5 Mayıs 2011 Perşembe

Kılıç (1.Bölüm)



Yazar: Öykü Öyküü

ben bir kış günü ansızın bir evin kapısına bırakılan bir bebeğim... davetsiz bir misafirim... yedikleri ekmeğe içtikleri suya, altına sığındıkları çatıya ortakçı... istenmeyen davetsiz bir misafirim ben... yabancısı olduğum defalarca yüzüme çarpılan, sindirilern bir misafirim... sözler davranışlar bakışlar yaralar beni... ama her yarada biraz daha güçlenirim, akan her damla kanımda biraz daha kuvvetlenirim... kabuk bağlayan yaralarım bir sonraki darbede daha az acırlar bu yüzden... yaralanmaktan, acı çekmekten korkmam... çünkü sonunda alacağım mükafatı bilirim, acıyı daha da sindiririm...

darbelere karşı dirençliyim... beni yaralayan insanlar bundan büyük bir zevk aldıklarını sanırlar... ama ben onlardan daha büyük zevk alırım... çünkü onların içlerini görürüm... ağızlarından çıkan her sözde onları biraz daha iyi tanırım, katılaşmış, kurum bağlamış kalplerini görür onlara acırım... bana içlerini gösterdiklerinin farkında olmadan beni yaralamalarına gülerim... çünkü onlar benim içimi asla göremezler, göstermem onlara... zayıf yanlarımı bilmezler, zaaflarımı... ama ben onları tanırım, neleri sevdiklerini nelerden nefret ettiklerini, hayatlarını görürüm ağızlardan çıkan her sözde... acırım onlara... zayıf yanlarını bilmeden ortaya dökmelerine... beni tanımazlar, bilmezler... karşıdan gelen her tepkiye tepkisiz kalışımdan zayıf olduğumu sanırlar ama yanılırlar... çünkü güçlü olan, uygun zamanı bekleyendir; zayıf olan ise ufak bir tepkiye bile anında karşılık verendir... beni asla bilmezler...

derin, kalın kabuklarım vardır benim... her darbede biraz daha sağlamlaşan... ne dışarıdan kırabilirsiniz, ne de içeriden açılabilecek kabuklar... burda kendime ait dünyam vardır benim, kimsenin bilmediği, uçsuz bucaksız, yalnızca bana ait olan... ama dışarıda tutunduğum tek dal var... soğuk, karanlık, sessiz dünyamda güneş açtıran tek dal... onun yanındayken gülmeyi öğreniyorum, sevmenin ne anlama geldiğini kavramaya çalışıyorum... chun... bana iyi davranan tek kişi...

ben chun un evinin önüne bir kış günü bırakılmış çocuğum... annem babam hakkında hiçbir şey bilmiyorum... bana onlardan kalan tek şey, boynumda taşıdığım kolye, o kadar... chun, annesi babası ve ben... kırık dökük, köyün biraz dışında, ormanın kıyısında bir evde yaşıyoruz... babam ticaretle uğraşıyor, bazen aylarca eve gelmediği olur... annem... annem içini okuyabildiğim biri... beni ilk yaralayan ve benim güçlü olmamı sağlayan kişi... en başından beri kabullenmedi beni... evde istenmeyen kişilik olduğumu defalarca yüzüme vuran kişi... üzülüyor muyum...? bilmem, üzülmenin ne demek olduğunu çok önceden unuttum ben... hiçbir şey hissetmiyorum... sadece her acı sözde biraz daha kuvvetlendiğimi biliyorum...

chun benden 5 yaş büyük olan abim... sıcak, sevecen bana iyi davranan tek kişi... bu evde kalmama neden olan, tutunduğum tek dal... çok önceden bu evi terk edebilirdim ama onun için kalıyorum burda...son yıllarda babasıyla beraber ticaret için sık sık babamla beraber şehir dışına çıkıyorlar... gelecekleri günü iple çekiyorum... ve bana getireceği yeni hediyeyi...

---chun---

eun anneme göre evdeki fazlalık, babama göre gariban, bakıma muhtaç zavallının teki... onun bizim evdeki ilk macerası soğuk bir kış günü başladı... kapının önünde onu bulan kişi bendim... kundağın içine sarılmış, öylece ağlarken buldum onu... babam merhametli biri... sırf bu yüzden onu evimize aldık... anneme kalsa, kapının önünde donmasına göz bile yumardı... annem kötü biri değil... ancak şefkatini sadece bana saklar... beraber büyüdük onunla... ona abilik yaptım, hatta abiden de öte yakınız onla... ilk kelimelerine ilk adımlarına ben şahit oldum... eun hayatımın en özel kişisi... yanımdan bir saniye bile ayırmaya kıyamadığım, başlarda bir abi olarak sevdiğim ancak sonraları derinden derine bağlandığım kişi... içine kapanık, ne düşündüğünü tahmin edemediğim, sadece ne hissettiğini gözlerinden anladığım eun...

annem küçük yaşlardan itibaren üzerine taşıyamayacağı yükleri yüklemeye başladı... sanki bu evde kalmasının acısını çıkarır gibi... yada beni ondan kıskandığı için... buna rağmen eun çok güçlü... hiçbir şekilde hakaretlere ne cevap verir, ne de kendini savunur... sadece susar... son yıllarda ondan uzak kalıyorum... babamla birlikte ticaret için şehir dışına çıkmak zorunda kalıyorum... ama her defasında ona en özel hediyeyi getirmeyi unutmuyorum... hediyeyi alırken, yüzündeki ufak glümseme, her şeye bedel...

******yemek masasındayız... herkese yemeklerini dağıttıktan sonra en sona masaya ben otururum... sofra sohbetleri genelde babamın işleri konuşulur... denk geldiği en parçaları anlatır... arada kahkahalar yükselir, ama ben susarım, usulca dinlerim... arada bu chun abime bakarım... benim ona baktığımı yakalayınca ufaktan gülümser, mutlu olurum..."bugün chan sun la konuştum..."-annem-"ee..."-babam-"euna bir talip var..." kalbimin ortasına bir taş oturdu, yediğim yemekler nerdeyse boğazıma duracak sandım, önce annemin suratına baktım... gördüğüm şey, benden kurtulacak olmanın sevinci... chun abime baktım, kederi gördüm..."anne eun daha çok küçük..."-chun-"neresi küçük, 16 yaşında, daha ne olsun..."-annem-"ama..."-chun-"adam, karısını geçenlerde kaybetmiş bir oduncu. 10 yaşlarında bir kızı var... beraber büyür giderler... hem maddi olarak da sıkıntı çekmez. ben onun iyiliğini düşünüyorum. yoksa kim alacak bunu...?!"-annem- söylediği sözler beni yaralıyor, ama aldırmıyorum... chuna bakıyorum..."anne olmaz... baba sen de bir şeyler söyle..."-chun-"ne deyim oğlum..."-babam-"adam iki ay sonra burada olacak... burda ufak tefek işleri varmış. hem işlerini halleder, biz de o sırada düğün gibi bir şeyler yaparız..."-annem- benim adıma defalarca karar verilmişti, ama bu seferki bambaşka...sessiz kalıyorum. "hem senin de yaşın geldi... artık evlenmeyi düşünmelisin. geçen hye eun un annesiyle karşılaştım..." annem bu sözleri söylerken chunun yüzüne baktım, kızardı... beni zorla evlendirmeleri değil, chunun tavrı yaralıyor... bu sefer ki yarada güçlenemiyorum, aksine tüm kuvvetimin gittiğini hissediyorum...

berbat bir gecen sonra, başımı yastığa gömüyorum... chun abimin surat ifadesi gözlerimin önünden gitmiyor...içimde derin bir acı çöreklenip kalıyor... uykuya dalmışım...

babam ve abim bir hafta evde kalacaklar, sonra yeniden şehir dışı... her günkü gibi ev işlerini yapıyorum... abimse ortalıkta dolanıp, geziyor...

"eun...!!! git dereden su getir...!-annem-"peki..." dere ormanı geçtikten sonraki partikanın ardında... eve 20 dakika uzaklıkta... ağaçların arasından geçerken abimle oyun oynadığımız meşe ağacını görüyorum... burası bizim gizli yerimiz... bazen bana getirdiği hediyeleri, bu meşenin altına saklar bana sürpriz yapardı... hatırlıyorum, gülümsüyorum... biraz daha ilerleyince üzerine çıktığımız ağaçları, beni sırtında gezdirdiği geniş alanı görüyorum... bunlar birer tatlı anı... ellerimde kovalarla dar patikadan geçiyorum, dereyi görebiliyorum şimdi... görüntü alanıma önce abim girdi... derenin kenarına oturmuş ne yapıyor aceba...? hye eun...!!! yan yana oturmuşlar...! hye eun gülüyor... beraber dereyi izliyorlar...kalbimin üzerine koca bşr taş oturup kaldı, nefesimin kesildiğini hissedebiliyorum... bu seferki acı, çok derinlerden gelen bir acı, beni halsiz bırakıyor... geri dönüp gitmek istiyorum, kaçmak uzaklaşmak... ama devam etmeliyim...

ağır adımlarla patikadan düzlüğe çıkıyorum, çallıların hışırtısından beni fark ediyorlar... hye nin tedirginliğini yüzünden okuyabiliyorum... abim, şaşırmış... apar topar ikisi de kalkiyorlar... hye abime selam verip hıla uzaklaşırken, abim üzerindeki tozu çırpıp bana doğru yürüyor...

beni hayata bağlayan dalın kırıldığını hissediyorum... artık tamir edilemez...

"eun burda mıydın sen...?" tedirgin, yakalanamış olmanın verdiği korkudan olsa gerek telaşlı..."evet abi. su doldurmaya geldim...""yaaa, öyle mi... biz de hye ile öylesine konuşuyoduk işte... yani yanlış anlaşılacak bir şey yok... sadece sohbet ettik o kadar..."-abim-"evet...""yardım edeyim mi sana...?" ellerini kovalara uzatacakken, çekiyorum kovaları"gerek yok...""ya... iyi peki o zaman... ben gidiyorum... tamam mı...?"-abim- hala tedirgin... acemi tavırlarla yanımdan uzaklaşıyor... arkama bakıyorum... iyice uzaklaştığını anlayınca, titreyen ellerimle yanağımdaki göz yaşını siliyorum... kendime kızıyorum, sadece kendime... ne bekliyordum ki... ben bu evdeki bir sığıntıyım sonuçta... bana biraz iyi davranması hayatımı değiştirecek değildi ya... kırıldım, hem de çok... kabuğuma iyice kapanıyorum... artık beni bu evde tutacak bir şeyin kalmadığını biliyorum...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder