13. Bölüm
artık bir kere ağzımdan çıktı sözler devam etmek zorundayım... nefesimi toparlayıp devam ediyorum...
"ben... ben dong değilim...""peki sen kimsin...?" song un sözlerindeki sitemi hissedebiliyorum... yüzüne bakmaya cesaret edemiyorum bile... devam ediyorum..."ben... benim adım eun... ben bir kızım..."
sustum... başım önde öylece önüme bakıyorum.. kalbim deli gibi çarpıyor... song un ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorum... korkuyorum, song u kaybetmekten korkuyorum... kulaklarım ağzından çıkacak kelimeleri bekliyor... tekrar yara almaktan korkuyorum...
"hırsızlık dünyanın en kötü, en iğrenç şeyi... yalan söylemek de aslında bir hırsızlık... birinin gerçeği öğrenmesine engel oluyorsun, elinden doğruyu çalıyorsun..." durdu derin bir nefes alıp devam etti... ondaki bu sakinlik içimdeki korkuyu kat be kat büyütüyor...
"dün de söyledim... karşıdaki insan, sırların arkasındaki nedenleri görebilir, anlayabilirse affedebilir..."
elleriyle sıkıca yanıma düşmüş elimi tuttu... korku ve heyecanla irkildim, başımı çevirdim ve yüzüne baktım... gülümseyerek ellerime bakan gözleri şimdi gözlerime bakıyor, tam içine...
"bunu biliyordum zaten... sırrını ve arkasındaki nedenlerini..."
gözlerim dolu... kalbim hem sevinç hem hüzün hem heyacanla doldu... içimde bir sürü duygu iç içe geçti... böyle bir şeyi beklemiyordum.. bana kızıp beni terk etmesini beklerken, o sıkıca ellerimi tutuyor... titrek bir sesle...
"nasıl, ne zaman öğrendin...?""çok önceden...""çok önceden mi...? peki neden bana söylemedin...?""sırrın sahibi olan sensin...""bana kızmadın mı peki...?""kızdım... hem de çok kızdım... kendimi aldatılmış gibi hissettim... ama... ama seven insan, sırrın arkasındaki nedenleri görebilir..."
gözlerine baktım... tam içine... sözlerin bitti yerdeyim artık... gözlerin söylediklerini hiç bir söz ifade edemez... sıkıca sarıldım ona... bırakmamacasına... başımı omzuna gömdüm ve öylece kadım... kolları beni sıkıca kavradı... eliyle saçlarımı okşamaya başladı... usul usul... içimdeki bütün acının, hayal kırıklıklarının bittiğini hissediyorum... vicdan azabının altında ezilen kalbim şimdi sevinçle mutlulukla dolup taşıyor... seven bir kalbin sevilmesi ne kadar güzel... bu bambaşka bir duygu...
sessizliği bozan song un sesi oldu..."seni asla bırakmayacağım eun..." bana gerçek adımla seslendi... sözleri tam kalbimin orta yerine usulca kondu... "bende... seni seviyorum..." dedim... o zaman kolları beni sarmayı bıraktı... ne oldu diye yüzüne baktım... gülümsedi... ellerinin suratımda gezdiğini hissediyorum... suratıma dağılmış olan kaküllerimi yavaşça kenara itti... beni kendini doğru çekti ve alnı alnıma değiyor artık... nefesini yüzümde hissedebiliyorum... bana "seni seviyorum eun..." dedi ve elleriyle sıkıca tuttuğu başımı göğsüne bastırdı... artık bütün acılarımın bittiğini hissediyorum...
geceyi başımı onun omzuna dayıyarak geçirdim... o kolunu omzumdan attı ve beni kedine doğru çekti... öylece hiçbir şey konuşmadan, karşımızda yanan ateşi izledik... ona güvenebilirim, tüm kalbimle... kendimden şüphe etsem bile ondan asla şüphe etmem... ilerleyen saatlerde gözlerim kapanmaya başlıyor... hem uyumak hem de uyumamak istiyorum... gözlerim uykuya yenik düşüyor... ama kalbim hala uyanık... ara bir yüzümde gezen ellerini hissedebiliyorum... beni uyandırmamak için usulca gezen ellerini...
***yola devam ediyoruz... atlarımız yan yana ilerliyor... kendimi o kadar tuhaf hissediyorum ki... üzerimdeki bütün yüklerden kurtuldum ama hala içimde bir çekingenlik taşıyorum... halbuki, daha dün akşam omuz omuza, el ele uyuyan biz değil miydik...? akşam aklıma geldikçe hala yüzümün kızardığını hissediyorum... arada bir yüzüne bakma için başımı çeviriyorum... ama her baktığımda yüzüm alev alev yanıyor...
ustanın dediği tapına geldik... bize verilen emaneti alıp, tekrar yola çıktık... kalmamız için ısrar edilse bile, kalamazdık... yolda ilerlerken şunu düşünüm... başlarda kızdım, söylendim bu nasıl bir ödül diye... ama bu benim hayatımda aldığım en güzel ödül...
"kestirmeden gitmeye ne dersin...? hem kendimize biraz vakit kalmış olur... bu yakınlarda ormanlık bir yol var...""olur..."
sık ağaçların arasından ve dere boyunca ilerledik... dere bit kaybolup bir göründü... göz alabildiğince yeşil orman ve masmavi gökyüzü ve dere... bu yer sanki cennetten bir parça gibi... atlarımızı derenin göl olduğu düzlüğün oradaki ağaçlardan birine bağladık... manzara mükemmel görünüyordu... atlardan inip, gölün tam karşısına oturduk...
ellerimi sıkıca tuttu... "ellerini doyasıya tutmak, hiç bırakmak istemiyorum... çünkü tapınakta bu elleri tutamayacağım..." başımı önüme eğdim gülümsedim... kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor... "ileride ne olacak...?""kalbim değişmediği sürece gerisi önemli değil...""ben babamı arayacağım, sen de görevini yerine getirmek için gideceksin... o zaman...""babanı beraber arayacağız... görev bile olmuş olsa, seni asla geride bırakmam... her zaman bu elleri sıkıca tutacağım...""ya bir gün kalbin değişirse...?""kalbim atmayı unuttuğu gün değişir ancak... neden bu kadar karamsarsın eun...?""hiçbir mutluluğun uzun süremediğini biliyorum... bu yüzden korkuyorum... hesaplar çoğu zaman bozulur...""biz bunun böyel olmadığını ispatlayacağız... hayatta güçlü olan hesapları kurar... ve hesapları kuran biz olacağız eun..."
o yanımdayken her şeyin üstesinden gelebilecekmişim gibi hissediyorum... inanıyorum, bu sefer hesapları kuran taraf biz olacağız...
***aylar geçiyor ve ben her gün biraz daha güçleniyorum... artık kılıç, ok, bıçak kullanmada iyice ustalaştım... ama hala kat etmem gerek uzun bir yol var... bu yolda song hep benim yanımda olacak, buna inanıyorum... song sürekli yanımda ve beni sürekli koruyor... sırrımın açığa çıkmaması için elimizden geleni yapıyoruz... her gün diken üstünde yaşıyorum ama song un yanımda olaması endişelerimin çoğunu silip götürüyor... önceleri korkarak baktığım geleceğe şimdi gülümseyerek, güvenle bakıyorum... bütün geleceğe dair hayallerimde song var... songla beraber mutlu yaşamak...
---chun---
prenses maya önce haftalarca dairesinden çıkmadı... sarayda hasta olduğu söylentileri yayılıp durdu... halbuki benimle konuşurken çok sağlıklı görünüyordu... içten içe onun için üzüldüm... keşke elimden bir şeyler gelse diye düşündüm... ama ben sadece bir muhafızım... prenses için üzülmek benim haddime bile değil...
ama ne zaman başımı yastığa koysam, prensesin hayali gözlerimin önünden gitmiyor... onu hatırladıkça içim bir başka oluyor... bu daha önce yaşamadığım farklı bir duygu... düşüncelerden sıyrılıp, derin derin düşünüyorum... eun u sevdiğimi söylerken kendime hiç böyle olmamıştım... kalbim duygu karmaşası içinde sürüklenip gidiyor...
haftalar sonra prenses beni tekrar yanına çağırdı... bu sefer yine odasında görüştük onla...
her zamanki gibi çok güzel... uzun siyah saçları omuzların aşağı dökülmüş, saçlarında altın işlemeli ili zarif toka ve kulaklarında sallanan inci küpeler... kalbim hızlı hızlı atmaya başlıyor... chun, yerini ve haddini bilmelisin...
"kardeşinden hala bir haber alamadık...""evet efendim... anlıyorum...""diğer ihtimalleri göz önüne alıp, araştırmaya devam etmeleri emrini verdim...""diğer ihtimaller derken neyi kast ettiniz prenses hazretleri...?""ülke dışına çıkmış olması ve hayatta olmaması..." bunları söylerken gözlerime baktı... içim acıdı ama ilk zamanlardaki gibi kavrulup yanmadı... sanırım alışıyorum..."çok üzülmüş olmalısınız...""prenses hazretleri açıkça konuşmak gerekirse; ben bu yola eun u bulmak için çıktım... ama ne yazık ki, aylardır en ufak bir izine bile rastlamadım... insan kalbinin zamanla ihanet edebileceğini düşünmeye başlıyorum... zaman bir sel gibi önüne kattığı her şeyi silip götürüyor... ve artık eskisi kadar acı çekmiyorsunuz...""yanılıyorsunuz...""efendim...?""yanılıyorsunuz... gerçek sevgileri zaman yada mesafeler eskitemez... aksine daha da kuvvetlendirir... bence siz kalbinize tekrar sormalısınız, eun u gerçekten sevip sevmediğinizi...""...""kalbinize en ufak bir şüphe bile düşmüşse, gerçekten sevdiğinizi söyleyemezsiniz...""haddimi aşarak soruyorum efendim... gerçekten sevmek nedir peki...?""evet haddinizi aşıyorsunuz... ama yine de söyleyeyim... gerçekten sevmek, imkansız olduğunu bildiğiniz halde vazgeçmemektir..."
söylediği sizler kalbime bir bıçak gibi saplandı... aylardır kendime itiraf edemediğim şeyleri prensesin ağzından duymak gerçekten çok acı verici...
---song---
"dede, buraya neden geldin...?""artık vakit geldi...""neyin...?!""intikam almanın... toparlan burdan gidiyoruz...""ben hiçbir yere gitmiyorum dede... henüz eğitimimi tamamlamadım bile... bu halde nasıl gidebilirim...""burda alman gereken eğitimi yeterice aldın... bundan sonrasını gizli bir şekilde alacaksın...""dede ben gitmek istemiyorum...""ailenin kanını öylece yerde mi bırakacaksın...?!""hayır... ama bana biraz izin ver... hemen gidemem...""daha fazla vakit kaybedemeyiz... karşı taraf hazırlıklarını son sürat devam ettiriyor ve emanetin olduğu yeri bulmak üzereyiz...""dede...!""seni buraya bağlayan, ailenin kanından daha önemli ne var...!?"
not: diğer bölümlere profilimden de ulaşabilirsiniz... iyi okumalar...
)
artık bir kere ağzımdan çıktı sözler devam etmek zorundayım... nefesimi toparlayıp devam ediyorum...
"ben... ben dong değilim...""peki sen kimsin...?" song un sözlerindeki sitemi hissedebiliyorum... yüzüne bakmaya cesaret edemiyorum bile... devam ediyorum..."ben... benim adım eun... ben bir kızım..."
sustum... başım önde öylece önüme bakıyorum.. kalbim deli gibi çarpıyor... song un ağzından çıkacak kelimeleri bekliyorum... korkuyorum, song u kaybetmekten korkuyorum... kulaklarım ağzından çıkacak kelimeleri bekliyor... tekrar yara almaktan korkuyorum...
"hırsızlık dünyanın en kötü, en iğrenç şeyi... yalan söylemek de aslında bir hırsızlık... birinin gerçeği öğrenmesine engel oluyorsun, elinden doğruyu çalıyorsun..." durdu derin bir nefes alıp devam etti... ondaki bu sakinlik içimdeki korkuyu kat be kat büyütüyor...
"dün de söyledim... karşıdaki insan, sırların arkasındaki nedenleri görebilir, anlayabilirse affedebilir..."
elleriyle sıkıca yanıma düşmüş elimi tuttu... korku ve heyecanla irkildim, başımı çevirdim ve yüzüne baktım... gülümseyerek ellerime bakan gözleri şimdi gözlerime bakıyor, tam içine...
"bunu biliyordum zaten... sırrını ve arkasındaki nedenlerini..."
gözlerim dolu... kalbim hem sevinç hem hüzün hem heyacanla doldu... içimde bir sürü duygu iç içe geçti... böyle bir şeyi beklemiyordum.. bana kızıp beni terk etmesini beklerken, o sıkıca ellerimi tutuyor... titrek bir sesle...
"nasıl, ne zaman öğrendin...?""çok önceden...""çok önceden mi...? peki neden bana söylemedin...?""sırrın sahibi olan sensin...""bana kızmadın mı peki...?""kızdım... hem de çok kızdım... kendimi aldatılmış gibi hissettim... ama... ama seven insan, sırrın arkasındaki nedenleri görebilir..."
gözlerine baktım... tam içine... sözlerin bitti yerdeyim artık... gözlerin söylediklerini hiç bir söz ifade edemez... sıkıca sarıldım ona... bırakmamacasına... başımı omzuna gömdüm ve öylece kadım... kolları beni sıkıca kavradı... eliyle saçlarımı okşamaya başladı... usul usul... içimdeki bütün acının, hayal kırıklıklarının bittiğini hissediyorum... vicdan azabının altında ezilen kalbim şimdi sevinçle mutlulukla dolup taşıyor... seven bir kalbin sevilmesi ne kadar güzel... bu bambaşka bir duygu...
sessizliği bozan song un sesi oldu..."seni asla bırakmayacağım eun..." bana gerçek adımla seslendi... sözleri tam kalbimin orta yerine usulca kondu... "bende... seni seviyorum..." dedim... o zaman kolları beni sarmayı bıraktı... ne oldu diye yüzüne baktım... gülümsedi... ellerinin suratımda gezdiğini hissediyorum... suratıma dağılmış olan kaküllerimi yavaşça kenara itti... beni kendini doğru çekti ve alnı alnıma değiyor artık... nefesini yüzümde hissedebiliyorum... bana "seni seviyorum eun..." dedi ve elleriyle sıkıca tuttuğu başımı göğsüne bastırdı... artık bütün acılarımın bittiğini hissediyorum...
geceyi başımı onun omzuna dayıyarak geçirdim... o kolunu omzumdan attı ve beni kedine doğru çekti... öylece hiçbir şey konuşmadan, karşımızda yanan ateşi izledik... ona güvenebilirim, tüm kalbimle... kendimden şüphe etsem bile ondan asla şüphe etmem... ilerleyen saatlerde gözlerim kapanmaya başlıyor... hem uyumak hem de uyumamak istiyorum... gözlerim uykuya yenik düşüyor... ama kalbim hala uyanık... ara bir yüzümde gezen ellerini hissedebiliyorum... beni uyandırmamak için usulca gezen ellerini...
***yola devam ediyoruz... atlarımız yan yana ilerliyor... kendimi o kadar tuhaf hissediyorum ki... üzerimdeki bütün yüklerden kurtuldum ama hala içimde bir çekingenlik taşıyorum... halbuki, daha dün akşam omuz omuza, el ele uyuyan biz değil miydik...? akşam aklıma geldikçe hala yüzümün kızardığını hissediyorum... arada bir yüzüne bakma için başımı çeviriyorum... ama her baktığımda yüzüm alev alev yanıyor...
ustanın dediği tapına geldik... bize verilen emaneti alıp, tekrar yola çıktık... kalmamız için ısrar edilse bile, kalamazdık... yolda ilerlerken şunu düşünüm... başlarda kızdım, söylendim bu nasıl bir ödül diye... ama bu benim hayatımda aldığım en güzel ödül...
"kestirmeden gitmeye ne dersin...? hem kendimize biraz vakit kalmış olur... bu yakınlarda ormanlık bir yol var...""olur..."
sık ağaçların arasından ve dere boyunca ilerledik... dere bit kaybolup bir göründü... göz alabildiğince yeşil orman ve masmavi gökyüzü ve dere... bu yer sanki cennetten bir parça gibi... atlarımızı derenin göl olduğu düzlüğün oradaki ağaçlardan birine bağladık... manzara mükemmel görünüyordu... atlardan inip, gölün tam karşısına oturduk...
ellerimi sıkıca tuttu... "ellerini doyasıya tutmak, hiç bırakmak istemiyorum... çünkü tapınakta bu elleri tutamayacağım..." başımı önüme eğdim gülümsedim... kalbim yerinden çıkacakmış gibi çarpıyor... "ileride ne olacak...?""kalbim değişmediği sürece gerisi önemli değil...""ben babamı arayacağım, sen de görevini yerine getirmek için gideceksin... o zaman...""babanı beraber arayacağız... görev bile olmuş olsa, seni asla geride bırakmam... her zaman bu elleri sıkıca tutacağım...""ya bir gün kalbin değişirse...?""kalbim atmayı unuttuğu gün değişir ancak... neden bu kadar karamsarsın eun...?""hiçbir mutluluğun uzun süremediğini biliyorum... bu yüzden korkuyorum... hesaplar çoğu zaman bozulur...""biz bunun böyel olmadığını ispatlayacağız... hayatta güçlü olan hesapları kurar... ve hesapları kuran biz olacağız eun..."
o yanımdayken her şeyin üstesinden gelebilecekmişim gibi hissediyorum... inanıyorum, bu sefer hesapları kuran taraf biz olacağız...
***aylar geçiyor ve ben her gün biraz daha güçleniyorum... artık kılıç, ok, bıçak kullanmada iyice ustalaştım... ama hala kat etmem gerek uzun bir yol var... bu yolda song hep benim yanımda olacak, buna inanıyorum... song sürekli yanımda ve beni sürekli koruyor... sırrımın açığa çıkmaması için elimizden geleni yapıyoruz... her gün diken üstünde yaşıyorum ama song un yanımda olaması endişelerimin çoğunu silip götürüyor... önceleri korkarak baktığım geleceğe şimdi gülümseyerek, güvenle bakıyorum... bütün geleceğe dair hayallerimde song var... songla beraber mutlu yaşamak...
---chun---
prenses maya önce haftalarca dairesinden çıkmadı... sarayda hasta olduğu söylentileri yayılıp durdu... halbuki benimle konuşurken çok sağlıklı görünüyordu... içten içe onun için üzüldüm... keşke elimden bir şeyler gelse diye düşündüm... ama ben sadece bir muhafızım... prenses için üzülmek benim haddime bile değil...
ama ne zaman başımı yastığa koysam, prensesin hayali gözlerimin önünden gitmiyor... onu hatırladıkça içim bir başka oluyor... bu daha önce yaşamadığım farklı bir duygu... düşüncelerden sıyrılıp, derin derin düşünüyorum... eun u sevdiğimi söylerken kendime hiç böyle olmamıştım... kalbim duygu karmaşası içinde sürüklenip gidiyor...
haftalar sonra prenses beni tekrar yanına çağırdı... bu sefer yine odasında görüştük onla...
her zamanki gibi çok güzel... uzun siyah saçları omuzların aşağı dökülmüş, saçlarında altın işlemeli ili zarif toka ve kulaklarında sallanan inci küpeler... kalbim hızlı hızlı atmaya başlıyor... chun, yerini ve haddini bilmelisin...
"kardeşinden hala bir haber alamadık...""evet efendim... anlıyorum...""diğer ihtimalleri göz önüne alıp, araştırmaya devam etmeleri emrini verdim...""diğer ihtimaller derken neyi kast ettiniz prenses hazretleri...?""ülke dışına çıkmış olması ve hayatta olmaması..." bunları söylerken gözlerime baktı... içim acıdı ama ilk zamanlardaki gibi kavrulup yanmadı... sanırım alışıyorum..."çok üzülmüş olmalısınız...""prenses hazretleri açıkça konuşmak gerekirse; ben bu yola eun u bulmak için çıktım... ama ne yazık ki, aylardır en ufak bir izine bile rastlamadım... insan kalbinin zamanla ihanet edebileceğini düşünmeye başlıyorum... zaman bir sel gibi önüne kattığı her şeyi silip götürüyor... ve artık eskisi kadar acı çekmiyorsunuz...""yanılıyorsunuz...""efendim...?""yanılıyorsunuz... gerçek sevgileri zaman yada mesafeler eskitemez... aksine daha da kuvvetlendirir... bence siz kalbinize tekrar sormalısınız, eun u gerçekten sevip sevmediğinizi...""...""kalbinize en ufak bir şüphe bile düşmüşse, gerçekten sevdiğinizi söyleyemezsiniz...""haddimi aşarak soruyorum efendim... gerçekten sevmek nedir peki...?""evet haddinizi aşıyorsunuz... ama yine de söyleyeyim... gerçekten sevmek, imkansız olduğunu bildiğiniz halde vazgeçmemektir..."
söylediği sizler kalbime bir bıçak gibi saplandı... aylardır kendime itiraf edemediğim şeyleri prensesin ağzından duymak gerçekten çok acı verici...
---song---
"dede, buraya neden geldin...?""artık vakit geldi...""neyin...?!""intikam almanın... toparlan burdan gidiyoruz...""ben hiçbir yere gitmiyorum dede... henüz eğitimimi tamamlamadım bile... bu halde nasıl gidebilirim...""burda alman gereken eğitimi yeterice aldın... bundan sonrasını gizli bir şekilde alacaksın...""dede ben gitmek istemiyorum...""ailenin kanını öylece yerde mi bırakacaksın...?!""hayır... ama bana biraz izin ver... hemen gidemem...""daha fazla vakit kaybedemeyiz... karşı taraf hazırlıklarını son sürat devam ettiriyor ve emanetin olduğu yeri bulmak üzereyiz...""dede...!""seni buraya bağlayan, ailenin kanından daha önemli ne var...!?"
not: diğer bölümlere profilimden de ulaşabilirsiniz... iyi okumalar...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder