5 Mayıs 2011 Perşembe

Kılıç (2.Bölüm)



 Yazar: Öykü Öyküü

 geldiğim dar patikayı takip edip, eve doğru yürüyorum... burası benim 15 yılımı geçirdiğim yıkık dökük harabe... derin bir nefes alıyorum şimdi... burada artık son zamanlarımı yaşadığımı biliyorum...

eski tahta kapıyı gıcırtıyla açıyorum... annem ocağın başında yemeklik bir şeyler hazırlıyor... benim geldiğim görünce burnunu kıvırıyor..."koy şöyle köşeye... hadi bekleme, sen de soğanları soy..." susuyorum, tezgahın üzerindeki soğanları soymaya başlıyorum...ama aklımda hep o görüntü var... abim ve hye nin derenin kenarında oturuşları... içim burkuluyor ama devam ediyorum..."yeri gelmişken, sana müstakbel kocanı anlatayım..." göz ucuyla bana bakıyor... bu neyin intikamı anlamıyorum... sadece susuyorum... anlattı, bana müstakbel kocamı anlattı... o anlattıkça gözlerimin önünde birden beliriverdi hayali... irkildim..."ahh, oğlumla hye yi düşünüyorum... allahım ne kadar güzel bir çift olurlar... hye... uzun boylu, hanımefendi, zarif hem de soyu sopu belli biri..." bunları söylerken yine yan gözüyle bana bakıyor... bana kim olduğumu yeniden hatırlatıyor..."oğlumun aklı varsa eğer, onu kendine alır... hem onunda gönlü var gibi... değil mi eun...?-annem-"bilmem..."-eun-"var var, ben oğlumun gözlerinden anlarım...sen muhtemelen düğününü göremeyeceksin, o zamana kadar çoktan evlenmiş olursun. ha kocan izin verir de gelirsen orasını bilmem... ama mesafe çok uzak, yine kendiniz bilirsiniz tabi...ben karı koca arasına girmem"-annem- keyifli bir kahkaha attı ve elindeki yeşillikleri doğramaya devam etti...

--chun--
masa da annem öyle konuşunca sanki içime taş oturdu... eun u başka birine teslim etmek, bu düşünce çok ürkütücü... eun, sessiz, durgun, ne düşündüğü asla bilinemez biçare... annemin nasıl olup da böyle şeyler düşündüğünü anlamıyorum... o henüz çok küçük... her şeyden önemlisi ben eunu kimseye vermem... aklımdan bu düşünceler geçerken, annem hye konusunu açtı... utancımdan ve sinirimden kıpkırmızı oldum... hye benim çocukluktan beri tanıdığım biri... o kadar... annemin ne yapmaya çalıştığını anlamakta zorlanıyorum... ama bildiğim bir şey var, eun u kimseye vermem... o adam bu evin kapısından ayağını bir sokmaya çalışsın, ben yapacağımı bilirim...ertesi gün, hye yi derenin kenarında gördüm... gülerek bana yaklaştı. ayak üstü bir kaç sohbet ettikten sonra, oturalım mı dedi bana... önce tereddüt ettim, biri görse kesin yanlış anlar, hele annemin sözlerinden sonra iyice tedirgin oldum. ama hye oturdu bile. mecburen yanına oturdum ama çok tedirginim..."geçen gün annem annenle karşılaşmış"-hye-"yaa, öyle mi...?"-chun-"bazı şeyler konuşmuşlar. ben de bunun için konuşmak istedim seninle. ne düşündüğünü öğrenmek istedim..."-hye-"ne hakkında konuşmuşlar..."-chun- bir kızın bu kadar cürretkar davranması beni şaşırttı... önceden beri hye nin bana başka duygular beslediğini tahmin edebiliyordum ama önemsemiştim..."gelecek hakkında..." dedi güldü... yüzüne baktım, ne söyleyecek diye; o sırada çalılardan bir ses duydum, olamaz bu eun...! koşarak yanına gittim. korkuyorum, ya yanlış anladıysa... kesin yanlış anladı, ben de olsam yanlış anlardım... ne yapacağım şimdi ben...?! bu düşüncelerle kıvranırken, elindeki kovaya uzandım, çekti... eun bana çok kırılmış olmalı... yüzüne bakıyorum, en ufak bir şey göremiyorum. ifadesiz bakışlarıyla kovaları yere koymaya uğraşıyor... yapılacak bir şey yok... en iyisi şimdilik onu rahat bırakmalı...gerisin geriye dönerken, içimi kocaman bir korku kaplıyor... eun un kaybetmekten korkuyorum, onu incitmiş olmaktan... bir şeyler yapmalıyım, gönlünü geri kazanmalıyım. gördüğü şeyleri açıklamalı, kalbinde en ufak bir şüpheye yer bırakmamalıyım... bunun için eski yönteme baş vurmak en iyisi... evet...

apar topar hazırlanıyorum, çarşıya gitmeli ona en güzel hediyeyi seçip bulmalıyım... sıcağa ve yolun uzun olmasına aldırmıyorum... aklımda olan tek düşünce eun un yüzünü güldürmek, bu her şeye bedel...

*** 

gece ortalığı zifiri karanlığa bürüdü... hiç kimsecikler yok dışıarda... herkes kendini derin uykunun kucağına bırakmış, öylece uyuyor... ben hariç... içimde büyük bir acı taşıyorum... beni hayata bağlayan tek bağ bugün koptu. kendime kızıyorum. bunun sorumlusu benim diye... ne annem belli ne de babam... kimin çocuğum neden terk edildim bilmiyorum. belki de bir kölenin çocuğuyum. öyle ya, soylu bir ailem olsa, neden bırakıp gitsinler ki beni... ben ailemin bile beni kabul etmediği, terk ettiği bir çocuğum. hayata bir sıfır yenik başlamış, doğduğu ilk gün kaybeden bir çocuğum...

burayı terk etmekten başka ne çıkar yolum var ki... dursam, bu evdekinden farklı olmayan bir hayatım olacak... en kötüsü chun abim başka birinin olacak... uygun olanı da bu zaten. benim gibi birini kim sever, kim evlenmek ister ki... kararımı veriyorum. bundan sonra hayatıma yanlız devam edeceğim, hiç kimse olmayacak... belki yolda ölürüm, belki de öldürülürüm... ama kendi kararım olmuş olur. hem ben ölsem, kimin ruhu duyar ki, zaten fazlalık biriyim ben... belki de ölemem en iyisi...

gerisini düşünmek istemiyorum... sadece bu evden uzaklaşmak istiyorum o kadar... iki parça eşyam var sadece. onları eski bir bohçanın içine sarıyorum... gözüme yatağımın altında sakladığım, abimin bana getirdiği hediyeler var... bakınca içim burkuluyor... hayatımın en değerli parçalıydı bunlar... her biri, uzun bir bekleyişin ürünü... ellerime bile almaya kıyamadığım, kirli ellerimle kirlenmesinden korktuğum, kıymetlilerim... artık bende kalmamalı bunlar... burada bırkamalıyım onları...

gecenin karanlığında ormanın içinden geçiyorum. küçükken doyasıya oynadığımız geniş alan tam karşımda duruyor. biraz daha ileride meşe ağacımız... yavaşça ilerliyorum ona. bu belki onu son görüşüm... içim acıyla doluyor... nefesim kesiliyor... göz yaşlarıma mani olmak istiyorum ama, öylece akıp gidiyorlar... meşe ağacının altında bir oyuk kazıyorum... aklıma abimin bazen bulmam için sakladığı hediyeleri geliyor... daha da çok yıkılıyorum. elimin tersiyle göz yaşlarımı silerken, oyuk daha da derinleşiyor... birer birer koyuyorum içine hediyeleri... biblolar, küçük bir inci, kolye, camdan bir yıldız, tahta oyma bir kutu... hepsini incitmeden birer birer oyuğun içine koyuyorum... kirlenmesin diye ellemeye kıyamadığım hediyelerimi şimdi toprağın altına gömüyorum... canım çok yanıyor... hayata kızıyorum, en çok kendime... iki büklüm oturuyorum, hediyelerimi gömdüğüm yere öylece bakıyorum... gözlerimden yaşlar akarken, kendime yeni bir söz veriyorum. bir daha asla ağlamayacağım. bunlar gözlerimden dökülen son yaşlar olacak...

--chun--
çoktan sabah olmuş bile... şimdi eun mutfakta yemek hazırlıyordur... yastığımın altına sakladığım hediyesine bakıyorum, gülüyorum... eun bunu görünce bayılacak... harçlıklarım yarısı gitti ama değer... bu camdan yapılmış bir sepet çiçek... ışık vurdukça kenarlarında rengarenk gökkuşağı oluşuyor... eun bunu görünce çok sevinecek, kesinlikle çok beğenecek... ben de bu şekilde, dünkü olayı ona anlatabilirim... penceremi açıyorum, dışarıya bakıp, temiz havayı ciğerlerime dolduruyorum... yemekten sonra ona meşe ağacının altına bakmasını söylerim, bu işi de bu şekilde helletmiş olurum. ama önce şunu ağacın altına gömmeliyim...



apar topar bahçeye çıkıyorum, yüzümde kocaman bir gülümseme... eun un hediyeyi görünce vereceği tepkiyi çok merak ediyorum... nefes nefese çınar ağacının altına koşuyorum... gömmek için eğiliyorum... ama bu toprak çok yumuşak, altında sanki bir şeyler var gibi... toprağı elimle eşeledikçe gözlerim biraz daha büyüyor, içimde kocaman bir boşluk oluştuğunu hissediyorum... bunlar benim eun a verdiğim hediyeler... toprağı biraz daha eşeleyince tüm hediyeleri görüyorum...



hızla kalkıyorum, ellerimde sıkıca tuttuğum cam bibloyla eve doğru koşuyorum, eun u bulmak zorundayım, bunun ne anlama geldiğini öğrenmek zorundayım... içimdeki boşluk giderek büyüyor ve derin bir acıyla kıvranıyorum... nefes nefese koşarken tek düşündüğüm eun... neden bunu yaptı...?



evin kapısını hızla açıyorum, gürültüden kimin uyandığı ya da bana kızmaları umurumda değil... mutfağa bakıyorum, eun yok... içimi korku kaplıyor, odasına koşuyorum... kapıyı hışımla açıyorum oda bomboş.. bu kız nerde...?! "eun...!!! eun.... eun nerdesin...?!!!" gözlerimdeki yaşlara hakim olamıyorum. evin içinde haykırarak soluk soluğa koşuyorum... eun neredesin...?! kapıları sonuna kadar açıp bahçeye çıkıyorum, bağırıyorum... "eun...!!! eun...!!! nerdesin...? nolur çık...!!!" evin etrafında dönüyorum... gözlerim sağı solu arıyor, her an bir yerden çıkacakmışçasına... bulamıyorum onu... kaybettim... bütün vücudumu korkunç bir acı sarıyor... ellerim titriyor... elimde ona aldığım cam biblo öylece duruken, aklım eun un gitmiş olabileceğini kabul etmiyor... hayır eun bunu bana yapamazsın... beni bırakıp gitmiş olamazsın... dizlerimin üzerine çöküyorum, haykırıyorum... "eun...!" onu kaybettim... cam bibloyu kalbime bastırıyorum, eğiliyorum, başım dizlerime değiyor... iki büklüm otururken cam bibloyu kalbime daha bir sıkı bastırıyorum, acılarımı dindirsin diye...

***
"oğlum, oğlum kendine gel... ne olur, kendine gel..."-anne- anne çaresizce bahçenin ortasında yerde iki büklüm duran oğlunu ayağa kaldırmaya çalışırken, baba telaşlı gözlerle olanları anlamaya çalışıyor..."bırak anne...! beni rahat bırak...!""oğlum lütfen böyle yapma, hadi ayağa kalk... ne olur..." chun hışımla ayağa kalkarken nefret dolu gözlerle annesine baktı... kadın korktu bir adım geriye gitti. ama chun da bir adım annesine doğru ilerledi..."hepsi senin yüzünden...! senin yüzünden kaçtı... onu zorla evlendirmeye çalışmasaydın, bunların hiç biri olmazdı...!""chun...""senin yüzünden kaybettim onu, anlıyor musun, hepsi senin yüzünden...." derin bir nefes alıp devam etti."ona sevdiğimi bile söyleyemedim..." chun ellerini yüzüne kapatıp ağlarken, kadın ayakta şok geçiriyordu. zavallı yaşlı adamsa bir oğluna bir karısına bakıp duruyor, olanları zihni kavramaya çalışıyordu."sen onu mu seviyordun...?" chun annesinin sözlerini duyunca ellerini hışımla yüzünden çekti, annesine doğru ilerledi."evet, ben eun u seviyorum. senin sevmediğin, sürekli aşağıladığın, sığıntı muamelesi yaptığın eun u seviyorum.""imkansız..." kadının ağzından sözler inler gibi çıkmıştı..."neden imkansız olsun...! bir ailesi olmadığı için mi imkansız, yoksa senin onu sığıntı gibi gördüğün için mi imkansız...!" chun gözlerindeki yaşları hızla sildi, hem annesine hem de babasına bakıp, "ben onu bulmaya gidiyorum." dedi... kadın ayakta bir iki sendelenir gibi oldu... telaşla, oğlunun koluna yapıştı"hayır, bunu yapamazsın, o kızın peşinden nasıl gidersin...?!" chun hışımla annesinin ellerinden kolunu çekti."bırak...!" hızla eve doğru gitti... kadın ayakta sinir krizi geçiriyordu. kocası onu zorla zaptederken, kocasını kenara itekleyip, oğlunun ardından eve doğru koşmaya başladı...

hızla çantasını hazırlarken aklındaki tek düşünce eun u bulmaktı... annesinin feryatlarını, çığlıklarını ve "sen gidersen ben ölürüm" tehtitlerine aldırmadan hızla şehire doğru yol aldı. eun un gidebileceği tek yol burası olmalıydı...

***

gece boyu yol yürüdüm. yorgunluktan ölmek üzereyim... ormandan gitmekle iyi etmedim mi acaba...? ama ne olursa olsun, en güvenli yer burası... aldırmadan yola devam etmek zorundayım... çantamdaki yiyecekler beni daha kaç gün idare eder, hiç bir fikrim yok...evi düşünüyorum... içime derin bir acı çöreklenip kalıyor... benim yokluğumu fark edince acaba ne yapmışlardır... annemim yüzünü tahmin edebiliyorum... uzun zaman önce evden gitmesi gereken bir fazlalıktım onun için, kesinlikle mutlu olmuştur. zavallı babam, annemin korkusundan üzülmüş olsa bile, bunu söyleyemez... peki ya abim...? o üzülmüş müdür benim için...? bunca zamanı beraber giçirdik, muhtemelen üzülmüştür... ama uzun sürmez bu üzüntüsü... yakın unutur, unutmak zorunda çünkü... ben bir sığınıtıyım, arkamdan birilerinin üzülmesini, benim için göz yaşı dökülmesini bile hak etmeyen bir sığıntı... içimin acığını hissediyorum. ama yakında geçecek, yoluma devam etmek zorundayım...saatlerdir yürüyorum... yolun beni nereye götüreceğini bilmeden... oda ne...?! kalabalık bir gurubun sesini duyuyorum sanki... evet kesinlikle... aman allahım buraya doğru yaklaşıyorlar... beni görmemeleri gerek, saklanmalıyım hemen...!!!

not: olaylar eski korede geçmektedir. henüz krallıkla yönetilen ve kölelerin olduğu kore...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder