6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (16. Bölüm)

16. Bölüm


her şeyi geride bırakıp gidiyorum... atıma üzerinde hızla tapınaktan uzaklaşırken, dolu dolu gözlerle en güzel hatıralarımı geçirdiğim bu en özel yere veda ediyorum... evden ayrılışımda bile bu kadar acı çekmemiştim... bohçamı alıp yola düşerken bu kadar çok düşünmemiştim geride bıraktıklarımı... şimdi yanımda kılıcımı ve yaralı kalbimi taşıyorum sadece...



intikam almak için yola düştüm... babamı ve annemi katleden vicdansızlardan intikam almak için... kendi hayatımı düşünüyorum... bir kış günü bir sığıntı olarak başlayan hayatıma şimdi bir suikastçı olarak devam ediyorum... sahi ne değişti bunca zaman içinde... beni eun olmaktan rüzgar olmaya getiren olaylar zinciri nasıl bu hale geldi...?



artık yeni adım rüzgar... başka bir kimlikle başka bir yere doğru yola çıkıyorum... önce eun dum, sonra dong şimdi rüzgarım... ikinci kez adımı kaybediyorum, ve ikinci kez yeni bir kimliğin içine giriyorum... hayatta kendi kararlarımı vermiş gibi görünsem de, aslında bana ait olan tek bir kararım bile yok... şimdi bile benim üzerime yapıştılmış bir kimliğin yapması gerekn işi yapmak için yola çıkıyorum... ben bu yolları kan dökmek için yürüyorum... tanımadığım, daha önce hiç görmediğim ama sırf karşı gruplarda olduğu için ölmeyi hak ettiğini düşündüğüm insanların canını almak için gidiyorum bu yolu... ne hale geldiğimi düşünüyorum... bir bıçağı bile elime alırken tereddüt eden ben, can almak için gidiyorum...



hayat çok acımasız ve zalimsin.. bu yüzden senden nefret ediyorum... ama senin oyununun kurallarını oynamak zorunda kaldığım için en çok kendimden nefret ediyorum...



bu yolun sonunda, gerçekten özgür olamayı diliyorum... bu sefer gerçekten, kimsenin bana diretmediği bir seçimimin olmasını diliyorum... canım yanmadı pahasına... işte o zaman asıl kimliğimi bulacağımı umuyorum...



### aradan bir yıl geçer###



rüzgar artık usta bir suikastçısong usta bir suikastçıchun özel birim başkanımaya hala bir prenses...



---maya---



bu dört duvar arasında hala sahte bir mutluluğu yaşıyorum... her günün bir önceki günden farkı yok... arada bir bana evlilik teklifleri geliyor ama her defasında başka bir bahaneler bulup geri çeviriyorum... aklıma chun a söylediğim sözler geliyor... "gerçek sevgi zaman ve mesafelere karşı koyabilendir..." chun u gerçekten sevmemiş olmamayı dilerken, her geçen gün içimdeki ateş biraz daha büyüyor... buna bir türlü engel olamıyorum ve bu kadar zayıf olduğum için kendimi suçluyorum... onu ne zaman görsem yüzümü çevirmeye çalışıyorum ama kalbim ona bakmaya, onu sevmeye hala devam ediyor... imkansız bir aşk bu... zehirli sarmaşık gibi günden güne içime işleyen... kökünden söküp atılması gereken ama benim buna gücüm yetmiyor...



---chun---



artık özel birimin başkanıyım... kısa sürede buaralara kadar çıkmamdaki tek etken artık tamamen duygularım sıyrılmış olamam... içimde merhamet, şefkat ve sevgi namına hiçbir şey kalmadı.. sadece prenses maya ya olan duygularım dışında... aslında beni bu hale getiren bir yılda bu kadar çabuk değişmeme neden olan prenses maya... ona olan duygularım... onu imkansız bir aşkla severken, kendimden sürekli nefret ettim... ona uzak oluşumdan ve dünyanın bu acımasız kurallarından... ben bir başkan olabilirim ama hala aramızda aşılması imkansız duvarlar var... onu ne zaman görsem tüm sistemin alt üst oluyor... kalbim ona duygularımı söylemek için deli gibi kıvranırken, buna hadimin olmaması gerçeği beni yıkıyor... hem kendimden hem de bu dünyadan nefret ediyorum... haklıydı... gerçek sevgi zaman ve mekana karşı koyabilendi...



---song---



koca bir yıl boyunca ordan oraya sürüklendik, karargah kurduk, bilgi topladık, adam kaybettik... hayatımda ilk defa adam öldürdüm... bunun nasıl bir duygu olduğunu tarif etmek imkansız...



önceleri pratik için elinize aldığınız kılıç bir gün birinin bedeninden geçiyor ve kılıcınız kana bulanıyor... bunu ani bir tepki olarak yapıyorsunuz, çünkü bu işi kediniz yapmazsanız karşıdaki de acımadan size bunu yapacak... bu gerçek ve can korkusu insanın içindeki tüm insani duyguları silip atıyor... ölümden korkmadığını söyleyen insan yalan söyler... herkes korkar ölümden, çünkü sonrasını bilemezsin... insan bilediği şeyden korktuğu için ölümden korkar... ne kadar usta dövüşçü de olsan, sahaya ölebilme ihtimalini göz önüne alarak çıkarsın... bu berbat bir duygu...



ama ondan daha berbat olan gece yastığa başınızı koyduğunuzda öldürdüğünüz kişinin gözlerinin zihninizden silinmemesidir... bu yüzden öldürdüğüm kişilerin gözlerine bakamıyorum... ölümcül darbeden sonra gidiyorum...



kendimden nefret ediyorum, bana verilen bu görevden... başlarda intikam duygusunu meğer ne kadar basite almışım... birinin canına kıymayı ne kadar küçümsemişim... bu dünyanın en iğrenç en affedilmez şeyi... kendimden nefret ediyorum, kana bulanan ellerimden ve bana bu işi yaptıran bedenimden... kaçmak gitmek istiyorum ama bu bir kader... bir kere bulaştıktan sonra geri dönüşü yok bu işin... o kılıç bulunana kadar devam edecek bu katliam...



eun... onu bir kere bile görmeye gidemedim... bir kerecik bile fırsatım olmadı... onun merakından deliye dönüyorum ama karşısına nasıl çıkacağımı bilmiyorum... tertemiz ellerine kanlı ellerimi süremekten korkuyorum... bıraktığı song un bir başkası olduğunu görmesinden korkuyorum... eun lütfen biraz daha bekle... kılıç bulunduktan sonra her şey bitecek... işte o zaman seninle tertemiz bir sayfa açacağım... kirli olmayan, kan bulaşmamış bir sayfa...



---eun-dong-rüzgar---



koca bir yıl boyunca usta bir suikastçı olarak eğitildim... bana verilen görevleri yerine getirdim... ben artık bir katilim... her can alışımda biraz daha kendime güvenim gelmeye başladı, her kılıç darbesinde kılcı biraz daha sıkı tutmayı öğrendim... ve öldürdüğüm kişinin cesedini geride bırakıp yoluma devam etmeyi...



ben rüzgar... artık ne masum eun um, ne de korunmaya ihtiyacı olan dong... ben rüzgarım... bir katil, acımasız bir vampir... ama her kılıç darbesinde o kılıç benim kalbimden acımasızca geçiyor, akan her damla kan benim damarlarımdan gidiyor... cesedi geride bırakıyorum, çünkü ölümden çok, öldürdüğüm kişinin bana bakar gözlerinden korkuyorum...



aklıma kur atlamak için yaptığım dövüş geliyor... rakibi yere serdikten sonra elinden tutup, kalkmasına yardım edişim... ama şimdiki rakiplerime elimi vermiyorum, veremiyorum... duygularımdan sıyrılmış gibi görünsem de her gece başımı yastığa koyduğumda öldürdüğüm kişilerden af dileniyorum... ama en çok varlığına inandığım Yüce Yaratıcıdan... dua ediyorum beni affetmesi için... ellerimdeki kanı temizlemek için bana bir şans vermesi için...



song... defalarca tapınağın kapısını aşındırdım... ama her defasında kalbim kırık olarak geri döndüm... son üç aydır tapınağa gitmeye korkuyorum... hem kötü haberi almaktan hem de, song un karşında başka bir kişiyi bulmasından korkuyorum... ben artık bir katilim... ellerini tuttuğu, sıkıca sarıldığı masum temiz eun artık yok...



bu hayattan nefret ediyorum... ama hala bir şansım var... kılıç bulunduğunda o zaman tertemiz bir sayfa açabilirim...



az kaldı çok az kaldı kılıcı bulmamıza... bir tapınakta olduğunu biliyoruz, ama hangisi olduğunu bulamıyoruz... bu sona en yakın olduğumuz zamanlar... haytta kalmaktan çok song u bir kerecik olsun görmeyi diliyorum...



---song---



"dede artık izimiz tamamen kaybettirdik... bana bir haftalık izin ver...""hayır...! bu çok tehlikeli... buna izin veremem...""bana söz verdin dede...! izimizi kaybettirince gidebileceğime dair söz verdin...!""geri dönmeme ihtimalini göze alabiliyor musun peki...!""evet...!"



***



atıma atladım, eun lütfen biraz daha bekle geliyorum... dolunay yarıya döndüğünde orda olacağım... bekle...



---eun---



"usta sizden izin istiyorum...""ne izini rüzgar...?""tapınağa gitmem gerek... ayın on beşinde orda olmam gerek...""şu an çok sıkıntılı zamanlardan geçiyoruz rüzgar... bu yolculuk çok tehlikeli olacak... yanına adamlarını da al...""hayır efendim, tek başıma gitmek istiyorum... kalabalık giderek dikkat çekmemeliyiz...""pekala... "



atıma atlıyorum ve tapınağa gidiyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder