14. Bölüm
"tamam dede... bana bir hafta izin ver...""song şimdi gitmek zorundayız...""o zaman yanımda birini daha götürmeme izin ver...""song...! biz gezmeye gitmiyoruz...! burdan çıkar çıkmaz izini kaybettireceğiz...!""bunu bana şimdi mi söylüyorsun dede...?! durduk yere ortaya çıktın ve gitmem gerektiğini söylüyorsun...! sorumluluklarımın farkındayım, bundan kaçmıyorum. bana sadece izin ver, bu kadar zor mu...?!"
dedem durdu, sinirli halinin yerini koyu bir keder kapladı..."izini buldular... eğer şimdi gitmezsen bir daha hiç şansın olmayacak...""ama...""her şeyi toparladık... bu gün gidiyoruz...""birden bire, nasıl...?""oldu işte... zamanımız yok... gitmek zorundayız...""birini daha götüreceğim yanımda...""ölmesini göze alabiliyorsan, getir durma... bu yol boyunca bir çok kişiyi feda edeceğiz... dayanıksız olanlar elenecekler... eğer bu dediğin kişi bu işin altından kalkamayacaksa, kanına girme... bırak... "
dedemin söyledikleri bıçak gibi kalbime saplandı... işler ne zaman bu hale gelmeye başladı...? allahım tam bir çıkmazın içindeyim... gitmek zorundayım ama eun u burda nasıl bırakırım, hemde hiç bir şey söylemeden...? yanımda götürmek istesem... hayır onun hayatını riske atamam... o henüz bir savaşçı bile değil... ama burda bırakamam onu... eun...
"dede o zaman bana bir söz ver...""ne sözü...?""işler yoluna girdiğinde, izimizi kaybettirdiğimizde bana izin vereceksin...""ne için izin istiyorsun benden...?""bahsettiğim kişiyi yanıma alacağım... ama hiç itiraz edilmeyecek...""karın olmasını mı istiyorsun...?""evet... ben seçimi yaptım, buna itiraz edilmeyecek...""tamam... işler yoluna girdiğinde istediğini yapmana izin vereceğim...""bana beş dakika izin verebilir misin...?""neden...?""son bir işim var...""çabuk ol..."
**"dong...! nerdesin...? hey...! dong u gördün mü...?""hayır, ben görmedim...""bende...""ya sen...?""bende görmedim... hep senin yanında olurdu...""dong..."
"hey jung...""evet...""dong u görüsen, beni affetmesini söyle... beklesin sadece beklesin... bir gün mutlaka geleceğimi söyle... sakın unutma, mutlaka söyle ona""tamam dostum iletirim...""teşekkür ederim, çok teşekkür ederim..."
***
atımın üzerine atladım, yanımızdaki adamlarla beraber dört nala koşuyoruz... arada bir arkaya dönüp bakıyorum, ufukta kaybolan dangyi tapınağının çatısı görüyorum... beni bekle eun, bir gün mutlaka geri döneceğim... o zamana kadar lütfen bekle... beni affet... keşke bir yolu olsaydı, senide yanımda götürebilmemin bir yolu...
---eun-dong---
off bu ustada çok sıkıcı... bir saat boyunca bana raflara kitap yerleştirtti... ben çöm değilim ki artık bu işleri bana yaptırsın...? bazen burdakileri çözmek çok zor oluyor... song beni nasıl meral etmiştir... tabi birden kayboldum yanından... bende olsam, merak ederdim... bu gün yine kılıç çalışacağız... bakıyım, kol kaslarım gerçekten çok iyi... bu gün onu şaşırtayım da görsün...
hızla odaya bakıyorum... ama kimse yok... muhtemelen geniş avluda beni bekliyordur... burda da yok.. nereye gitti acaba...? halbuki antrenman saatlerini hiç kaçırmazdı, bir sorun mu var acaba...?
koca tapınağı didik didik aradım ama bulamadım... hatta hep çıktımız, konuştuğumuz, ağaçlı tepeye bile baktım yok...
"hey... song u gördün mü...""hayır...""sen gördün mü...? sabahtan beri ulaşamıyorum ona..""hayır bende görmedim...""ben de görmedim onu..."
"aa evet ben gördüm onu...""sahi mi, nerde peki...?""tapınağın bahçesinde seni arıyordu bir ara...""ne zaman...?""öğlen... daha grup dersi başlamadan...""ben o sıra ustanın yanındaydım... peki size bir şey söylemedi mi...?""hayır...""sen peki..? sana bir şey söylemedi mi...?!""yo..."
song nerdesin...? saatlerdir araıyorum... içimi derin bir korku kaplamaya başladı... başına bir şey gelmesinden korkuyorum... beni aramış, hem de ben ustanın yanındayken... kesin bir sorun var... ama birine mutlaka bir şeyler söylemiş olası gerek...
"heyy, song u görün mü...?""aa evet gördüm...""nerde...?""tapınağın arka kapısında gördüm onu...""tapınağın arka kapısında mı...?""evet. yaşlı biriyle konuşurdu... çok telaşlı görünüyordu... sonra atına atlayıp, gitti...""nereye...?!""kasabanın sağına düşen yolu takip edip gittiler...""peki sana bir şey söylemedi mi...?!""ben uzaktaydım zaten... beni görmemiştir bile...""tamam sağol..."
song gitmiş mi...? kesin önemli bir sorun var... biriyle mutlaka konuşmuş olmalı... bana bir haber vermeden gidemez... bu imkansız... song lütfen kötü bir şey olmasın...
tapınağın arka kapısına doğru koşarak ilerliyorum... kalbim koca bir taşın altında eziliyormuş gibi... kötü bir şey olmasın diye defalarca dua ediyorum.. allahım lütfen kötü bir şey olmasın lütfen... tapınağın dışındayım... kasabanın sağına düşen yolu görebilen bir tepe buluyorum... bekliyorum... song un gelişini bekliyorum...
---chun---
prenses çok haklı... ben eun u gerçekten sevmedim... gerçekten sevmiş olsaydım, başımı yastığa koyduğumda hep onun hayalini görürdüm... prensesi gördüğümde kalbimin atmasına mani olurdum... ben gerçekten sevmedim... kendimden nefret ediyorum...
---maya---
"efendim girebilir miyiz...?""tabi girin lütfen..." içeri askerlerden sorumlu bir bakan yardımcısıyla, muhafız alayının baş sorumlusu girdiler... karşımda eğildikten sonra bende usulca selamladım ve önümde duran masaya oturmalarını işaret ettim...
"efendim, muhafızlarınızla ilgili olarak konuşmak istiyoruz...""tabi... konuşun lütfen...""muhafız olarak yetiştirilen kişilerden birinin performansını çok beğendik... eğer sizinde izniniz olursa, onu özel ekibe almak istiyoruz...""kimden bahsediyorsunuz...?""muhafız chun, efendim..."
içime derin bir acı çöktü... chun u ya muhafızım olarak yanımda tutacağım ve her gördüğümde acı çekeceğim... yada benden uzakta durmasını sağlayacağım... bu benim önüme konulmuş belki de en iyi fırsat... ama kalbime söz geçirmekte zorlanıyorum... kendimi toparlamalıyım... ya hep, ya hiç...
bunun çok uzadığını düşünüyorum artık ve chun u özel ekibe almaları için izin veriyorum... kendi kendime chun u gerçekten sevmemeyi umuyorum... çünkü zaman gerçek olmayan sevgileri silip süpürür...
---eun-dong---günlerdir song un yolunu gözlüyorum... hep aynı tepede duruyorum... burdan güneşin doğuşunu ve batışını izliyorum sessizce... gece karanlık çökünce istemeye istemeye boş odamıza dönüyorum... sensiz o kadar çirkin görünüyor ki gözüme her şey... hiç bir şeyin tadı yok gibi... duramıyorum o yüzden tapınakta, güneş doğmadan yine buraya geliyorum... tapınaktan azar yemek yada kovulmak umurumda bile değil... sen gelene kadar burada bekleyeceğim... ve sana bana neden haber vermeden gittiğinin hesabını soracağım... song nerdesin...? neden hala dönmüyorsun...?
gece oldu yine... istemeye istemeye ayaklarım beni tapınağa götürüyor... bahçede birine rastlıyorum..."dong sen hasta mısın...? günlerdir o tepede neden song u bekliyorsun...?""geri dönüşünü bekliyorum...""kendine gel song... dong gitti bir daha gelmez...""hayır geri dönecek, dönmek zorunda...!""o usta bir dövüşçü, fırsatını bulunca zaten gidecekti... bu zamana kadar gelmediyse bir daha gelmez o...! ""hayır, gelecek...!""sen onu bu kadar önemserken o neden bir haber bile vermeden çekip gitti peki...!"
tüm sinir sistemin alt üst oldu... aklımın ucundan geçmesine bile izin vermediğim düşünceler ete kemiğe bürünüp karşımda geçip konuşuyordu... ellerim ayaklarım titremeye başladı... bağırarak üzerine atladım... hiçbir şey düşünemiyorum... kulağımda sadece kendi bağırtım, üzerine atladığım çocuğun haykırışları ve kalbimdeki derin acı var...
"kendinize gelin...! ne yapıyorsunuz burada...!"
biri beni kuvvetlice yere savurdu... savrulmanın etkisiyle kendime gelmeye başladım... etrafımda bir sürü öğrenci ve karşımda bana sinirli sinirli bakan ustam... gözlerimi karşıdaki perişan haldeki çocuğa çeviriyorum... durumu çok kötü... ağzı gözü kan içinde kalmış, üstü başı toz toprak içinde... bunu gerçekten ben mi yaptım...?!
"ne oluyor burda...!? biri çabuk bana anlatsın..."
çocuk ağzından kanları akıta akıta konuşmaya başladı... kulaklarım çınlamaya başlıyor... gözlerimin görüğü tek şey bana sinirli sinirli bakan ustam oluyor... karanlık...
***
gözlerimi açıyorum... etrafa göz gezdiriyorum... burası tapınağın revirinden başka bir yer değil... karşımda tapınağın doktoru aynı zamanda ustası olan kişi duruyor... bana sinirli sinirli bakmaya devam ediyor... o geceki gibi... yavaşça doğruluyorum... üzerine uzandığım yataktan aşağı doğru iniyorum...
aklıma o gece yaptıklarım geliyor utanıyorum... saygıyla başımı öne eğiyorum ve "özür dilerim efendim...""özür dilemen gereken başka şeylerde var...""?!""önce gerçek adından başlayalım..."
"tamam dede... bana bir hafta izin ver...""song şimdi gitmek zorundayız...""o zaman yanımda birini daha götürmeme izin ver...""song...! biz gezmeye gitmiyoruz...! burdan çıkar çıkmaz izini kaybettireceğiz...!""bunu bana şimdi mi söylüyorsun dede...?! durduk yere ortaya çıktın ve gitmem gerektiğini söylüyorsun...! sorumluluklarımın farkındayım, bundan kaçmıyorum. bana sadece izin ver, bu kadar zor mu...?!"
dedem durdu, sinirli halinin yerini koyu bir keder kapladı..."izini buldular... eğer şimdi gitmezsen bir daha hiç şansın olmayacak...""ama...""her şeyi toparladık... bu gün gidiyoruz...""birden bire, nasıl...?""oldu işte... zamanımız yok... gitmek zorundayız...""birini daha götüreceğim yanımda...""ölmesini göze alabiliyorsan, getir durma... bu yol boyunca bir çok kişiyi feda edeceğiz... dayanıksız olanlar elenecekler... eğer bu dediğin kişi bu işin altından kalkamayacaksa, kanına girme... bırak... "
dedemin söyledikleri bıçak gibi kalbime saplandı... işler ne zaman bu hale gelmeye başladı...? allahım tam bir çıkmazın içindeyim... gitmek zorundayım ama eun u burda nasıl bırakırım, hemde hiç bir şey söylemeden...? yanımda götürmek istesem... hayır onun hayatını riske atamam... o henüz bir savaşçı bile değil... ama burda bırakamam onu... eun...
"dede o zaman bana bir söz ver...""ne sözü...?""işler yoluna girdiğinde, izimizi kaybettirdiğimizde bana izin vereceksin...""ne için izin istiyorsun benden...?""bahsettiğim kişiyi yanıma alacağım... ama hiç itiraz edilmeyecek...""karın olmasını mı istiyorsun...?""evet... ben seçimi yaptım, buna itiraz edilmeyecek...""tamam... işler yoluna girdiğinde istediğini yapmana izin vereceğim...""bana beş dakika izin verebilir misin...?""neden...?""son bir işim var...""çabuk ol..."
**"dong...! nerdesin...? hey...! dong u gördün mü...?""hayır, ben görmedim...""bende...""ya sen...?""bende görmedim... hep senin yanında olurdu...""dong..."
"hey jung...""evet...""dong u görüsen, beni affetmesini söyle... beklesin sadece beklesin... bir gün mutlaka geleceğimi söyle... sakın unutma, mutlaka söyle ona""tamam dostum iletirim...""teşekkür ederim, çok teşekkür ederim..."
***
atımın üzerine atladım, yanımızdaki adamlarla beraber dört nala koşuyoruz... arada bir arkaya dönüp bakıyorum, ufukta kaybolan dangyi tapınağının çatısı görüyorum... beni bekle eun, bir gün mutlaka geri döneceğim... o zamana kadar lütfen bekle... beni affet... keşke bir yolu olsaydı, senide yanımda götürebilmemin bir yolu...
---eun-dong---
off bu ustada çok sıkıcı... bir saat boyunca bana raflara kitap yerleştirtti... ben çöm değilim ki artık bu işleri bana yaptırsın...? bazen burdakileri çözmek çok zor oluyor... song beni nasıl meral etmiştir... tabi birden kayboldum yanından... bende olsam, merak ederdim... bu gün yine kılıç çalışacağız... bakıyım, kol kaslarım gerçekten çok iyi... bu gün onu şaşırtayım da görsün...
hızla odaya bakıyorum... ama kimse yok... muhtemelen geniş avluda beni bekliyordur... burda da yok.. nereye gitti acaba...? halbuki antrenman saatlerini hiç kaçırmazdı, bir sorun mu var acaba...?
koca tapınağı didik didik aradım ama bulamadım... hatta hep çıktımız, konuştuğumuz, ağaçlı tepeye bile baktım yok...
"hey... song u gördün mü...""hayır...""sen gördün mü...? sabahtan beri ulaşamıyorum ona..""hayır bende görmedim...""ben de görmedim onu..."
"aa evet ben gördüm onu...""sahi mi, nerde peki...?""tapınağın bahçesinde seni arıyordu bir ara...""ne zaman...?""öğlen... daha grup dersi başlamadan...""ben o sıra ustanın yanındaydım... peki size bir şey söylemedi mi...?""hayır...""sen peki..? sana bir şey söylemedi mi...?!""yo..."
song nerdesin...? saatlerdir araıyorum... içimi derin bir korku kaplamaya başladı... başına bir şey gelmesinden korkuyorum... beni aramış, hem de ben ustanın yanındayken... kesin bir sorun var... ama birine mutlaka bir şeyler söylemiş olası gerek...
"heyy, song u görün mü...?""aa evet gördüm...""nerde...?""tapınağın arka kapısında gördüm onu...""tapınağın arka kapısında mı...?""evet. yaşlı biriyle konuşurdu... çok telaşlı görünüyordu... sonra atına atlayıp, gitti...""nereye...?!""kasabanın sağına düşen yolu takip edip gittiler...""peki sana bir şey söylemedi mi...?!""ben uzaktaydım zaten... beni görmemiştir bile...""tamam sağol..."
song gitmiş mi...? kesin önemli bir sorun var... biriyle mutlaka konuşmuş olmalı... bana bir haber vermeden gidemez... bu imkansız... song lütfen kötü bir şey olmasın...
tapınağın arka kapısına doğru koşarak ilerliyorum... kalbim koca bir taşın altında eziliyormuş gibi... kötü bir şey olmasın diye defalarca dua ediyorum.. allahım lütfen kötü bir şey olmasın lütfen... tapınağın dışındayım... kasabanın sağına düşen yolu görebilen bir tepe buluyorum... bekliyorum... song un gelişini bekliyorum...
---chun---
prenses çok haklı... ben eun u gerçekten sevmedim... gerçekten sevmiş olsaydım, başımı yastığa koyduğumda hep onun hayalini görürdüm... prensesi gördüğümde kalbimin atmasına mani olurdum... ben gerçekten sevmedim... kendimden nefret ediyorum...
---maya---
"efendim girebilir miyiz...?""tabi girin lütfen..." içeri askerlerden sorumlu bir bakan yardımcısıyla, muhafız alayının baş sorumlusu girdiler... karşımda eğildikten sonra bende usulca selamladım ve önümde duran masaya oturmalarını işaret ettim...
"efendim, muhafızlarınızla ilgili olarak konuşmak istiyoruz...""tabi... konuşun lütfen...""muhafız olarak yetiştirilen kişilerden birinin performansını çok beğendik... eğer sizinde izniniz olursa, onu özel ekibe almak istiyoruz...""kimden bahsediyorsunuz...?""muhafız chun, efendim..."
içime derin bir acı çöktü... chun u ya muhafızım olarak yanımda tutacağım ve her gördüğümde acı çekeceğim... yada benden uzakta durmasını sağlayacağım... bu benim önüme konulmuş belki de en iyi fırsat... ama kalbime söz geçirmekte zorlanıyorum... kendimi toparlamalıyım... ya hep, ya hiç...
bunun çok uzadığını düşünüyorum artık ve chun u özel ekibe almaları için izin veriyorum... kendi kendime chun u gerçekten sevmemeyi umuyorum... çünkü zaman gerçek olmayan sevgileri silip süpürür...
---eun-dong---günlerdir song un yolunu gözlüyorum... hep aynı tepede duruyorum... burdan güneşin doğuşunu ve batışını izliyorum sessizce... gece karanlık çökünce istemeye istemeye boş odamıza dönüyorum... sensiz o kadar çirkin görünüyor ki gözüme her şey... hiç bir şeyin tadı yok gibi... duramıyorum o yüzden tapınakta, güneş doğmadan yine buraya geliyorum... tapınaktan azar yemek yada kovulmak umurumda bile değil... sen gelene kadar burada bekleyeceğim... ve sana bana neden haber vermeden gittiğinin hesabını soracağım... song nerdesin...? neden hala dönmüyorsun...?
gece oldu yine... istemeye istemeye ayaklarım beni tapınağa götürüyor... bahçede birine rastlıyorum..."dong sen hasta mısın...? günlerdir o tepede neden song u bekliyorsun...?""geri dönüşünü bekliyorum...""kendine gel song... dong gitti bir daha gelmez...""hayır geri dönecek, dönmek zorunda...!""o usta bir dövüşçü, fırsatını bulunca zaten gidecekti... bu zamana kadar gelmediyse bir daha gelmez o...! ""hayır, gelecek...!""sen onu bu kadar önemserken o neden bir haber bile vermeden çekip gitti peki...!"
tüm sinir sistemin alt üst oldu... aklımın ucundan geçmesine bile izin vermediğim düşünceler ete kemiğe bürünüp karşımda geçip konuşuyordu... ellerim ayaklarım titremeye başladı... bağırarak üzerine atladım... hiçbir şey düşünemiyorum... kulağımda sadece kendi bağırtım, üzerine atladığım çocuğun haykırışları ve kalbimdeki derin acı var...
"kendinize gelin...! ne yapıyorsunuz burada...!"
biri beni kuvvetlice yere savurdu... savrulmanın etkisiyle kendime gelmeye başladım... etrafımda bir sürü öğrenci ve karşımda bana sinirli sinirli bakan ustam... gözlerimi karşıdaki perişan haldeki çocuğa çeviriyorum... durumu çok kötü... ağzı gözü kan içinde kalmış, üstü başı toz toprak içinde... bunu gerçekten ben mi yaptım...?!
"ne oluyor burda...!? biri çabuk bana anlatsın..."
çocuk ağzından kanları akıta akıta konuşmaya başladı... kulaklarım çınlamaya başlıyor... gözlerimin görüğü tek şey bana sinirli sinirli bakan ustam oluyor... karanlık...
***
gözlerimi açıyorum... etrafa göz gezdiriyorum... burası tapınağın revirinden başka bir yer değil... karşımda tapınağın doktoru aynı zamanda ustası olan kişi duruyor... bana sinirli sinirli bakmaya devam ediyor... o geceki gibi... yavaşça doğruluyorum... üzerine uzandığım yataktan aşağı doğru iniyorum...
aklıma o gece yaptıklarım geliyor utanıyorum... saygıyla başımı öne eğiyorum ve "özür dilerim efendim...""özür dilemen gereken başka şeylerde var...""?!""önce gerçek adından başlayalım..."

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder