6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (15. Bölüm)





15. Bölüm


"önce gerçek adından başlayalım...""anlamadım efendim...""gerçek adın...""ben..." lafımı kesit ve devam etti,"yıllardır burda doktorluk yapıyorum... daha bayıldığında nabzına bakar bakmaz bir kız olduğunu anladım... daha fazla yalana gerek yok... neden burdasın...?"



neyi inkar edebilirim ki... her şey ortaya çıktı... burada daha fazla kalamam... beni buraya bağlayan hiçbir şey kalmadı artık... song gitti... bana tek bir laf bile etmeden gitti...



"öğreneceğiniz kadar şeyi öğrenmişsiniz zaten... evet ben bir kızım... buraya bir yalanın arkasına saklanıp geldim... merak etmeyin, eşyalarımı toplar giderim burdan..."



"elbette gideceksin..." gözlerinin içine baktım... bana iğrenç bir suçlu gibi bakıyordu... o an ustamdan olmadığı kadar nefret ettim... yatağın üzerindeki yeleğimi alıp tam kapıya doğru gidecekken, birden bir adım atıp tam önümde durdu... gözlerinin içine dik dik bakarken söze başladı...



"ama önce bunu nerden aldığını söyle..."



gözlerim elinde sallanan ve bana ailemden kalan tek emanetim, kolyemde takılıp kaldı... ani bir refleskse elinde sallanan kolyeme uzandım, ama hemen çekti...



"onu bana verin...! lütfen...!""bunu nerden aldın...""o zaten bana ait...!""?" bana şüpheli bakan gözleri şimdi meraktan kocaman oldular..."o bana ailemden kalan tek şey...""ailen... baban..." adam ayakta kısa süreli bir şok geçirdikten sonra devam etti... gözlerinde hala şüpheyi görebiliyorum..."bana ailenden bahset...""babamı tanıyor musunuz yoksa...""bana ailenden bahset...!""... ben onları tanımıyorum... buraya uzak bir kasabadaki bir evin önüne bebekken bırakılmışım daha... bana onlardan kalan tek şey, şu an elinizde duruyor...""demek o sendin..."



adamın gözleri dolmaya başladı... ben şaşkınlıktan gözlerine bakıyorum... bana doğru hızla yaklaştı... sanki kırılmaya hazır bir bibloya dokunur gibi omuzlarımdan tuttu ve beni kalktığım yatağa tekrar otutturdu... hala ona bakıyorum... ben kimim...?



"demek sendin o... yıllarca seni aradık ama izine ulaşamadık..." adam derin bir nefes aldı, havaya baktı ve gözleri dolu dolu devam etti...



"sen tea min in kızısın demek... gözlerin annene ne kadar çok benziyor... ohh allahım, bu kadar değil de ne peki...?""annemi tanıyor musunuz...?!""evet..."



birden durdu ve, hemen ayağa kalkıp, pencereleri sıkıca kapatıp, dışarıyı kontrol etti... bu iş giderek garipleşmeye başlıyor... meraklı gözlerle adamın yerine oturmasını izledim ve sorgulayıcı gözlerle ona bakıyorum... devam etti...



"baban tea min... o benim en yakın dostumdu... beraber bu tapınakta büyüdük ve amacımız için beraber savaştık... baban çok usta bir dövüşçüydü... annen... ah yuva... gözlerin annene çok benziyor... neyse, annen gerçekten çok güzel ve zarif biriydi... baban için her şeyi geride bırakıp sarayı terk etti... evet, annen bir prensesti... prenses yuva... beraber amacımız için yıllarca uğraştık... ama bir gün... " derin bir nefes alıp devam etti... "annen sana hamileydi... baban anneni ve seni korumak için sizi uzaklara götürdü, gizli bir yere... ama hiç bir yer sonsuza kadar gizli kalamaz... yerinizi bulmuşlar... baban ve annen seni koruyabilmek için hayatlarını feda ettiler... biri, babana en yakın olan arkadaşlarından biri, seni gizlice kaçırmayı başarabildi... demek seni, o evin kapısına bırakmış öyle mi...? ah inanamıyorum... oda bize haber vermek için gelirken yolda öldürüldü ve senin izine uzun yıllar ulaşamadık... çok aradık seni, her yere baktık ama bulamadık seni..."



duyduklarımın şokunda olduğum yerde öylece kalakaldım... babam bir örgütün üyesi, annem ise bir prenses... bir amaç için hayatlarını kaybettiler... ben onları sonsuza kadar kaybettim demek... içimdeki son ümit kırıntıları da öylece yok olup gitti... şimdi yapayalnızım... içime büyük bir acı çöküp kaldı... artık herkes gibi normal bir hayatım olsun derken, bugün burada, son ümidimi de öyelece kaybettim...



"seni burdan göndermek zorundayım.. burada kalamazsın... başka bir yere, gizli bir yere göndermeliyim seni... ohh allahım hala inanamıyorum.. yıllardır aradığım çocuk, demek burnumun dibinde duruyordu öyle mi...?"



"ama..." lafımı kesti..."peki bu kolyeyi benden başka gören oldu mu...?""kayıt yapan ustadan ve song dan başak kimse görmedi...""usta kim mi gördü...?!""hayır, usta park..." derin bir nefes aldı ve devam etti..."burdan gitmelisin, her an kimliğin ortaya çıkabilir... burda durmak çok riskli... seni...""ben başka bir yere gitmeyeceğim... dışarda beni kimse tanımadan yaşayabilirim... ama bu kasabadan ayrılmayacağım...""neden...?""bitirmem gereken bir işim var...""hayır, buna izin veremem...! sen bana arkadaşımın emanetisin... yıllar sonra seni bulmuşken, seni kendi haline bırakamam..."durdu ve devam etti..."ailenin intikamını almayacak mısın...?"



intikam... ailemi öldürenlerden intikam almak... bunu düşünmemiştim... beni yıllardır ailemden ayıran, acı dolu yıllar geçirmeme neden olan insanları bulup onlardan intikam almak...



"hayır...""ne...?!""ben sıradan normal bir hayat yaşamak istiyorum...""ailenin kanını yerde mi bırakacaksın, senin korumak için hayatlarını kaybeden ailenin...!""intikam, kan ve göz yaşından başka ne verir ki insana...?! ailem yeterince acı çektiler, ve ben de yeterince acı çektim... istemiyorum, sadece sıradan bir hayat yaşamak istiyorum...







bana acınası gözlerle baktı... devam etti...



"annen ve babanı ne halde bulduk, bilmek ister misin...!""hayır, duymak istemiyorum...!""çünkü korkuyorsun... yazık, çok yazık...! annen ve baban senin gibi bir evlatları olduğunu bilselerdi, utançlarından ölürlerdi... daha kendi kanına sahip çıkmayan bir evladı kim ister ki...! taşıdığın kandan utanmalısın... çok yazık...""yeter...!"



**kendimi, song la beraber oturduğumuz, tapınağın arka bahçesindeki büyük ağacın altına bırakıyorum... koşarak uzaklaştım o iğrenç revirden... duyduklarım zihnimde yankılanıp duruyor... kafamda yankılanan bu bin bir türlü seslerin içinden sıyrılıp çıkmıyorum.... canım çok yanıyor... başımı dizlerimin üzerine bırakıyor ve ağlıyorum... içimdeki tüm zehri dökercesine... ağladıkça daha çok açılıyorum, ama canım daha da çok yanıyor... uzun zamandır ağlamadığımı düşünüyorum... en son chun un bana verdiği hediyeleri ağacımızın altına gömerken ağlamıştım... şimdi yeminimi bozuyorum ve tüm gücümle ağlıyorum... o zaman çekitiğim acı ile şimdiki arasında çok büyük fark var... düşünüyorum, ben asıl şimdi acı çekiyorum...



son bana bir haber bile bırakmadan öylece çekip gitti... beni yapayalnız bir başıma bırakıp öylece gitti... ellerimi asla bırakmayacağını söyledi ama gitti... ona deli gibi kızıyorum... geçerli bir sebebinin olmuş olması bile üzüntümü gideremiyor... onu deli gibi seviyorum ama yine deli gibi kızıyorum ona... hem severken hem de kızmak canımı daha da çok yakıyor...



tüm bu acılarımın içinde ailemi öğreniyorum... aslında kimin çocuğu olduğumu, annem ve babamın gerçek kimliklerini öğreniyorum... sıcak yuva hayallerim tuzla buz olurken, içimin yangını kat be kat artarken bana, intikam almam gerektiği söyleniyor... aileme layık bir evlat olamam, benim için hayatlarını kaybeden ailemin öcünü almam söyleniyor... hangisine üzüleyim biliyorum, ailemi sonsuza dek kaybetmiş olmama mı, yoksa vicdansızca katledilişlerine mi...? yoksa kendi acınası kaderime mi...? hangisine...?!



canım çok yanıyor...



***



"dong..."



günledir, song un gittiği yolu gören tepenin orda song bekliyorum... beni düşüncelerimden bölen ustanın sesi oldu... başımda bana üzgün gözlerle bakıyor...



"dong...""....""daha ne kadar zaman bu tepede duracaksın...?""kapanmamış bir hesabım var...""seni anlıyorum...""neyi anlıyorsunuz... hayır beni anlayamazsınız, beni kimse anlayamaz..." "hayatına böyle, bir zavallı gibi mi devam etmek istiyorsun...?!"



hızla ayağa kalktım nefret dolu gözlerle ona baktım...



"maden zavallıyım, o zaman beni kendi halime bırakın...!""song seviyorsun..."



söylediği sözlerle birden irkildim, olduğum yerde kala kaldım... ne tepki vereceğimi bilemedim... "evet onu seviyorsun... onu bu tepenin başında bekleyerek bulmazsın...!""gelecek... biliyorum...""ama ne zaman...?!""gelecek...!!!""kendini toparlamalısın... onu bu şekilde bulaman imkansız... ama ben...""siz...""ona ulaşabilirim..."



kocaman gözlerle ona bakıyorum... gözlerinin içine... orada yalan mı yokda geçek mi gizli görmeye çalışıyorum...



"evet, onu bulabilirim...""karşılığında...""karşılığı yok... sen bana arkadaşımdan emanetsin... sana yalan söylemem, seni bu durumda da bırakamam... song u bulmaya çalışacağım... söz veriyorum...""...""bana güvenmeye bilirsin... haklısın da... hiçbir şey söyleme... sadece düşün...""onu gerçekten bulabilir misiniz...?""örgütün çok derin bağlantıları var..."



bana veda edip, tepen ayrıldı... şimdi yeni bir çıkmazın içindeyim... ustama gerçekten güvenebilir miyim...? babamı bu kadar iyi tanırken, bana karşılık beklemeden yardım edeceğini söyleyen birine inanabilir miyim...? buralarda karşılıksız hiçbir şey olmaz... beni vicdan azabıyla sıkıştırıp, ailemin yarım bıraktığı işi tamamlatmaya çalışıyor... arkasındaki niyeti çok rahat anlayabiliyorum... ama peki bunu kabul etmezsem... belki yıllarca, bu tepede amaçsızca song u beklemek zorunda kalacağım... ve her geçen gün vicdan azabı içime biraz daha işleyecek...



***"usta...""evet, dong...""kabul ediyorum..."



---usta---



(eun revirde hasta yatarken)



"usta...""evet jong...""usta dongla görüşmek zorundayım... o nasıl iyi mi...?""evet iyi, biraz önce uyandı... ne söyleyeceksin ona...?""song dan bir haber iletmem gerek ona... içeri girebilir miyim...?""hala dinlenmesi gerek, sen bana söyle, ben iletirim uyanınca..."



***



çok özür dilerim dong... inan bana çok üzgünüm ama bunu yapmaktan başka çarem yok... bu yapılması gereken, sıyrılıp içinden çıkılabilecek bir vazife değil... hele annen ve baban bu uğurda canlarını vermişken... ne olursa olsun, bu yolda sana engel olacak şeyleri ortandan kaldırmak zorundayım... hele aşk, bu yolda asla olmaması gereken şey...



***



"efendim, jung hakkında bir teklifte bulunmak istiyorum...""evet buyrun lütfen..."dang yi tapınağında alması gereken eğitimi aldığını ve beksa bölgesine gönderilmesi gerektiğini düşünüyorum... kararı bilgilerinize sunuyorum..."



...





"karar kabul edildi...."



don gerçekten çok üzgünüm...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder