21. Bölüm
"ya hedefim imkansız bir aşk olursa...?"
---eun---
karşımda biraz önce sessizce çaresizce söylediğim onca lafı yutan prenses yoktu artık... onu bu kadar harekete geçirecek olan şeyi, bana sorduğu soruyla anlıyorum...prenses imkansız bir aşkın pençesindeydi... gözlerindeki acıyı görebiliyorum...
"küçümsenecek hedef yoktur...
"o halde...?"
onu karşımda böyle kararlı görünce kesinlikle benim kanımdan diye düşünmeden edemedim... atın eğerini, koşumun üzerine attıktan sonra ağır ağır döndüm ve kararlı bir şekilde devam ettim...
"hedefin için nelerden vazgeçersin peki...?"
"bilmiyorum, ama bir çok şeyden vazgeçebilirim sanırım..."
"hayır yanlış cevap.."
"anlamadım..."
"sen bir prensessin... dışardaki hayata nasıl uyum sağlamayı düşünüyorsun peki...? kendi yemeğini yapmak, bulaşığını yıkamak, çamaşır yıkamak, dikmek... bunlar hakkında ne biliyorsun peki...?"
sustu, başını önüne eğdi... şimdi bir abla edasıyla yumuşak bir sesle devam ediyorum... acı çekmediğini düşünmüştüm ama yanıldığımı anlıyorum... çünkü gözlerinden onu kıskıvrak yakalayan ve acı çektiren aşkını görüyorum...
"her şeyi geride bırakıp, sıfırdan başlamak senin için cahil cesaretinden başka bir şey olmaz... sevgin için her şeyden vazgeçeciğine onun için savaşmalısın... güçlü bir prenses gibi... madem hayatını kendin kontrol etmek istiyorsun, o zaman kuralları kendin koy..."
bana doğru anlamlı anlamlı baktı...
"benim acınası biri olduğumu söylemiştin... peki sence acınası biri bunları nasıl başarabilir...?"
"buraya gelerek zaten başarabileceğini gösterdin..."
yüzünün ifadesi birden değişti... hem şaşırdı hem de kendine biraz olsun güveni geldi... meraklı gözlerle devam etti...
"gerçekten böyle mi düşünüyorsun...?"
"hala aynı şeyi yapıyorsun..."
"neyi...?"
"başkalarının düşüncesini boşver... onların senin hakkında ne düşündüğünü önemseme... yaptığın şeyin doğru olduğuna inanıyorsan, devam et... başkalarının düşüncelerinin seni zayıflatmasına izin verme... cesur adımlar at, kendini ispatla... o zaman sana yöneltilen okların yere indiğini göreceksin..."
yavaşça omzuna dokundum, hafifçe gülümsedim...
benim birden nasıl bu kadar değiştiğimi çözmeye çalışırken, birden durdu...nefesini toparlayıp devam etti...
"peki beni bu kadar fedakarlık yapmaya iten bu imkansız aşkım, karşılıksızsa...?"
"sormadan bilemezsin..."
"ya reddedilirsem...?"
"ne kaybedersin...? kalbin mi kırılır, gururun mu incinir...? hiç bir kalp sonsuza kadar kırık kalmaz... sen kendini değiştirecek kadar güçlüysen zaten, kalbin için endişe etmene gerek kalmaz... devam et... korkma..."
"teşekkür ederim..."
tekrar omzuna dokundum...
"aynı kandanız değil mi...? "
o gülümsedi, ben de gülümsedim...
atına doğru ilerlerken şunu fark ettim, prenses artık yarım saat önceki prenses olmayacak... ona gereken tek şey ufak bir kıvılcımdı... yıllar sonra bulduğum teyze kızı için sanırım bunu yapabilirdim...
"teşekkür ederim eun..."
"ben bir şey yapmadım..."
"hayır çok şey yaptın... o artık eski prenses maya olmayacak..."
"ona lazım olan, ufak bir kıvılcımdı, ben ona sadece bunu verdim... ateşi kuvvetlendirmek ona kalmış..."
başını gülümseyerek önüne eğdi... yüzündeki kederi gördüm... ben onu imkansız aşkı için cesaretlendirirken chun un ona ümitsizce bakan gözlerini gördüm... bunlar bir muhafızın prenses olan bakışları değildi....
"onu seviyorsun değil mi...?"
birden panik oldu, etrafına telaşlı telaşlı baktı, prensesin onu duymasından çekiniyordu... suçlu bir yüzle...
"eun..."
"o imkansız aşkı için mücadele ederken, sen de onun için mücadele et... kadınlar hassastır, onu seven kalbi sonsuza kadar geri çeviremezler..."
"ama ya aradaki derin uçurum..."
"bu uçurumu yıkabilirsin..."
"çok zor eun... bu uçurum çok derin..."
"denemeden bilemezsin..."
hafifçe gülümsedi...
"bir abi olarak benim sana tavsiyede bulunmam gerekirken, sen bana..." lafını kestim...
"ne fark eder...?"
"eun, seni elimden geldiğince korumaya çalışacağıma söz veriyorum..."
"sağol..."
atıma binerken chun un maya ya umutsuzca ve aşkla dolu bakışlarını gördüm... maya ise derin derin düşünüyordu ama yüzünde ciddi bir kararlılık vardı...
---song---
ertesi gece yeniden tapınağa gittim... kolyemin hala yerinde olup olamadığını öğrenmek zorundayım... gizlice tepe çıktım... hızla ağaca doğru yaklaşıp, toprağı kazmaya başladım... her toprak atışımda, çukur biraz daha derinleştikçe kalbim ağzımda atıyor sanki... siyak bir beze sarılmış bir şey buluyorum... kalbim deli gibi atarken, yavaşça katını açmaya başlıyorum... titreyen ellerim son katı da açtıktan sonra, gözlerim yaşlarla dolu mesajı okuyorum... "dolunayda seni burda bekleyeceğim eun..." allahım gözlerime inanamıyorum... eun burdaymış ve bana bir mesaj bırakmış... tahtayı sanki eun un bir parçasıymış gibi okşayıp, kalbime basıyorum.... artım vakit yaklaştı... eun artık bana uzak değilsin...
tahtayı dikkatlice sarıp, bağrıma saklıyorum... dolunaya kadar beni teselli etmesini umuyorum...
artık yola çıkma zamanı... lanet ustanın işini bitirip öyle uzaklaşmak istiyorum bu cehennemden... ama ellerim yeterince kana bulandı, bir pisliğin kanıyla kirlenmek istemiyorum...
atıma atlayıp giderken, içimde heyecan hüzün ve mutluluğu da götürüyorum... eun a bu kadar yakınken tekrar kaybetmek çok acı ama, yaklaşık üç hafta sonra kavuşacak olmak acılarımın yerini koyu bir özleme bırakıyor...
---maya---
rüzgarı ilk gördüğümde güçlü bir karaktere sahip olduğunu anlamıştım... ve belki de en önemlisi yüzünde bir maskesi yoktu... daha ilk görüşmeden ona bu kadar çok şey anlatacağımı tahmin etmiyordum... ama içimde ona karşı adını koyamadığım güven duygusu beni buna zorladı ve her şeyi anlattım ona...
ama bana bu kadar acımasızca davranacağını tahmin etmemiştim... çok kırıldım... benim yaralanacağımı düşünmeden konuştu, hatta beni azarladı... o bana onlarca laf sayarken, karşı koyamadım bile... aslında kim olduğumu, yıllar sonra tanıdığım dövüşçü teyze kızının ağzından duyuyordum... o ne kurallar ne nezaket, hiç birini dikkate almadan konuştu, konuştu...
nefret ettim ondan, öldüresiye... kimseden nefret etmediğim kadar çok hem de... çünkü beni kıskıvrak yakalayan duygularımla alay etti, ben onu överken, o beni sürekli yerdi... acınası bir insan olduğumu söyleyip durdu, beni küçümsedi...
ben bir prensesim... insanlar benim karşımda konuşacakları kelimeleri özenle seçerler... karşımda saygıyla eğilip beni yüceltirler... ama bu kız bana acınası olduğumu söyleyip durdu... o atına binip ayrılırken, ben de atıma binmeye hazırlandım... bana saydığı tüm lafları kabul edercesine... aslınada bütün söyledikleri doğruydu... bana kimsenin söylemediği şeyleri, bana beni anlattı... asıl kızdığım, nefret ettiğim kendimdi aslında...
peşine düştüm... yanıma chun u da aldım... ben ata bineceğim derken yüzünde gördüğüm endişe gururumu okşadı... beni arkadan takip ederken, beni korurken ona bir kez daha aşık oldum...
rüzgarla ikinci karşılaşmamda çok sinirli ve kızgındım... tüm protokol kurallarının canı cehenneme deyip, direk karşısına çıktım... beni hedeflerim olmadığı için suçlamıştı, peki imkansız bir aşkı hedef seçersem düşüncesi ne olur diye serçe sordum ona...
ama yüzünde bir abla şefkatinden başak bir şey görmedim... biraz önce beni azarlayan suçlayan kız, şimdi elini omzuma koyup beni cesaretlendiriyor... onun ağzından çıkan her kelimede kalbini biraz daha gördüm, ona biraz daha hak verdim... amacının beni yaralamak olmadığını anladım... teşekkür edip atıma bindiğimde artık eski maya olmadığımı hissediyordum...
şimdi çoktan yapmam gereken şeyi yapacağım... chun yanımda hızla atıyla ilerliyor... ben ona sessizce bakıp, ona açıldığımda ne cevap vereceğini düşünüyorum... sonuç olumsuz bile olsa, o zamana kadar güçlü olmaya çalışacağım ki, kalbim daha az acısın...
---eun---
karargahta, büyük ustanın karşısındayım... buraya beni özel olarak çağırdığı için geldim... burası gayet korunaklı, ormanın içinde bir mağarada ustaca saklanmış gizli bir karargah... dışarıdan bakıldığında, içinde yüzlerce savaşçının olduğunu asla tahmin edemeyeceğiniz bir karargah...
usta üzerinde kalın savaş zırhı ile önündeki savaş plan kağıtlarıyla kaplı masanın ardından; tok sesiyle konuşmaya başladı...
"artık hazırız... kılıcın nerde olduğunu öğrendik..."
"anlıyorum efendim... adamlarıma hazırlık yapmaları için emir veriyorum hemen..."
"çok hızlı davranmasınız... dolunayda bu iş bitecek..."
dolunay mı...?!
---song---
"otur sıng, konuşmalıyız..."
"anlıyorum efendim..." dedem beni odasında özel olarak konuşmak için çağırmıştı... mnerakla onu dinliyorum...
"artık hazırız, adamlarını topla... "
"kılıcı buldunuz mu...?"
"evet, çok zor oldu ama sonunda bulduk... sohçae tapınağında saklanıyormuş... karşı taraf harekete geçmeden kılıcı almak zorundayız..."
"ne zaman peki...?"
"bu dolunayda..."
dolunayda mı...?!
not: arkadaşlar bu bölüm biraz kısa oldu... ama sinüzitten anca bu kadar yazabildim...
)) hadi iyi okumalar... 
"ya hedefim imkansız bir aşk olursa...?"
---eun---
karşımda biraz önce sessizce çaresizce söylediğim onca lafı yutan prenses yoktu artık... onu bu kadar harekete geçirecek olan şeyi, bana sorduğu soruyla anlıyorum...prenses imkansız bir aşkın pençesindeydi... gözlerindeki acıyı görebiliyorum...
"küçümsenecek hedef yoktur...
"o halde...?"
onu karşımda böyle kararlı görünce kesinlikle benim kanımdan diye düşünmeden edemedim... atın eğerini, koşumun üzerine attıktan sonra ağır ağır döndüm ve kararlı bir şekilde devam ettim...
"hedefin için nelerden vazgeçersin peki...?"
"bilmiyorum, ama bir çok şeyden vazgeçebilirim sanırım..."
"hayır yanlış cevap.."
"anlamadım..."
"sen bir prensessin... dışardaki hayata nasıl uyum sağlamayı düşünüyorsun peki...? kendi yemeğini yapmak, bulaşığını yıkamak, çamaşır yıkamak, dikmek... bunlar hakkında ne biliyorsun peki...?"
sustu, başını önüne eğdi... şimdi bir abla edasıyla yumuşak bir sesle devam ediyorum... acı çekmediğini düşünmüştüm ama yanıldığımı anlıyorum... çünkü gözlerinden onu kıskıvrak yakalayan ve acı çektiren aşkını görüyorum...
"her şeyi geride bırakıp, sıfırdan başlamak senin için cahil cesaretinden başka bir şey olmaz... sevgin için her şeyden vazgeçeciğine onun için savaşmalısın... güçlü bir prenses gibi... madem hayatını kendin kontrol etmek istiyorsun, o zaman kuralları kendin koy..."
bana doğru anlamlı anlamlı baktı...
"benim acınası biri olduğumu söylemiştin... peki sence acınası biri bunları nasıl başarabilir...?"
"buraya gelerek zaten başarabileceğini gösterdin..."
yüzünün ifadesi birden değişti... hem şaşırdı hem de kendine biraz olsun güveni geldi... meraklı gözlerle devam etti...
"gerçekten böyle mi düşünüyorsun...?"
"hala aynı şeyi yapıyorsun..."
"neyi...?"
"başkalarının düşüncesini boşver... onların senin hakkında ne düşündüğünü önemseme... yaptığın şeyin doğru olduğuna inanıyorsan, devam et... başkalarının düşüncelerinin seni zayıflatmasına izin verme... cesur adımlar at, kendini ispatla... o zaman sana yöneltilen okların yere indiğini göreceksin..."
yavaşça omzuna dokundum, hafifçe gülümsedim...
benim birden nasıl bu kadar değiştiğimi çözmeye çalışırken, birden durdu...nefesini toparlayıp devam etti...
"peki beni bu kadar fedakarlık yapmaya iten bu imkansız aşkım, karşılıksızsa...?"
"sormadan bilemezsin..."
"ya reddedilirsem...?"
"ne kaybedersin...? kalbin mi kırılır, gururun mu incinir...? hiç bir kalp sonsuza kadar kırık kalmaz... sen kendini değiştirecek kadar güçlüysen zaten, kalbin için endişe etmene gerek kalmaz... devam et... korkma..."
"teşekkür ederim..."
tekrar omzuna dokundum...
"aynı kandanız değil mi...? "
o gülümsedi, ben de gülümsedim...
atına doğru ilerlerken şunu fark ettim, prenses artık yarım saat önceki prenses olmayacak... ona gereken tek şey ufak bir kıvılcımdı... yıllar sonra bulduğum teyze kızı için sanırım bunu yapabilirdim...
"teşekkür ederim eun..."
"ben bir şey yapmadım..."
"hayır çok şey yaptın... o artık eski prenses maya olmayacak..."
"ona lazım olan, ufak bir kıvılcımdı, ben ona sadece bunu verdim... ateşi kuvvetlendirmek ona kalmış..."
başını gülümseyerek önüne eğdi... yüzündeki kederi gördüm... ben onu imkansız aşkı için cesaretlendirirken chun un ona ümitsizce bakan gözlerini gördüm... bunlar bir muhafızın prenses olan bakışları değildi....
"onu seviyorsun değil mi...?"
birden panik oldu, etrafına telaşlı telaşlı baktı, prensesin onu duymasından çekiniyordu... suçlu bir yüzle...
"eun..."
"o imkansız aşkı için mücadele ederken, sen de onun için mücadele et... kadınlar hassastır, onu seven kalbi sonsuza kadar geri çeviremezler..."
"ama ya aradaki derin uçurum..."
"bu uçurumu yıkabilirsin..."
"çok zor eun... bu uçurum çok derin..."
"denemeden bilemezsin..."
hafifçe gülümsedi...
"bir abi olarak benim sana tavsiyede bulunmam gerekirken, sen bana..." lafını kestim...
"ne fark eder...?"
"eun, seni elimden geldiğince korumaya çalışacağıma söz veriyorum..."
"sağol..."
atıma binerken chun un maya ya umutsuzca ve aşkla dolu bakışlarını gördüm... maya ise derin derin düşünüyordu ama yüzünde ciddi bir kararlılık vardı...
---song---
ertesi gece yeniden tapınağa gittim... kolyemin hala yerinde olup olamadığını öğrenmek zorundayım... gizlice tepe çıktım... hızla ağaca doğru yaklaşıp, toprağı kazmaya başladım... her toprak atışımda, çukur biraz daha derinleştikçe kalbim ağzımda atıyor sanki... siyak bir beze sarılmış bir şey buluyorum... kalbim deli gibi atarken, yavaşça katını açmaya başlıyorum... titreyen ellerim son katı da açtıktan sonra, gözlerim yaşlarla dolu mesajı okuyorum... "dolunayda seni burda bekleyeceğim eun..." allahım gözlerime inanamıyorum... eun burdaymış ve bana bir mesaj bırakmış... tahtayı sanki eun un bir parçasıymış gibi okşayıp, kalbime basıyorum.... artım vakit yaklaştı... eun artık bana uzak değilsin...
tahtayı dikkatlice sarıp, bağrıma saklıyorum... dolunaya kadar beni teselli etmesini umuyorum...
artık yola çıkma zamanı... lanet ustanın işini bitirip öyle uzaklaşmak istiyorum bu cehennemden... ama ellerim yeterince kana bulandı, bir pisliğin kanıyla kirlenmek istemiyorum...
atıma atlayıp giderken, içimde heyecan hüzün ve mutluluğu da götürüyorum... eun a bu kadar yakınken tekrar kaybetmek çok acı ama, yaklaşık üç hafta sonra kavuşacak olmak acılarımın yerini koyu bir özleme bırakıyor...
---maya---
rüzgarı ilk gördüğümde güçlü bir karaktere sahip olduğunu anlamıştım... ve belki de en önemlisi yüzünde bir maskesi yoktu... daha ilk görüşmeden ona bu kadar çok şey anlatacağımı tahmin etmiyordum... ama içimde ona karşı adını koyamadığım güven duygusu beni buna zorladı ve her şeyi anlattım ona...
ama bana bu kadar acımasızca davranacağını tahmin etmemiştim... çok kırıldım... benim yaralanacağımı düşünmeden konuştu, hatta beni azarladı... o bana onlarca laf sayarken, karşı koyamadım bile... aslında kim olduğumu, yıllar sonra tanıdığım dövüşçü teyze kızının ağzından duyuyordum... o ne kurallar ne nezaket, hiç birini dikkate almadan konuştu, konuştu...
nefret ettim ondan, öldüresiye... kimseden nefret etmediğim kadar çok hem de... çünkü beni kıskıvrak yakalayan duygularımla alay etti, ben onu överken, o beni sürekli yerdi... acınası bir insan olduğumu söyleyip durdu, beni küçümsedi...
ben bir prensesim... insanlar benim karşımda konuşacakları kelimeleri özenle seçerler... karşımda saygıyla eğilip beni yüceltirler... ama bu kız bana acınası olduğumu söyleyip durdu... o atına binip ayrılırken, ben de atıma binmeye hazırlandım... bana saydığı tüm lafları kabul edercesine... aslınada bütün söyledikleri doğruydu... bana kimsenin söylemediği şeyleri, bana beni anlattı... asıl kızdığım, nefret ettiğim kendimdi aslında...
peşine düştüm... yanıma chun u da aldım... ben ata bineceğim derken yüzünde gördüğüm endişe gururumu okşadı... beni arkadan takip ederken, beni korurken ona bir kez daha aşık oldum...
rüzgarla ikinci karşılaşmamda çok sinirli ve kızgındım... tüm protokol kurallarının canı cehenneme deyip, direk karşısına çıktım... beni hedeflerim olmadığı için suçlamıştı, peki imkansız bir aşkı hedef seçersem düşüncesi ne olur diye serçe sordum ona...
ama yüzünde bir abla şefkatinden başak bir şey görmedim... biraz önce beni azarlayan suçlayan kız, şimdi elini omzuma koyup beni cesaretlendiriyor... onun ağzından çıkan her kelimede kalbini biraz daha gördüm, ona biraz daha hak verdim... amacının beni yaralamak olmadığını anladım... teşekkür edip atıma bindiğimde artık eski maya olmadığımı hissediyordum...
şimdi çoktan yapmam gereken şeyi yapacağım... chun yanımda hızla atıyla ilerliyor... ben ona sessizce bakıp, ona açıldığımda ne cevap vereceğini düşünüyorum... sonuç olumsuz bile olsa, o zamana kadar güçlü olmaya çalışacağım ki, kalbim daha az acısın...
---eun---
karargahta, büyük ustanın karşısındayım... buraya beni özel olarak çağırdığı için geldim... burası gayet korunaklı, ormanın içinde bir mağarada ustaca saklanmış gizli bir karargah... dışarıdan bakıldığında, içinde yüzlerce savaşçının olduğunu asla tahmin edemeyeceğiniz bir karargah...
usta üzerinde kalın savaş zırhı ile önündeki savaş plan kağıtlarıyla kaplı masanın ardından; tok sesiyle konuşmaya başladı...
"artık hazırız... kılıcın nerde olduğunu öğrendik..."
"anlıyorum efendim... adamlarıma hazırlık yapmaları için emir veriyorum hemen..."
"çok hızlı davranmasınız... dolunayda bu iş bitecek..."
dolunay mı...?!
---song---
"otur sıng, konuşmalıyız..."
"anlıyorum efendim..." dedem beni odasında özel olarak konuşmak için çağırmıştı... mnerakla onu dinliyorum...
"artık hazırız, adamlarını topla... "
"kılıcı buldunuz mu...?"
"evet, çok zor oldu ama sonunda bulduk... sohçae tapınağında saklanıyormuş... karşı taraf harekete geçmeden kılıcı almak zorundayız..."
"ne zaman peki...?"
"bu dolunayda..."
dolunayda mı...?!
not: arkadaşlar bu bölüm biraz kısa oldu... ama sinüzitten anca bu kadar yazabildim...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder