17. Bölüm
---maya---
son günlerde sarayda gizliden gizliye bir haber dolanıyor... yıllar önce sevdiği kişi uğruna sarayı terk eden teyzemin bir kızı varmış meğer... yıllar önce kapatılmış olan defterin sayfaları yeniden dalgalanmaya başlıyor... ve benim merakım gittikçe büyümeye başlıyor...
teyzemin hikayesini ilk duyduğumda çok şaşırmıştım... kim bu lüks hayatı tek kişi uğruna bırakıp gider ki derken, yıllar geçti ve şimdi teyzemin yaptığı şeyi gerçekten çok cesurca buluyorum... doğru olanı yaptığını düşünüyorum... sarayın iç yüzünü gördükten ve mutsuz ve yönlendirilen bir hayatı yaşarken bunu daha iyi anladım... ona imreniyorum ve sanırım kıskanıyorum....
onun hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim... nedeni sarayda uygulanan ambargo... dedem teyzemin adının sarayda anılmasını yasakladığından beri, hayatı bir sır olup çıktı... yaşıyor mu yoksa öldü mü doğru düzgün bilen yok... ama işin garip tarafı kızının şimdi usta bir dövüşçü olması... bu hikeye beni gittikçe daha da meraklandırıyor...
***
"sayın kraliçe hazretleri, anneciğim sizinle bir konuda görüşebilir miyim...?"
annem yine kendi konağında kendi işleriyle ilgileniyordu... ne çok isterdim teklifsiz, çat kapı odasına girebilmeyi, saatlerce dertleşebilmeyi... aslında anneme acımadan edemiyorum... onunda benden bir farkı yok... kurallar ve duvarla içinde ömür tüketiyoruz...
"elbette, seni diliyorum...""bu konu hakkında konuşulmaması gerektiğini biliyorum. ama merakıma engel olamıyorum...""anlat lütfen...""teyzem...""bu konu yıllar önce kapandı... konuşmanın bir lüzumu yok...""hayır anne, konuşmak istiyorum...""o ailesine ihanet edip, hayatını ne olduğu belli olmayan birinin peşine takılarak geçirdi ve ardında bir tek şey bile bırakmadan gitti...""öldüğünü bilmiyorum... ama kızı hala hayatta, sizin yeğeniniz...""benim öyle bir yeğenim yok...""ama oda aynı kanı taşıyor...""hayır...! lütfen, daha fazla konuşmak istemiyorum... beni yanlız bırabilir misin...?!"annemin sözleri çok keskindi... bu işi bu şekilde halledemeyeceğimi anlıyorum...
***
"bana özel birim başkanını çağırır mısınız...?""emredersiniz prenses hazretleri..."
odamda efendi chun u bekliyorum... kalbim adını ağzıma aldığımda dahi acıdan kıvranıyor... ama kendime olduğum konumu hatırlatıyorum... ben bir prensesim ve ne yazık ki teyzem kadar cesur değilim...
efendi chun un odaya girmesiyle doğruyorum yerimden... yarım bir gülümsemeyle karşıyorum ve oturması için yer gösteriyorum... aklıma chun u ilk gördüğüm zaman geliyor... o zamanlar yüzüne baktığımda az da olsa neler hissettiğini anlayabiliyordum... acısını, sevincini... şimdi yüzünde sanki kalın bir maske taşıyor... çözemiyorum onu... bu canımı hada da çok yakıyor...
"oturun lütfen...""teşekkür ederim... beni neden çağırdığınızı öğrenebilir miyim...?""evet... öncelikle bunun aramızda kalmasını istiyorum... yani diğer birimlerin haberi olmayacak... gizli bir iş...""anlıyorum efendim...""uzun zamandır sarayda hizmet veriyorsunuz ve ben size güvenebileceğimi düşünüyorum... bu yüzden bu görevi size veriyorum..."
konuştuğum her kelimede duygularımı açığa vurmaktan ölümüne korkuyorum... yüzümün kızardığını hissediyorum ama devam ediyorum...
"biri var... onu bulmanızı istiyorum..."
---chun---zaman ve mesafeler gerçek sevgiye zarar veremez, aksine güçlendirir... ama prensese ne zaman biraz daha yakın olsam bu sevgi içimi kor gibi yakmaya devam ediyor... bu gün bir şeyi öğrendim... prenses bana güvendiğini söyledi... bunu samimi olarak söylememiş olsa bile, benim hakkımdaki en ufak bir düşüncesi bile beni mutlu etmeye yetiyor... ben onun hayalini sürekli zihnimde canlı tutarken, onun beni iş için olsa bile düşünmesi çok güzel...
bana güveniyor, görevimi en iyi şekilde yerine getirmek zorundayım...
---song---
saatlerdir yol gidiyorum... eun la karşılaşacak olma düşüncesi bana hem büyük bir sevinç hem de dayanılmaz bir acı veriyor... onun karşısına eski song olarak çıkmak isterdim... ama bu acı kader buna izin vermiyor... eun beni affetmeni istiyorum, sadece affet beni nolur...
***
arkamda hızla bir atlının geldiğini hissediyorum... elimi kılıcımın kabzasına götürdüm ve hazır bekliyorum... ufak bir hamlede, anında işini bitirmek için...
"efendim...! efendim...! lütfen biraz bekleyin...!"
arkamı döndüğümde adamlarımdan birinin hızla bana doğru geldiğini görüm... atımı yavaşlatıyorum ve bana yaklaşmasına izin veriyorum..."ne oldu...?!""efendim tehlikede olabilirsiniz...""neden...?""rüzgarın buralarda olduğu haberini aldık... sizinle aynı istikamete doğru ilerliyor... pusu kurmuş olma ihtimali çok yüksek...""tek başına mı...?""emin değiliz ama tek başına görülmüş...""anlaşıldı... sen diğer adamları topla, beni geriden takip et... bakalım kim kime pusu kuruyor..."
yüzüme örtümü çektim... artık zamanın çok yakın olduğunu düşünüyorum... ama eun... rüzgar bana ulaşmadan benim eun u bulmam gerek... bu işi çok gizli halletmek zorundayım... eun a da zarar verebilir...
son sürat tapınağa doğru ilerliyorum... kestirmeden gidip, tapınağa ulaşmalıyım...
---eun---
saatlerdir at tepesinde yol gidiyorum... bu çok tehlikeli ve riskli bir yolculuk... her an pusuya düşme ihtimalim var... ama aldırmıyorum... tapınağa bir an önce gitmeliyim... gözüme kestirme yol ilişiyor... atımı yola doğru sürüyorum... yüzüme örtümü çekip ilerliyorum...
***
ormanlık yolda son sürat ilerliyorum... tapınağa hala çok var ama, akşam olmadan ulaşmak zorundayım...
oda ne...! ilerlediğim patika yola biri atıyla hızla önüme geçti... elimi hemen kılıcıma götürdüm... gözlerim önde giden adamın kılıca takılıp kaldı... pusuya düştüm... bu karşı taraf... atımı ormanın içine sürüyorum... kendimi savunabileceğim alanı arıyor gözlerim... terin suyun içinde kalıyorum birden... tapınağa ulaşmadan, song dan haber alamadan, burda bu şekilde ölmek istemiyorum... beni buraya kadar takip ettiklerine göre ustaca hazırlanmış bir tuzağa düştüm... olabildiğince geniş ve kayalık yerlere doğru gidiyorum... pusudan sağ çıkabilmem için bir yol arıyorum...
---song---
ormanın içinde ilerlerken, birden uzaktan at sesi duydum... yavaşça yaklaştım ve hissettirmeden peşine takıldım... bir atla yeteri kadar izinizi belli etmeden devam edemezsiniz... bu kişinin kim olduğunu öğrenebilmem için kendimi riske atıyorum... tapınağa geç kalmak pahasına da olsa bunu yapmak zorundayım... peşimdekiler karşı tarafsa ve beni takip ediyorsalar, bu eun un hayatını riske atmak demek... eun un hayatı benimkinden daha kıymetli, bu riski alamam...
ata hızla yaklaşıyorum... kılıçtaki nişan gözüme çarpıyor... tahmin ettiğim gibi karşı taraf... beni fark eder etmez atını ormana doğru sürdü... bu ya bir pusu yada hazırlıksız yakalandığı için, ormanlık geniş arazide avantaj yakalamaya çalışacak...
iki seçenek var... tepe aralarına girmeye çalışırsa pusu, dağlık araziye giderse tek başına... atını dağlık ve kayalık alana sürüyor... tek başına ve buraları çok iyi tanıyor...
---eun---
avantaj sağlamak zorundayım... pusuya düşebileceğim alanlardan olduğunca uzak durmak zorundayım... yoksa bir çok kişiye karşı dayanabilsem bile burdan ağır yara almadan kurtulamam...
arkamı garantiledikten sonra, hücuma geçiyorum... araziyi çok iyi biliyorum, avantajın bende olmasını diliyorum...
###
kılıçlar güneşin keskin ışıklarıyla parlıyor ve rakibine ağır yaralar vermek için havada çınlıyor... iki suikastçı... aslında birbirlerine deli gibi aşık olan iki kişi, bir örtü ardına gizledikleri yüzleriyle ölümüne savaşıyorlar... ani darbeler, sıkı hücumlar, dövüşü yapraklarla kaplı koyu yeşil ve kahverengi alan üzerinde yapmaya zorluyor... atların ileriden kişnemeleri, kılıçların çınlaması ve rakiplerin sesleri ormanın dinginliğini delip geçiyor... iki tarafta öldürmek için birbirine vuruyor...
###
---eun---
rakip çok güçlü... en az benim kadar güçlü... ama bu dövüşü kazanacak olan kişi gücü sayesinde değil, aklı sayesinde kazanacak... song un dediği gibi... çok yoruldum... rakibin vuruşları çok güçlü, karşı koyabilmek için en az rakip kadar güçlü olmak gerekiyor... korkuyorum... hata yapmaktan... beni song dan sonsuza kadar ayıracak ufak bir hatadan korkuyorum...
---song---
rakip çok çevik... hızlı hareketler ve savrulmalarla kendini korumayı başarıyor... en az benim kadar güçlü ama sağlam vuruşlarla direncinin sarsıldığını hissediyorum... ama her geçen dakika biraz daha yorulduğumu hissediyorum... ufak bir hata çevik rakip karşısında beni ölümle yüz yüze getirebilir... ama emin olduğum tek şey, bu dövüşü güçlü olan değil, akıllı olan kazanacak... bu kişi ben olmalıyım... eun u son bir kez göremeden ölmek istemiyorum...
---eun---
rakibin hareketleri ve savunma teknikleri bana tanıdık geliyor... song un tekniklerini kullandığını görebiliyorum... aklıma song geliyor... içim dolu dolu oluyor, kalbim sıkışıyor... onu bu kadar özlediğim ve sevdiğim için bu tepkiyi verdiğimi düşünüyorum... kendimi toparlamaya çalışıyorum... song senin için hayatta kalmak zorundayım...
---song---
çevik hareketler ve sıyrılma bana eun u hatırlatıyor... beraber yaptığımız dövüşleri... içimi birden derin bir özlem ve hüzün kaplıyor... direncim kırılıyor... bana onu hatırlatan rakibe karşı savunmamın delindiğini hissediyorum... ama toparlanmam lazım... eun senin için hayatta kalmak zorundayım...
***
birden ilerden gelen at seslerini duyuyorum... adamlarımın gelim olabileceğini düşünüyorum... kuvvetli bir kılıç darbesiyle rakibi püskürttükten sonra kendimi korunaklı bir ağacın arkasına gizliyorum... ileriden gelenlere bakıyor gözlerim... bunlar benim adamlarım değil... karşı tarafın adamlarında değil... savaşa davetsiz misafirler var... bu kargaşadan yararlanıp izimi kaybettirmeliyim... saklandığım ağacın arkasından çıkıyorum... gözlerim rakibi arıyor... geniş alanda benden gelecek darbeye hazır bekliyor... ama tavırlarından gelenleri onunda beklemediğini anlıyorum... bu iyi bir fırsat... hızla atıma doğru koşuyorum... ani bir hareketle üzerine atlayıp, uzaklaşıyorum...
tapınağa izimi kaybettirip gitmek zorundayım... aklımdaki tek düşünce eun...
---eun---
ileriden gelen ataların sesini duyuyorum... birden irkiliyorum.. pusuya düşürülme korkusu içimi sarmaya başlıyor... rakibin tavırlarına bakıyorum... eğere aldırmadan devam ederse pusuya düştüm demektir...
güçlü bir kılıç darbesini kılıcımla karşıladıktan sonda geriye doğru savruldum... gözlerim rakipte... kendini bir ağacın arkasına gizledi... anlaşılan gelenler davetsiz misafir... saklanmıyorum... çünkü saklanmak için hareket ettiğimde düşmanın saklandığı ağacın arkasından başka bir yere saklanıp beni gafil avlamasından korkuyorum... geniş alanda elimde kılıcımla savunma pozisyonunda bekliyorum...
gözlerim ileriden gelenlere takılıyor... bunlar... ama bunlar sarayın adamları... bunların burda ne işleri var...?!
---chun---
adının rüzgar olduğunu bildiğim bu kızın izine ormanda ulaşıyoruz... yanımda 30 a yakın adamımla ormanın derinliklerine doğru ilerliyoruz... burası çok karışık ve sarp bir orman... bilemeyen birinin içinde rahatlıkla kaybolacağı cinsten...
atlarımızla ilerlerken geniş ve kayalıklarla kaplı bir düzlükte ölümüne dövüşen iki kılıç ustasını görüyorum... biri sert kılıç darbesinden sonra izini ormanda kaybettirdi... diğeri ise elinde kılıcıyla orta yerde öylece duruyor...
peki rüzgar bunlardan hangisi...? sormadan öğrenemeyiz... arkamdaki adamlara durmalarını emrediyorum... elimde kılıcımla atımdan iniyorum... yüzü peçeyle örtülü ormanın ortasında savunmadan bekleyen kılıç ustasına doğru ilerliyorum...
---maya---
son günlerde sarayda gizliden gizliye bir haber dolanıyor... yıllar önce sevdiği kişi uğruna sarayı terk eden teyzemin bir kızı varmış meğer... yıllar önce kapatılmış olan defterin sayfaları yeniden dalgalanmaya başlıyor... ve benim merakım gittikçe büyümeye başlıyor...
teyzemin hikayesini ilk duyduğumda çok şaşırmıştım... kim bu lüks hayatı tek kişi uğruna bırakıp gider ki derken, yıllar geçti ve şimdi teyzemin yaptığı şeyi gerçekten çok cesurca buluyorum... doğru olanı yaptığını düşünüyorum... sarayın iç yüzünü gördükten ve mutsuz ve yönlendirilen bir hayatı yaşarken bunu daha iyi anladım... ona imreniyorum ve sanırım kıskanıyorum....
onun hakkında çok fazla bilgi sahibi değilim... nedeni sarayda uygulanan ambargo... dedem teyzemin adının sarayda anılmasını yasakladığından beri, hayatı bir sır olup çıktı... yaşıyor mu yoksa öldü mü doğru düzgün bilen yok... ama işin garip tarafı kızının şimdi usta bir dövüşçü olması... bu hikeye beni gittikçe daha da meraklandırıyor...
***
"sayın kraliçe hazretleri, anneciğim sizinle bir konuda görüşebilir miyim...?"
annem yine kendi konağında kendi işleriyle ilgileniyordu... ne çok isterdim teklifsiz, çat kapı odasına girebilmeyi, saatlerce dertleşebilmeyi... aslında anneme acımadan edemiyorum... onunda benden bir farkı yok... kurallar ve duvarla içinde ömür tüketiyoruz...
"elbette, seni diliyorum...""bu konu hakkında konuşulmaması gerektiğini biliyorum. ama merakıma engel olamıyorum...""anlat lütfen...""teyzem...""bu konu yıllar önce kapandı... konuşmanın bir lüzumu yok...""hayır anne, konuşmak istiyorum...""o ailesine ihanet edip, hayatını ne olduğu belli olmayan birinin peşine takılarak geçirdi ve ardında bir tek şey bile bırakmadan gitti...""öldüğünü bilmiyorum... ama kızı hala hayatta, sizin yeğeniniz...""benim öyle bir yeğenim yok...""ama oda aynı kanı taşıyor...""hayır...! lütfen, daha fazla konuşmak istemiyorum... beni yanlız bırabilir misin...?!"annemin sözleri çok keskindi... bu işi bu şekilde halledemeyeceğimi anlıyorum...
***
"bana özel birim başkanını çağırır mısınız...?""emredersiniz prenses hazretleri..."
odamda efendi chun u bekliyorum... kalbim adını ağzıma aldığımda dahi acıdan kıvranıyor... ama kendime olduğum konumu hatırlatıyorum... ben bir prensesim ve ne yazık ki teyzem kadar cesur değilim...
efendi chun un odaya girmesiyle doğruyorum yerimden... yarım bir gülümsemeyle karşıyorum ve oturması için yer gösteriyorum... aklıma chun u ilk gördüğüm zaman geliyor... o zamanlar yüzüne baktığımda az da olsa neler hissettiğini anlayabiliyordum... acısını, sevincini... şimdi yüzünde sanki kalın bir maske taşıyor... çözemiyorum onu... bu canımı hada da çok yakıyor...
"oturun lütfen...""teşekkür ederim... beni neden çağırdığınızı öğrenebilir miyim...?""evet... öncelikle bunun aramızda kalmasını istiyorum... yani diğer birimlerin haberi olmayacak... gizli bir iş...""anlıyorum efendim...""uzun zamandır sarayda hizmet veriyorsunuz ve ben size güvenebileceğimi düşünüyorum... bu yüzden bu görevi size veriyorum..."
konuştuğum her kelimede duygularımı açığa vurmaktan ölümüne korkuyorum... yüzümün kızardığını hissediyorum ama devam ediyorum...
"biri var... onu bulmanızı istiyorum..."
---chun---zaman ve mesafeler gerçek sevgiye zarar veremez, aksine güçlendirir... ama prensese ne zaman biraz daha yakın olsam bu sevgi içimi kor gibi yakmaya devam ediyor... bu gün bir şeyi öğrendim... prenses bana güvendiğini söyledi... bunu samimi olarak söylememiş olsa bile, benim hakkımdaki en ufak bir düşüncesi bile beni mutlu etmeye yetiyor... ben onun hayalini sürekli zihnimde canlı tutarken, onun beni iş için olsa bile düşünmesi çok güzel...
bana güveniyor, görevimi en iyi şekilde yerine getirmek zorundayım...
---song---
saatlerdir yol gidiyorum... eun la karşılaşacak olma düşüncesi bana hem büyük bir sevinç hem de dayanılmaz bir acı veriyor... onun karşısına eski song olarak çıkmak isterdim... ama bu acı kader buna izin vermiyor... eun beni affetmeni istiyorum, sadece affet beni nolur...
***
arkamda hızla bir atlının geldiğini hissediyorum... elimi kılıcımın kabzasına götürdüm ve hazır bekliyorum... ufak bir hamlede, anında işini bitirmek için...
"efendim...! efendim...! lütfen biraz bekleyin...!"
arkamı döndüğümde adamlarımdan birinin hızla bana doğru geldiğini görüm... atımı yavaşlatıyorum ve bana yaklaşmasına izin veriyorum..."ne oldu...?!""efendim tehlikede olabilirsiniz...""neden...?""rüzgarın buralarda olduğu haberini aldık... sizinle aynı istikamete doğru ilerliyor... pusu kurmuş olma ihtimali çok yüksek...""tek başına mı...?""emin değiliz ama tek başına görülmüş...""anlaşıldı... sen diğer adamları topla, beni geriden takip et... bakalım kim kime pusu kuruyor..."
yüzüme örtümü çektim... artık zamanın çok yakın olduğunu düşünüyorum... ama eun... rüzgar bana ulaşmadan benim eun u bulmam gerek... bu işi çok gizli halletmek zorundayım... eun a da zarar verebilir...
son sürat tapınağa doğru ilerliyorum... kestirmeden gidip, tapınağa ulaşmalıyım...
---eun---
saatlerdir at tepesinde yol gidiyorum... bu çok tehlikeli ve riskli bir yolculuk... her an pusuya düşme ihtimalim var... ama aldırmıyorum... tapınağa bir an önce gitmeliyim... gözüme kestirme yol ilişiyor... atımı yola doğru sürüyorum... yüzüme örtümü çekip ilerliyorum...
***
ormanlık yolda son sürat ilerliyorum... tapınağa hala çok var ama, akşam olmadan ulaşmak zorundayım...
oda ne...! ilerlediğim patika yola biri atıyla hızla önüme geçti... elimi hemen kılıcıma götürdüm... gözlerim önde giden adamın kılıca takılıp kaldı... pusuya düştüm... bu karşı taraf... atımı ormanın içine sürüyorum... kendimi savunabileceğim alanı arıyor gözlerim... terin suyun içinde kalıyorum birden... tapınağa ulaşmadan, song dan haber alamadan, burda bu şekilde ölmek istemiyorum... beni buraya kadar takip ettiklerine göre ustaca hazırlanmış bir tuzağa düştüm... olabildiğince geniş ve kayalık yerlere doğru gidiyorum... pusudan sağ çıkabilmem için bir yol arıyorum...
---song---
ormanın içinde ilerlerken, birden uzaktan at sesi duydum... yavaşça yaklaştım ve hissettirmeden peşine takıldım... bir atla yeteri kadar izinizi belli etmeden devam edemezsiniz... bu kişinin kim olduğunu öğrenebilmem için kendimi riske atıyorum... tapınağa geç kalmak pahasına da olsa bunu yapmak zorundayım... peşimdekiler karşı tarafsa ve beni takip ediyorsalar, bu eun un hayatını riske atmak demek... eun un hayatı benimkinden daha kıymetli, bu riski alamam...
ata hızla yaklaşıyorum... kılıçtaki nişan gözüme çarpıyor... tahmin ettiğim gibi karşı taraf... beni fark eder etmez atını ormana doğru sürdü... bu ya bir pusu yada hazırlıksız yakalandığı için, ormanlık geniş arazide avantaj yakalamaya çalışacak...
iki seçenek var... tepe aralarına girmeye çalışırsa pusu, dağlık araziye giderse tek başına... atını dağlık ve kayalık alana sürüyor... tek başına ve buraları çok iyi tanıyor...
---eun---
avantaj sağlamak zorundayım... pusuya düşebileceğim alanlardan olduğunca uzak durmak zorundayım... yoksa bir çok kişiye karşı dayanabilsem bile burdan ağır yara almadan kurtulamam...
arkamı garantiledikten sonra, hücuma geçiyorum... araziyi çok iyi biliyorum, avantajın bende olmasını diliyorum...
###
kılıçlar güneşin keskin ışıklarıyla parlıyor ve rakibine ağır yaralar vermek için havada çınlıyor... iki suikastçı... aslında birbirlerine deli gibi aşık olan iki kişi, bir örtü ardına gizledikleri yüzleriyle ölümüne savaşıyorlar... ani darbeler, sıkı hücumlar, dövüşü yapraklarla kaplı koyu yeşil ve kahverengi alan üzerinde yapmaya zorluyor... atların ileriden kişnemeleri, kılıçların çınlaması ve rakiplerin sesleri ormanın dinginliğini delip geçiyor... iki tarafta öldürmek için birbirine vuruyor...
###
---eun---
rakip çok güçlü... en az benim kadar güçlü... ama bu dövüşü kazanacak olan kişi gücü sayesinde değil, aklı sayesinde kazanacak... song un dediği gibi... çok yoruldum... rakibin vuruşları çok güçlü, karşı koyabilmek için en az rakip kadar güçlü olmak gerekiyor... korkuyorum... hata yapmaktan... beni song dan sonsuza kadar ayıracak ufak bir hatadan korkuyorum...
---song---
rakip çok çevik... hızlı hareketler ve savrulmalarla kendini korumayı başarıyor... en az benim kadar güçlü ama sağlam vuruşlarla direncinin sarsıldığını hissediyorum... ama her geçen dakika biraz daha yorulduğumu hissediyorum... ufak bir hata çevik rakip karşısında beni ölümle yüz yüze getirebilir... ama emin olduğum tek şey, bu dövüşü güçlü olan değil, akıllı olan kazanacak... bu kişi ben olmalıyım... eun u son bir kez göremeden ölmek istemiyorum...
---eun---
rakibin hareketleri ve savunma teknikleri bana tanıdık geliyor... song un tekniklerini kullandığını görebiliyorum... aklıma song geliyor... içim dolu dolu oluyor, kalbim sıkışıyor... onu bu kadar özlediğim ve sevdiğim için bu tepkiyi verdiğimi düşünüyorum... kendimi toparlamaya çalışıyorum... song senin için hayatta kalmak zorundayım...
---song---
çevik hareketler ve sıyrılma bana eun u hatırlatıyor... beraber yaptığımız dövüşleri... içimi birden derin bir özlem ve hüzün kaplıyor... direncim kırılıyor... bana onu hatırlatan rakibe karşı savunmamın delindiğini hissediyorum... ama toparlanmam lazım... eun senin için hayatta kalmak zorundayım...
***
birden ilerden gelen at seslerini duyuyorum... adamlarımın gelim olabileceğini düşünüyorum... kuvvetli bir kılıç darbesiyle rakibi püskürttükten sonra kendimi korunaklı bir ağacın arkasına gizliyorum... ileriden gelenlere bakıyor gözlerim... bunlar benim adamlarım değil... karşı tarafın adamlarında değil... savaşa davetsiz misafirler var... bu kargaşadan yararlanıp izimi kaybettirmeliyim... saklandığım ağacın arkasından çıkıyorum... gözlerim rakibi arıyor... geniş alanda benden gelecek darbeye hazır bekliyor... ama tavırlarından gelenleri onunda beklemediğini anlıyorum... bu iyi bir fırsat... hızla atıma doğru koşuyorum... ani bir hareketle üzerine atlayıp, uzaklaşıyorum...
tapınağa izimi kaybettirip gitmek zorundayım... aklımdaki tek düşünce eun...
---eun---
ileriden gelen ataların sesini duyuyorum... birden irkiliyorum.. pusuya düşürülme korkusu içimi sarmaya başlıyor... rakibin tavırlarına bakıyorum... eğere aldırmadan devam ederse pusuya düştüm demektir...
güçlü bir kılıç darbesini kılıcımla karşıladıktan sonda geriye doğru savruldum... gözlerim rakipte... kendini bir ağacın arkasına gizledi... anlaşılan gelenler davetsiz misafir... saklanmıyorum... çünkü saklanmak için hareket ettiğimde düşmanın saklandığı ağacın arkasından başka bir yere saklanıp beni gafil avlamasından korkuyorum... geniş alanda elimde kılıcımla savunma pozisyonunda bekliyorum...
gözlerim ileriden gelenlere takılıyor... bunlar... ama bunlar sarayın adamları... bunların burda ne işleri var...?!
---chun---
adının rüzgar olduğunu bildiğim bu kızın izine ormanda ulaşıyoruz... yanımda 30 a yakın adamımla ormanın derinliklerine doğru ilerliyoruz... burası çok karışık ve sarp bir orman... bilemeyen birinin içinde rahatlıkla kaybolacağı cinsten...
atlarımızla ilerlerken geniş ve kayalıklarla kaplı bir düzlükte ölümüne dövüşen iki kılıç ustasını görüyorum... biri sert kılıç darbesinden sonra izini ormanda kaybettirdi... diğeri ise elinde kılıcıyla orta yerde öylece duruyor...
peki rüzgar bunlardan hangisi...? sormadan öğrenemeyiz... arkamdaki adamlara durmalarını emrediyorum... elimde kılıcımla atımdan iniyorum... yüzü peçeyle örtülü ormanın ortasında savunmadan bekleyen kılıç ustasına doğru ilerliyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder