...
eşleştirmeler başladı... yarışanların sadece dörtte biri bu kuru geçebilecek, diğer kalan kısmı, çırak olmaya devam edecek... aynı zamanda ustalarıyla birlikte ceza alacaklar... ilk üçte olana özel ödül olduğu açıklandı... ilk üçe girebileceğimi tahmin etmiyorum, çünkü rakipler çok güçlü... kur u atlasam bana yeter... şu an kendimden çok song u düşünüyorum... onun ceza almasına izin vermemeliyim...
dövüşler başladı... koca alandan önce üçerli olarak dövüşmeye başladık... etraf toz dumandan gözükmüyor... herkes kazanmak için elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyor... dövüşenlerin etrafını diğer öğrenciler sarmış, durmandan tezahüratta bulunuyorlar... zayıf halkalar kendilerini belli ettiler ve daha ilk dövüşte diskalifiye edildiler... sıranın bana gelmesinden korkuyorum...
birden omzumda song un elini hissettim... " başaracağına eminim çekirge, hadi göster kendini... unutma dövüş alanında duygulara yer yok... ne korktuğunu belli edeceksin ne acıdığını... kemiğin kırılsa bile bunu rakibe belli etmeyeceksin... çünkü bunu fark ederse, zayıf noktaya çalışır... aynı zamanda rakip için sakın dövüşürken merhamet besleme... dövüş bittikten sonra istediğin kadar üzülebilirsin onun için, ama dövüşürken asla..." söylediklerini zaten defalarca tekrarlamıştı... bana güç veren söleri değil, omzumda hissettiğim eliydi...
akşama kadar dövüşler devam etti... ilk dövüşüm çok kolay oldu... rakip çok zayıftı, ilk yarım saatte yere devirebildim... ilk zafer, beraberinde insana müthiş bir enerji de getiriyor... ilk galibiyetimle içimdeki korkuların çoğu gitti... artık kendime başarmaya bir adım daha yakın hissediyorum... kendime güvenimin olamadığı kadar çok olduğunu hissediyorum...
ilk galibiyeti song omuzlarımdan sıkıca tutup beni sarsarak kutladı... çok iyi olduğumu söyledi ve bir sonraki rakipla ilgili tüyoları vermeye başladı... o beni tutup gözlerimin içine bakarken şunu hissettim... ben galibiyeti değil, song u mutlu etmeyi daha çok sevdim... bir sonraki galibiyetimde song un ne kadar sevineceğini düşünüp, sahaya o şekilde çıktım...
ikini rakip, birinciye göre daha dişli çıktı... benden uzun ve kilolu olması ona göre avantaj olabilir ama, benden hızlı çevik olamaması büyük bir dezavantaj onun için... rakibi zayıf noktasından vurdum ve ikinci galibiyeti de almış oldum...
koşarak song un yanına gittim, beni yeniden tebrik etmesini beklerken, bana çıkışmaya başladı... "dong, sana dediklerimi unutmaya başlıyorsun... çok fazla manevra yapma... böyle gidersen akşama kadar hiç gücün kalmayacak... ve bir kaç dövüş sonra elenip gideceksin... rakibin zayıf noktalarını düşün... kendini yormadan, en kısa sürede zayıf noktaya odaklanıp, nakavt etmeye çalış..."
o bana bunları söyleyince içten içe çok kırıldığımı hissettim... ama haklıydı... sırf onu mutlu etme düşüncesiyle basit hatalar verdim... aklıma söylediği söz bıçak gibi kazındı "savaş alanında duygulara yer yok..." duygularımı dövüşteyken silip atmayı öğreniyorum...
***son turlar... artık elemeleri geçtim... hala kendime inanamıyorum... ben bir kur üste atmalamayı başardım ve şimdi ilk üç için sahadayım... ama artık çok yorulduğumu hissediyorum... sahada 6 kişiyiz... eşeleştirmeler yapıldı... ikili ikili sırayla sahaya çıkıp dövüşeceğiz, ilk üçe kalmayı başaran çzel ödülün de sahibi olacak.. rakibim benden çok kuvvetli görünüyor... ama yorgun olduğu o kadar belli ki... aklıma song un sözleri geliyor... "güçlü olan değil, zeki olan kazanır... dövüş sırasında kaslarını kullanan yorulunca dövüşü kaybeder, ama aklının kullanan son dakikada bile kazanabilir..." bu söz aklıma çivi gibi kazındı...
artık benim sıram... alana çıktık... herkes delirmiş gibi tezahürat ediyor... gözlerim song arıyor... bir köşede sakin sakin izliyor sadece... bana tezahürat yapmasını ne çok isterdim... ama burda duygulara yer yok... dövüş başladı... ilk dakikalar oyalama taktikleriyle rakibin zayıf noktasını çözmeye çalıştım...
yerden kalkan toz, tezahürat eden insanların arasında karılıp kaybolurken, saha da iki rakip kıran kırana dövüş yapıyordu... izleyenler arasındaki biri kalbi ağzında dövüşü izliyor ve sahada dövüşen kızın aldığı her bir darbeyi tam kalbinde hissediyor...
dövüş bitti... ama bende bittim... artık kendimi öylece yere bıraktım... karşı taraf yerde iki büklüm duruken, yüzündeki acıyı gördüm... dövüş bitti, duygularımla hareket edebilirim artık... yavaşça yerimden kaltım... ustası ona gelene kadar, yanına yaklaştım ve elimi uzattım... o artık benim rakibim değil... elimin boş kalması umrumda bile değil...
bir süre elim havada kaldıktan sonra çocuk sıkıca elimi tuttu ve kalktı... yüzünde gördüğüm gülümseme bütün acılarımı ve ağrılarımı alıp götürdü... "sıkı dövüştün..." dedi bana... bende gülerek, "sende..." dedim...
hemen yanına ustası geldi toparlanmasına yardımcı oldu... tezahürat edenlerin bir süre kesilen sesleri yeniden gür çıkmaya başladı... o an anladım... insan bir an bile duygularında sıyrılırsa, artık insan olamıyor... faklı bir şeye dönüşüyor... insanı insan yapan duygularıymış meğer, bunu çok iyi anlıyorum...
arkamı tam dönecekken, birden kendimi birinin kollarının arasında buluyorum... beni o kadar sıkı kavrıyor ki, kurtulmak imkansız... kulağıma "harikasın dong, sen bir harikasın... seninle gurur duyuyorum..." diyor... bu dong... ben onun kollarının arasındayım ve ona hiç olmadığım kadar yakınım... kalbimin o kadar hızlı atıyor ki, duyduğum tek şey artık kalbimin çarpması... o an çevremdeki herkesten her şeyden sıyrılıyorum, bir tek ben ve song var... kollarının arasından sıyrılmam gerektiğini biliyorum... ama buna ne gücüm var nede ondan kopmak istiyorum... başımı omuzunda hissederken, bende başımı omuzuna koyuyorum ve ellerim onu sıkıca kavrıyor... bu an hiç bitmesini istemedğim anlardan biri... tüm acılarımın son bulduğunu hissediyorum, o an anlıyorum ben song a aşığım...
---song---
arkasını dönmesiyle birlikte dong u kollarımın arasına alıyorum, öylece sıkıca sarılıyorum ona... bırakmamacasına... onun aldığı her darbeyi ben tam kalbimin içinde hissettim, ondan akan her damla kan, benden aktı sanki... sıkıca sarıyorum onu... kollarının beni sarıp sarmaması umurumda bile değil... onu tam kalbime bastırmak istiyorum... orda onu muhafaza etmek, korumak, ona dokunulmasını engellemek istiyorum... tam kalbime sarıyorum onu, kalbime sarıp, acılarını sonsuza kadar dindirmek istiyorum...
elleri beni sarıyor, saçlarını yüzümde, başını omuzumda hissediyorum... bu an hiç bitmesin, her şey silinip yok olsun bir tek ikimiz kalalım istiyorum... ve ona deli gibi aşık olduğumu hissediyorum...
---eun-dong--
yanımıza gelen hocanın sesiyle yeniden dünyaya dönüyorum... birden suratım alev alev yanmaya başlıyor... biraz önce yaptığım şeyin farkına varıyorum... ama pişman olmadığımı hissediyorum... sog un gözlerine bakıyorum, orda farklı bir ışık görüyorum...
"tebrikler çocuklar... çok iyi bir iş çıkardınız... artık dinlenebilirsiniz... ödüller yemekten sonra açıklanacak... dong seni gerçekten tebrik ederim evladım... yaptığın davranış aslında dövüş sanatlarının özüydü... bunun için ayrıca ödüllendirileceksiniz" dedi ve yanımızdan ayrıldı...
şimdi beraber yemek yemeye gidiyoruz... tam yanımda yürüyor, aramızda sadece bi adım mesafe var... biraz önce yaşadıklarım aklıma geline kalbim deli gibi çarpmaya başlıyor... ama hemen yerini koyu bir hüzün kaplıyor... ben song a aşığım ama o beni arkadaşı olarak görüyor... ben onun küçük çelimsiz çekirgesinden başka bir şey değilim... bana sarılması ise bir arkadaşına sarılmasından farksız... onun için anlamı boş bir sarılmadan başka bir şey değil... kendimden olduğunca nefret ediyorum... oan yalan söylediğim için kendimden adete tiksiniyorum... o an içimden her şeyi bir anda anlatmak bütün sırlarımdan bir anda sıyrılmak istiyorum ama onu kaybetme korkusu ağzıma kızgın bir mühür olarak vuruluyor... song seni kaybetmekten ölesiye korkarken, nasıl gerçekleri anlatabilirim sana...?
"neden durgunlaştın...? mutlu olmalısın... harika bir iş çıkardın çekirge..." dedi ve bana bakıp gülümsedi... bana çekirge demesi bile bana olduğum konumu suratıma tokat gibi çarpmaya yetiyor... içimde taşıdığım yalanım şimdi daha da çok acıtıyor beni...
"hayır, sadece çok yoruldum...""yemek yeyince toparlarsın kendini... bu arda sayende ödülü de kapmış olduk..." gülümseyerek bakıyorum, "sayende" diyorum, bana bakınca gözlerinde bana sarıldığı andaki ışığı görüyorum, mutlu oluyorum... ama kırık bir mutluluk...
yarım yamalak bir mutlulukla yemeğimi bitiriyorum... ödüllerin açıklandığı alandayız şimdi... bir sonraki kura başarıyla çıktığımızı ancak ilk üçe kalanların üstün performansları nedeniyle ustalarıyla ayrı odalara çıkmalarına karar verildi... ödülümüz, ayrı odalara çıkmak... ben ve song bundan sonra aynı oda da mı kalacağız yani... şaşkınlıktan ağzım açık kalıyor... song un suratına bakıyorum, oda benden farksız...
"hadi iyiyiz çekirge... onlarca adamla aynı yerden yatmaktan kurtulduk... ha...?" bunları yeni yerimize giderken yolda söylüyordu... benimse aklımda songla aynı oda da nasıl kalacağımız sorusu yankılanıp duruyordu... aslında bir çok erkeğin arasında kalmaktan yine çok iyiydi ama...
--chun---prenses yine beni yanına çağırıyor... bu nerdeyse her hafta tekrarlanan bir şey artık benim için... ama alışkın olmadığım durum şu ki... prensesi gördüğümde kalbimin atışına bir türlü engel olamıyorum... kendime kızıyorum, hatta nefret ediyorum... bu yola eun için çıkmıştım... kalbimde sadece eun u taşırken, prensesin gözlerini her gördüğümde bütün her şey aniden silinip gidiyor.. kalbimin bana ihanet etmesine dayanamıyorum... kendimden şüphe ediyorum... yoksa eun u gerçketen sevmedim mi...? o hep benim küçük kardeşimdi de ben farkına varamadım mı...? bu sinir sorularla neredeyse her gün uğraşıyorum ama cevabı bir türlü bulamıyorum...
prensesle bu gün onun dairesinde değil, sarayın prensese tahsis edilmiş kısmındaki bahçesinde buluşuyoruz... o altında nilüfer çiçeklerinin salındığı ufak göletin üzerideki köprüde öylece durmuş, çiçeklere bakıyor... yanındaki hizmetçileri elleri önlerinde hep saygı duruşunda etrafında dolanıyorlar... benim geldiğimi fark edince hafifçe gülümsedi... bu gülümseme bile kalbimin ritmini bozmaya yetti... ama kendime burda bulunma amacımı ve konumumu tekrar hatırlatıp, du duygulardan sıyrılmaya çalışıyorum...
yanımda gelen askerle beraber, prensese doğru yaklaşırken prenses yanındaki hizmetçilerine bir şeyler fısıldayıp, onları yanından uzaklaştırdı... biz tam yanına gelince yanımdaki askere"artık gidebilirsiniz..." dedi... sonra bana bakıp,"seninle özel olarak görüşmek istedim" dedi..."evet efendim...""kardeşin hakkında konuşmak istedim seninle... üzülerek söylüyorum bir haber elde edemedik hala. ama aramaya devam ediyorlar... eminim kısa zamanda bulunacak...""sayenizde efendim...""bana kardeşinden bahsedebilir misin biraz...?""kardeşim eun, kendi içine kapanık, ne düşündüğünü yada ne hissettiğini önceden kestiremediğiniz bir yapıya sahip... çok narin, kırılgan ve duygulu biridir... dışarıdan çok güçlü gibi görünse de aslında çok hassas biridir...""kardeşini çok sevdiğin belli...""evet efendim...""peki ailen onu kaybedince ne yaptılar...? şu an ne yapıyorlar....?""aylardır onlarla görüşmüyorum efendim...""neden...?" güzünde saklamaya çalıştığı merakını görüyorum..."annem eun u kabettiğimizde çok üzülmedi, hatta sevindiğini bile söylebilirim...""ama nasıl olur, bir anne çocuğu için endişelenmez mi...?""öz çocuğu olmadığı zaman endileşelenmeyebilir...""eun senin üvey kardeşin miydi...? bunu bilmiyordum...""evet efendim... küçükken kapımızın önünde ben buldum onu... terk edilmiş ufak bir bebek olarak geldi evimize...""anlıyorum..." yüzü birden değişti... bir şey söylemek ister gibi oldu ama söyleyemedi... onu böyle üzgün görünce içimin acıdığını hissettim... devam etti..."onu çok seviyor olmalısın, bu çok belli...""evet efendim...""sana özel bir soru sormak istiyorum, istemezsen cevaplamayabilirsin...""emredersiniz prenses hazretleri...""ona olan sevgin bir abinin kardeşe olan sevgisi gibi mi yoksa..." bunları derken yüzündeki kederi gördüm, ama anlam veremedim... şuan ki duygu karmaşası içine ne diyeceğimi bilmiyorum... ben eun u bir abi gibi mi seviyorum gerçekten...?
---eun-dong---uyumadan önce biraz sohbet etmeye ne dersin çekirge...?" şu an o odaya gitmekten başka her şeyi yapabilirim... yorgun olmama aldırmıyorum bile..."olur..."
tapınağın arka bahçedeki tepeye çıktık... etrafta kimsecikler yok... bir tek ben ve song var... yanımda olması bana hem güven veriyor hemde ondan çekiniyorum... bu ne yaman bir çelişki anlamıyorum... şimdi tepede bir ağacın altındayız... oturuyoruz ve aradaki mesafe hala öylece duruyor... song lafa başladı...
"bir şeyi çok merak ediyorum...""ne...?""yalan söylemekle sır saklamak arasındaki fark ne sence...?"
bu benim kanayan yarama bir avuç tuz basmak gibi bir şey oldu... sahi sırla yalan arasındaki fark ne...?
not: arkadaşlar kılıç ın önceki bölümlerine profilimden kolaylıkla ulaşabilirsiniz...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder