6 Mayıs 2011 Cuma

Kılıç (24. Bölüm)

24. Bölüm


***



hazırlıklar tüm hızıyla devam ediyor... her iki grup da yıllar önce ellerinden kaçırdığı kılıç için ölümüne mücadele verecek... ne kadar adam kaybedildiği yada ne kadar zarar görüleceği pek önemsenmiyor... tek düşülen kılıcı ele geçirmek... ideallerin birbirleriyle çatıştığı bu ortamda farklı hesaplar güdenler de var...



prenses; hayatındaki belkide en önemli kararın seçicisi olabilmek için hayatını kırmızı örtülü bir masanın önüne koyup, majestelerine sundu... bu savaşın galiplerinden biri olmak istiyor, çünkü, kaybederse, bir daha kaybedecek bir şeyi olmayacak...



chun; karşılıksız sandığı sevgisini, sona çeyrek kala öğrendi... bu savaşın galibi olmalı... kaybederse bundan sonra ne koruyacak bir kardeşi nede sevecek bir kalbi olacak...



song; son anda ellerinden kaçırdığı, hayatının manası saydığı sevdiği kadını yeniden kazanmak için savaşı kazanmak zorunda... dolunayda künyesini bıraktığı tepeye galip olarak çıkıp, sevdiği kadını sonsuza kadar korumanın peşinde...



maya; bir yıl boyunca umudunu asla kaybetmediği, şüphe etmediği aşkı için dolunayda hayatta kalanlardan biri olmak zorunda... aynı zamanda geç kavuştuğu ailesinin yadigarına ve onu yetiştirenlere olan vefa borcunu yerine getirebilmek için, hayatta kalmak zorunda...



kral; tüm bu birbirine girmiş ve hata kabul etmeyen hesapların içinde o; heyecanlı bir müsabakanın geriden izleyicisi olarak oyuna dahil oluyor...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



--eun--



güneş batmak üzere... sona hiç olmadığı kadar daha yakınız... her şey önceden planlanmış olmasına rağmen, canların pazarlığının yapılacağı bu meydanda, hesaplardan çok kader etkili olacak... bense kaderin, belirlediği kazanan tarafta olmayı diliyorum...



yüzlerimiz tamamen kapalı ve siyah kıyafetlerin içinde geceye uyun sağlamaya çalışıyoruz... okçuları yüksek tepelerden birinde mevziledik... en iyi kılıç kullananlar en önlerde kritik noktalarda yerlerini aldılar... ne yazık ki aramızda gözden çıkarılanlar da var... bunlar savaşın en yoğun anlarında, arkadan gelecek kuvvete zaman kazandırmak için kullanılacaklar... hayatları bir masadaki planda yazıldı ve ne yazık ki, içlerinden ancak şanslı olanlar yem olmaktan kurtulabilecekler... onlara bakıyorum, hepsinin yüzünde kazanma aşkı var... sonlarını düşündükçe üzülüyorum ve bu savaşa lanet ediyorum...



***



"efendim, okçular saldırıya uğradı...!"

"ne diyorsun...! kim yapmış peki...!?"

"diğerleri...!"



işte savaş başladı...



kılıç sesleri, havada yol alan okların uğultusu, bağıran insan sesleri geceyi delip geçiyor... amaç kılıcı elde etmek olsa da burada herkes hayatı için savaşıyor...



karşı grup çok ağır bastırıyor... tahminlerimizin dışında tapınak kendini korumak için ordusuyla bu savaşın içine dahil oldu... ve hesaplar birbirine girdi... tek bir köstebek bile hesapları darmadağın edebilir... şimdi biz bu darmadağın hesapların içinde hem karşı grup hem de tapınağın askerleri için canımızı ortaya koymuş, savaşıyoruz...



adamlarımla birlikte, yem olan adamların ardından savaşın en yoğun olduğu yerdeyiz şimdi... yüzümüzde peçelerimiz, elimizde kılıçlarımızla bir mezbahayı andıran ve kana bulnamış toprakların üzerinde karşıdan gelen kılıç darbelerine karşı kendimizi korumaya ve karşıdaki rakibi imha etmeye çalışıyoruz...



can korkusu kasları olduğundan daha hızlı ve kuvvetli çalıştırıyor... zihniniz dört bir yandan gelecek saldırıya karşı uyanık olmaya çalışırken, ayaklarımız bizi her an ateş çemberinden uzaklaştırmak için tetikte bekliyor...



onlarca adam öldürdüm... gözlerimin önünde vücutlarını kılıcımla yardım... üzerim kandan ve tozdan lekelerle kaplı... duygularımı çoktan savaşın dışında bıraktım ve şimdi anlıyorum, insanlığımı da orada bırakmışım...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



yorgunluktan bitmek üzereyim... ay gökyüzünde dolunay olurken ben savaşın son anlarını yaşıyorum... artık ayakta kalan kişi sayısı çok az... binlerce insan öldü, ve yaşayanlar çok çok iyi dövüşenler yada şanslı olanlar... ben adamlarım üzerime düşen görevi çoktan yerine getirdik... yani asıl grup için ön temizleme yaptık... birazdan asıl grup tapınağın içine girip kılıcı alacaklar... işte işin en zor kısmı burası... bize düşen dışarıdan çıkacak olan grup eğer bizden değilse, kılıcı biz ele geçireceğiz...



***

"hey! bunlar da kim...?!" dedim telaşlıca, saklandığım ağacın ardından...

"bilmiyorum..." dedi yanımdaki adamlarımdan biri...

"bunları daha önce hiç görmemiştim... ne karşı gruptan, ne de tapınak askerlerinden..." dedim sessizce...



grup ağır adımlarla, savaşın en kritik noktasında birden sahaya çıktılar... bu hesabın ikinci kez ters düz oluşu anlamına geliyor... artık savaşın sonunun nereye varacağını kestiremiyorum... birazdan bizimkiler de tapınağa girecekler... bu şu anlama geliyor... tapınakta 4 grup birden savaşacak... ve bu savaşa sonradan dahil olan ve hiç kan kaybı yaşamamış grup hassas dengeli alt üst ettiği gibi, bizim galip olma oranımızı giderek aşağı çekiyor...



biz ağaçlık alanda pusu kurarken birden birini yanımıza getirdiler... adam fena halde ağır yara almış ve yürümekte zorluk çekiyordu... iki kolundan tutup buraya, benim yanıma getiren iki adamımı yüzünde korkuyu gördüm...



"efendim..." der demez, hemen ayağa kalkıp onlara doğru koştum... artık başını bile zor hareket eden adamın yakasını toplayıp, yüzüne baktım... kandan zar zor seçilen gözlerine baktım... yakasını hızlıca bırakıp, kollarında tutan iki adamıma döndüm... serçe devam ettim...



"bu habercinin hali ne böyle...! kim yapmış bunu...?!"

"efendim..."

"konuş...!"

"savaşa sonradan dahil olan grubun, saray askerleri olduğunu öğrendik... onu bu hale getirenler de..."



cümlesinin sonunu dinlemeden susturdum onu... yavaşça arkamı döndüm... kafam patlamak üzere... bu en kötü ihtimalin de en kötüsü... sarayın bu işin içine dahil olması demek, saraya karşı kılıç kullanmak anlamına geliyor... ve bu sefer değişen denge kesinlikle bizim aleyhimize işleyecek... ben ve burada elinde kılıç tutan herkes şu andan itibaren hain... kazanan biz olsak bile, ele geçirdiğimiz kılıcın bedelini iki kez canımızla ödeyeceğiz... bedel ya bu alanda ölmek yada yakalanıp hain olarak idam edilmek...



"lanet olsun...!" dedim ve adamıma tekrar döndüm... ama kollarının arasındaki adam çoktan ölmüştü...

"ne haberi getirmiş...?!"

"üstünlük sarayın eline geçmiş ama karşı grup kılıcı kaçırmayı başarmış... peşine düşmemizi emrediyor..."



bu iki ateş arasında kalmaktan farksız... sarayda kılıcın peşine düşmüş olamalı ki, haberciyi öldürmüş... iyi bir plan kurmak zorundayım...



ani bir karar alıyorum... atımın üzerine hızla atlıyorum... eğerini ellerimde sıkıca tutarken adamlarıma emir veriyorum...



"ben kestirme yolu kullanıp önlerine çıkacağım... kılıcı önden göndermiş olmalılar... riske atmamak için tek adam kullanacaklar... bunun için, ben önden gidip kılıcı ele geçirmeye çalışacağım... siz diğer yolu kullanıp beni arkadan takip edin... eğer..." sesim kesiliyor... "eğer karşılaştığımızda kılıcı ele geçiremezsem, en son planı uygulayın..."



bunun anlamı ben ele geçirene kadar onlar geride diğerlerini yok etmeye çalışacaklar... iki seçenek var... birincisi adamlarım yok edemezlerse ben kılıcı ele geçirsem bile hayatta kalmayı başaramam... ikincisi adamlarım görevlerini tamamlasalar bile ben hayatta kalamazsam, benim yerime görevi onlar yerine getirecekler... her iki durumda da hayatta kalma oranım çok düşük... içime derin bir sızı saplanıyor... gökte yükselen aya bakıyorum... song kavuşmam artık çok zor... ama yine de az da olsa ümidim var...



savaş alanı hassas dengelerin olduğu bir terazi... ne zaman sizden yana olacağı belli olmayan, bir ağır kefeye sahip... bu sefer, belki de hiç olmadığı kadar ağır kefenin benden yana olmasını diliyorum...



***



atımla son sürat geceyi delip ilerliyorum... her an tetikte olmam gerektiğini bildiğim halde içimdeki sızıyı yok edemiyorum... savaşırken bir kenara bıraktığım duygularım, şimdi olanca gücüyle kalbimi eziyor... bu song u bulabilmem için son şans... eğer hayatta kalamazsam onu son kez göremeden, ona bu kadar yaklaşmışken sonsuza dek kaybedeceğim... gecenin soğuk rüzgarıyla buz kesen yüzümden ılık bir şeyler akıyor...



kuralı ihlal ediyorum, duygularımı kenara bırakmalıyım...



--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------



dar patikadan hızla ilerleyen atlıyı fark ediyorum... tamamen koyu mavilere bürünmüş, diğerleri gibi... elinde kalın kutuya konulmuş kılıcı fark edebiliyorum... ya şimdi yada hiç... beni fark etmeden önüne çıkmak zorundayım...



ani bir hareketle dar patikaya indim... atların kişnemesi ve nal sesleri birbirine karıştı... yüzü peçeyle kaplı olan adam beni fark edince yolun diğer tarafına kaydı... elimi yayıma götürüyorum... en ufak bir hatanın bedelini canımla ödeyebilirim... adam kılıcıma davrandığımı görünce ormana daldı...



işte bu işimi daha da zorlaştıracak... gece at üstünde hele de ormanda kılıç kullanmak imkansız... bu engebeli arazide ufak bir denge kaybında yere düşebilirim... elimi yayımdan çekiyorum... bu iş kılıçla bitecek...



iki suikastçı ormanın derinliklerinde hızla yol alıyorlar... amaçları rakibi öldürmek...



sonunda ona yaklaşabildim... elinde tahta kutuda saklı kılıcı korurken benim saldırılarıma karşı son derece savunmasız... ilk darbemi vuruyorum... ama güçlü rakip karşısında bu kesinlikle yeterli değil... bana karşı koyuyor...



doğru zaman ve doğru hamle... sert bir kılıç darbesiyle rakibi atından düşürmeyi sonunda başardım... şimdi yerde son derece savunmasız... atımın eğerini kendime doğru çekiyorum... kişneyen atın sesi gecenin sessizliğini yırtıp geçiyor... son sürat hızla rakibime karşı ilerlerken o yerinde kımıldamadan duruyor, bu kalbimin hızlı atmasına neden oluyorum...



doğru zaman, doğru hamle...



ben bunu kaçırdım... atımla hızla üzerine doğru giderken hayati bir hata yaptım... ona doğru hızla yaklaşırken korumam gereken mesafeyi koruyamadım...





dolunayın ışığında parlayan kılıç, yerdeki suikastçının üzerine doğru gelen atın bacağına ağır bir darbe indirdi... kulakları yırtarcasına bağıran atın kişnemesi ormanda çınlarken atın üstündeki suikastçı atın üzerinden savruldu...



kendimi toparlamaya çalışırken bana doğru hızla gelen adamı gördüm... işte doğru zaman ve doğru hamle buydu... ama yapan ben değildim...



not: gecikmeden dolayı üzgünüm... umarım beğenirsiniz... bundan sonraki bölüm final olacak...Smile

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder