6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (22. Bölüm)

22. Bölüm


---eun---



bu dolunayda dedi; bu dolunayda bütün iş bitecek... karargahtan çıktıktan sonra sakin bir yere gittim... beni kimsenin görmeyeceği bir yer bulup oturdum... başımı ellerimin arasına alıp, başımın zonklamasına aldırmadan düşünmeye çalıştım...



kader beni zorlamaya devam ediyor... beni song dan ayırmak için elinden gelen her şeyi yaptığını düşünmeden kendimi alamıyorum... içimi derin bir hüzün kaplıyor... bu yola çıkış amacım song u bulmak içindi... ustayla bir pazarlığa giriştim; o bana song u bulacak, bense bana verilen vazifeyi yerine getirecektim... hem hiç tanımadım ailemin intikamı alacak, vicdanımı rahatlatacak; hem de song bulacaktım... ama usta sözünde durmadı... şimdi kendimi kızgın bir ateşin içinde gibi hissediyorum... her geçen saniye etrafımı biraz daha sarıyor... kaçmaya çalıştığımda beni kıskıvrak yakalayıp canımı yakıyor... babamı tanıdıkları ve ona büyük saygı besledikleri için beni burda bir yıl boyunca eğittiler, dolunaydaki savaş için hazırladılar... onlara hem büyük bir vefa borcum var; hem de ailemin sorumluluğunu üzerimde taşıyorum... pes edemem, geriye dönemem... bu yüzden song a tam ulaştım derken,sanırım onu yeniden kaybedeceğim...



ama seferki korkum daha büyük... çünkü dolunaydaki çatışma çok kanlı geçecek, ve song u son bir kez göremeden ölmekten korkuyorum... ona bu kadar yakınken sonsuza kadar kaybetmekten korkuyorum... bu son şansım... hayatta kalmayı başarmak zorundayım... hem ailemin hatırası, hem buraya olan vefa borcum, hem de song için...



---maya---



rüzgarın söyledikleri aklımı çivi gibi kazındı... yapmam gereken şey kendi sınırlarımı zorlamak, kendimi saraya kanıtlamak... söyledikleri çok doğruydu, her şeyi geride bırakıp gitmek cahil cesaretinden başka bir şey değildi...



***



"majesteleri prenses maya sizinle görüşmek istiyorlar..." kapıdaki hizmetçi içeriye benim gelişi bildirdikten sonra kapılar açıldı ve annem ve babamın dairesine girdim... babam büyükçe ve üzeri altın işlemeli kırmızı örtüyle kaplı masanın başında oturuyordu... önünde her zamanki gibi belgeler ve tam yanında kraliyet mührü... annem babamın hemen yanında yüzü babama dönük oturuyordu... benim içeri girdiğimi görünce bana baktılar... selam verip, masanın etrafındaki sandalyelerden birine oturdum...



"seni buraya getiren sebep nedir...?" diye sordu babam ,annem sessizce beni izlerken

"önemli bir konuyu konuşmak için geldim babacım..."

"seni dinliyorum..."

"yıllarca sarayda bir prenses olmaktan başka bir işle ilgilenmedim... sizden bana görev vermenizi istiyorum..."

"nerden çıktı şimdi bu...?"

"kendimi kanıtlayabileceğim bir işle ilgilenmek istiyorum..."

"bir prenses olduğunu unutma... saray işleri senin kendini kanıtlaman için eline verilecek bir deneme tahtası olamaz..."



babamın sesi çok keskindi... o benimle böyle konuşunca, yıllarca beni gözünde nasıl olarak gördüğünü anladım... vasıfsız bir prenses... saray işleriyle ilgilenemeyecek kadar sığ düşünceli biri... içim acıdı, ama vazgeçmiyorum... çünkü uğrunda savaşacağım bir hedefim var...



"bir prensesten beklenen özellikler nedir sizce...?"

"bu soruyla nereye varmak istediğini anlamıyorum..."

"bu ülkenin prensesinin, odasına kapanıp, her gün eşsiz kıyafetler giyip, yeyip, içip, boşa vakit kaybetmesini nasıl değerlendiriyorsunuz...?"

"kralla konuştuğunun farkındasın değil mi maya...?!" diye inledi annem... ama durmuyorum... çünkü durursam bir daha aynı esareti gösteremeyecek olmamdan korkuyorum...

"evet annecim farkındayım... aynı zamanda bu ülkenin bir prensesi olduğumun da farkındayım..."



babam tok sesiyle devam etti...



"saray işleri çok karmaşıktır... bu zamana kadar bu konu üzerinde en ufak bir ilgin bile olmadı... şimdi ben sana bu durumdayken nasıl vazife verebilirim...?"

"ben karlı bir anlaşmanın bedeli olmaktan daha başka şeyler yapmak istiyorum..."



haddimi aştım, ama yıllardır içimde taşıdığım zehri birden boşaltıverdim... sonuçlarına katlanarak bu odadan içeri girdim ve ne olursa olsun bu gün burada bu düğümü çözüp çıkacağım...



"saray işleri hakkında ne biliyorsun ki...!" diye kükredi babam...

"bilmiyorum... ama öğrenmek istiyorum...!"

"bu çocuk oyuncağı değil...! sen heves ettin diye..." sözünü kesiyorum... bir kralın sözünün kesilmesinin en büyük suç olduğunu bile bile...

"heves değil..."



babamın daha çok sinirlendiğini hissediyorum... gözlerine baktığımda kızgınlığını görebiliyorum... annemse babamın kolundan tutmuş sakinleştirmeye çalışırken bana kızgın gözlerle bakıyor...



"buna izin vermiyorum...!"

"başaramazsam, benim hakkımda dilediğiniz kararı verebilirsiniz, kabul ediyorum..."



dedim ve başımı önüme eğdim... oda da bir anda sessizlik oldu... hayal dünyasında yaşayan, odasından dışarı çıkmayan vasıfsız bir prensesten beklenmedik bir hareketti bu... yüzümü kaldırdığımda babamın ve annemin şaşkın yüzlerini gördüm... birden babamın yüz ifadesi değişti...



"her tür sonucu kabul edecek misin peki...?"

"evet..."



annemin birden soğuk terler dökmeye başladığını gördüm...



"majesteleri..." babam tok sesiyle annemi susturdu...

"pekala... kabul ediyorum... eğer sana verdiğim işte başarılı olmazsan, tang hanedanlığı ile yapacağım bir yıl sonraki anlaşma için, seni oğluyla evlendireceğim..."

"kabul ediyorum..."



***



görüşme bitmişti... kararlı adımlarla odama doğru ilerliyorum... başım neredeyse çatlayacak gibi... kalbim olmadığı kadar kırık ve içi nefret dolu... yıllardır, ağzımda dillendirdiğim karlı anlaşma bdedlini ilk kez babamın ağzından duymuştum... bu düşündüğümden hayal ettiğimden daha korkunç, daha tiksinç göründü gözüme... bana bu lafları söylerken; ufacık da olsa içinde evlat şefkati bulacağımı umut ettiğim gözlerinde ticaret sevgisinden başka bir şey görmedim... o zaman bir evladın babasına duyabileceği tüm içten sevgiler yok olup gitti... kalbimde kalan tek şey, nefret oldu...



hayatımı altın işlemeli, kımızı örtüyle kaplı masanın üzerine koyduk... üzerinde pazarlık yapmaya başladık... babamın gözlerinde kaybetmeye tahammülü olmayan bir çocuğun bakışlarını görüm sanki... anneminkide de korkusundan güçlünün yanına sığınan bir korkağın bakışları... ikisinde de uzaklaştım...



kaybetmeye tahammülü olmayan babamın bana sunduğu teklif ise, tüm acımasızlığının kopyası gibiydi... özel birimi bir önce ay boyunca idare edeceğim, gelişme planları hazırlayıp her ay kendisine ileteceğim... birimin başarısı ölçülecek... kazanılan başarılar takip edilip altı ay sonunda sonuç açıklanacak... bu benim pazarlıktaki hayatımın son durak noktası olacak...



özel birim... sarayın en karmaşık yapılı ve idaresi son derece güç olan birim... ve başkanı uğrunda hayatımı pazarlık konusu yaptığım kişi... onu sürekli görmenin beni güçsüz düşüreceğinden endişe etsem bile, ona güvendiğim için kabul ettim...



şimdi önümde uzun bir altı ay var... sonuçlarını kabul ediyorum... ama chun un beni kalbimi red etmesini kabul edebilir miyim, onu bilemiyorum...



***



"prenses hazretleri benimle görüşmek istemişsiniz..."



chun tüm saygınlığıyla karşımda duruyor... ben onu bu sefer kendi dairemde değil, sarayın bahçesinde ağırlıyorum... ayak üstü konuşmaya başlıyoruz... kalbim deli gibi çarpıyor...



"son durumlardan haberiniz var sanırım..."

"evet efendim..."

"bundan sonra birim benim kontrolümde olacak... ve bana en az iki güne bir birim hakkında rapor vermenizi isteyeceğim... gerekli olan değişiklikleri yapmak ve aksaklıları en kısa sürede gidermemiz gerekecek... bunun için bana en kısa zamanda bunu için ayrıca bir rapor hazırlamanızı istiyorum..."

"anlaşıldı efendim..."

"birimi de en kısa zamanda görmek istiyorum..."

"peki efendim... tüm hazırlıkları tamamlayıp size haber vereceğim..." bunu deyince aklıma bir fikir geldi...

"hayır şimdi görmek istiyorum... tüm eksikleriyle..."



chun şaşırdı ama bir prensesin emirlerine karşı gelemezdi... bana yol eliyle yol gösterdi ve beraber ilerlemeye başladık...





"bundan sonra benim emrimde çalışacaksınız... sizinle açık konuşmak istiyorum..."

"evet efendim..."

"bu zamana kadar saray işleriyle ilgili bilgi sahibi değildim... o yüzden çok fazla eksiğim var... beni sadece size emir veren bir prenses olarak görmemenizi istiyorum... beni hatasını bulduğunda uyaracağız bir askeriniz olarak görmelisiniz..."



ben böyle söyleyince şaşırdı, itiraz edecekken gülümseyerek onu susturdum...



"lütfen... şu an itibariyle bu işler konusunda benden daha tecrübeli ve bilgi sahibisiniz... bu yüzden sizden bana yardımcı olmanızı istiyorum... size güvenebilirim değil mi..?"

"elbette, elbette efendim..."

"lütfen elinizden geleni yapın..." gülerek düzelttim..." hayır, elimizden geleni yapalım..."



bunca sıkıntıya sırf onun için göğüs gerdiğim kişi yanımda sessizce ilerliyor... ve ben her zamankinden daha güçlü olmak zorunda olduğumu biliyorum...



---chun---



bu tarifi dayanılmaz bir acı... prenses imkansız aşkı için bunca çaba sarf ederken, ben çaresizce ona yardım ediyorum... bu sevdiğiniz kişiyi kendi ellerinizle başkasına vermekten başka bir şey değil... içim kavruluyor... onun bana her gülümseyerek bakışında içim biraz daha acıyor... korkuyorum... bu acı dayanılmaz bir hal aldığında kontrolümü kaybetmekten korkuyorum... o benim gerçek duygularımı öğrendiğinde onu tamamen kaybetmekten korkuyorum... ona hem bir adım yakın, hem de kilometrelerce uzak olmanın acısını taşıyorum... sabır diliyorum... bu büyük acı altında aklımı yitirmemek için...





***



prenses günlerdir aralıksız çalışıyor... iki günde bir ona birim hakkında rapor sunuyorum... eksikleri ve düzeltilmesi gereken durumları haber veriyorum... o daha az yorulsun diye ben daha çok çalışıyorum... ama o, durmadan, yılmadan çabalıyor... bazen birime gelip incelemelerde bulunduğunu duyuyorum... onu bu hale getiren aşkını ölesiye kıskanıyorum... sevdiği kişiye öldüresiye nefret besliyorum...



***



"efendim raporları getirmek için geldim, girebilir miyim...?"



sesim kapını diğer tarafındaki prenses için çınlıyor... içeriden cılız bir ses duyuyorum...



"girin lütfen..."



içeri girdiğimde bana yorgun ifadelerle bakan prensesin gözleriyle muhatap oluyorum... gözlerinin etrafında belli belirsiz çizgiler oluşmuş, pürüzsüz yüzü nerdeyse solmuş... onu böle görünce kalbimin bir taşın altında ezildiğini hissediyorum... onu bu hale getiren kişiden biraz daha nefret ediyorum...



"oturun lütfen..."



eliyle işaret ettiği yere oturdum... önümüzde kağıtla kaplı bir masa ve üzerinde titrek ışıklar saçan iki mum bulunuyordu... mum ışığı yüzüne vurdukça yorgun yüzü daha da belirginleşiyor...



"raporlar efendim..."

"a evet... birimde az da olsa gelişme kaybettiğimizi umuyorum..."

"iki haftada ciddi işler başardınız efendim..." gülümsedi devam etti...

"başardık..."



o böyle konuşunca, mütevazi tavrıyla beni kendine yeniden aşık ediyor... derin bir nefes laıyorum ve devam ediyorum...



"haddimi aşıyorum, biliyorum ama yine söylemek zorunda hissediyorum kendimi..." yine o sevecen gülümsemesiyle devem ediyor ve yüzüme meraklı meraklı bakıyor...



"lütfen, devam edin..."

"son zamanlarda çok yorulduğunuzu düşünüyorum efendim..." bunları söyleyince yüzünün ifadesi değişti birden, daha canlı bir şekilde devam etti...



"benim için endişelenmeyin lütfen, ben gayet iyiyim..."

başımı önüme eğiyorum... o bana her gülümseyişinde daha da hızlı atan kalbimi gizlemek istercesine...

prenses kağıtlara göz gezdirip devam etti...



"istihbaratın durumunu merak ediyorum..."

"şu ana kadar bir sıkıntımız olmadı efendim..."

"anlıyorum, ama kontrolleri daha da sıkılaştırmamamız aleyhimize olur sanırım..."

"evet efendim... gereğini yapacağım... bu arada sizden bir ricada bulunmak istiyorum..."

"tabi lütfen..."

"rüzgar hakkında..." bana meraklı gözlerle bakmaya başladı... yüzündeki paniği okuyoabiliyorum...

"devam edin lütfen..."

"rüzgar hakkında size anlatmam gereken şeyler olduğunu düşünüyorum..."

"evet..."

"rüzgar, benim yıllar önce kaybettiğim kız kardeşim eun aslında..."

"anlamadım... şu uğrunda evinizi terk ettiğiniz, sevdiğiniz kız mı...?"



bu kadar ayrıntıyı aklında tutmasına çok şaşardım... ama bu ayrıntıda düzeltmem geren yerler var...



"sadece kız kardeşim efendim..."

"olmaz, bu nasıl bir kader böyle...? demek rüzgar, yani eun sizin küçük kardeşinizdi... allahım inanmıyorum..."

"evet efendim..."

"kız kardeşim dediniz... hala sevmiyor musunuz onu...?"

"aylar önce bana bir şey söylemiştiniz efendim... gerçek sevgi zamana ve mesafeye meydan okuyandır diye... araya giren mesafe ve zaman benim onu bunca yıl bir kardeş olarak sevdiğimi gösterdi... uğrunda evi terk edişim, kardeşini kaybeden bir abinin anlık tepkisinden başka bir şey değilmiş..."



yüzünde değişik ifadeler dolanıp durdu... kafasının karıştığını görebiliyorum... heyecanla sormaya devam etti...



"peki, nasıl oldu da bir dövüşçü oldu...? yani bunca yıl içinde nasıl oldu da...? allahım kafam çok karıştı..."

"bana bunun bir kader olduğunu söyledi, seçimini kendisinin yapamadığı bir kader... bende sizinle tam bu konu hakkında konuşacaktım efendim..."

"lütfen devem edin..."

"eun, yani rüzgar bir suikastçı..."

"suikastçı mı...? ama bana bir dövüşçü olduğu söylenmişti..."

"evet efendim... başlarda aldığımız istihbarat bilgileri bu yöndeydi... şu anda bir kılıcı bulmak için çalışan gizli bir örgütün üyesi..."

"allahım... gizli bir örgüt demek... ama bu tamamen yasa dışı..."

"evet..."

"peki ne yapmayı planlıyorsunuz...?"

"şu an sadece uzaktan izliyoruz... son günlerde hareketlilik gözlemledik... "

"yani, yakında bir çatışma olacak..."

"ama zamanını bilmiyoruz... çok sıkı güvenlik tedbirleri alınmış durumda... içeri adam sokamıyoruz..."

"rüzgar tehlikede olmalı... ona yardım etmeliyiz..."



---maya---



karmakarışık duygular yaşıyorum... bir yandan sevinci bir yandan da hüznü taşıyorum içimde... bu yoğunluğun içinde birde kalbimle cebelleşiyorum... chun artık eun u, yani rüzgarı sevmiyor... başından beri duygularını yanlış anlamış... bunun için deliler gibi seviniyorum... ama sınradan bulduğum ve vefa borcum olan eun şu an büyük bir tehlikenin içinde... onu korumak istiyorum ama, gücüm yeter mi bilmiyorum... allahım karma karışığım... düşüncelerimi hizmetçinin sesi bölüyor...



"efendim, majesteleri sizinle görüşmek istiyor... sizi dairesinde bekliyor efendim..."

"tamam..."



kafamda bu düşüncelerle cebelleşirken babamın dairesine doğru ilerliyorum... haftalardır üzerimi yüklendiğim görevi yerine getirebilmek için didinip duruyorum... karlısına çıkmaktan korkmuyorum artık... büyük bir öz güvenle karşısına dikiliyorum... bana işaret ettiği yere yavaşça oturuyorum...



konuşmaya başlıyor...



"haftalardır sana verdiğim görev için çalışıyorsun... umarım başarılı olursun..." sesinde en ufak bir samimiyet yok... gerçekten başarılı olamam umurunda mı...?



"teşekkür ederim efendim..."

"sana bir şans veriyorum maya... bu senin görevin için büyük bir imkan..."

"dinliyorum..."

"bu görev oldukça zor bir görev... altından kalkmayı başardığın taktirde, bana kendini ispatlama imkanı bulacaksın... ama bu sana verdiğim diğer görevi iptal ettiğim anlamına gelmiyor tabi... ne yapabileceğini görmek istiyorum..."

"anlıyorum efendim..."

"bu günlerde suskunluğunu bozan bir oluşumdan haberdar oldum... yakın zamanda harekete geçecekler... sanırım çok fazla kan akacak... sana verdiğim görev şu: bu oluşumun faaliyetlerini durdurman ve peşinde oldukları kılıcı saraya teslim etmen..."



not: bölüm uzunluğu inşallah sizi tatmin eder... Smile)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder